Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Rüyâ Defteri-10

umutrehberi_hu

Yine bir def’ada “İsm-i sânî’ye müdâvemet iderken cemî’ eşyâdan “hû” sadâsı gelür gibi oldı. Bu hâl bir kaç def’a vâki’ oldı. ••• Yine bir def’a İsm-i şerîf’e müdâvemet iderken ke-enne ‘azîz hazretleri mukâbelede “hû” dirler. Baña dahı hitâb idüp buyurur ki: “Hû ismin sür. Sana icâzet.” Bir nice def’a vâki’ oldı. İsm-i şerîf’e müdâvemet iderken kendümi zâyi’ ider gibi olup “hû” ismi kalbüme ilhâm olur. Bir nice def’a gaflet müstevlî oldukda ‘azîz hazretleri zâhir olup “hû” ismin telkin ider. ••• Yine bir def’ada ‘azîz hazretleri ‘âlem-i bâtında buyurdılar ki: “Bize i’tibâr itmez misin? İsm-i sâlis ki “hû”dur, emr-i Hakk ile, Peygamber hazretlerinüñ mu’cizâtile saña ta’yîn oldı.” Ve ba’zı zamânda kendüme meşgûl iken ke-enne cemî’ eşyadan “hû” sadâsı kalbüme gelür gibidür. ••• Yine bir def’a dahı rû’yâda gördüm, “hû” ismine müdâvemet iderem. ••• Yine bir gice yatsu namâzın edâ idüp İsm-i şerîf’e müdâvemet iderken kalbüme ilâm oldı: “Hû ismine müdâvemet eyle.” Bu tahayyürde iken kalbümde ‘azîz hazretlerini müşâhede idüp buyurdılar ki: “Cânib-i Hakkdan emr oldı. Hû ismine meşgûl ol. Bizüm icâzetümüz ile.” Yine tekrar ke-enne kulaguma yapışup “hû” dir. Baña dahı buyurur: “Benüm sultânum, bunları yazup Çelebi efendiye isâl eyledüñ.” ••• Soñra bunlar zuhûr eyledi. Bir nice def’a vâki’ oldı. İsmullâh’a müdâvemet iderken gaybet vâki’ olup “Hû” ismi kalbüme ilhâm olur. Bir nice def’a gaflet müstevlî olup ‘azîz hazretleri zâhir olup “Hû” ismi telkîn ider. Nice def’a vâki’ oldukda i’tibâr itmeyüp bir def’ada buyurdılar ki: “Bize i’tibâr itmez misin? İsm-i sâlis’i sana ta’yîn eyledüm.” ••• Yine bir def’a ‘azîz hazretleri buyurdılar ki: “Emr-i Hakk ile, peygamber hazretlerinüñ mu’cizâtiyle sana İsm-i sâlis, ki ‘Hû’dur, saña ta’yîn olundı.” Bu hâl Rebîü’l-evvelüñ evvel Pençşenbe güni ikindiden evvel vâki’ oldı. Ve ba’zı zamânda kendüme meşgûl iken ke-enne cemî’ eşyâdan “Hû” sadâsı gelür gibidür. Bir kaç aydur ki kendü hâlüme meşgûl iken ‘azîz hazretlerini kalbüm göziyle müşâhede idüp “Hû” ismin telkîn buyururlar. Yine “bunlar hâtıradur, benüm liyâkatum yokdur,” diyü mukayyed olmadum. ••• Yine bir gün İsmullâh’a meşgûl iken ‘âlem-i bâtında buyurdılar ki: “Hû ismine meşgûl oldukda her murâda vâsıl olursın. Her müşkil feth olur.” Her bâr böyle vâki’ olup bir kaç defa yine te’kîd eylediler, “bize muhâlefet mi idersin,” didiler. Eger du’âda eger namâzda her halde anlar cânibinden kalbüme ilhâm olur: “Elbetde “Hû” ismine meşgûl ol,” diyü. ••• Yine bir def’ada ‘azîz hazretleri cânibinden kalbüme ilhâm oldı ki: “Evvel Hû, âhır Hû, zâhir Hû, bâtın Hû. Benüm sultânum, bu halleri Çelebi efendiye yazup gönderiñ.” Anlardan cevâba müntazır iken ‘azîz hazretleri cânibinden işâret oldı ki: “Oglum Hasan’dan haber gelince tavakkuf eyleme, Mehmed Dede’ye ilâm eyle.” İmdi huzûrunuza i’lâm olundı. Ne buyurursız? Bunlar hatıra mıdur yoksa sahîh midür? Hâşâ sümme hâşâ, ‘azîz hazretlerine inkârumuz yokdur. Ammâ benüm bunlara liyâkatum yokdur. Âlâyiş-i dünyâ ile âlûde olmışam. Hakka lâyık bir nesnemüz yok. Bunlara istihkâkum hiç yokdur. Hakk sübhânehû ve te’âlânun lutfî çokdur. Benürn sultânum ne buyurursız? İ’lâm eyleñ •••
CEVÂBÎ MEKTÛB: Her vechile ism-i sâlis hakkuñuz olmuş. Allâhü te’âlâ mübarek eylesün. Hemân müdâvemet eylen. Fakîrden dahı icâzet olsun.

ruya_defteri_ayrac

Yine bir keresinde ikinci ismi zikretmeye devam ederken bütün eşyadan “Huu” sesi gelir gibi oldu. Bu hal bir kaç kez daha oldu.
***
Yine bir kere İsm-i şerif’i zikre devam ederken güya aziz hazretleri karşılık olarak “Hu” diyor. Bana hitap ederek buyuruyor ki: “Hu ismini sür. Sana izin.” Nice kere böyle oldu, İsm-i şerif’i zikre devam ederken kendimi kaybeder gibi oluyordum ve kalbime “Hu” ismi ilham oluyordu. Birçok kere uyku hali bastırdığında aziz hazretleri görünüp “Hu” ismini telkin ediyordu.
***
Yine bir keresinde aziz hazretleri iç âleminde buyurdular ki: “Bize saygın yok mu? Üçüncü isim, ki Hu’dur, Allah’ın emri, Peygamber hazretlerinin mucizesi ile sana verildi.” Ve bazen kendimle meşgul iken aynı şekilde bütün eşyadan “Hu” sesi kalbime gelir gibi oluyor.
***
Yine bir kere rüyada gördüm ki “Hu” ismini zikre koyulmuşum.
***
Yine bir gece yatsı namazını kılıp İsm-i şerif’i zikre devam ederken kalbime ilham oldu: “Hu ismine devam et.” Bu şaşkınlıktayken kalbimde aziz hazretlerini gördüm, buyurdular ki: “Allah tarafından buyuruldu. Hu ismine koyul. Bizim iznimizle.” Yine tekrar sanki kulağıma yapışıp “Hu” dedi ve buyurdu: “Sultanım, bunları yazıp oğlum Çelebi Efendi’ye gönderin.” *** Sonra bunlar oldu. Birçok kere. Allah ism-i celâline devam ederken, kendimi kaybeder gibi oldum ve “Hu” ismi kalbime düştü. Nice kere uyku hali bastırıp aziz hazretleri belirip “Hu” ismini telkin etti. Nice kere böyle olmasına rağmen ben kulak asmayınca buyurdular ki: “bize kulak asmaz mısın? Üçüncü ismi sana tayin eyledim.”
***
Yine bir kere aziz hazretleri buyurdular ki: “Allah’ın emri, Peygamber hazretlerinin mucizesiyle sana üçüncü isim olan “hu”, tayin olundu.” Bu hal Rebiülevvel ayının ilk perşembe günü ikindiden önce gerçekleşti. Ve bazen kendimle meşgulken sanki bütün eşyadan “hu” sesi gelir gibiydi. Bir kaç ay boyunca böyle kendi halindeyken aziz hazretlerini kalb gözüyle gördüm ve “hu” ismini telkin etti. Yine “Bunlar zihin aldatmacasıdır, ben bunlara layık değilim” diye ciddiye almadım.
***
Yine bir gün Allah ism-i şerifini zikre koyulmuşken iç aleminde buyurdular ki “Hu ismini zikredersen, her dileğine ulaşırsın. Her zorluk açılır.” Her seferinde böyle olup bir kaç kez yine tekrarladılar “Bize muhalefet mi edersin?” dediler. İster duada ister namazda, her halimde, onlardan kalbime ilham düşer: “Elbette “hu” ismine devam et” diye. *** Yine bir keresinde aziz hazretleri tarafından kalbime ilham oldu ki: “Evvel Hu, Ahir Hu, Zahir Hu, Batın Hu. Sultanım, bu halleri oğlum Çelebi efendiye yazıp gönderin.” Onlardan cevap beklerken aziz hazretleri tarafından işaret oldu ki: “Oğlum Hasan’dan haber gelince bekleme, Mehmed Dede’ye bildir” Şimdi size bildiriyorum. Ne buyurursunuz? Bunlar zihin oyunu mudur yoksa gerçek midir? Haşa sümme haşa aziz hazretlerinin söylediklerini inkar edemem, ama ben bunlara layık değilim. Dünya derdine dalmışım, Hakk’a layık bir nesnemiz yok. Bunları hiç hak etmiyorum. Hakk subhanehu ve tealanın lütfu çoktur. Sultanım, ne buyurursunuz? Bildirin.

seyh_efendi1

Mektubun cevabı: “Halife Mehmet Dede’den Asiye Hatun’a”

Her açıdan üçüncü isim olan “Hu” ismine hakkınız olmuş. Allahu teala mübarek eylesin. Hemen yılmadan sürekli çalışarak bu ismi sürmeye devam edin. Fakîrden de size izin olsun.

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Ey insanlar!

Ey bilerek değil unutarak, kasten değil sehven yolunu şaşıran insan!
Dinle, sanadır cümle dillerden hitap!

ramazan2015
Bu “Ey” hitâbını can kulağıyla dinle ki ondan yayılan nur, gafilleri uyarmak, gâiptekileri hazır etmek, sâkinleri harekete geçirmek, cahillere işin aslını bildirmek, meşgul olanları boşaltmak (yalancı oyuncaklarını ellerinden alarak) yüz çevirenleri, Hakka döndürmek, sevenleri heyecana getirmek, müridleri teşvik etmek içindir.

Kitaptaki her “Ey!” kullukta sana külfet görünen dikeni, gül hitâbın lezzetiyle telâfi etmek içindir. Madem “Ey” nidâsı sanadır “Ey İnsan” mektubun devamında saçılan ayet ayet incileri toplamak da sana düşer,

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْـكَر۪يمِۙ
Ey insan! lütf u keremi bol olan Rabbine karşı seni aldatan (mağrur kılan) nedir? [82:6]

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاق۪يهِۚ
Ey insan! hakikat sen Rabbine (kavuşuncaya) kadar durmayıp didineceksin, nihayet Ona ulaşacaksın. [84:6]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْلَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O’na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz. [2:21]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü’minlere yol gösterici bir rehber ve rahmet gelmiştir. [10:57]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَـلَالاً طَـيِّباًۘ وَلَا تَتَّبِعُواخُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ
Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin. Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın (izinden gitmeyin). Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır. [2:168]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْماً لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘوَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـٔاًۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُالْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
Ey insanlar! Rabbinize karşı sorumluluğunuzu unutmayın; ve ne hiçbir anne babanın çocuğuna herhangi bir faydasının erişebileceği, ne de hiçbir çocuğun anne babasına en ufak bir fayda sağlayamayacağı Gün’den korkun! Unutmayın, Allah’ın [yeniden diriltme] vaadi gerçektir: öyleyse, bu dünyanın sizi ayartmasına izin vermeyin, ve Allah hakkındaki müfsitçe düşüncelerinizin sahte cazibesine kapılmayın! [31:33]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِيَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
Ey insanlar! Allahın, üzerinizdeki (bunca) ni’metini (kalbinizle) hatırlayın, (dilinizle) anın. Sizi gökden ve yerden rızıklandıracak Allahdan gayri bir yaratan var mı? Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. O halde nasıl (olub da tevhîdden küfre) çevriliyorsunuz? [35:3]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın va’di haktır. Öyle ise dünya hayâtı sakın sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı (şeytan), sizi (isyâna sürüklerken) Allah(‘ın affına güvendirmek) ile kandırmasın! [35:5]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ
Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaç kimselersiniz. Hâlbuki Ganî (hiçbir şeye muhtaç olmayan), Hamîd (hamd edilmeye yegâne lâyık olan) ancak Allah’dır. [35:15]

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباًوَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌخَب۪يرٌ
Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır. [49:13]

Ey halden hale girmekten münezzeh olan, ey eşi, benzeri olmaksızın yaratan.
Ey insanı halden hale sokan, insana hayretler veren.
Ey kimini Leylâ eden, kimini Mecnun kılan,
Ey âlete ihtiyacı olmayan sanatkâr. Leylâ’ya, Mecnun’a yüzlerce çeşit haller veren,
Ey hiçbirşeye ihtiyacı olmadığı halde durmaksızın kullarına ihsân eden, bolca veren,

Gönderdiğin “rahmet ayı” geldi geçiyor, üzerimize öylesine bir güneş doğdu ki bir anda yüzlerce günahı, isyanı örter gider. Ama biz burda pek bir aciz, pek bir mahzûn kaldık, evin kapısını ört; yayılanlar da bu mâbetde topaldır, uçanlar da. Ey aşk! tüm bir varlıksın sen; hem taçsın, hem zincir; hem Peygamber’in davetisin, hem ümmetin halden hale geçişi… Bizi yokluktan, ciğeri yanmış, susamış bir halde sen var ettin de gözümüzü şu devlet çeşmesine diktin.

Dikenimiz senin sayende gül kesildi, cüzlerimiz kül haline geldi; gark eyledin bizi nura, önümüz de rahmet bizim, sonumuz da rahmet. Gülü dikende gör, dikensiz gülü herkes görür; tümü cüzde gör; ehliyet de budur zaten. Şerabı korukta gör, varı yokta gör, ey Yusuf, padişahlar padişahlığını, saltanatı kuyuda seyret. Gülü olmayan diken, yeşilliğin başköşesine kurulamaz; bir avuç toprak, canı olmadıkça başı, bıyığı nerden bulacak?

Gül dikenle barışır, dost olur. Allâh’ın lütf û ihsanı bahçeyi güllerle, çiçeklerle süsler, ihtişamlı bir padişah haline getirir. Her an bahçeden elçi gibi bir hoş koku gelir de; “Ne duruyorsunuz; İlkbahar geldi; dostları bahçeye çağırın !” diye seslenir. Bahçe içten içe kendi sırrını, kendinde bulunan gizli kuvveti sürükler; yürür gider, yol alır da sana derki : “Ey insan ! Sen de içten içe yol al. Sende gizli bulunanı bul, ona doğru yol al da, sen de canlan, senin de canına can gelsin” Her fidanın sırrı toprağın içinden baş kaldırır yücelir. Göklere doğru yükselen, boy atan mi’rac eden ağaçlar, sanki bahçelerde göklere uzanan merdivenler koymuşlardır. Duygulu ve imanlı kişiler yerlerde sürüklenmesinler, göklere çıksınlar diye onları da mi’raca davet etmektedirler.

El çırp da bundan anla ki her sesin aslı sensin, her ses senden çıkıyor; çünkü ayrılık, yahut buluşma olmasa şu iki avucunu birbirine vuramazsın. Sus artık, bahar geldi, gül geldi, diken geldi, gayb âleminden güzeller bizi davet için sıçrayıp geldiler.

Dinle bak ne buyurur ol Mevlây-ı müteal
Bu ilahî müjdeden sen de nasibini al
İftar vakti hitab-ı subhânî vârid olur
Oruç tutan kuluyla söyleşir hem Zül-Celâl


Meded ey sahibe’l meydân!
Ey katreyi ummân eden
Ey nutfeyi insân eden
Ey derdlere dermân eden
Senden meded, senden meded
Estağfirullâh el-azîm,
Ya Resûl ol sen rehberim
Zulmânî nûrânî hicâb
Açılsın olsun feth-i bâb
Ref’ et cemâlinden nikâb
Senden meded senden meded

Rüyâ Defteri-9

asiye_hatun_9

Yine bir defa: ‘Âlem-i rû’yâda gördüm ki efendi hazretleri beni muhkem tutup koçdı. Kendüne eyle sıkdı ki gûyâ cemî’ vücûdum hamîr oldı sandum. Ammâ elem çekmedim. Bir kimesne dir ki: “Hazret-i ‘Ömer İslâma geldükde Hazret-i Resûl (sallallahu ‘aleyhi ve sellem) ‘Ömeri böyle koçup sıktı. ‘Ömerün küfri, şirki ayagı tırnagından çıkdı. Fakîre direm ki: “El-hamdülillâh benüm küfrüm yokdur.” Yine dirler ki: “Senden açlık ve toklık çıksun.” Mehmed Efendi Uziçe’de iken bu zuhfûr itdi. ••• Yine bir def’a: ‘Azîz hazretlerinüñ vefâtı haberi geldükden soñra bir gün ‘âlem-i bâtında ‘azîz hazretlerini müşâhede idüp buyurdılar ki: “Bizüm içün elem çekme. Beşerîyet kaydından halâs oldum. Senüñ her ahvalüñ ile yine ke-zâlik takayyüd olınur.” ••• Ba’dehû yine bir gün kalbüm göziyle ‘azîz hazretlerin müşâhede idüp buyurdılar ki: “Oglum Hasan’a ittiba’ eyle. Az zamânda bizüm mertebemüze süud ider.”  •••  Bir def’a dahı: Pençşenbe gicesi rû’yâda görürem ki Hazret-i Habîb-i Ekrem (salla’llâhu ‘aleyhi ve sellem) hazretlerinüñ nikâhına dâhil olup Habîb-i Ekrem hazretleri ya’nî sahîh baña nikâh idüp hâtunı olmışam. Bir kimse baña dir ki: “Bu zamânede peygamber hâtunlarından hemân sensin. Şimden soñra senüñ elüñ öperler.” Kendü hâlüme ta’accüb iderem ve bilürem ki sahîh baña nikâh idüp anlar ile mülâkat olmışam. Ve lîkin hazret-i sultânı ‘ayânen gördüğüm bilmem. ••• Bir def’a dahı: Yine ‘âlem-i bâtında efendi hazretlerini müşâhede idüp kalbüm ile ke-enne ‘arz iderem: “Bu esrârumı ‘aceb kimseye i’lâm itdügüm ma’kûl midür yoksa degül midür?” Buyurdılar ki: “Bizüm ile olan mu’âmeleyi bizim Mehmed Dede’ye [üstü çizilmiş] Halife’ye ol hâtûna didügüñden nesne lâzım gelmez. Anlara dahi fa’idedür ve bize dahi takarrüb rû’yâda olur,” diyü buyurdılar. ••• Yine bir def’a: ‘Arefe gicesi muhkem sıtma tutup şiddet-i harâretde iken öyle müşâhede iderem ki efendi hazretleri katı yakınumda. Ke-enne başuma yapışup hâlüm sorar gibi. Dahi buyurdılar ki: “Bu sıtmanuñ tahtından çok fâ’ide vardur. Nice bil. Gündüz sâ’im gice kâ’im olsan buna vâsıl olamazduñ.

ruya_defteri_ayrac

Yine bir defa rüya aleminde gördüm ki efendi hazretleri beni sıkıca tutup kucakladı. Kendine doğru öyle bir sıktı ki bütün vücudum hamur gibi yoğruldu sandım. Ama acı çekmedim. Birisi dedi ki: “Hazret-i Ömer müslüman olduğunda Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Ömer’i böyle kucaklayıp sıktı. Ömer’in içindeki küfür, şirk ayağının tırnağından çıktı.” Fakîre dedim ki: “Elhamdülillah benim küfrüm zaten yoktur.” Yine derler ki: “Senden açlık ve tokluk çıksın.” Mehmed Efendi Uziçe’deyken bu düş görüldü.
***
Yine bir defa: Aziz hazretlerinin vefatı haberi geldikten sonra bir gün iç aleminde aziz hazretlerini gördüm, buyurdular ki: “Bizim için acı çekme. İnsanlık kaydından kurtuldum. Senin her halin ile yine eskisi gibi ilgilenirim.”
***
Sonra yine bir gün kalbimin gözüyle aziz hazretlerini gördüm, buyurdular ki: “Oğlum Hasan’a bağlan. Az zamanda benim mertebeme yükselecektir.
***
Bir keresinde de perşembe gecesi rüyada gördüm ki Hazret-i Peygamber (s.a.s.) hazretlerinin nikahına girmişim, yani peygamber hazretleri hakikaten bana nikah edip hatunu olmuşum. Birisi bana dedi ki: “Bu zamanda peygamber hatunlarından başta sensin. Şimdiden sonra senin elini öperler,” Kendi halime şaştım ve öyle bildim ki gerçekten benimle nikahlanmış ve onlarla buluşmuşum. Ama Hazret-i Peygamberi açıkça gördüğümü söyleyemem.
***
Bir kere de, yine iç âleminde efendi hazretlerini gördüm, kalbim ile güya diyorum ki: “Bu esrarımı acaba kimseye duyurmam makul müdür değil midir?” Buyurdular ki: “Bizim ile olan muameleyi, bizim Mehmed Halife’ye ol hatuna dediğinden bir şey söylemen gerekmez. Onlara böylesi daha yararlıdır. Bize yakınlaşmanız rüya ile olur.”
***
Yine bir kere: Arefe gecesi sıkı bir sıtmaya tutuldum, hararetin şiddeti etkisinde öyle gördüm ki efendi hazretleri hemen yakınlarda. Sanki başıma yanaşıp halimi sorar gibi. Hem buyurdu ki: “Bu sıtmanın altında çok yararlı şeyler var. Öyle bil. Gündüz oruç tutsan, gece namaz kılsan, bu yararlara ulaşamazdın.”

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-8

asiye_hatun_8

Yine bir def’a: Cum’a gicesi ahşam namâzın kılarken efendi hazretleri kalbümde mutasavver olup kalbüm göziyle müşahede iderem. Hitâb idüp buyurdılar ki: “Namâzdan sonra ism-i saniye mübâşeret eyle. Vakit mübârekdür.” Fakîre dahı namazı tamam idüp karşudan ta’lîm ider gibi evvelki ismi üç kerre didükden soñra “Rabbenâ tekabbel…” ve ” İnnâ âteynâ” âhıra dek okuyup fâtiha-i şerîf okuyup el yüze sürüp, ba’dehû buyurdılar ki: “Di imdi. Allâhuñ ‘inâyeti ve Resulullâhuñ mu’cizât-i kesîrü’l-berekâtı ile ve bizüm icâzetümüz ile saña “ism-i sânî”ye izin verildi. Allah mübarek eyleye” diyü. Karşudan fakîreye usûli üzre ta’lîm buyurdılar ki bir kaç kerre didükden sonra du’â eylediler. Ba’dehû buyurdılar ki: “Sen baña sâ’irler gibi degülsin. Muhabbet hemân sende midür? Bil ki bizde on mertebe ziyadedür. Tereddüdi def’eyle” diyü buyurdılar Zîrâ fakîrede tereddüd var idi. ••• Yine bir gice: Teheccüd namâzın edâ idüp İsmullâh’a müdâvemet iderken gaflet müstevlî olup Efendimüz hazretlerini ‘âlem-i bâtında müşahede idüp ke-enne buyurdılar ki: “Saña itdügüm muhabbeti mahlûk kısmından bir kimseye itmedüm.” Ba’dehû fakîrenüñ hâtıruma hûtur eyledi ki bende mücâhede yok. Ke-enne bunlar halüm de-gül diyü kalbüme tereddüd geldi. Ba’dehû buyurdılar ki: “Benüm mücâhede eyledügüm senüñdür.” Bu esnâda fakîrenüñ hâtıruma hutûr ki eyledi ki el’iyâzu billah ‘ucb kalbüme yürünmesün diyü bir havf geldi. Ba’dehû buyurdılar ki: “Kalbüne ‘ucb gelse elüm ile men’ iderim. Göñlüñ benüm hükmümdedür. İstedügüm nesneyi göñlüñe komam” diyü buyurdılar. ••• Yine bir def’a İsmullâh’a müdâvemet iderken ke-enne bir kâse ile su getürdiler. İçer gibi oldum. Nazar itdüm, kâse içinde su meger altun imiş. Altunı içdüm. Efendi hazretleri buyurdılar ki: “Sıhhatler ‘âfiyetler olsun.” Ba’dehû Ramazân-i şerîfüñ evvel gicesi terâvîh kılurken kalbüm imâmet idüp fakîre ardında namâz kıluram. Çok cemâ’at bile. Ba’dehû oturup tesbîh okurken efendi hazretlerini kalbüm göziyle müşâhede iderem. Ke-enne buyurdı ki: “Nicesin has-ret-i firâkum ile nicesin nâr-i iştiyâkum ile,” Ba’dehû buyurdılar ki: “Sen bilür misin benüm nemsin? Nûr-i dîdem, servet-i sînemsin.” ••• Yine bir def’a: Âlem-i bâtında Efendi hazretlerini gördüm. Buyurdılar ki: “Âlem-i dünyâ hankâhullâhdur, hâdim bizüz.” Fakîrenüñ hâtıruma geldi ki Hazret-i Mevlânâ bu kelâmı dimişdür. Yine tekrâr buyurdılar ki: “Mevlânâ hayâtda olaydı, gâşiyem götürmegi cânına minnet bileydi.”

ruya_defteri_ayrac

Yine bir defa Cuma gecesi akşam namazını kılarken Efendi hazretlerinin tasviri kalbime düştü, kalp gözüyle gördüm. Şöyle seslendiler: “Namazdan sonra ikinci isme başla. Vakit mübarektir”. Fakîre de namazı tamamlayınca karşıdan ders çalıştırır gibi birinci ismi üç kere tekrarladıktan sonra “Rabbena tekabbel” ve “İnna ateyna” yı sonuna kadar okuyup, bir de Fatiha’yı okuyup, ellerini sürüp, buyurdular ki: “Şimdi söyle. Allah’ın yardımı ve Resulullahın bol bereketli mucizeleri ile ve bizim icazetimiz ile sana ikinci isme izin verildi.” Karşıdan fakîreye usulüne göre yapılacağını birkaç kere tekrarlayarak gösterdikten sonra dua ettiler. Sonra buyurdular ki: “Sen bana ötekiler gibi değilsin. Muhabbet yalnız sende midir? Bil ki bizde on misli fazlası vardır. Tereddütü gönlünden kov.” Zira fakîrede tereddüt vardı.
*** 
Yine bir gece teheccüd namazını kıldıktan sonra Allah’ın ismini zikre devam ederken gaflet geldi, iç aleminde Efendimiz hazretlerini gördüm. Güya buyurdular ki: “Sana gösterdiğim muhabbeti başka hiçbir Tanrı kuluna göstermedim.” Sonra fakîrenin aklıma geldi ki nefsimle yeterince cihad etmedim. Sanki bunlar benim halim olamazmış gibisinden kalbime tereddüt geldi. Bunun üzerine bu-yurdular ki: “Benim ettiğim cihad senindir.” Bu esnada fakire düşündüm ki Allah korusun kalbimi mağrurluk kaplamasın diye bir korku geldi. Bunun üzerine buyurdular ki: “Kalbine gurur gelse elimle engellerim. Gönlün benim hükmümdedir. İstediğim şeyi gönlüne koyarım.”
***
Yine bir defa: Allah’ın ismini zikre devam ederken güya bir kase ile su getirdiler. İçecek gibi oldum, baktım, kase içindeki su meğer altınmış. Altını içtim. Efendi hazretleri buyurdular ki: “Sıhhatler afiyetler olsun.” Sonra Ramazan-ı şerifin ilk gecesi teravih namazını kılarken kalp gözüyle öyle gördüm ki Efendi hazretleri önümde imamlık ediyor, fakîre arkasında namaz kılıyorum. Çok cemaat var. Sonra oturmuş tesbih okurken efendi hazretlerini kalp gözüyle gördüm. Güya buyurdu ki: “Nicesini ayrılığımın hasretiyle, nicesini özlemimin ateşiyle.” Sonra buyurdular ki: “Sen bilir misin benim nemsin? Gözümün nuru, sinemin servetisin.”
***
Yine bir defa: İç âlemimde Efendi hazretlerini gördüm. Buyurdular ki: “Dünya alemi Allah’ın büyük bir tekkesidir, hizmetçisi biziz.” Fakîrenin aklına geldi ki bu sözü Hazret-i Mevlana söylemiştir. Yine buyurdular ki: “Mevlana hayatta olsaydı gâşiyemi götürmeyi canına minnet bilseydi”

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-7

ruya_mektuplari_7

Bir kaç defa vâki olmışdur ki “İsmullâha” müdâvemet iderken, gaflet müstevlî olur gibi, ‘azîz hazretlerini kalbüm göziyle müşâhede idüp biz “İsm-i evveli” sürerken, anlar mukâbilde “İsm-i sânî”, ki “Allâh” dur, müdâvemet iderler. Bunlara hâtıradur diyü mukayyed olmadum.  •••  Yine bir defa “İsmullâha müdâvemet iderken gaflet havâle olur gibi oldı. Ke-enne sag cânibümden bir kimesne bir murassa’ hançer virdi. Kabzası beyâz, gâlibâ yâ incü yâ cevher elmâsdur. Kını dahi murassa’. Kendümi cem’ idüp gözüm açdum, nesne yok.  •••  Yine gaflet müstevlî oldı. Yine gördüm ki bir kimesne. Bir altun tabak içinde bir murassa’ bıçak ve bir murassa’ hançer ve bir murassa kılıç öñümde kodılar. ‘Acâ’ib tuhfe ki gözler görmiş degül. Bundan bir mehâbet gelüp kendümi cem’ itdüm, hiçbir nesne yok.  •••  Ba’dehû yine bir defa “İsmullâha” müdâvemet iderken gaflet olur gibi oldum. Efendi hazretleri karşumda zâhir olur gibi hayâli musavver aldı. “İsm-i evveli” fakîre müdâvemet iderken anlar “ism-i sânîye” müdâvemet iderler. Hatta “lafz-ı Allâhı” tamâm eyledükde mübârek agızlarından güneş mesâbesinde bir nûr çıkar, yukaru gider. Ba’zı üzerlerine dökülür gibi, üzerlerine altun saçılur gibi gelür. Her bâr “ism-i şerifi” tamam itdükde, böyle fakîre “ism-i evveli” tamâm itdükde, anlar “ism-i sânîyi” tamam iderler. Bu halde iken uyanur gibi oldum. Bir iki defa Hazret-i Habibullahı ‘alem-i rû’yâda gördüm. Efendi hazretleri ile bir yirde otururlar. Çak diz-be-diz olup otururlar, Ke-enne hazret buyurur ki: “Hâ-ene Muhammed, hâtemü’n-nebiyyîn. Hâza Muslihüddin, mahbûb-i Hüdâ, mâ’şûk-i enbiyâ.” Temme.

ruya_defteri_ayrac

Başka bir rüya: Bir kaç defa öyle oldu ki İsmullah’ı zikre devam ederken gaflet geldi gibi oldu. Aziz hazretlerini kalp gözüyle gördüm. Ben birinci ismi sürerken onlar karşılarında ikinci isme —ki Allah’tır— devam ederler. Bunları zihin oyunudur diye fazla ciddiye almadım.
***
Yine bir defa İsmullah’ı zikre devam ederken kendimi kaybeder gibi oldum. Güya sağ tarafımdan birisi bir mücevherli hançer verdi. Kabzası beyaz, galiba ya inci ya elmas cevherinden. Kını da mücevherli. Kendimi toparladım, gözümü açtım. Hiçbir şey yok.
***
Yine gaflet geldi, yine gördüm, birisi var. Bir altın tabak içinde bir mücevherli bıçak ve bir mücevherli hançer ve bir mücevherli kılıç koydular önüme. Acayip nadide bir şey ki gözler görmüş değil. Bundan bir huşu gelip kendimi toparladım, hiçbir şey yoktu.
***
Sonra yine bir defa İsmullahı zikre devam ederken gaflet gelir gibi oldu. Efendi hazretleri karşımda belirir gibi hayali biçimlendi. Fakîre birinci ismi sürerken o ikinciyi sürüyor, hatta Allah sözünü tamamladığında mübarek ağızlarından güneş gibi bir nur çıkar yükselir. Bazen de üzerlerine dökülür gibi, üzerlerine altın saçılır gibi iner. Her defa ism-i şerifi tamamladıkça, böyle fakîre birinci ismi tamamladıkça o ikinci ismi tamamlıyor. Bu halde iken uyanır gibi oldum. Bir-iki defa hazret-i peygamberi rüya aleminde gördüm. Efendi hazretleri ile bir yerde oturuyorlar. Böyle diz dize oturuyorlar. Güya hazret buyurdu ki: “işte ben Muhammed, peygamberlerin sonuncusu. Bu da Muslihüddin, Allah’ın sevdiği, nebilerin âşık olduğu.” Bitti.


* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-6

hatun_medine

Dîger rû’yâ: Bizüm ‘Ali Çelebî gitdükden sonra yedinci gice rû’yâda gördüm ki bir kimse gelüp baña dir ki: “Senüñ hâneñde defîne zuhûr eyledi.” Fakîre dahı ‘azîm mesrûr olup ol mevzi’e varup gördüm ki bir câhuñ agzına yekpâre bir mermer komışlar. “Defîne bunuñ altındadur” dirler. Ben dahı mermeri kaldurup câhuñ içine bakdum. Bir nerdübân gördüm. Nerdübândan aşaga inerken bir latif rüzgar eser ki câna safâ virür, ta’bîr olmaz. Bu mevzi’de rûzgâr kandan gelür diyü ta’accüb iderken bir kimse dir ki: “Bu rûzgâr Medîne’den gelür. Bu yol Medîne yolıdur ve ravza-i şerîf yakındur” didiler. Benüm tahayyürüm dahi ziyâde oldı. Nerdübânuñ nihâyetine geldükde bir latîf çeşme, kurna mesâbesinde yapılmış. Katı latîf a’lâ suyı var ki âb-i hayâta benzer. Andan bir mikdâr su içdüm. Dahi biraz gitdükde bir a’lâ bâgçe gördüm. Bâgçe hâ. Mukâbelesinde Ravza-i Resûlullah. “İşte bu bâgçe Medînedür, işte Ravza” didiler. Fakîre dahi şevkümden serâsime gibi olup Ravza-i şerîfe yüz sürüp gözüm yaşın tazarru’ ve niyâz idüp ‘isyânum yâd idüp şefâ’at taleb idüp recâ iderüm. “Şefâ’at yâ habîbullâh” diyü derdle gözyaşların dökerüm. Hattâ bir iki beyit okurum. Beyit: evvel ü âhır vücûduñdur sebeb her devlete / el-meded ey destgîr-i evvelîn vü âhırîn / haşre tahsîs itme sultânum şefâ’at-kârını / ‘âlem-i dünyâda da ol destgîr-i ‘âcizîn. Okuduğum beyit budur. Ba’dehû murâdumca tazarru’ niyâz itdükten sonra geldügüm yoldan yine taşra hâneme çıkdum. Ol câhuñ agzını yine mermer ile kapadum. Ya’nî kimse vâkıf olmaya. Bir nâdân oña yol bulmaya. Mahsûs kendüm içün hıfz eyledüm. Bir mertebe mesrûr oldum ki dünyada öyle sürûr olmak mümkin degüldür. Ya’nî öyle yâdigâre lâyik oldum ki günde on kere murâd itsem Ravza-i şerîfe yüz sürmek mümkindür. Ta’accüb eyledüm ki Medîne-i Şerif bu kadar mesâfe-i ba’îd iken nice yakın oldı. Bu esnâda bana bir kimse dir ki: “Bu yol Medîne’ye arkurı yoldur. Gayrı yolı altı aylıkdur, ammâ Allâhü te’âlâ sana bu arkurı yolı virdi. Kaç kerre isterseñ varmak mümkindür” diyü. Bu safâ ve sürûr ile uyandum. Temme.

ruya_defteri_ayrac

Başka bir rüya: Bizim Ali Çelebi gittikten sonra yedinci gece rüyada gördüm ki birisi gelip bana şöyle dedi: “Senin evinde define çıktı.” Fakîre, çok sevindim ve oraya vardım, gördüm ki bir yerin ağzına bir mermer koymuşlar, “define bunun altında” dediler. Ben de mermeri kaldırıp yerin içine baktım. Bir merdiven gördüm. Merdivenden aşağı inerken hoş bir rüzgâr esti ki cana zevk verir, anlatması imkânsız. Orada durmuş “bu rüzgâr nereden geliyor?” diye şaşırmışken birisi dedi ki: “Bu rüzgâr Medine’den geliyor. Bu yol Medine yoludur. Ve o mübarek mekân (Ravza-i Nebî) yakındır.” Benim şaşkınlığım iyice arttı. Merdivenin sonuna gelince hoş bir çeşme gördüm, kurna gibi yapılmış. Çok iyi, çok tatlı suyu vardı ki, hayat suyuna benziyordu. Biraz su içtim. Biraz daha ilerlediğimde güzel bir bahçe gördüm. Bahçe ha. Karşısında Resulullah’ın kabr-i saadetleri. “İşte bu bahçe Medine’dir, işte Ravza” dediler. Fakîre, şevkimden sersem gibi olup mübarek Ravza’ya yüz sürüp gözyaşları içinde niyaz edip isyanımı hatırlayıp şefaat diledim. “Şefaat ya Habibullah” diye dertli gözyaşları döktüm. Hatta bir iki beyit okudum. Beyit: Evvel ü âhir vücûdundur sebeb her devlete / El-meded ey destgîr-i evvelîn vü âhırîn / haşre tahsîs itme sultânum şefâ’at-kârını / ‘âlem-i dünyâda da ol destgîr-i ‘âcizîn. Okuduğum beyit buydu. Sonra dilediğimce af ve merhamet dileyerek yalvardıktan sonra geldiğim yoldan yine dışarı, evime çıktım. O yerin ağzını yine mermerle kapadım. Yani kimse öğrenmesin. Aptalın biri ona yol bulmasın. Özel olarak kendime sakladım. Öyle sevindim ki dünyada böyle sevinmek mümkün değildir. Yani öyle bir yâdigara eriştim ki günde on kere istesem o mübarek mekana yüz sürmek mümkün olacak. Medine’nin o kadar uzak mesafedeyken böyle yakın olmasına şaştım kaldım. Bu esnada biri bana der ki: “Bu yol Medine’ye kestirme yoldur. Öteki yolu altı ay sürer ama Allahu teala sana bu arka yolu verdi. Ne kadar istersen varmak mümkündür.” diye. Bu keyifle, bu sevinçle uyandım.


* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-5

asiye_hatun_hayali

Yine bir def’a: Rû’yâda gördüm ki dahi bile bir iki hâtûnlar vardur. Baña dir ki:”Ben seni bir âdeme nikâh eyledüm. Bu hâtûnlar anuñ cânibinden gelmişdür. Bunlara şerbet virmek lazımdur” dir. “Ol âdem sipâh cinsinden bir kimsedür” dir. Bana ziyâde ıztırab geldi. “Bana er lazım degüldür, ana varmam” diyü katı mücadele eyledüm. Soñra, ol hâtûnlar gitdükden sonra, merhûm Veysî Efendi ol mahalde hazır oldı. Benüm ıztırabumı gördükde baña hitâb eyledi: “Kızum zinhar elem çekme. Ol ma’hûd âdeme seni kimse vermege kâdir degüldür. Ammâ ben seni Allâhuñ emri peygamberüñ sünnetiyle Uziçe’de Şeyh Muslihüddin Efendi hazretlerine ‘akd-i nikâh eyledüm. Minba’d elem çekme. Mutlak aña tezvic eyledüm” dir. Veysi Efendi’nüñ bu cevâbından ‘azîm mesrûr oldum. Ke-enne tahkîk anlaruñ taht-i nikâhında oldum bilüp bu safâyile uyandum.   •••   Yine bir def’a: Yine bir gice rû’yâda Hazret-i Habîbullâhı gördüm. Hilye-i şerîfleri şeklinde. Ol mübârek alnında nûrını bile. Ya’ni Mi’râca çıkarmış. Burâka binmiş. Melâ’ike-i mukarrebîn cevânib-i erba’asında bögrişüp nidâ iderler ki: “Hâzâ hâtemül-enbiyâ, hâzâ sirâc-i beşîrü’n-nezîr, hâza Muhammed el-Mustafâ sallallahu ‘aleyhi ve sellem” diyü Habîbullâh’ı Mi’râca çıkarurlar. Evc-i a’lâya hurûc iderken uyandum. Şimdi Receb ayında, Mi’râc gicelerinde gördüm.

ruya_defteri_ayrac

Başka bir rüya: Yine bir kere rüyada gördüm ki birlikte bir-iki hatun var. Bana diyor ki: “Seni birisine nikâhladım. Bu hatunlar onun tarafından gelmiştir. Bunlara şerbet vermek gerekir. Adam sipahi zümresinden birisi.” Bana ıztırap bastırdı. “Bana adam gerekmez, ona varmam” diye sıkı mücadele ettim. Sonra o hatunlar gittikten sonra merhum Veysi Efendi orada bulundu. Benim ıztırabımı görünce bana hitap ederek: “Kızım sakın elem çekme. Kimse seni o adama vermeye kadir değildir. Ama ben seni Allah’ın emri peygamberin sünnetiyle Uziçe’de Şeyh Muslihüddin Efendi hazretlerine nikâhladım. Artık elem çekme. Mutlaka onunla evlendirdim.” dedi. Veysi Efendi’nin bu cevabına çok sevindim. Gerçekmiş gibi, kendimi onunla nikâhlı bilip bu safa ile uyandım.
***
Yine bir defa: Yine bir gece rüyada Hazret-i Habibullahı gördüm. Hilye-i şeriflerindeki gibi. O mübarek alnındaki nuru ile. Mirac’a çıkarken, Burak’a binmiş olarak. Dört bir tarafında melekler bağrışıp sesleniyorlardı: “Bu, peygamberlerin mührü yani sonuncusu, insanları doğru yola sevkedenlerin meşalesi; bu, Muhammed Mustafa (s.a.s.)” diyerek Hazret-i Muhammed’i Mirac’a çıkarıyorlardı. En üst cennete çıkarlarken uyandım. Şimdi yani Recep ayında Mirac gecelerinde gördüm.

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 4.971 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: