Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Ey insanlar!

Ey bilerek değil unutarak, kasten değil sehven yolunu şaşıran insan! Dinle, sanadır cümle dillerden hitap!

ramazan2015 Bu “Ey” hitâbını can kulağıyla dinle ki ondan yayılan nur, gafilleri uyarmak, gâiptekileri hazır etmek, sâkinleri harekete geçirmek, cahillere işin aslını bildirmek, meşgul olanları boşaltmak (yalancı oyuncaklarını ellerinden alarak) yüz çevirenleri, Hakka döndürmek, sevenleri heyecana getirmek, müridleri teşvik etmek içindir.

Ne acayiptir ki Kur’ân-ı Kerim’de “Ey kâfirler” Hakkı ve hakikati inkâr edenler, hitâbıyla gelen, Cenâb-ı Hakk’ın kâfirleri muhatap kabul ettiği bir ayet yoktur. Bu hitap iki yerde geçer: Birisi Sure-i Kâfirun’da amma Efendimiz’e(sav) hitapla, kâfirlerin getirdiği teklifi red meyânında, diğeri de Sure-i Tahrim’de kıyamet gününde azarlanacaklarını beyân ederken sâdır olmuştur.

(O halde,) ey hakikati inkara şartlanmış olanlar, bugün (geçersiz) özürler beyan etmeyin: (öteki dünyada) siz ancak (bu dünya hayatında) yapmış olduklarınızın karşılığını göreceksiniz. [66:7]

Yani Allah Teâlâ “Şöyle yapın, böyle yapın, şunları yapmayın, bu şekilde ibadet edin…” buyurarak kâfirleri muhatap almamıştır. Buna rağmen en ince detayına kadar müminlerin nasıl davranması gerektiğini ilan etmiş, uyulmaması durumunda onları nelerin beklediğini birer birer sahnelemiştir.

Kitaptaki her “Ey!” kullukta sana külfet görünen dikeni, gül hitâbın lezzetiyle telâfi etmek içindir. Madem “Ey” nidâsı sanadır “Ey İnsan” mektubun devamında saçılan ayet ayet incileri toplamak da sana düşer,

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْـكَر۪يمِۙ Ey insan! lütf u keremi bol olan Rabbine karşı seni aldatan (mağrur kılan) nedir? [82:6]

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاق۪يهِۚ Ey insan! hakikat sen Rabbine (kavuşuncaya) kadar durmayıp didineceksin, nihayet Ona ulaşacaksın. [84:6]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْلَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O’na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz. [2:21]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü’minlere yol gösterici bir rehber ve rahmet gelmiştir. [10:57]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَـلَالاً طَـيِّباًۘ وَلَا تَتَّبِعُواخُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin. Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın (izinden gitmeyin). Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır. [2:168]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْماً لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘوَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـٔاًۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُالْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ Ey insanlar! Rabbinize karşı sorumluluğunuzu unutmayın; ve ne hiçbir anne babanın çocuğuna herhangi bir faydasının erişebileceği, ne de hiçbir çocuğun anne babasına en ufak bir fayda sağlayamayacağı Gün’den korkun! Unutmayın, Allah’ın [yeniden diriltme] vaadi gerçektir: öyleyse, bu dünyanın sizi ayartmasına izin vermeyin, ve Allah hakkındaki müfsitçe düşüncelerinizin sahte cazibesine kapılmayın! [31:33]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِيَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ Ey insanlar! Allahın, üzerinizdeki (bunca) ni’metini (kalbinizle) hatırlayın, (dilinizle) anın. Sizi gökden ve yerden rızıklandıracak Allahdan gayri bir yaratan var mı? Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. O halde nasıl (olub da tevhîdden küfre) çevriliyorsunuz? [35:3]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın va’di haktır. Öyle ise dünya hayâtı sakın sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı (şeytan), sizi (isyâna sürüklerken) Allah(‘ın affına güvendirmek) ile kandırmasın! [35:5]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaç kimselersiniz. Hâlbuki Ganî (hiçbir şeye muhtaç olmayan), Hamîd (hamd edilmeye yegâne lâyık olan) ancak Allah’dır. [35:15]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباًوَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌخَب۪يرٌ Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır. [49:13]

Ey halden hale girmekten münezzeh olan, ey eşi, benzeri olmaksızın yaratan. Ey insanı halden hale sokan, insana hayretler veren. Ey kimini Leylâ eden, kimini Mecnun kılan, Ey âlete ihtiyacı olmayan sanatkâr. Leylâ’ya, Mecnun’a yüzlerce çeşit haller veren, Ey hiçbirşeye ihtiyacı olmadığı halde durmaksızın kullarına ihsân eden, bolca veren,

Gönderdiğin “rahmet ayı” geldi geçiyor, üzerimize öylesine bir güneş doğdu ki bir anda yüzlerce günahı, isyanı örter gider. Ama biz burda pek bir aciz, pek bir mahzûn kaldık, evin kapısını ört; yayılanlar da bu mâbetde topaldır, uçanlar da. Ey aşk! tüm bir varlıksın sen; hem taçsın, hem zincir; hem Peygamber’in davetisin, hem ümmetin halden hale geçişi… Bizi yokluktan, ciğeri yanmış, susamış bir halde sen var ettin de gözümüzü şu devlet çeşmesine diktin.

Dikenimiz senin sayende gül kesildi, cüzlerimiz kül haline geldi; gark eyledin bizi nura, önümüz de rahmet bizim, sonumuz da rahmet. Gülü dikende gör, dikensiz gülü herkes görür; tümü cüzde gör; ehliyet de budur zaten. Şerabı korukta gör, varı yokta gör, ey Yusuf, padişahlar padişahlığını, saltanatı kuyuda seyret. Gülü olmayan diken, yeşilliğin başköşesine kurulamaz; bir avuç toprak, canı olmadıkça başı, bıyığı nerden bulacak?

Gül dikenle barışır, dost olur. Allâh’ın lütf û ihsanı bahçeyi güllerle, çiçeklerle süsler, ihtişamlı bir padişah haline getirir. Her an bahçeden elçi gibi bir hoş koku gelir de; “Ne duruyorsunuz; İlkbahar geldi; dostları bahçeye çağırın !” diye seslenir. Bahçe içten içe kendi sırrını, kendinde bulunan gizli kuvveti sürükler; yürür gider, yol alır da sana derki : “Ey insan ! Sen de içten içe yol al. Sende gizli bulunanı bul, ona doğru yol al da, sen de canlan, senin de canına can gelsin” Her fidanın sırrı toprağın içinden baş kaldırır yücelir. Göklere doğru yükselen, boy atan mi’rac eden ağaçlar, sanki bahçelerde göklere uzanan merdivenler koymuşlardır. Duygulu ve imanlı kişiler yerlerde sürüklenmesinler, göklere çıksınlar diye onları da mi’raca davet etmektedirler.

El çırp da bundan anla ki her sesin aslı sensin, her ses senden çıkıyor; çünkü ayrılık, yahut buluşma olmasa şu iki avucunu birbirine vuramazsın. Sus artık, bahar geldi, gül geldi, diken geldi, gayb âleminden güzeller bizi davet için sıçrayıp geldiler.

Dinle bak ne buyurur ol Mevlây-ı müteal Bu ilahî müjdeden sen de nasibini al İftar vakti hitab-ı subhânî vârid olur Oruç tutan kuluyla söyleşir hem Zül-Celâl

Meded ey sahibe’l meydân! Ey katreyi ummân eden Ey nutfeyi insân eden Ey derdlere dermân eden Senden meded, senden meded Estağfirullâh el-azîm, Ya Resûl ol sen rehberim Zulmânî nûrânî hicâb Açılsın olsun feth-i bâb Ref’ et cemâlinden nikâb Senden meded senden meded

Afiyet üzresiniz inşallah?

Dâima akıp giden küçük bir dere, ne pislenir ne de kokar [Hz. Pir-i Destgîr-i Münîr]

nevniyaz_dedesi

[Nev-Niyâz ve Dedesi]

Kaç zamandır sizlerden haber alamıyoruz, ne var ne yok sultanım?
Bir zamanlar hal hatır sorulurken dahi bir edep gözetilirdi. Tarik-i Mevleviyye’de “Nasılsınız?” sorusuna “Aşk u niyaz ederiz” diye cevap verilir. Hal, hatır sorulmasına cevaben de “aşk verdiler, aşk aldık” buyrulurdu. Hal hatır sormak, nasılsınız demek önceliğinin büyüğe ait olduğu bilinir en hafifinden “Kemâl-i afiyet üzresiniz inşallah azizim” diyerek başlanırdı kelâma…

Bizde afiyet, hastalıktan sıhhat bulma diye bilindiği için, pek kullanmıyoruz hasta değilse…
Eyvallah afiyet bulmak iyileşmek manasınadır lakin afiyet aslında sıhhatin verdiği huzur ve rahatlıktır. Sözün süzülüp de söylendiği dervişlikte yara yapmasın diye, adamın pişirilmesine önce dilden başlanırdı.  Bu yolda afiyet; dînin bid’atten, amelin afetten, nefsin şehvetten, kalbin kuruntudan kurtulması demektir. Öyleyse dem be dem afiyet olsun ya huu

Peki… Afiyet üzresiniz inşallah?
Azalan bir ömür ve artan günahlar arasındayız daha ne olsun erenlerim; methe layık pirimiz, zemme layık nefsimiz var.

Zât-ı şahanelerinizden aldığımız hoş kokuların menşei bildiğimiz vaktiyle tekkelerdeki havadan bahis buyursanız?
Tekkelerde olan alemi dil söylemekten acizdir. Emin olun cennetin alemi tekkelerde mevcut idi. Kapıdan içeri girersin, bir misk rayihası kendini istiab ederdi (kaplardı). Su içerdin kevser, yemek yerdin cennet taamı, yedikçe dimağına bir hayat gelirdi azizim… Biz sözünü söylesek de özünden haberimiz yok. O tekkede meşayihin sohbeti de acayip, garaip bir hal ile olurdu. Çünkü o zamanda meşayih ne söylerse o ihvanın kalbinde olan halini kendisine söyler ki, işte halin budur, dermanı da budur. Biraz gönlüne şek (şüphe) gelen bir ihvanı da hemen ikaz eder gözünü açar, halinin hakikati ne ise o halin hakikatini gösterirdi. Mürid o anda ikaz olup anlardı ki, evet bu yaylanın yolu böyle gidermiş. Elhamdülillah şimdi zaman tebdil oldu erenlerim.

Şimdi mürşid-i kâmiller müridini halinden haberdar etmiyorlar mı?
Ekseri haber vermezler. Senin benim selametim, saadetim için. Yaramazlar şerrinden, yaramazlığın künhünden (tamamından) muhafaza için. Şimdi şu zamanda zahir adabı kaldırılmıştır. Zahir adabının takat tahammülü çok zordur azizim. Şimdi şu zamanda hal yoktur amma meşakkat mihneti de yoktur.

Peki bu zamanda seyr-i süluk nasıl tamam oluyor?
Şimdi seyri illallah makamına kadar seyr-i süluku sokakta ikmal ettiriyorlar. Hal idaresi çetindür. Onun için bu bir Allah’ın fazlı, keremidir. Şimdi, insanların muhalifi olan nefsi şeytandır. Rabıta nuru olan yere şeytan yaklaşamaz. Mürşid i kâmil, müridin iki küreği arasındaki şeytanın hulul yeri, üfürme yerini kapatır. Senin nefsin de yarıya kadar su dolu tenekeye düşen bir fareye benzer. Ne kadar iktidarı olsa da, mürşidini tanıyan mürid için hükmü tesirsiz kalır.

Hayvan sıfatın hüküm süremez mi olur?
Sıfatı hayvaniye de yine aynı fareye benzermiş. Issız kalıp karanlığın olmasını bekler ki, çıkıp da nimetlerden yesin (harama düşsün, çalıp çırpsın). Seni göreyim; yâr ile ettiğin ahdi unutma, irtibatını koparma. Ten mezbeleliği battallıktır, bataklıktır. Hizmetini ihmal etmezsen bir tesiri yoktur. Anasır zıddiyet ise mürşidin emrindedir.

Şimdi mürşidler, yemeği pişirmiş, kaşık elinde!
“Gel yavrum, nimetini ye” diye nezaketle, ikramla ve lütufla müridine her halinde şefkat ve merhamet göstermektedir.

Bu iklimden bir ferahlatıcı soluk olmaz mı ya hu?
Hazreti Pir bir altın kürsü üzerinde oturmuş, mübarek yüzünden adeta ayın ondördü gibi olan cemalinden, ayın o şuleli zamanındaki gibi bir nur hasıl olup seni ihata etmiş. O mübarek yüzünün nuru seni ihata etmiş, her nefes aldıkça o nur kalbine gidiyor, nefesini dışarı verdikçe de bir siyah zulmet çıkıp senden uzaklaşıyor. Nefsini de bir uyuz it şeklinde atmışsın önüne, şeriat kamçısı ile başından aşağı vurup terbiye ediyor. Kalbini de bir altın tabak içinde tutmuş, mübarek iki kaşı arasından baş parmağın kalınlığında akmakta olan o feyzi ilahi o kalbini temiz, tahir, safi ediyor. Sen de aynı o mübarek cemali seyrederek tesbihini çekiyorsun. Çünkü cemalullahı o yüzden göreceksin. Tesbihini de o yüze bakarak çek ki, o yüz, Allah kapısıdır.

Manzaranın tahayyülüyle sermest olduk efendim; bir hoş olduk “Kande baksam gözüme ol dilber-i rânâ görünür”
Her kime açılsa hicâb, hep gördüğü dîdar olur
Gözüne olmaz serâb, hep gördüğü dîdar olur
Dünya ve ukbâdan geçer, Vahdet ile kanat açar
Şer ve sevabından geçer, hep gördüğü dîdar olur
Söyler kelâm bakar sana, gözü görmez hiç mâsivâ
Vermiş gönlünü Hakk’tan yana, hep gördüğü didar olur”
Ah erenlerim  “Dilber arz-ı dîdâr eder durur” demek perdeyi kaldırdılar aradan….

Kusurumuz çoktur, affola… Denizin dibinde inciler, taşlarla karışık olarak bulunur. Övülecek şeyler, ayıplar, kusurlar arasında olur. Siz inciye talip oluverin vesselam

Rüyâ Defteri-13-son

son_mektup

Yine bir def’a: Müşâhede iderem ki bir kaç muhteşem ‘azîzler bir yire cem’ olup tevhîd iderler. Ba’dehu İsmullâh sürüp “Kayyûm” ismin çekerler. Fakîreye dahi hitâb iderler ki: “Sen dahi “Kayyûm” ismin sür.” Şeyhüme ‘arz itdüm, “Kayyûm” ismin virdi. ••• Yine bir def’a ‘Îd-i şerîf gicesi ‘âlem-i bâtında görürem ki Habîb-i ekrem (salla’llâhu aleyhi ve sellem) hazretleri ve efendi hazretleri bir yirde otururlar. Habîbullahuñ mübârek başında siyâh dülbend var. Üzerinde kisve-i mübâreki ‘aselî renk. Hilye-i şerîfdeki şeklinde görürem. Ba’dehu Habîb-i Ekrem hazretleri bir filori çıkarup efendi hazretlerine virdiler. Anlar dahi bu fakîreye virdiler. Sag elüme alup bu filori elümde büyüdi. Bir büyük müdevver âyine gibi oldı. Ammâ rengi altundur, lîkin âyine mesâbesindedür. Gâyet mücellâ musaffâ ki ta’bîri mümkin degül. Elümde tutarken hâtıruma hutûr itdi ki “gâlibâ bu âyinedür ki Cemâl-i Hazretullâh müşâhede olınur” diyü. Âyine elümde kaldı. Uyandım…

Yine bir kere: Gördüm ki bir kaç muhteşem aziz bir yere toplanıp kelime-i tevhidi zikrederler. Sonra İsmullahı sürüp “Kayyûm” ismini çekerler. Fakîreye de “Sen de “Kayyûm” ismini zikret” derler. Şeyhine sordum, “Kayyûm” ismini verdi.
***
Yine bir kere: Bayram gecesi iç aleminde gördüm ki Habib-i Ekrem (s.a.s.) hazretleri ve efendi hazretleri bir yerde otururlar. Habibullah’ın başında siyah tülbent var. Üzerinde bal renkli mübarek giysisi. Hilye’deki şeklinde görüyorum. Sonra peygamber hazretleri bir altın para çıkarıp efendi hazretlerine, onlar da fakîreye verdiler. Sağ elime aldım. Bu para elimde büyüdü. Bir büyük yuvarlak ayna gibi oldu. Rengi altın ama ayna gibi. Öyle, saf, öyle parlak ki anlatması mümkün değil. Elimde tutarken aklıma düştü ki “Galiba Hazret-i Allah’ın cemalinin görüldüğü ayna budur.” Ayna elimde kaldı. Uyanıverdim…

Gönül âyinesin sûfî, eğer kılar isen sâfî, açılır sana bir kapı, ayân olur Cemâlullah…
* Seb’a esmâ ile isim süren tarîk-i halvetîyye meşâyıhından İbrâhim Şevkî Efendi’nin bir nutk-u şerifini, aziz ziyaretçilerimize zevk-i tehattur olsun deyu ikram etmek dileriz:

İkinci esmâya mazhar olasın
Uyarıp kalbini hakkı bulasın
Levvâme’den mülhime’ye varasın
Devam et zikrine eyleyip uzlet
Geceyi gündüz et uyuma yâhû
Safâlansın ruhun vurup darb-ı hû
Hicâblar kalkacak bir makâmdır bu
Ayân olsun sana vech-i hüviyyet
Hak ile Hak olup Hak ismini sür
Ene’l-Hak şerâbın içip Hakk’ı gör
Vâkıf ol sırrına mâsivâyı sür
Bulasın sırrında dost ile halvet
Alıp Hay ismini Hak ile hayyol
Karış evliyâya velâyeti bul
Lâ-mekân şehrine bulup özge yol
Hafâdan ahfâya eyleyip hicret
Aceb safâlıdır makam-ı Kayyûm
Çok hikmet gösterir devâm-ı Kayyûm
Bir bahr-i âzamdır hitâm-ı Kayyûm
Bunda cem’ oluptur farz ile sünnet
Yedinci makamdır makam-ı Kahhâr
Ne yâr vardır bunda ve ne de ağyâr
Bundan öte vardır nice bin esrâr
Her biri bir yüzden gösterir hikmet
Cem’ul-cem’ âleminde olasın
Rızâ-yı Mevlâ’yı onda bulasın
Gâhî cem’e gâhî farka gelesin
Ey Şevkıyâ işte böyledir vahdet

Rüyâ Defteri-12

Zikir meclislerinde zuhûr eden kokular, meleklerin iştirâkindendir ve çekilen zikrin lezzetine has kokulardır. Hz. Pir Geylani (ks)
elhak

Allahım! Bize azık olarak zikrini, zenginlik olarak da yakınlığını nasip et.
Hz. Pir Sultan Gavsul Azam Abdulkadir Geylanî (ks)

Yine bir def’a: Ramazân-i şerîfüñ ahır Cum’a gicesi nısfü’l-leylde evrâdum olan ism-i şerîf’e meşgûl iken ke-enne ‘azîz hazretleri karşumda zâhir olup fakîre “Hû” didükde mukâbelede anlar “Hakk” dirler. Yine bundan soñra bir hûb-cemâl oglan. Başında altun tac giyer. Sag kulaguma yapışup ben “Hû” didükçe ol “Hakk” dir. Yine buna mukayyed olmadum. Bu hâtıradur, diyü iltifât itmemek istedüm. Tekrar ‘azîz hazretleri karşumda zâhir olup fakîreye bu vechile hitâb idüp buyurdılar ki: “Bize Ebû’s-su’ûd tefsirin irsâl iden Asiye Hâtûn. Sen ki benüm muhibbem ve mahbûbemsin, tâlibem ve matlûbumsın. Bu gice, ki mübârek Ramazân-ı şerîfüñ ahir Cum’ası nısfül-leyldür, Hakk te’âlânun emr-i şerîfi ve Habîb-i Ekrem (salla’llâhu ‘aleyhi ve sellem) hazretleriniñ mu’cizât-i kesîrül-berekâtı ile İsm-i râbi’ ki, “Hakk”dur, saña iştigâl itmege izin virildi,” diyü buyurdılar. ••• Yine bir def’a: İsm-i şerîfe meşgûl iken fakîre “Hû” didükçe ‘azîz hazretleri “Hakk” diyü buyurdılar. ••• Yine bir defa ism-i şerîfe müdâvemet idüp “Hû” didükçe ke-enne ‘azîz hazretleri zâhir olup buyurdılar ki: “Hakk” di. Hakk’dan buyuruldı.” ••• Ve yine ol gice, Ramazânuñ ahir Cum’a gicesidür, nısfü’lleylden soñra sabâha karîb otururken ke-enne baña didiler ki: “Hakk te’âlâ saña selâm eyledi.” Ammâ kulagıla sadâ işitmek degül, hemân kalbüme ilham oldı. 
CEVÂBÎ MEKTÛB: Bacı kadın, bî-hadd ve lâ-yu’add selâm ve du’âlardan soñra: Allahü te’âlâ mübârek eylesün. Hüccet ve burhân ile ve her vechile hakkuñuz olmış. Bu ‘âsî yüzi karanuñ icâzetine ihtiyacuñuz yok ammâ te’eddüb itmişsiz. Allâhü te’âlâ adabuñuz ziyâde eyleyüp günden güne terakkiñüz ziyâde ola. İcâzet olsun. İsm-i Hakk’ı süresiz. Bu yüzi karayı dahı du’âdan unutmayasız ve’s-selâm.

ruya_defteri_ayrac

Yine bir defa: Ramazan-ı şerifin son Cuma gecesi, geceyarısında evradım olan ismi zikretmekle meşgul iken aziz hazretleri aynen karşımda belirip, fakire “Hu” deyince karşılığında onlar “Hakk” diyorlardı. Yine bundan sonra bir güzel yüzlü oğlan gördüm. Başına bir altın taç takmış. Sağ kulağıma yapışıp ben “Hu” dedikçe o “Hakk” diyor. Bunu da pek ciddiye almadım. Zihin oyunudur, diye yüz vermemek istedim, ama aziz hazretleri tekrar karşımda belirip fakîreye şöyle hitap ettiler: “Bize Ebu’s-suud tefsirini gönderen Asiye Hatun. Sen ki benim sevenim ve sevdiğim, isteyenim ve istediğimsin. Bu gece, ki Ramazan-ı şerifin son Cuma’sının gece yarısıdır, Hakk tealanın emri ve Peygamber (s.a.s.) hazretlerinin bol bereketli mucizeleri ile, dördüncü isim olan “Hakk”ı zikre sana izin verildi.”
***
Yine bir defa: İsm-i şerife devam ederken fakire “Hu” dedikçe aziz hazretleri “Hakk” buyurdular.
***
Yine bir defa ism-i şerife devamla “Hu” dedikçe sanki aziz hazretleri görünüp “Hakk de. Hakk’tan buyruldu.” buyurdular.
***
Ve yine o gece, Ramazan’ın son Cuma gecesi, gece yarısından sonra sabaha yakın otururken bana sanki “Hakk teala sana selam eyledi” dediler. Ama kulakla ses işitmek gibi değil, adeta kalbime ilham oldu.

seyh_efendi1

Mektubun cevabı: “Halife Mehmet Dede’den Asiye Hatun’a”

Bacı kadın, sınırsız ve sayısız selam ve dualardan sonra: Allahü teala mübarek etsin. Her türlü kanıt ile hakkınız olmuş her açıdan. Bu asi, yüzü karanın iznine ihtiyacınız yok ama edeplilik göstermişsiniz. Allahü teala edebinizi artırsın ve ilerlemeniz günden güne çoğalsın. Bu size izin olsun, Hakk ismini sürün. Bu yüzü karayı da dualarınızda hatırlayın vesselam.

Huuu

* Son rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-11

ruya_mektuplari_12

Bir def’a ‘îd-i şerîf güni tenhâda kendü hâlüme meşgûl olup du’âda iken kendümi zâyi’ idüp ‘aklum dagılmış. Yine efendi hazretleri zâhir olup buyurdılar ki: “Îd-i şerîfün mübârek ola. İnşa’allâh ‘azîm bayrama senüñ ile ma’an vâsıl olaruz,” diyü buyurdılar. ••• Ba’dehu: Yine fakîreye gaflet müstevlî olup ‘âlem-i rû’yâda görürem ki bir bî-nazîr otak. Dıvârı gümüşden. Üzerinde “Lâ ilâhe illallâh Muhammedun resûllullâh” altundan yazılmış. Cevânib-i erba’ası böyle. Yukarıda bî-kıyâs kandiller asılmış. Bazısı altundan, bazısı envâ-i cevherden. Bu odanuñ dal ile ortasında bir şâzerü’r-revân var, altundan. Suyı dahı altun akar. Vel-hâsıl bir odadur ki ‘akl-i beşer idrâk idemez. Ya’nî ‘azîz hazretleri ol sudan fakîreye virdiler, ammâ su da altun gibidür. Yine görsem, bu odanuñ sadrında Habîb-i Ekrem (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) hazretleri cülûs itmişler. Sagında solında cihâryâr-i güzîn oturmışlar. Ba’zılar ayag üzre dururlar. Habîb-i ekrem (sall’allâhu ‘aleyhi ve sellem) hazretlerini mübârek hilye-i şerîfleri üzre gördüm. Be-‘aynihi öyle gördüm. Hatta mübarek alnı nûrın ve mübârek çeşm-i şerîflerini ve ebrûların gâyet ‘ayân fark eyledüm, zâhirde görür gibi. Ve cihâryâr-i güzîn hazretlerini, hey’etleri ve şekl ü şemâ’illerin, ‘ayân gördüm. Taşradan tabaklar ile hediyeler ke-enne sultân-i enbiyâ’ya getürürler. Ayag üzre olanlar bu hediyeler ile takayyüd iderler. Bu esnada ‘azîz hazretleri karşudan gelüp, “Selâmun ‘aleyküm ya seyyidü’l-evvelîn ve’l-âhirîn, habîb-i rabbü’l-‘âlemîn,” diyüp mukâbelede sultân-i enbiyâ redd-i selâm idüp, “mahbûb-i güzîn hazretlerinüñ çak ortasında oturup fakîre vakf eyledügüm mushaf ‘azîz hazretlerinüñ elinde imiş. Ke-enne sultân-i enbiyâ’ya ‘arz idüp, “Bu, fakîrenüñ sultânum hazretlerine hediyesidür” didiler. Habîb-i ekrem hazretleri tebessüm idüp “tekabbelallâhu bekabûlin hasenin sümme kabbilnâ sümme kabbilnâs sümme kabbilnâ” diyü buyurup mushaf-i şerîfi mübarek eline alup açup nazar eylediler. Ciharyâr-i güzîn dahı alup nazar eylediler. Yine sultân-i enbiyâ hazretlerinüñ mübârek eline virüp anlaruñ elinde iken fakîre uyandum.

ruya_defteri_ayrac

Bir kere mübarek bayram günü tenhada kendi halimde duada iken kendimi kaybettim, aklım dağılmış. Yine efendi hazretleri görünüp buyurdular ki: “Bayramın mübarek olsun, inşallah büyük bayrama birlikte ulaşırız,” diye buyurdular.
***

Yine fakîreye gaflet geldi. Rüya aleminde gördüm ki benzersiz bir oda. Duvarı gümüşten. Üzerinde altından “La ilahe illallah Muhammedün resulullah” yazılmış. Dört tarafı böyle. Yukarıda eşsiz kandiller asılmış. Bazısı altından, bazısı çeşitli mücevherlerden yapılmış. Bu odanın ortasında bir şadırvan var, altından. Suyu bile altın akıyor. Velhasıl öyle bir oda ki insan aklı kavrayamaz. Aziz hazretleri o sudan fakîreye verdiler, ama su da altın gibidir. Ne görsem, bu odanın başında Habib-i Ekrem (s.a.s.) hazretleri oturmuşlar. Sağında solunda dört halife oturmuş. Birileri de ayakta duruyor. Habib-i ekrem hazretlerini (s.a.s.) mübarek hilyelerindeki gibi gördüm. Aynen öyle gördüm. Hatta mübarek alnındaki nuru, mübarek gözlerini ve yüzlerini açıkça seçiyordum, sanki gerçekten görüyor gibi. Ve dört halife hazretlerini, cüsseleri ve şekl ü şemaillerini açıkça gördüm. Dışarıdan tabaklarla hediyeler, sanki peygamberlerin sultanı’na getiriliyordu. Ayakta olanlar bu hediyelerle ilgileniyorlardı. Bu esnada aziz hazretleri karşıdan gelip, “Selamun aleyküm, öncekilerin ve sonrakilerin efendisi, alemlerin rabbinin sevgilisi” dedi, Peygamberler Sultanı, karşılığında selamı alıp “Hakkın sevdiği, peygamberlerin aşık olduğu” buyurdular. Aziz hazretleri de dört halife hazretlerinin tam ortasına oturdu. Fakîrenin vakfeylediğim Kuran-ı Kerim aziz hazretlerinin elindeymiş. Güya peygamberlerin sultanı’na sunup “Bu, fakîrenin sultanım hazretlerine hediyesidir” dediler. Hazret-i Muhammed(sas) tebessüm edip “Allah bir güzel kabul ile kabul etsin, bizden kabul buyursun, insanlardan kabul buyursun, bizdem kabul buyursun” diyerek mushaf-ı şerifi mübarek eline alıp açtı ve baktı. Dört halife de alıp gözden geçirdiler. Yine Hazret-i peygamberin mübarek ellerine verdiler, onların elindeyken fakîre uyandım.

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Böylesi bir mânâya dair nihâvend tespiti de burada teberrüken paylaşmak dileriz:

Bu gece yâri gördüm şükür elhamdülillah
Ayağına yüz sürdüm şükür elhamdülillah
Bana armağan verdi dilimden düşmez virdi
Gönül murâda erdi şükür elhamdülillah
Eliflâmı belinde tesbihi var elinde
Gönlüm aşkın selinde şükür elhamdülillah
Yüzü nûrla bezenmiş yaradan pek özenmiş
Ne kadar da güzelmiş şükür elhamdülillah
Sakal siyah hiç yok ak kalbinde nûrdan revnâk
Övmüş de yaratmış Hak şükür elhamdülillah
Tâcı vardı başında nûrdan hilâl kaşında
Yıkandım gözyaşında şükür elhamdülillah
Pîrim efendim benim fedâdır cân u tenim
Âzâd olmaz bendenim şükür elhamdülillah
Aşkî mest olup gitti muhabbet câna yetti
Nûreddin’i seyretti şükür elhamdülillah

Rüyâ Defteri-10

umutrehberi_hu

Yine bir def’ada “İsm-i sânî’ye müdâvemet iderken cemî’ eşyâdan “hû” sadâsı gelür gibi oldı. Bu hâl bir kaç def’a vâki’ oldı. ••• Yine bir def’a İsm-i şerîf’e müdâvemet iderken ke-enne ‘azîz hazretleri mukâbelede “hû” dirler. Baña dahı hitâb idüp buyurur ki: “Hû ismin sür. Sana icâzet.” Bir nice def’a vâki’ oldı. İsm-i şerîf’e müdâvemet iderken kendümi zâyi’ ider gibi olup “hû” ismi kalbüme ilhâm olur. Bir nice def’a gaflet müstevlî oldukda ‘azîz hazretleri zâhir olup “hû” ismin telkin ider. ••• Yine bir def’ada ‘azîz hazretleri ‘âlem-i bâtında buyurdılar ki: “Bize i’tibâr itmez misin? İsm-i sâlis ki “hû”dur, emr-i Hakk ile, Peygamber hazretlerinüñ mu’cizâtile saña ta’yîn oldı.” Ve ba’zı zamânda kendüme meşgûl iken ke-enne cemî’ eşyadan “hû” sadâsı kalbüme gelür gibidür. ••• Yine bir def’a dahı rû’yâda gördüm, “hû” ismine müdâvemet iderem. ••• Yine bir gice yatsu namâzın edâ idüp İsm-i şerîf’e müdâvemet iderken kalbüme ilâm oldı: “Hû ismine müdâvemet eyle.” Bu tahayyürde iken kalbümde ‘azîz hazretlerini müşâhede idüp buyurdılar ki: “Cânib-i Hakkdan emr oldı. Hû ismine meşgûl ol. Bizüm icâzetümüz ile.” Yine tekrar ke-enne kulaguma yapışup “hû” dir. Baña dahı buyurur: “Benüm sultânum, bunları yazup Çelebi efendiye isâl eyledüñ.” ••• Soñra bunlar zuhûr eyledi. Bir nice def’a vâki’ oldı. İsmullâh’a müdâvemet iderken gaybet vâki’ olup “Hû” ismi kalbüme ilhâm olur. Bir nice def’a gaflet müstevlî olup ‘azîz hazretleri zâhir olup “Hû” ismi telkîn ider. Nice def’a vâki’ oldukda i’tibâr itmeyüp bir def’ada buyurdılar ki: “Bize i’tibâr itmez misin? İsm-i sâlis’i sana ta’yîn eyledüm.” ••• Yine bir def’a ‘azîz hazretleri buyurdılar ki: “Emr-i Hakk ile, peygamber hazretlerinüñ mu’cizâtiyle sana İsm-i sâlis, ki ‘Hû’dur, saña ta’yîn olundı.” Bu hâl Rebîü’l-evvelüñ evvel Pençşenbe güni ikindiden evvel vâki’ oldı. Ve ba’zı zamânda kendüme meşgûl iken ke-enne cemî’ eşyâdan “Hû” sadâsı gelür gibidür. Bir kaç aydur ki kendü hâlüme meşgûl iken ‘azîz hazretlerini kalbüm göziyle müşâhede idüp “Hû” ismin telkîn buyururlar. Yine “bunlar hâtıradur, benüm liyâkatum yokdur,” diyü mukayyed olmadum. ••• Yine bir gün İsmullâh’a meşgûl iken ‘âlem-i bâtında buyurdılar ki: “Hû ismine meşgûl oldukda her murâda vâsıl olursın. Her müşkil feth olur.” Her bâr böyle vâki’ olup bir kaç defa yine te’kîd eylediler, “bize muhâlefet mi idersin,” didiler. Eger du’âda eger namâzda her halde anlar cânibinden kalbüme ilhâm olur: “Elbetde “Hû” ismine meşgûl ol,” diyü. ••• Yine bir def’ada ‘azîz hazretleri cânibinden kalbüme ilhâm oldı ki: “Evvel Hû, âhır Hû, zâhir Hû, bâtın Hû. Benüm sultânum, bu halleri Çelebi efendiye yazup gönderiñ.” Anlardan cevâba müntazır iken ‘azîz hazretleri cânibinden işâret oldı ki: “Oglum Hasan’dan haber gelince tavakkuf eyleme, Mehmed Dede’ye ilâm eyle.” İmdi huzûrunuza i’lâm olundı. Ne buyurursız? Bunlar hatıra mıdur yoksa sahîh midür? Hâşâ sümme hâşâ, ‘azîz hazretlerine inkârumuz yokdur. Ammâ benüm bunlara liyâkatum yokdur. Âlâyiş-i dünyâ ile âlûde olmışam. Hakka lâyık bir nesnemüz yok. Bunlara istihkâkum hiç yokdur. Hakk sübhânehû ve te’âlânun lutfî çokdur. Benürn sultânum ne buyurursız? İ’lâm eyleñ •••
CEVÂBÎ MEKTÛB: Her vechile ism-i sâlis hakkuñuz olmuş. Allâhü te’âlâ mübarek eylesün. Hemân müdâvemet eylen. Fakîrden dahı icâzet olsun.

ruya_defteri_ayrac

Yine bir keresinde ikinci ismi zikretmeye devam ederken bütün eşyadan “Huu” sesi gelir gibi oldu. Bu hal bir kaç kez daha oldu.
***
Yine bir kere İsm-i şerif’i zikre devam ederken güya aziz hazretleri karşılık olarak “Hu” diyor. Bana hitap ederek buyuruyor ki: “Hu ismini sür. Sana izin.” Nice kere böyle oldu, İsm-i şerif’i zikre devam ederken kendimi kaybeder gibi oluyordum ve kalbime “Hu” ismi ilham oluyordu. Birçok kere uyku hali bastırdığında aziz hazretleri görünüp “Hu” ismini telkin ediyordu.
***
Yine bir keresinde aziz hazretleri iç âleminde buyurdular ki: “Bize saygın yok mu? Üçüncü isim, ki Hu’dur, Allah’ın emri, Peygamber hazretlerinin mucizesi ile sana verildi.” Ve bazen kendimle meşgul iken aynı şekilde bütün eşyadan “Hu” sesi kalbime gelir gibi oluyor.
***
Yine bir kere rüyada gördüm ki “Hu” ismini zikre koyulmuşum.
***
Yine bir gece yatsı namazını kılıp İsm-i şerif’i zikre devam ederken kalbime ilham oldu: “Hu ismine devam et.” Bu şaşkınlıktayken kalbimde aziz hazretlerini gördüm, buyurdular ki: “Allah tarafından buyuruldu. Hu ismine koyul. Bizim iznimizle.” Yine tekrar sanki kulağıma yapışıp “Hu” dedi ve buyurdu: “Sultanım, bunları yazıp oğlum Çelebi Efendi’ye gönderin.” *** Sonra bunlar oldu. Birçok kere. Allah ism-i celâline devam ederken, kendimi kaybeder gibi oldum ve “Hu” ismi kalbime düştü. Nice kere uyku hali bastırıp aziz hazretleri belirip “Hu” ismini telkin etti. Nice kere böyle olmasına rağmen ben kulak asmayınca buyurdular ki: “bize kulak asmaz mısın? Üçüncü ismi sana tayin eyledim.”
***
Yine bir kere aziz hazretleri buyurdular ki: “Allah’ın emri, Peygamber hazretlerinin mucizesiyle sana üçüncü isim olan “hu”, tayin olundu.” Bu hal Rebiülevvel ayının ilk perşembe günü ikindiden önce gerçekleşti. Ve bazen kendimle meşgulken sanki bütün eşyadan “hu” sesi gelir gibiydi. Bir kaç ay boyunca böyle kendi halindeyken aziz hazretlerini kalb gözüyle gördüm ve “hu” ismini telkin etti. Yine “Bunlar zihin aldatmacasıdır, ben bunlara layık değilim” diye ciddiye almadım.
***
Yine bir gün Allah ism-i şerifini zikre koyulmuşken iç aleminde buyurdular ki “Hu ismini zikredersen, her dileğine ulaşırsın. Her zorluk açılır.” Her seferinde böyle olup bir kaç kez yine tekrarladılar “Bize muhalefet mi edersin?” dediler. İster duada ister namazda, her halimde, onlardan kalbime ilham düşer: “Elbette “hu” ismine devam et” diye. *** Yine bir keresinde aziz hazretleri tarafından kalbime ilham oldu ki: “Evvel Hu, Ahir Hu, Zahir Hu, Batın Hu. Sultanım, bu halleri oğlum Çelebi efendiye yazıp gönderin.” Onlardan cevap beklerken aziz hazretleri tarafından işaret oldu ki: “Oğlum Hasan’dan haber gelince bekleme, Mehmed Dede’ye bildir” Şimdi size bildiriyorum. Ne buyurursunuz? Bunlar zihin oyunu mudur yoksa gerçek midir? Haşa sümme haşa aziz hazretlerinin söylediklerini inkar edemem, ama ben bunlara layık değilim. Dünya derdine dalmışım, Hakk’a layık bir nesnemiz yok. Bunları hiç hak etmiyorum. Hakk subhanehu ve tealanın lütfu çoktur. Sultanım, ne buyurursunuz? Bildirin.

seyh_efendi1

Mektubun cevabı: “Halife Mehmet Dede’den Asiye Hatun’a”

Her açıdan üçüncü isim olan “Hu” ismine hakkınız olmuş. Allahu teala mübarek eylesin. Hemen yılmadan sürekli çalışarak bu ismi sürmeye devam edin. Fakîrden de size izin olsun.

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-9

asiye_hatun_9

Yine bir defa: ‘Âlem-i rû’yâda gördüm ki efendi hazretleri beni muhkem tutup koçdı. Kendüne eyle sıkdı ki gûyâ cemî’ vücûdum hamîr oldı sandum. Ammâ elem çekmedim. Bir kimesne dir ki: “Hazret-i ‘Ömer İslâma geldükde Hazret-i Resûl (sallallahu ‘aleyhi ve sellem) ‘Ömeri böyle koçup sıktı. ‘Ömerün küfri, şirki ayagı tırnagından çıkdı. Fakîre direm ki: “El-hamdülillâh benüm küfrüm yokdur.” Yine dirler ki: “Senden açlık ve toklık çıksun.” Mehmed Efendi Uziçe’de iken bu zuhfûr itdi. ••• Yine bir def’a: ‘Azîz hazretlerinüñ vefâtı haberi geldükden soñra bir gün ‘âlem-i bâtında ‘azîz hazretlerini müşâhede idüp buyurdılar ki: “Bizüm içün elem çekme. Beşerîyet kaydından halâs oldum. Senüñ her ahvalüñ ile yine ke-zâlik takayyüd olınur.” ••• Ba’dehû yine bir gün kalbüm göziyle ‘azîz hazretlerin müşâhede idüp buyurdılar ki: “Oglum Hasan’a ittiba’ eyle. Az zamânda bizüm mertebemüze süud ider.”  •••  Bir def’a dahı: Pençşenbe gicesi rû’yâda görürem ki Hazret-i Habîb-i Ekrem (salla’llâhu ‘aleyhi ve sellem) hazretlerinüñ nikâhına dâhil olup Habîb-i Ekrem hazretleri ya’nî sahîh baña nikâh idüp hâtunı olmışam. Bir kimse baña dir ki: “Bu zamânede peygamber hâtunlarından hemân sensin. Şimden soñra senüñ elüñ öperler.” Kendü hâlüme ta’accüb iderem ve bilürem ki sahîh baña nikâh idüp anlar ile mülâkat olmışam. Ve lîkin hazret-i sultânı ‘ayânen gördüğüm bilmem. ••• Bir def’a dahı: Yine ‘âlem-i bâtında efendi hazretlerini müşâhede idüp kalbüm ile ke-enne ‘arz iderem: “Bu esrârumı ‘aceb kimseye i’lâm itdügüm ma’kûl midür yoksa degül midür?” Buyurdılar ki: “Bizüm ile olan mu’âmeleyi bizim Mehmed Dede’ye [üstü çizilmiş] Halife’ye ol hâtûna didügüñden nesne lâzım gelmez. Anlara dahi fa’idedür ve bize dahi takarrüb rû’yâda olur,” diyü buyurdılar. ••• Yine bir def’a: ‘Arefe gicesi muhkem sıtma tutup şiddet-i harâretde iken öyle müşâhede iderem ki efendi hazretleri katı yakınumda. Ke-enne başuma yapışup hâlüm sorar gibi. Dahi buyurdılar ki: “Bu sıtmanuñ tahtından çok fâ’ide vardur. Nice bil. Gündüz sâ’im gice kâ’im olsan buna vâsıl olamazduñ.

ruya_defteri_ayrac

Yine bir defa rüya aleminde gördüm ki efendi hazretleri beni sıkıca tutup kucakladı. Kendine doğru öyle bir sıktı ki bütün vücudum hamur gibi yoğruldu sandım. Ama acı çekmedim. Birisi dedi ki: “Hazret-i Ömer müslüman olduğunda Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Ömer’i böyle kucaklayıp sıktı. Ömer’in içindeki küfür, şirk ayağının tırnağından çıktı.” Fakîre dedim ki: “Elhamdülillah benim küfrüm zaten yoktur.” Yine derler ki: “Senden açlık ve tokluk çıksın.” Mehmed Efendi Uziçe’deyken bu düş görüldü.
***
Yine bir defa: Aziz hazretlerinin vefatı haberi geldikten sonra bir gün iç aleminde aziz hazretlerini gördüm, buyurdular ki: “Bizim için acı çekme. İnsanlık kaydından kurtuldum. Senin her halin ile yine eskisi gibi ilgilenirim.”
***
Sonra yine bir gün kalbimin gözüyle aziz hazretlerini gördüm, buyurdular ki: “Oğlum Hasan’a bağlan. Az zamanda benim mertebeme yükselecektir.
***
Bir keresinde de perşembe gecesi rüyada gördüm ki Hazret-i Peygamber (s.a.s.) hazretlerinin nikahına girmişim, yani peygamber hazretleri hakikaten bana nikah edip hatunu olmuşum. Birisi bana dedi ki: “Bu zamanda peygamber hatunlarından başta sensin. Şimdiden sonra senin elini öperler,” Kendi halime şaştım ve öyle bildim ki gerçekten benimle nikahlanmış ve onlarla buluşmuşum. Ama Hazret-i Peygamberi açıkça gördüğümü söyleyemem.
***
Bir kere de, yine iç âleminde efendi hazretlerini gördüm, kalbim ile güya diyorum ki: “Bu esrarımı acaba kimseye duyurmam makul müdür değil midir?” Buyurdular ki: “Bizim ile olan muameleyi, bizim Mehmed Halife’ye ol hatuna dediğinden bir şey söylemen gerekmez. Onlara böylesi daha yararlıdır. Bize yakınlaşmanız rüya ile olur.”
***
Yine bir kere: Arefe gecesi sıkı bir sıtmaya tutuldum, hararetin şiddeti etkisinde öyle gördüm ki efendi hazretleri hemen yakınlarda. Sanki başıma yanaşıp halimi sorar gibi. Hem buyurdu ki: “Bu sıtmanın altında çok yararlı şeyler var. Öyle bil. Gündüz oruç tutsan, gece namaz kılsan, bu yararlara ulaşamazdın.”

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-8

asiye_hatun_8

Yine bir def’a: Cum’a gicesi ahşam namâzın kılarken efendi hazretleri kalbümde mutasavver olup kalbüm göziyle müşahede iderem. Hitâb idüp buyurdılar ki: “Namâzdan sonra ism-i saniye mübâşeret eyle. Vakit mübârekdür.” Fakîre dahı namazı tamam idüp karşudan ta’lîm ider gibi evvelki ismi üç kerre didükden soñra “Rabbenâ tekabbel…” ve ” İnnâ âteynâ” âhıra dek okuyup fâtiha-i şerîf okuyup el yüze sürüp, ba’dehû buyurdılar ki: “Di imdi. Allâhuñ ‘inâyeti ve Resulullâhuñ mu’cizât-i kesîrü’l-berekâtı ile ve bizüm icâzetümüz ile saña “ism-i sânî”ye izin verildi. Allah mübarek eyleye” diyü. Karşudan fakîreye usûli üzre ta’lîm buyurdılar ki bir kaç kerre didükden sonra du’â eylediler. Ba’dehû buyurdılar ki: “Sen baña sâ’irler gibi degülsin. Muhabbet hemân sende midür? Bil ki bizde on mertebe ziyadedür. Tereddüdi def’eyle” diyü buyurdılar Zîrâ fakîrede tereddüd var idi. ••• Yine bir gice: Teheccüd namâzın edâ idüp İsmullâh’a müdâvemet iderken gaflet müstevlî olup Efendimüz hazretlerini ‘âlem-i bâtında müşahede idüp ke-enne buyurdılar ki: “Saña itdügüm muhabbeti mahlûk kısmından bir kimseye itmedüm.” Ba’dehû fakîrenüñ hâtıruma hûtur eyledi ki bende mücâhede yok. Ke-enne bunlar halüm de-gül diyü kalbüme tereddüd geldi. Ba’dehû buyurdılar ki: “Benüm mücâhede eyledügüm senüñdür.” Bu esnâda fakîrenüñ hâtıruma hutûr ki eyledi ki el’iyâzu billah ‘ucb kalbüme yürünmesün diyü bir havf geldi. Ba’dehû buyurdılar ki: “Kalbüne ‘ucb gelse elüm ile men’ iderim. Göñlüñ benüm hükmümdedür. İstedügüm nesneyi göñlüñe komam” diyü buyurdılar. ••• Yine bir def’a İsmullâh’a müdâvemet iderken ke-enne bir kâse ile su getürdiler. İçer gibi oldum. Nazar itdüm, kâse içinde su meger altun imiş. Altunı içdüm. Efendi hazretleri buyurdılar ki: “Sıhhatler ‘âfiyetler olsun.” Ba’dehû Ramazân-i şerîfüñ evvel gicesi terâvîh kılurken kalbüm imâmet idüp fakîre ardında namâz kıluram. Çok cemâ’at bile. Ba’dehû oturup tesbîh okurken efendi hazretlerini kalbüm göziyle müşâhede iderem. Ke-enne buyurdı ki: “Nicesin has-ret-i firâkum ile nicesin nâr-i iştiyâkum ile,” Ba’dehû buyurdılar ki: “Sen bilür misin benüm nemsin? Nûr-i dîdem, servet-i sînemsin.” ••• Yine bir def’a: Âlem-i bâtında Efendi hazretlerini gördüm. Buyurdılar ki: “Âlem-i dünyâ hankâhullâhdur, hâdim bizüz.” Fakîrenüñ hâtıruma geldi ki Hazret-i Mevlânâ bu kelâmı dimişdür. Yine tekrâr buyurdılar ki: “Mevlânâ hayâtda olaydı, gâşiyem götürmegi cânına minnet bileydi.”

ruya_defteri_ayrac

Yine bir defa Cuma gecesi akşam namazını kılarken Efendi hazretlerinin tasviri kalbime düştü, kalp gözüyle gördüm. Şöyle seslendiler: “Namazdan sonra ikinci isme başla. Vakit mübarektir”. Fakîre de namazı tamamlayınca karşıdan ders çalıştırır gibi birinci ismi üç kere tekrarladıktan sonra “Rabbena tekabbel” ve “İnna ateyna” yı sonuna kadar okuyup, bir de Fatiha’yı okuyup, ellerini sürüp, buyurdular ki: “Şimdi söyle. Allah’ın yardımı ve Resulullahın bol bereketli mucizeleri ile ve bizim icazetimiz ile sana ikinci isme izin verildi.” Karşıdan fakîreye usulüne göre yapılacağını birkaç kere tekrarlayarak gösterdikten sonra dua ettiler. Sonra buyurdular ki: “Sen bana ötekiler gibi değilsin. Muhabbet yalnız sende midir? Bil ki bizde on misli fazlası vardır. Tereddütü gönlünden kov.” Zira fakîrede tereddüt vardı.
*** 
Yine bir gece teheccüd namazını kıldıktan sonra Allah’ın ismini zikre devam ederken gaflet geldi, iç aleminde Efendimiz hazretlerini gördüm. Güya buyurdular ki: “Sana gösterdiğim muhabbeti başka hiçbir Tanrı kuluna göstermedim.” Sonra fakîrenin aklıma geldi ki nefsimle yeterince cihad etmedim. Sanki bunlar benim halim olamazmış gibisinden kalbime tereddüt geldi. Bunun üzerine bu-yurdular ki: “Benim ettiğim cihad senindir.” Bu esnada fakire düşündüm ki Allah korusun kalbimi mağrurluk kaplamasın diye bir korku geldi. Bunun üzerine buyurdular ki: “Kalbine gurur gelse elimle engellerim. Gönlün benim hükmümdedir. İstediğim şeyi gönlüne koyarım.”
***
Yine bir defa: Allah’ın ismini zikre devam ederken güya bir kase ile su getirdiler. İçecek gibi oldum, baktım, kase içindeki su meğer altınmış. Altını içtim. Efendi hazretleri buyurdular ki: “Sıhhatler afiyetler olsun.” Sonra Ramazan-ı şerifin ilk gecesi teravih namazını kılarken kalp gözüyle öyle gördüm ki Efendi hazretleri önümde imamlık ediyor, fakîre arkasında namaz kılıyorum. Çok cemaat var. Sonra oturmuş tesbih okurken efendi hazretlerini kalp gözüyle gördüm. Güya buyurdu ki: “Nicesini ayrılığımın hasretiyle, nicesini özlemimin ateşiyle.” Sonra buyurdular ki: “Sen bilir misin benim nemsin? Gözümün nuru, sinemin servetisin.”
***
Yine bir defa: İç âlemimde Efendi hazretlerini gördüm. Buyurdular ki: “Dünya alemi Allah’ın büyük bir tekkesidir, hizmetçisi biziz.” Fakîrenin aklına geldi ki bu sözü Hazret-i Mevlana söylemiştir. Yine buyurdular ki: “Mevlana hayatta olsaydı gâşiyemi götürmeyi canına minnet bilseydi”

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 4.978 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: