Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Emanet ve Kıyamet

إِنَّ اللَّـهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ ۚ إِنَّ اللَّـهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ ۗ إِنَّ اللَّـهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا

emanet_ayeti

Şüphesiz Allah size, emanet (ve iş)leri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla size, gerçek, ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah (sözlerinizi, hükümlerinizi) hakkıyle işitici, (bütün yaptıklarınızı) hakkıyle görücüdür. [Nisa:58]

– Daima abdestli gezdiğinizi duymuştuk, okuyabildiniz mi kıble istikametine asılı duran levhadan nasibinize düşen ayet-i kerimeyi?

– Şimdi meal-i şerifini bir daha okuyasın, Sure-i Nisa’nın, ellisekizinci ayetidir bu unutmayasın!

Aziz üstadım bu denli üstüne düştüğünüze göre vardır elbet bir hikmeti… Biz cahiliz ve dahi cahil cesur olur ya hikmetten sual ederiz?

– Sen hiç Kabe’nin içini gördün mü?

– Nerde efendim, fotoğraflarına bakıp bakıp yanarız, uzaktan, uzaktan…

– İşte bu ayet, Hazreti Kibriya Efendimizin sadr-i pakine, cismen Kabe’nin içinde bulundukları halde inen yegane ayet-i celiledir.

– Manası pek mühim olmalı o halde…

– Manası bizde hep bir hatırayı canlandırır. Merhum Mahir İz hocamızın yıllar önce söylediği, ama o zaman tam olarak anlayamadığımız ölçüyü zevk-i tehattur eyleriz. Rahmetli hocaya gerek siyâsi konularda, gerekse gündelik hayatta aradığımız insanın özelliklerinden sual eylediğimizde şu cevâbı alırdık:

“Bir iş için aradığınız adamda sırasıyla şu üç vasıf bulunmalı” derdi Hoca:

1. İşini iyi bilen ve yapan (liyâkat ve ehliyet sahibi),
2. Doğru, dürüst, güzel ahlaklı
3. İnançlı ve dindar.

Biz derdik ki: “Hocam inançlılığı ve dindarlığı birinci sırada bulunması gerekmez mi? Siz onu üçüncü sıraya bıraktınız.” Hoca’nın cevâbı çok ârifâneydi:

Oğlum siz câmiye imam veya tekkeye şeyh arıyorsanız dediğiniz doğru. Ama işe adam arıyorsanız, doğrusu adamın önce işini bilmesidir. Din ekmek kapısı değildir. Kuran-ı Kerim’de adı geçen peygamberlerin tebliğinden bahsedildiğinde “Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.” [Şu’arâ:109] buyrulur. Bütün peygamberlerin hayatı anlatırken bu “ücret istememe” den bahsedilir. İşini bilmeyen bir doktor, beceriksiz bir avukat veya âciz bir siyasetçi inançlı ve dindar olsa, ama doğru ve dürüst olmasa ne faydası var? Öyleyse doğru sıralama budur.”

Aradan neredeyse yarım asır  geçti. Türkiye’de köprünün altından çok sular aktı. Biz de hocanın söylediğinin doğruluğunu yılların tecrübesiyle ile daha iyi kavradık.

İnançlı ve dindar insan genel anlamda emânet şartlarını taşıyan iyi bir kuldur. İş bilen ve doğru insan ise yönetim anlamındaki özel emanetin şartlarını taşıyan kimse demektir. Özel anlamda emâneti belirleyen Nisâ sûresindeki bu âyetin nüzûl sebebi de hocamızın haklılığını ve tespitinin doğruluğunu teyit ediyor.

Malumâliniz üzre Mekke’nin fethi sırasında Allah Rasûlü, Kâbe’ye girmek üzere geldiğinde Kâbe anahtarı kendisinde bulunan Abduddâroğullarından Osman bin Talha kapıyı kilitlemiş ve anahtarı da Hz. Peygamber’e: “Allah’ın peygamberi olduğunu bilsem vermekten çekinmezdim.” diyerek vermek istememişti.  Hz. Ali, Osman bin Talha’nın kolunu büküp anahtarı zorla aldı ve kapıyı açtı. Allah Rasûlü de Kâbe’ye girip iki  rekat namaz kıldıktan sonra dışarı çıktı.  Çıktığında amcası Abbas anahtarın kendisine verilmesini istediyse de bu âyetin inmesi üzerine anahtar Osman’a olay safahatıyla anlatılarak ve inen bu âyet kendisine okunarak teslim edildi. Osman derhal iman ediverdi. Demek ki önce iş bilmek; ehliyet ve liyâkat sonra sözüne sadık olmak… İnanç da onu taçlandırıyor.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, emânetlerin zâyî edilmesini, dünyâ hayâtını kıyâmet sahnelerine çevirecek derecede büyük bir ifsat, bozulma sebebi olarak görmüştür. Bir toplantıda Resûlullah sallellahu aleyhi ve sellem etrafındaki sahâbilere birşeyler anlatırken, bir bedevî geldi ve

– Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.

Resûlullah sallellahu aleyhi ve sellem sözünü kesmeyip konuşmasına devam etti. (O kadar ki) oradakilerden kimisi (kendi içinden) “bedevîyi işitti ama, sorusundan hoşlanmadı”; kimisi de ” galiba işitmedi” diye durumu yorumladı. Derken Resûlullah sallellahu aleyhi ve sellem, sözünü bitirince

-” O, Kıyâmeti soran nerede?” buyurdu. Bedevî;

-Benim, buradayım ya Resulallah! dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber;

-“Emânet zâyi edildi mi Kıyâmeti bekle!” buyurdu. Bedevî;

-Emânet nasıl zayi’ olur? dedi. Resûlulhah sallellahu aleyhi ve sellem de;

-” İş, ehil olmayana verildi mi Kıyâmeti bekle!”buyurdu

Hayat-ı seniyyelerinde de böyledir. Resulullah efendimiz hicret buyururlarken de kılavuzu Abdullah bin Uraykıt müşrikti. Ama en iyi kılavuzdu. İşini en iyi yapan adamdı. Müslüman’dan seçmedi efendimiz. İşi en iyi yapanını seçti.

-Ölçü, kainatın efendisinden: “emanete riayetsizliği, bir kıyamet habercisi gibi değerlendirip  işleri ehline vermek” Bu iş çok basit bir görevden devlet sorumluluğuna kadar böyle midir?

Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin hal ve evsafıdır. Kur’an-ı Kerîm’i huşû’ ile okuyup tatbik edersen, kendini peygamberler ile, veliler ile görüşmüş farzet! Peygamber kıssalarını okudukça, ten kafesi, can kuşuna dar gelmeye başlar. Biz bu ten kafesinden ancak bu vâsıta ile kurtulduk. O kafesten halâs olmak için bu yoldan yani, tevhîd tarîkından başka çare yoktur. [Hz. Pir Mevlana]

– Can kardeşim sen bir de şu ayetleri ekle hikmete: İsterse kendileri ve yakınları aleyhine olsun, adaleti ayakta tutarlar. [Nisâ:135] Hatta bir kavme olan kinleri adaletten ayrılmalarına yol açmaz. [Maide:8] De ki: Rabbim bana adaletli olmayı emretti. [Araf:29] Buradan yayılan manayı münifi hayatın her alanına yaymak mümkün: ister partiye oy ver, ister memura kadro, ister marketten deterjan al, ister hatuna ayakkabı farketmez; o işi en iyi yapan kimse ona teslim etmeli, zamanı, kadroyu, mangırı, ömr-ü azizi isrâf etmemeli erenlerim.

adalet_temelidir

– Nasibimizce anladık efendim payımıza düşeni: emanetler ehline verilmeli, adam kayırmaktan, torpilden, uzak durulmalı; cemaat ve tarikat mensuplarına dahi, bizdendir diye ehil olmadıkları işler ve emanetler verilmemelidir.

– Bir numune-i imtisalde şanlı tarihimizden olsun, hem de bir ecnebi dilinden, Kanuni devrinin Avusturya elçisi Baron de Busbecq’den dinleyelim:

Vazife ve memuriyetleri, herkese Sultân verir. Bunu yaparken ne zenginliğe ehemmiyet verir ne boş ricâ ve dâvâlara… Yalnız liyâkate bakar, seciye arar, fıtri kâbiliyet ve istidât düşünür. Namussuz, tembel ve âtıl olanlar hiçbir zaman yükselemezler. Türklerin neye teşebbüs ederlerse muvaffak olmalarının, hakim bir ırk haline gelmelerinin ve gün geçtikçe büyümelerinin sırrı ve hikmeti burdadır.

Cenab-ı Hakk ve Hadi-i Mutlak -celle celalüh- Hazretlerinden umarız ve dileriz ki, önce üzerimizdeki emânetlerden terettüb eden vazîfeleri hakkıyla îfâ ederek müsterih bir kalb ile huzûruna varabilmeyi cümlemize nasîb eylesin! sonra tertemiz şeriat ve apaydınlık tarikatın hükümlerinin yerine getirilmesindeki şevk ve neş’eyi ziyade eyleyip bizleri tevhid ehli kimselerin söz ve halinden istifade ettirsin! Amin ya muîn!

Müsrif dilenci

Allah dilediği kimsenin (niyet ve amellerine göre) rızkını genişletir ve (dilediğini de) daraltır. (O inkârcılar,) dünya hayatıyla sevinmekle yetinirler. Halbuki dünya hayatı, âhiret (hayatı) yanında, geçici bir faydalanmadan başka bir şey değildir. [Ra’d:26]

Birazdan anlatacağımız masalı dinlemeden önce önünüze peşinen 100.000 lira bırakıldığını düşünmenizi istiyoruz. Bakalım neler yapacak, parayı nasıl muhafaza edeceksiniz… Bir miktar tefekkürden sonra başlayalım söze…

buyuklere_masallar_3

O sabah padişah, huzur ve saadet içinde uyandı. Öyle ki, penceresini açıp baktığında esen soğuk kış rüzgânndan bile etkilenmedi. Kendi kendine şöyle mırıldanıyordu. “Dünyada şu andan daha değerli bir an yoktur. Ne iyiyi düşünüyor, ne de kötüyü dert ediyorum. Kimse için kaygı duymuyor, tasalanmıyorum.” Sultanın bu fısıltısı, rüzgarın da yardımıyla saray civarında, soğukta çıplak yatan bir fakirin kulağına kadar gitti. Yoksul söyleniyordu: “Ey kudretli sultanım! Diyelim ki kendin için kaygı duymuyorsun, bizim gibiler içinde mi endişelenmezsin?” Yoksulun sözleri, sultanın yüreğini yumuşattı. Hemen içinde bin altın bulunan büyükçe bir keseyi sarayın penceresinden sarkıtarak: “Neredesin?” diye bağırdı. “Gel ve eteğini aç!” Az sonra fakirin sesi duyuldu: “Eteği nereden bulayım, giyecek elbisem mi var?” Bu söz üzerine, sultanın merhameti daha da arttı. Altın kesesine bir de güzel kaftan ekledi ve yoksula gönderdi. Aradan az bir zaman geçince, fakir adam sarayın kapısına yeniden geldi. Bu parayı kısa zamanda tüketmişti. Kalburda su, aşığın gönlünde sabır durmadığı gibi dünyaya kıymet vermeyen kimsede de para durmaz. Fakat yoksul adam, bu defa saraya öyle bir zamanda gelmişti ki, sultanın onunla konuşmaya değil, hatırını sormaya bile zamanı yoktu. Saray teşrifatçıları, yoksulun geldiğini ve huzura çıkmak için izin istediğini sultana arz ettiler. Padişah öfkelendi. Kaşlarını çatıp yüzünü ekşitti. Tecrübeli kimselerin şöyle bir sözü vardır: “Hükümdarlar çoğu zaman vakitlerini, ülkenin ve halkın önemli işlerini çözmekle geçirir, gayretlerini büyük meselelere sarf ederler. Basit işlere ayıracakları fazla zamanları olmaz. Hatta böyle zamanlarda, halkın kendilerini meşgul etmesine çok kızar, çok öfkelenirler.

Bazı mühim zevât-ı kirâm ile görüşmek için uygun zemin gözetilmeli, müsait zaman kollanmalıdır. Yoksa, hem değeriniz hiçe iner, hem sözünüz boşa gider. Padişaha yoksulun hali anlatılınca, çok sinirlendi: “Onca parayı, az bir zamanda tüketen bu müsrif ve yüzsüz dilenciyi hemen koyun! Devlet hazinesi gerçek fakirlerindir. Şeytanın kardeşleri olan müsriflerin çiftliği değildir” diye köpürdü. Güpegündüz kafûri mum yakan sersem, gece kandiline koyacak yağ bulamaz!

Padişahın vezirlerinden akıllı biri şöyle söyledi: “Sultanım, bence bu gibi kimselere, günlük azar azar yardımda bulunmak daha isabetlidir; ta ki harcarken israf etmesinler. Terbiye için dahi olsa, bu gibilerini kovmak ve hiçbir şey vermemek de uygun değildir. Çünkü böyleleri, davranışınızı cimrilikle yorumlayıp hakkınızda yanlış bir kanaate varabilirler.” Sultan tebessümle başını salladı: “Sözün bitti mi?” Vezir kaldığı yerden devam etti: “Birini lütufla ümitlendirmek, arkasından onun ümitsizlikle gönlünü kırmak, cömert ve yardımsever kimselerin büyüklüğüne yakışmaz. İnsan ya lütuf ve ihsan kapısını açarak kimseyi hırsa düşürmemeli; ya da açtıktan sonra, kaba ve kırıcı bir biçimde yüzlerine kapamamalıdır.”

Kâbe yolunda susayanların, acı su etrafında toplandıkları görülmemiştir. İnsanlar, kuşlar ve karıncalar nerede bir pınar bulurlarsa onun çevresinde toplanırlar. Kuşlar darı olan yere gelir, boş bir sahraya kim gelir?

Az olup kâfi gelen, (yeten) çok olup da oyalayan (nimetin şükrünü unutturan) şeyden daha hayırlıdır. [Hadis-i Şerif]

Şimdi sözün başında açılan kapından ilerleyelim: ailemize mesai hayatı boyunca, emeklilikten önce (siz deyin 30 yıl) nasib olan toplam rızkınızı bir hesaplayın hele…

Buradan sızan mânâya vâkıf olduysan, seni zengin etmeyecek kimselere fakirlikten şikayet etme, kendine gel ve tevekkül et, duruşunu titretme. Rızkın sana senden daha çok aşıktır…

Bizleri kaldıramayacağımız yükle imtihan etmemek için rızkımızı kararınca eyleyen Rabbe şükürler olsun, hörmetler niyaz ederiz efendim

Serinin diğer masalları için:
http://umutrehberi.com/2014/03/08/buyuklere-masallar-i/
http://umutrehberi.com/2014/08/03/buyuklere-masallar-ii/

O öyle bir Allah ki

Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıktay

O Öyle bir Allah’dır ki: وهوالذي hitabıyla başlayan ayetlerin tefekkürü ile doğacak mânânın gün, şahsiyet ve ömrü aslına mayalaması niyazıyla…

– Sizi yaratan, size işitecek kulak, görecek gözler ve duyacak kalbler veren O’dur. [Mülk:23]

– Sizi yeryüzünde yaratıp zürriyet halinde yayan O’dur. [Mülk:24]

– Kendi yardımıyla ve mü’minlerle seni destekleyen, güçlendiren O’dur. [Enfâl:62]

– Geceleyin sizi (bir nevi’ ölüm olan uyku ile) öldüren ve gündüzün ne kazandığınızı bilen, sonra belirli bir ecelin tamamlanması için onda (o gündüz vakti) sizi dirilten (uyandıran) da O’dur. Sonra dönüşünüz ancak O’nadır; sonra (da O, dünyada)yapmakta olduklarınızı size haber verecektir. [En’am:60]

– O, toplanıp huzuruna getirilecek, hesap verilecek olan Allah’tır. [En’am:72]

– Gökleri ve yeri hak ile (hakkıyla, îcâb ettiği şekilde) yaratan da O’dur. “Ol!” diyeceği gün, (herşey) hemen oluverir. Sözü haktır. Sûr’a üfleneceği gün de mülk O’nundur. Görünmeyeni ve görüneni bilendir. Çünki O, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır, Habîr (her şeyden haberdâr olan)dır. [En’am:73]

– Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O’dur.[En’am:97]

– Hem sizi tek bir nefisten (Âdem’den) meydana getiren O’dur; sonra (sizin için çok değişik safhalarda) bir kalma yeri, bir de emânet bırakılma yeri vardır. Gökten su indiren O’dur. Sonra Biz onunla her çeşit bitkiyi çıkarırız… [En’am:98-99]

– Kitâb’ı(Kur’ân’ı, içinde hak ile bâtıl) iyice açıklanmış olarak indirendir… [En’am:114]

– Zira O’dur [hem] ekilip biçilen ve [hem de] kendi başına yetişen bahçeleri, (var eden,) hurma ağaçlarını, çeşit çeşit mahsuller veren tarlaları, zeytin ağacını ve narı meydana getiren: [hepsi] birbirine benzer ve hepsi birbirinden çok farklıdır! Olgunlaştığında onların meyvelerinden yiyin ve [yoksullara] mahsulün toplandığı gün haklarını verin. Ve [Allah’ın nimetlerini] israf etmeyin: kuşkusuz O müsrifleri sevmez! [En’am:141]

– Sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve verdiği nimetlerle sizi sınamak için kiminize diğerlerinden üstün dereceler verendir. Rabbinin cezası pek sür’atlidir; aynı zamanda O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. [En’am:165]

– Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderendir. Nihâyet (o rüzgarlar,) ağır (yağmur) bulutlar(ını) yüklendiği zaman, onu ölü bir memlekete sevk ederiz; böylece oraya su indiririz de onunla her çeşit meyvelerden çıkarırız. İşte ölüleri (dekabirlerinden) böyle çıkarırız; tâ ki ibret alasınız! [A’râf:57]

– Hanginizin ameli (hâl-ü hareketi) daha güzel olduğu (hususunda) sizi imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde(evrede) yaratandır. (Bundan evvel ise) arşı(kudret tahtı) su üstünde idi. [Hûd, 7]

– Yeryüzünü yayıp genişleten ve onun üzerine yerinden oynatılmaz dağlar yerleştirip vadilerinden nehirler akıtan ve orada her tür bitkiden iki cins yaratan ve gündüzü geceyle örtüp bürüyendir. [Ra’d:3]

– İçinden tâze bir et (balık) yiyesiniz ve kendisinden onu takınacağınız bir ziynet(inci ve mercan) çıkarasınız diye, denizi hizmetinize verendir. [Nahl:14]

– Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan da O’dur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedir. [Enbiyâ:33]

– Size hayat veren sonra sizi öldürecek, sonra da yeniden diriltecek olan O’dur. [Hac;66]

– Sizin için kulak(lar)ı,gözleri ve kalpleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! Hem O, sizi yeryüzünde yaratıp, yayandır. Ve ancak O’nun huzûruna toplanacaksınız. Hayatı veren de, öldüren de O’dur. Gece ile gündüzü peş peşe getiren de O’dur. Öyleyse hâlâ aklınızı başınıza alıp bunları bir düşünmez misiniz? [Mü’minûn:78-80]

– Size geceyi bir örtü, uykuyu bir istirâhat kılan da; gündüzü (rızık için çalışmak üzere) dağılma (zamânı) yapan da, O’dur. [Furkân:47]

– Rüzgârları rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen de O’dur. Ölü diyarlara hayat vermek ve yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu da Biz indirmekteyiz. [Furkân:48-49]

– İki denizi (büyük su kütlelerini birbirine) salıveren de O’dur. Bu (nehir ve göller)tatlı, susuzluğu giderici; bu (deniz) ise tuzlu, acıdır. Bununla berâber aralarına bir engel ve aşılmaz bir sınır koymuştur. İnsanı bir parça sudan yaratıp da soy ve evlilik bağından oluşan bir sülale haline getiren de O’dur… [Furkân:53-54]

– O, iyice düşünüb ibret almak arzusunda bulunan kimseler, yahut şükretmek dileyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir. [Furkân:62]

– İlkin mahlukunu yaratıp (ölümden) sonra bunu (yaratmayı) tekrarlayan O’dur, ki bu, O’nun için pek kolaydır… [Rûm:27]

– Kullarının tevbesini kabul eden, günahları bağışlayan ve sizin ne işlediğinizi bilen de O’dur. Hem iman edip makbul ve güzel işler yapanların dualarına karşılık verir, hatta lütuf ve ihsanından onların ödüllerini artırır. Kâfirlere ise şiddetli bir azap vardır. [Şûrâ:25-26]

– O’dur ki insanlar artık ümitlerini kestikten sonra yağmur indirir, rahmetini her tarafa yayar. O, gerçek dost ve hâmidir, bütün övgülere ve hamdlere lâyıktır. [Şûrâ:28]

– O, gökte de İlâh, yerde de İlâh olandır. Ve O, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır, Alîm (hakkıyla bilen)dir. [Zuhruf:84]

– Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O’dur. Allah yaptıklarınızı görendir. [Fetih:24]


Ben senin Hazretine bensiz varayım Mevla’
Senin ile bakayım, seni göreyim Mevla!

Dost sesiyle uyananlara

Sır evliyânın nimet Hûda’nın
Şükrü bu hânın Elhamdülillah
Sofraya himmet kân-ı mürüvvet
Gönderdi nimet Elhamdülillah
Muhammed(sav) erdir nûru’l-beşerdir
Sahibi zaferdir Elhamdülillah
Hak tâlibi ol nefsine bul yol
Hak’ta kerem bul Elhamdülillah
Geldi Muhammed(sav) olduk biz ümmet
Yeter bu devlet Elhamdülillah
Şeyhî nice demler, çekerdi gamlar
Ettin keremler Elhamdülillâh
sukr3

Sabahın nuruyla, indinden müsaade, fazlından müşahade buyruldukça, yakın bildiğimiz dostlara gönderdiğimiz mesajları paylaşmamız murâd olundu, cümle ihvana ziyade hasret ve muhabbetle arz ederiz.

Her biri mühlet-i ömrün kudret suyunda mücerrep hikmetlerin, sözün süzülüp de mananın inci gibi dizilip de söylendiği meclislerde yerli yerince kullanılıp muhatabı aslına mayalaması niyetiyle, Hak Dost’tan tesirini halk, tevfîkini refik eylemesi niyâzıyla…

pbreak1 Hak’tan adâlet değil, rahmet, kullardan rahmet değil, adâlet istenir.page_break Kelime, Arapça “yara izi” demektir. Ağzımızdan çıkan kelimeler muhatabımızda iz bırakır, yara açar. Kelimeyi süz de söyle!
pbreak1
Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır.page_breakAz olup kâfi gelen, çok olup da oyalayan(nimetin şükrünü unutturan) şeyden daha hayırlıdır.
pbreak1Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine karşı bağımsızlık demektir.page_breakYazışmak, kavuşmanın iki türünden biridir.pbreak1İyilik yapma fırsatı olmuş da yapmamış insan, kötülük etmiştir.page_breakÖlüm, biriktirdiğimiz şeylerin altında kalmak olmalı…pbreak1Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır, mühim olan çıktığın sütü ak bırakmaktır.page_breakAllah’ın verdikleriyle değil, vermedikleriyle meşgulüz. İşte budur çektiğimiz çilenin sebebi…pbreak1Adamın çirkinliğini, yüzüne karşı ancak ayna söyleyebilir, çünkü ancak onun yüzü serttir.page_breakİhsan ve nimetleriyle Allah’a yönelmeyen kişi imtihan zinciriyle O’na doğru çekilir.pbreak1Güzel deyince aptalın aklına kadın gelir, abdâlın aklına güzel!page_break“Ne derler acaba?” diye kahrolası bir put vardır.pbreak1Dualarının kabul olduğunu görmek istiyorsan, başkaları için dua et!page_break“Aslı” olanın tekrarı olmaz, devamlılığı olur.pbreak1Ey tâlip, senin O’ndan istediklerinin en hayırlısı, O’nun senden istedikleridir.page_breakKendini görmediğin her yerde Allah’ı görebilirsin!pbreak1Baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna derken “ömrü” tükettik bir hiç uğruna!page_breakİnsan kalbini koyduğu yerde, kalıbını koyduğu yerden daha fazla vardır.pbreak1Az bilmek için çok okumak gerekir!page_breakYalnızca durgun sular yıldızları yansıtır o halde durul artık.pbreak1Dünyada her şeyin bir ölçüsü vardır, sevginin ölçüsü de fedakarlıktır. Fedakarlık yapmayanın sevgisine inanılmaz.page_breakBölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.pbreak1Her varlığın bir gıdası vardır. Muhabbetin gıdası izhârdır. Sevdiğini göstermek, ortaya koymaktır.page_breakDerdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.

pbreak1Olmuş olan, olacak olanlar arasında en hayırlı olandır.page_breakKuş kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür.pbreak1Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.page_breakNefs ile ona muhâlefet ederek, şeytan’la Allah’ı zikr ederek, dünya ile kanaat getirerek savaşabilirsin!pbreak1Doğa gibi teknoloji de asıl gücünü, nimetlerinden yararlanıldığında değil, mahrum kalındığında gösterir.page_breakBütün gelişler fânidir, gidişler zamansız, sonsuz… meğer mutlak olan hasret imiş.pbreak1İçinde bu kadar çok nefret biriktirme! Bil ki nefretin bütün uçları keskindir ve iç kanama diye bir şey var!page_breakİnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise o insan artık kaybolmuştur.pbreak1Tövbeni bozmaktan vazgeçerek bir daha tövbe et; arayanı bulurlar elbet…page_breakKalbinizi ve sesinizi yumuşatın.pbreak1İnsan ancak anladığı şeyi duyar.page_breakVücudun rahatı az yemekte, ruhun rahatı az günahtadır.pbreak1Sünnet olan, “hiçbir çamurun üzerimizde iz bırakamayacağı kadar emîn insan olabilmektir” Kendimizden emin miyiz?page_breakAşk dediğin çiftleşmek değil “tek”leşmektir…pbreak1Kaybettiğin takdirde üzüntüsünü çekeceğin şeylerin arayışı içinde olmayasın!page_breakGölgeler gözünden kaybolduğunda gölge sahibi gözüne görünür olur.pbreak1Neyi arıyorsan osun sen; insan, zamanı durdurmak istediği yere aittir.page_breakYa gel, ol ve git ya git, ol ve gel…pbreak1Öfkeyi yutmak özür dileme zilletinden daha iyidir.page_breakNe garip üstteki taşı koyarken alttaki taşı küçümsemen; o olmasaydı çökerdi kulen!pbreak1Az yemek lâzım… Ecük yersen o seni taşır, ecük fazla yersen sen onu taşırsın!page_breakAllah’la bağlantısız her şey tüketilir; tüketilen her şey ise sıkıcıdır.pbreak1İnsanın kalbine sığabilene “kâinat” denir, kâinata sığamayana ise “insan”page_break“Kendine bir çeki düzen ver” dedi meczûb, “ayna sana bakıyor!”pbreak1Gerçekte kim olduğunuzu bilmek isterseniz; dilinizden düşürmediğiniz büyük iddialara değil, gelip geçerken günler, habersizce çekilmiş bütün o fotoğraflarda neyin parçası olarak göründüğünüze bakın!page_break Bir kehribar tesbih dedi meczûb beni sürekli kendine çekiyor… Câzip insan olasın ya huupbreak1 Kur’an’ın, doğanın, yaşamın, tarihin özü hep tekrardır; doğruyu, iyiyi, güzeli tekrarlamaktan çekinme. Güneş kendini tekrardan çekiniyor mu?page_break Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden, işitilir.pbreak1Âşık olmak değil olmamak hastalıktır.page_break
Herşeyin birşeyini birşeyin herşeyini bileceksiniz!
pbreak1Bilinçsiz eylem âdettir, ibadet ile âdeti ayıran niyettir; unutma niyetin kadar varsın!page_break Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmek isteyişi bir düş uğrunaydı, düşün yoksa o bıçağın elinde işi ne?pbreak1 İşinde tedbirli davranmayanın gönlüne ağırlık çöker.page_break Hak varken haksızlık yapamaz kimse. Yaptığını zanneder o kadar!pbreak1Elma çürüyor, yaprak sararıp dökülüyor, çiçek soluyor, vadesi dolan gidiyor. Her şey, hayatın gidişatının ne tarafa doğru olduğundan bir haber…page_break Ömür; insan, kalıbının içini insanlıkla doldurabilsin diyedir…

pbreak1 İnsanlar sevilmek, eşyalar ise kullanılmak içindir. Huzursuzluğun nedeni; eşyaların sevilmeleri, insanların kullanılmalarıdır.
page_break
Yaşamın gizemi yalın oluşundadır. Bu yalınlığı din kutsar, bilim sınırlar, sanat betimler, felsefe yorumlar.

pbreak1Ne garip bir idraksizlik! İnananların çoğu Allah’a inanmıyormuş gibi umursamazlar, inanmayanların çoğu Allah’a inanıyormuş gibi rahatlar.page_break
Uyanık olasın; tecrübe zamanla birikiyor, enerji zamanla azalıyor. Tecrübe yavaş birikiyor oysa zaman gittikçe hızlı akıyor.

pbreak1Yalnızken ne kadarsak o kadarız aslında. Gerisi bize ait olmayan teferruatlar…
page_break
Mutluluğun önündeki en büyük engel: çok fazla mutluluk beklentisidir.pbreak1 Durduğunuz pozisyonun doğruluğunu veya yanlışlığını anlamak istiyorsanız, yanınızdakilere ve karşınızdakilere bakınız.
page_break
Eğer kısa cümleler kuruyorsa insan, uzun yorgunlukları vardır sadece…

pbreak1 Kırılmak istemiyorsan kimseye “ayna” olma!
page_break
Aşıkların sözlerini alıp satan aşık mıdır? İçini görmez sarayın vasfeder duvarını…

Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada asla barınamazlar.
page_break
Namaz camiden çıkınca, Hac Kabe’den dönünce, Oruç Ramazan bitince başlar.

Melekler uçabilirler çünkü kendilerini hafife alırlar.

page_break
Denizde dalga, dünyada dert bitmez. Sen rahatı iç dünyanda ara. Dışardaki çalkantıya aldanmayıp içine bak! Saklı inci, kendi derinliklerinde…

Kanıta ihtiyacı olmayan doğallığın adıdır içtenlik. Biraz samimiyet lütfen…

page_break
Allah deldiği boğazı aç komaz! Yiyebileceğin aşı, yapabileceğin işi yap. Her tencereye köz, her pencereye göz olma!

Gece uzundur, uykunla kısaltma onu; gündüz ışıktır; günahınla karartma onu.

page_break
İnsanın iç acılarının toplamı, Yaradana uzaklığı kadardır!

Müslümanlık ince insanlık, dervişlik ince müslümanlıktır.

page_break
Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur. Asıl mesele bir derdinizin olmasıdır.

İlkin gezginliğe çıkman gerek ancak sonra yurduna dönebilir o zaman da ötekileri anlayabilirsin. Öteki gören gözle en uzun yoldur insanın içi…

page_break
Hayatın ayarlarıyla oynamalı diyenlere not: “Yavaşlayarak önce hızdan, sonra hazdan vazgeçilecek…”

Allah insanı ümit diye yarattı; Ümit diye yaratılan ne Allah’ın ümidini boşa çıkarır ne Allah’tan ümidini keser.

page_break
Ey tâlib-i canan, bu yoldan nasibin: zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlub olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak kadarıncadır.

Madem insan kulağından beslenir ve kainat asla boşluk kabul etmez. Sen de vücudun ülkesini boş bırakmayıp ateş-i aşkla âh eyle dem be dem: atesiask.com

page_break

Seyahat ediniz ki tertemiz olasınız zira suyun bile bir yerde çok kaldığında tadı, rengi, kokusu bozulur, güzelliği kaybolur.

İnsanların, diğer insanları ancak kendi menfaatlerine uyacak kadarıyla anladığı zamanlarda siz öyle bir kazanın ki kimseyi yenmiş olmayasınız.

page_break

Zenginliğin çok vermekde olduğunu unutan birine rastlarsan sual basit: Ne yapmış da zengin olmuş? Zengin olmuş da ne yapmış?

Hata suya benzer, yayılmaya hazırdır. Gerçekler kaya gibidir ayağına gidilmeyi bekler. Oysa tesiri su gibi temizleyicidir.

page_break
İlaç, ilaç olarak kaldıkça tesirsizdir, içildi mi varlığından geçer, işte o zaman tesir eder, kelimeden, ahvale aşk ile şifa bulasınız ya huu

Ey can! Kimi, nerede aradığına dikkat et; zirâ kendinde olanı aramak, kendinle arana mesafe koymaktır. Kaldır perdeyi aradan ya huu

page_break
Tut ki yoldan uzaktayım, uykudayım, gafletten uyanamamışım; ama uyuyanlara da gizli bir seyir bağışlamaz mısın Sen!

Dervişlik, ölüme hazır olma sanatıdır.

page_break
Kurt kuzuyu yerken tarafsız kalmak, kurdu tutmaktır.

Her insan mutlu olamaz çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü!

page_break
Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür olabilirsin.

Hastalıktan dert yanma! Hak seni kayırıyor, günahtan uzak tutuyor, nefsi azgınlıktan, ömrü israftan koruyor. Şükret ki musibet nimet olsun!

page_break
Vakit her zaman saatle ölçülmez. An gelir tesiri başka başkadır. Vuslatı bekleyen aşığa, sabahı bekleyen hastaya, ölümü bekleyen yaşlıya sor

Derviş, kendi hazzından fâni olandır. Sofrada bulunması dâhi ailesi fertlerini iştaha getirmek içindir, işkembeyi şişirmek için değil ya huu

page_break
Hayat seni güldürmüyorsa espriyi anlamamışsındır demektir. Rıza mazharıyla hoş olam dersen; dilin tut, sözün yut seyretmeye bak

Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da; herkes biraz var o kadar…

page_break
Sürahi eğilir, bardak değil. Derin olan, dolu olan, usta olan boyun büker, çırak değil.

Derdini sıkı tut. Şikayeti bırak. Alıştığın derdi alır yenisini verir hepten berbat olursun… Verdiğine razı eyle ya huu
page_break
Aşk yolunu seçtik sanırdık meğer yolun sahibi layık bulduğunu tercih edermiş. Akansu gayriyatları kenara atarmış. Katremiz ummana erdir ya huu

 Ölümden şüphen mi var? Uyuma! Öyleyse uyku gibi ölüme de mahkumsun. Dirilmekten şüphen mi var? Uykudan uyanma! Demek uyandın; dirileceksin!
page_break
Doğan, isterse sütbeyaz ve eşsiz olsun; fare avladıktan sonra bayağıdır. Dön bak aynaya neyin peşindesin; unutma talebin ne ise o’sun sen! Tut ki beklemiyorum seni, vuslat ümidiyle yanmamış buluşma özlemiyle ölmemişim; fakat her taşın güneşten bir payı yok mu?
page_break
Aklına gelen bütün ihtiyaçlarını bir alışveriş merkezinde giderebilen bir insan, Kafdağı’nın ardında neyi arasın?Dervişlik, hoşgörü yoludur; ama neyi hoş görelim? Ne hoş ne değil? Nefse hoş gelenlerin hoş görmek değil Hakkın hatrını hoş tutmaktır yolumuz.page_break
Âlemden maksat: bir kâmil insanı meyve vermesi, insan’dan maksat ise o demin gelmesidir. Hakikat sancısı çekenlerin demleri ziyâde ola ya huuCihad, beden ülkesine ruhu hakim kılmak içindir. Cihandaki savaş ise delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye müminlere! farz olmuştur.

page_break
Ey can, gönlünden aşka bir yol aç. O bahar gibi su gibi hoştur. Duru su, aya ayna tutar.  Aşk baharının rüzgarı esince kuru olmayan her dal sallanır.

 * * * * *

Hâmiş: Madem buraya kadar zahmet edip okudunuz, mânânın tamamı ve devamı için twitter üzerinden vâsıl olalım erenlerim huu

Yalvaran gönlü boş çevirmez, karşılıksız bırakacağı duayı yaptırmaz. Ne kadar çok vermek isterse, o kadar çok istemek verir lâkin O istemeyince de bir şey olmaz. Bir şeyi isteyebilmemiz için, O’nun o şeyi istememizi istemesi lazım.
ladikli
26 senelik muvazzaf, çarıklı erkân-ı harbten, İstiklal Harbi gâzisi, üveysîmeşrep bir Allah Dostu Lâdikli Ahmed Hüdâi Hazretleri [1888-1969]

Hak hitâbı erişince gizliler olur âyan
Bunca ruhları halkettin sana muhtaçtır cihân
Ol Resulün merkadine yolladık biz armağan
Rabbımız bizimledir her vakitte her zaman
Şefaat Senden isterim Ya Muhammed, Ya İmam

Adetullah öyle cari her gelen devran eder
Dinle Hakk’ın Kur’anını ne esrar beyan eder
Gafil insan gafil olur nefsine ziyan eder
Okunur uhrada defter her işi ayan eder
Asi demez, mücrim demez yolu dergaha gider

Bir melek münadi iner; ey yatan gâfil kişi
Gafil iken geçti ömrün bitmedi dünya işi
Sur münadi vurulunca cem olur erkek ile dişi
Vezn ederler ol ayarda altın ilen gümüşü
Hidâyette olan kullar yerler cennet yemişi

Eylerim Hakk’a münacaat ol kapıda her zaman
Erişir Hakk’tan hidâyet bu acize bir zaman
Her tarafım oldu isyân neylesin ahir zaman
Kabir münâdi çağırır her vakitte her zaman
Şefaat Senden isterim Ya Muhammed, Ya İmam

Ol Hakk’a aşık olanlar Hakk’ın kapısın arar
Bulundum ahid yerinde eyledim kavli karar
Kendini kalbini pakle ol dergaha öyle var
Hayır amelleri işle yareden Hakk’a yarar
Sabah ol mahşer gününde ol Hakk divanın kurar
Alırlar defteri elinden evvela amâl sorar

Açmışım mevtin kapısın ol emanet vermeğe
Okudun mu ilmi ledünnü bu esrarı bilmeğe
Göz hicabın kaldırdın mı Hak yolunu görmeğe
Aciz mi Yaradan Hüdam kula nusrat vermeğe
Din hakkında sen de çalış gül bağına girmeğe

Ey Hüdam bizi yarattın kulları ben-i beşer
Ol Hüda’ya yakın olan aşkın şarabın içer
Buna fani dünya derler gam ile gelir geçer
Kurmuşlar Hakk’a divanı nebiler ümmet seçer
Ol hesabı doğru olan, doğrudan doğru geçer

Sâilim geldim kapına dergaha tuttum yüzüm
Aşkın ateşi yakıyor durmaz ağlıyor gözüm
Bir yerde karar edemem böyle mi benim yazım
Hacer-ül Esved içinde ol ahd-i misak bizim
Dergahına ben varırsam karadır elim yüzüm

Dergahına ben varacam beni Yaradan Hüdam
Semavatlardan duyulur vakt-i seherde sadam
Yetmişbeş yaşıma geldim kahlesiz nasıl yatam
Ol bana ibret değil mi nerdedir anam atam
Fazlaca mal vermedin ki kula tasadduk yapam
Kara yerlere girince çırasız nasıl yatam

Hiçbir Ümmet okumadı Kur’an gibi bir kitap
Hakk Teala ne buyurdu dinle Kur’an da hitap
Hüda Kur’an da bildirdi ahkamı yüzdört kitap
Allah’a kulluk yapana ne sırat var ne hisap

Sabah ol Mahşer gününde ehli Cennet çağrılır
Hakk’a yakın olmayanın yolu başta ayrılır
Kün-Feyekün hitabında yer gök ehli çağrılır
Kurulur Hakk’ın mizanı bir gün ora buyrulur

Sür münadi vurulunca cihana eder nida
Kullarına rahmet eyle Bari yaradan Hüda
Mülk kimindir bildiniz mi ne mekan var ne sada

İşte geldim gidiyorum neyleyim dünyayı ben
Eğer vakıf olduysan bu gizli esrara sen
Eli yüzü pak varayım ol Resulullah’a ben
Ol ahım eflaka çıkar yanıyor kalb ile ten

Bir Üstad’dan okumadım yol nedir, erkân nedir
İlm-i zahir okumadım kalpteki burhân nedir
Ey beni yareden Hüdam cümle bilgi sendedir
Aşk-ı Resül kalbe düştü hem yangınlık tendedir

Cevheri kalbte taşırım kalbdeki cevhere bak
Her gün için her saatte kullara gelir hitap
Hüda Kur’an da bildirdi ahkamı yüzdört kitap
“Eyyühel Mücrim” hitabı cümle kullara hitap

Kalp evinde bir melek var durmaz aşkı söyletir
Yandı sadrimin binası gözlerimi ağlatır
Ol Hüda kılıncı olan Haydar Ali kandedir
Sıdk ile seyret cihanı ibret aşikardedir
Ey beni yaradan Hüdam benim makamım nerdedir
Dertliler geldi kapına hem dermanı sendedir

Hazretimin ruhaniyetinin işbu mânâdan haberdar, ruh-u tayyibelerinin şâd u handan olup biz dâilerine rahmetinden bir kırıntı ihsân buyrulmaklığı için el-fâtiha

Mesâiye devam

Sevap için çalış, yorul ki; günah işlemeye dermanın kalmasın. [Prof.Dr. Mahmud Es’ad COŞAN]

calismak_gerek

Üşenme, erteleme, vazgeçme; bizi ancak çalışmak kurtarır. [Ş. Rado]

Biriktirdiğimiz suallerle başlamak isteriz söze; “Bu dünyada Allah’ı neden göremiyoruz?”

“El-muhît” ismine ters gelir de ondandır. Zira bu dünya gözüyle ru’yetullah olması lazım gelse, Allah’ın kuşatılan olması lazım gelir, halbuki Allah muhittir, çepeçevre sarıp kuşatandır, muhat, kuşatılan olamaz!

Sonra geçmiş zaman radyo programlarından birinde Üsküplü Şevket Rado (v. 1988)’dan dinlediğimiz bir hatıra vardır:

“Bir gün hattat, Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey, iki elinde iki büyük paket olduğu halde Karaköy’den vapur iskelesine doğru gidiyordu. Hemen yanına yaklaştım, paketlerden birini ben taşıyayım dedim. Tereddüt etmeden “Al..” dedi. Bu sefer Kadıköy İskelesi’ne değil de Karaköy Muhallebicisi’ne doğru yürüdü. İçeri girdik. “Hocam, hani iskeleye gidiyordunuz?” Cevap vermedi, muhallebici çırağına: “Evlat, bir limonata bir de muhallebi!” dedi. Sonra kendi kendine söylenmeye başladı: “Allah insanı karısına, evladına, talebesine muhtaç etmesin. Benim eşyamı taşıyorsun, onun hakkını ödemeliyim.” “Üstadım, dedim, asıl biz sizin hakkınızı ödeyemeyiz, hocalık hakkınızı. Senelerdir sizden feyz aldık, bunu nasıl unuturuz?” Cevabıyla irkildik: “O başka, onun karşılığını maarif vekaleti bana ödedi…”

Bir sohbetle devam etti, uyandırma servisi: “… Ama diyoruz ki, “Hasbünallahu ve ni’mel vekîl!” Yâni, “İnsanlar toplandılar, silahlandılar, size geliyorlar!” denildiği zaman, has mü’minler ne dediler?.. (Hasbünallah, ve ni’mel vekîl!) “Allah bize yeter, o ne iyi vekildir.” dediler. “Hasbünallah!” diyoruz, “Allah bize yeter!” diyoruz ve yetiyor hakîkaten… Fakat Allah’ın çalışma yaptığınız zaman, (Ve en leyse lil insâni illâ mâ saâ. Ve enne sa’yehû sevfe yürâ.) Allah-u Teâlâ Hazretleri insanlara sa’yine göre mükâfat ve sonuç veriyor, muvaffakıyet veriyor. (Ve en leyse lil insâni illâ mâ saâ) ifadesi, “İnsanoğlu için, sa’yü gayret ettiğinden başka bir mükâfat verilmez.” demek… Leyse, olumsuzluk fiilidir. (Ve en leyse lil insâni) İnsan için yoktur, (illâ mâ saâ) ancak sa’yü gayret ettiği kadarı vardır. Cümle yapısı bakımından “Lâ ilâhe illallah” gibi bir cümledir bu… Kuvvetli bir cümledir, sa’yin önemini göstermektedir. “Hiç bir ilâh yoktur, ancak Allah vardır.” denildiği gibi, “Hiç bir sonuç alamazsınız, ancak sa’yiniz kadar sonuç alabilirsiniz. Sa’yederseniz, gayret gösterirseniz alırsınız.” demektir bu…

“Ben sizi seviyorum, siz benim sevgili kullarımsınız. Ben size havadan, cabadan şöyle muvaffakıyet veririm.” demiyor Allah-u Teâlâ Hazretleri… “Ancak sa’yederseniz veririm!” diyor. Ama, şu incelik vardır bu işte: Sa’yeden mü’min kullarına Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin mükâfatı çok çok büyüktür. Ama sa’yetmek şartına bağlı… Durduğu yerde, durmak şeklinde değildir, uyumak şeklinde değildir… Tenbellik tarzında değildir, ihmal tarzında değildir… Vazifesini yapmamak üzerine değildir. Vazifesini yapmayan insana Allah, yapmadığı halde mükâfat vermez; yapmadığı için cezâ verir, mü’min kulu olduğu halde… Osmanlı’nın yıkılışının sebebi budur. Şâir ne güzel söylüyor:

Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol!
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!..

(Allah’a dayan,) Tevekkül et, (sa’ye sarıl,) çalış, –işte şu bizim işlediğimiz konu– (hikmete râm ol) ilmin peşine düş demek… Hikmet, ilmin, bilginin, doğrunun; akla, mantığa ve şeriate uygunluğun sembolü olan bir kelimedir. Ona râm olacaksın, ona tabi olacaksın. Bu Konyalıların iyi bildiği bir şeydir. Çünkü, imam-hatibin kapısının üstüne yazılıdır. Ali Ulvi (Kurucu) Bey’in mısralarıdır. Ali Kemal (Belviranlı) Bey de bestelemiştir bu şiiri… Onun için, sa’yetmeniz gerekiyor muhterem kardeşlerim!.. Bu ciddî bir iştir.

Hatta bu sa’y ü gayreti zahiren şer üzre bilinenlere dahi vaktiyle gösterilen müsamahaya dair anlatılır:
“… Allah’ın bir velîsi idi. Lakin halk-u alem başına Üşüşüp ahvâl-i ma’neviye ve telezzüzat-ı rûhaniyyesini yağma etmesinler diye, bazı evliyaullahın adeti olduğu gibi kendilerini melamet perdesiyle gizlerdi. Güzel ahlak sahibi olan Hoca Efendi’ye gelen bir misafir kitaplarından birisini çalmış, o da bunu gördüğü halde uyarmamıştır. Aksine hırsızın peşinden hizmetçisi Seyyid Ağa’yı göndererek sattığı sahaftan para vererek geri aldırmıştır. O’na göre; İmam-ı Azam bile “hırsızlık yapmak için derse gelen bir kimseyi sabahtan beri fırsatını kollarken emek harcadığını” düşünerek kırklar makamına katmıştır”

Meşahir-i ahissa-i zaman ve cihanın kötü ünlülerinden bahilliğiyle meşhur olmuş bir cimri, kahvede otururken bir dilenci gelip “yoğurt alacağım” diyerek iki akçe ister. Cimri, şimdikilerin “Allah versin” dediği gibi “İnâyet ola” der, sâil gitmez, yine ister. Cimri yine ‘İnayet ola’ der, dilenci gitmez, istemeye devam eder, en sonunda bıkan cimri cebinden iki akçe çıkartıp yere atar; ‘Al yıkıl, defol!’ der. Dilenci iki akçeyi yerden alır gider, bir çanak yoğurt alır ve yer. O gece bu cimri rüyasında Cennet’e girer, bakar; Cennet geniş bir çayırlık alan, içinde ulu ulu ağaçlar, hoşlanır; içinde bir hayli gezer dolaşır, yorulur ve acıkır. Neden sonra karşısında bir insan yaratılır. Cimri: – ‘Arkadaş bu nasıl Cennet? Hani kuş kebapları, hani o nimetleri? Ben bu Cennet’te açlığımdan öleceğim, böyle Cennet mi olur?’ dedikten sonra karşısındaki: – ‘Haa! Evet bu akşam bir çanak yoğurt gönderdiniz’ der, yoğurdu getirir. Cimri, ‘Hani ekmek . . . ?’ der, – ‘Ekmek göndermediniz.’ – ‘Aaaa … buraya gönderirsen mi oluyor, biz kendi kendine oluyor biliyorduk.’ – ‘Hayır, kendi kendine hiçbir şey olmaz. Eğer bir şey gönderirsen o gönderdiğin şey gelir, burada hazır bulursun; zira “Ed-dünya mezraatü’l-ahirati'” hadis-i şerifi bunun üzerinedir’ der, (Dünya, ahiretin tarlasıdır) kayıp olur. Cimri uykudan uyanır; kan-ter içindedir. Kendisi zaten zengin olduğundan ailesini çağırmış, ”Aç şu sandıkları, çıkart şu altınları” demiş. Ardından çeşitli misafir odaları yaptırmış. Her gün kendisinin yediği yemeklerden gelene, gidene, yolculara yedirmiş. Bundan Sonra mutluluğu ve eli açıklığıyla meşhur olmuş. Belki o soydan hala vardır” buyurdu…

Allah’ın bir çeşit cömertliği, fukarayı meydana çıkarır, bir başka cömertliği de cömert kulları vasıtasıyla onlara bol bol ihsanda bulundurur. Şu halde yoksullar, Allah’ın cömertliğine aynadırlar. Hak ile Hak olan ve varlıktan tamamıyla geçen hakiki yoksullarsa mutlak nur olmuşlardır. Cömertler cömerdi Peygamber (sav): “Hamd ve cömertlik, dünyaya uzanmış cennet dallarıdır” buyurmadı mı? Cimrilik, şükürsüzlük ve gerçek körlüktür. Cimri, nehir kıyısında olduğu halde, suyu başkalarından esirgeyen ve önündeki ırmağı görmeyen kör gibidir.  [Hz. Pir Destgir-i münîr]

Eh sözü bu kadar dolaştıktan sonra, yazının başlığı ile barıştırmanın vaktidir; mesâiye nasıl devam edelim? Nasıl ölmek ve dirilmek istiyorsanız öylece yaşamalı… Hz. İsa aleyhisselâm ile ilgili meşhur hikâyedir: Pek sevdiği eşeğini, bulurum ümidiyle bir ömür arayıp can veren bir adamın kemiklerine, “İsm-i A’zâm” nefes buyurunca adam ayaklanıverir. İlk sorduğu soru “eşeğim nerede?” olur. Nefsinin istekleri peşinde hayat sürersen, öylece ölürsün…

– Nasıl ölürüm çok merâk ediyorum
– Uykudan önce son yaptığın şekilde ölür uyandığında ilk yaptığın şekilde dirilirsin; sürpriz final bekleme!

yeni6

… Önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir. [Bakara:110]
O gün geldiğinde, sorular soru üstüne, insanlar: “Geride ne bırakmış?” (Geride kalanlar için neyi var) melekler “önden ne göndermiş?” (sonrası için önceden neyi var) Bir gün daha yaklaştığını bilene, bir gün öleceğini, hayatın bir gün olduğunu, o günün bugün olduğunu bilene, mucibince amel edene aşk olsun

Ey keremler kâni Hazret-i Allah


Mefâ’îlün/Mefâ’îlün/Fe’ûlün

Ey keremler kâni Hazret-i Allah
Ummân-ı rahmetin katresi besdir
Kimseden meded yok amân yâ Allah
Şems-i merhametin zerresi besdir

Çâremiz kesildi dizde dermân yok
İnkırâz erişdi elde fermân yok
Karar-gîr olacak dârü’l-emân yok
Kamer-i re’fetin sürresi besdir

Şerrâr-ı zemâne meydânı aldı
Mezellet-i ahyâr kemâlin buldu
Gülbün-i îmânın gülleri soldu
Kubbe-i gayretin çevresi besdir

Amân yâ Rabbenâ emâna geldik
Biz nâsır-ı mutlak bir seni bildik
Leîmler kahrında yâ Rabbi olduk
Bu kadar eşrârın devresi besdir

Habîb’indir Muhammed’in hurmeti
Muhammed’dir dü-cihânın rahmeti
Enbiyânın evliyânın kıymeti
Hilâl-i himmetin gurresi besdir

Sultân-ı enbiyâ Ahmed-i Muhtâr
Şâh-ı velâyetdir Hayder-i Kerrâr
Bir merhamet göster aman yâ Gaffâr
Düşmânına dostun erresi besdir

Eldedir kitâb-ı Ahmed-i Muhtâr
Dildedir LUTFİYÂ hubb-i Çâr-i yâr
Serdâr-ı himmetdir Hayder-i Kerrâr
Şâh-ı adâletin turresi besdir

Muhammed Lutfî’dir Bâb-ı Tecellâ
Meyan-ı Evliya Kadri Muallâ
Kaddesa’llâhu Sirrahu’l-Alâ
Hâce Muhammed Lutfî Efe Hazretleri’nin (v. 1956) ruhu tayyibelerinin bu zikriyattan haberdâr olmaklığı içün el-fâtiha
Mananın zevkine ermek kastıyla bazı kelimelerin halli için zahmet edip kubbealtı lugatı ziyaret edile.

Rüyâ Defteri-13-son

son_mektup

Yine bir def’a: Müşâhede iderem ki bir kaç muhteşem ‘azîzler bir yire cem’ olup tevhîd iderler. Ba’dehu İsmullâh sürüp “Kayyûm” ismin çekerler. Fakîreye dahi hitâb iderler ki: “Sen dahi “Kayyûm” ismin sür.” Şeyhüme ‘arz itdüm, “Kayyûm” ismin virdi. ••• Yine bir def’a ‘Îd-i şerîf gicesi ‘âlem-i bâtında görürem ki Habîb-i ekrem (salla’llâhu aleyhi ve sellem) hazretleri ve efendi hazretleri bir yirde otururlar. Habîbullahuñ mübârek başında siyâh dülbend var. Üzerinde kisve-i mübâreki ‘aselî renk. Hilye-i şerîfdeki şeklinde görürem. Ba’dehu Habîb-i Ekrem hazretleri bir filori çıkarup efendi hazretlerine virdiler. Anlar dahi bu fakîreye virdiler. Sag elüme alup bu filori elümde büyüdi. Bir büyük müdevver âyine gibi oldı. Ammâ rengi altundur, lîkin âyine mesâbesindedür. Gâyet mücellâ musaffâ ki ta’bîri mümkin degül. Elümde tutarken hâtıruma hutûr itdi ki “gâlibâ bu âyinedür ki Cemâl-i Hazretullâh müşâhede olınur” diyü. Âyine elümde kaldı. Uyandım…

Yine bir kere: Gördüm ki bir kaç muhteşem aziz bir yere toplanıp kelime-i tevhidi zikrederler. Sonra İsmullahı sürüp “Kayyûm” ismini çekerler. Fakîreye de “Sen de “Kayyûm” ismini zikret” derler. Şeyhine sordum, “Kayyûm” ismini verdi.
***
Yine bir kere: Bayram gecesi iç aleminde gördüm ki Habib-i Ekrem (s.a.s.) hazretleri ve efendi hazretleri bir yerde otururlar. Habibullah’ın başında siyah tülbent var. Üzerinde bal renkli mübarek giysisi. Hilye’deki şeklinde görüyorum. Sonra peygamber hazretleri bir altın para çıkarıp efendi hazretlerine, onlar da fakîreye verdiler. Sağ elime aldım. Bu para elimde büyüdü. Bir büyük yuvarlak ayna gibi oldu. Rengi altın ama ayna gibi. Öyle, saf, öyle parlak ki anlatması mümkün değil. Elimde tutarken aklıma düştü ki “Galiba Hazret-i Allah’ın cemalinin görüldüğü ayna budur.” Ayna elimde kaldı. Uyanıverdim…

Gönül âyinesin sûfî, eğer kılar isen sâfî, açılır sana bir kapı, ayân olur Cemâlullah…
* Seb’a esmâ ile isim süren tarîk-i halvetîyye meşâyıhından İbrâhim Şevkî Efendi’nin bir nutk-u şerifini, aziz ziyaretçilerimize zevk-i tehattur olsun deyu ikram etmek dileriz:

İkinci esmâya mazhar olasın
Uyarıp kalbini hakkı bulasın
Levvâme’den mülhime’ye varasın
Devam et zikrine eyleyip uzlet
Geceyi gündüz et uyuma yâhû
Safâlansın ruhun vurup darb-ı hû
Hicâblar kalkacak bir makâmdır bu
Ayân olsun sana vech-i hüviyyet
Hak ile Hak olup Hak ismini sür
Ene’l-Hak şerâbın içip Hakk’ı gör
Vâkıf ol sırrına mâsivâyı sür
Bulasın sırrında dost ile halvet
Alıp Hay ismini Hak ile hayyol
Karış evliyâya velâyeti bul
Lâ-mekân şehrine bulup özge yol
Hafâdan ahfâya eyleyip hicret
Aceb safâlıdır makam-ı Kayyûm
Çok hikmet gösterir devâm-ı Kayyûm
Bir bahr-i âzamdır hitâm-ı Kayyûm
Bunda cem’ oluptur farz ile sünnet
Yedinci makamdır makam-ı Kahhâr
Ne yâr vardır bunda ve ne de ağyâr
Bundan öte vardır nice bin esrâr
Her biri bir yüzden gösterir hikmet
Cem’ul-cem’ âleminde olasın
Rızâ-yı Mevlâ’yı onda bulasın
Gâhî cem’e gâhî farka gelesin
Ey Şevkıyâ işte böyledir vahdet

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 6.072 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: