Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Rüyâ Defteri-8

asiye_hatun_8

Yine bir def’a: Cum’a gicesi ahşam namâzın kılarken efendi hazretleri kalbümde mutasavver olup kalbüm göziyle müşahede iderem. Hitâb idüp buyurdılar ki: “Namâzdan sonra ism-i saniye mübâşeret eyle. Vakit mübârekdür.” Fakîre dahı namazı tamam idüp karşudan ta’lîm ider gibi evvelki ismi üç kerre didükden soñra “Rabbenâ tekabbel…” ve ” İnnâ âteynâ” âhıra dek okuyup fâtiha-i şerîf okuyup el yüze sürüp, ba’dehû buyurdılar ki: “Di imdi. Allâhuñ ‘inâyeti ve Resulullâhuñ mu’cizât-i kesîrü’l-berekâtı ile ve bizüm icâzetümüz ile saña “ism-i sânî”ye izin verildi. Allah mübarek eyleye” diyü. Karşudan fakîreye usûli üzre ta’lîm buyurdılar ki bir kaç kerre didükden sonra du’â eylediler. Ba’dehû buyurdılar ki: “Sen baña sâ’irler gibi degülsin. Muhabbet hemân sende midür? Bil ki bizde on mertebe ziyadedür. Tereddüdi def’eyle” diyü buyurdılar Zîrâ fakîrede tereddüd var idi. ••• Yine bir gice: Teheccüd namâzın edâ idüp İsmullâh’a müdâvemet iderken gaflet müstevlî olup Efendimüz hazretlerini ‘âlem-i bâtında müşahede idüp ke-enne buyurdılar ki: “Saña itdügüm muhabbeti mahlûk kısmından bir kimseye itmedüm.” Ba’dehû fakîrenüñ hâtıruma hûtur eyledi ki bende mücâhede yok. Ke-enne bunlar halüm de-gül diyü kalbüme tereddüd geldi. Ba’dehû buyurdılar ki: “Benüm mücâhede eyledügüm senüñdür.” Bu esnâda fakîrenüñ hâtıruma hutûr ki eyledi ki el’iyâzu billah ‘ucb kalbüme yürünmesün diyü bir havf geldi. Ba’dehû buyurdılar ki: “Kalbüne ‘ucb gelse elüm ile men’ iderim. Göñlüñ benüm hükmümdedür. İstedügüm nesneyi göñlüñe komam” diyü buyurdılar. ••• Yine bir def’a İsmullâh’a müdâvemet iderken ke-enne bir kâse ile su getürdiler. İçer gibi oldum. Nazar itdüm, kâse içinde su meger altun imiş. Altunı içdüm. Efendi hazretleri buyurdılar ki: “Sıhhatler ‘âfiyetler olsun.” Ba’dehû Ramazân-i şerîfüñ evvel gicesi terâvîh kılurken kalbüm imâmet idüp fakîre ardında namâz kıluram. Çok cemâ’at bile. Ba’dehû oturup tesbîh okurken efendi hazretlerini kalbüm göziyle müşâhede iderem. Ke-enne buyurdı ki: “Nicesin has-ret-i firâkum ile nicesin nâr-i iştiyâkum ile,” Ba’dehû buyurdılar ki: “Sen bilür misin benüm nemsin? Nûr-i dîdem, servet-i sînemsin.” ••• Yine bir def’a: Âlem-i bâtında Efendi hazretlerini gördüm. Buyurdılar ki: “Âlem-i dünyâ hankâhullâhdur, hâdim bizüz.” Fakîrenüñ hâtıruma geldi ki Hazret-i Mevlânâ bu kelâmı dimişdür. Yine tekrâr buyurdılar ki: “Mevlânâ hayâtda olaydı, gâşiyem götürmegi cânına minnet bileydi.”

ruya_defteri_ayrac

Yine bir defa Cuma gecesi akşam namazını kılarken Efendi hazretlerinin tasviri kalbime düştü, kalp gözüyle gördüm. Şöyle seslendiler: “Namazdan sonra ikinci isme başla. Vakit mübarektir”. Fakîre de namazı tamamlayınca karşıdan ders çalıştırır gibi birinci ismi üç kere tekrarladıktan sonra “Rabbena tekabbel” ve “İnna ateyna” yı sonuna kadar okuyup, bir de Fatiha’yı okuyup, ellerini sürüp, buyurdular ki: “Şimdi söyle. Allah’ın yardımı ve Resulullahın bol bereketli mucizeleri ile ve bizim icazetimiz ile sana ikinci isme izin verildi.” Karşıdan fakîreye usulüne göre yapılacağını birkaç kere tekrarlayarak gösterdikten sonra dua ettiler. Sonra buyurdular ki: “Sen bana ötekiler gibi değilsin. Muhabbet yalnız sende midir? Bil ki bizde on misli fazlası vardır. Tereddütü gönlünden kov.” Zira fakîrede tereddüt vardı.
*** 
Yine bir gece teheccüd namazını kıldıktan sonra Allah’ın ismini zikre devam ederken gaflet geldi, iç aleminde Efendimiz hazretlerini gördüm. Güya buyurdular ki: “Sana gösterdiğim muhabbeti başka hiçbir Tanrı kuluna göstermedim.” Sonra fakîrenin aklıma geldi ki nefsimle yeterince cihad etmedim. Sanki bunlar benim halim olamazmış gibisinden kalbime tereddüt geldi. Bunun üzerine bu-yurdular ki: “Benim ettiğim cihad senindir.” Bu esnada fakire düşündüm ki Allah korusun kalbimi mağrurluk kaplamasın diye bir korku geldi. Bunun üzerine buyurdular ki: “Kalbine gurur gelse elimle engellerim. Gönlün benim hükmümdedir. İstediğim şeyi gönlüne koyarım.”
***
Yine bir defa: Allah’ın ismini zikre devam ederken güya bir kase ile su getirdiler. İçecek gibi oldum, baktım, kase içindeki su meğer altınmış. Altını içtim. Efendi hazretleri buyurdular ki: “Sıhhatler afiyetler olsun.” Sonra Ramazan-ı şerifin ilk gecesi teravih namazını kılarken kalp gözüyle öyle gördüm ki Efendi hazretleri önümde imamlık ediyor, fakîre arkasında namaz kılıyorum. Çok cemaat var. Sonra oturmuş tesbih okurken efendi hazretlerini kalp gözüyle gördüm. Güya buyurdu ki: “Nicesini ayrılığımın hasretiyle, nicesini özlemimin ateşiyle.” Sonra buyurdular ki: “Sen bilir misin benim nemsin? Gözümün nuru, sinemin servetisin.”
***
Yine bir defa: İç âlemimde Efendi hazretlerini gördüm. Buyurdular ki: “Dünya alemi Allah’ın büyük bir tekkesidir, hizmetçisi biziz.” Fakîrenin aklına geldi ki bu sözü Hazret-i Mevlana söylemiştir. Yine buyurdular ki: “Mevlana hayatta olsaydı gâşiyemi götürmeyi canına minnet bilseydi”

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-7

ruya_mektuplari_7

Bir kaç defa vâki olmışdur ki “İsmullâha” müdâvemet iderken, gaflet müstevlî olur gibi, ‘azîz hazretlerini kalbüm göziyle müşâhede idüp biz “İsm-i evveli” sürerken, anlar mukâbilde “İsm-i sânî”, ki “Allâh” dur, müdâvemet iderler. Bunlara hâtıradur diyü mukayyed olmadum.  •••  Yine bir defa “İsmullâha müdâvemet iderken gaflet havâle olur gibi oldı. Ke-enne sag cânibümden bir kimesne bir murassa’ hançer virdi. Kabzası beyâz, gâlibâ yâ incü yâ cevher elmâsdur. Kını dahi murassa’. Kendümi cem’ idüp gözüm açdum, nesne yok.  •••  Yine gaflet müstevlî oldı. Yine gördüm ki bir kimesne. Bir altun tabak içinde bir murassa’ bıçak ve bir murassa’ hançer ve bir murassa kılıç öñümde kodılar. ‘Acâ’ib tuhfe ki gözler görmiş degül. Bundan bir mehâbet gelüp kendümi cem’ itdüm, hiçbir nesne yok.  •••  Ba’dehû yine bir defa “İsmullâha” müdâvemet iderken gaflet olur gibi oldum. Efendi hazretleri karşumda zâhir olur gibi hayâli musavver aldı. “İsm-i evveli” fakîre müdâvemet iderken anlar “ism-i sânîye” müdâvemet iderler. Hatta “lafz-ı Allâhı” tamâm eyledükde mübârek agızlarından güneş mesâbesinde bir nûr çıkar, yukaru gider. Ba’zı üzerlerine dökülür gibi, üzerlerine altun saçılur gibi gelür. Her bâr “ism-i şerifi” tamam itdükde, böyle fakîre “ism-i evveli” tamâm itdükde, anlar “ism-i sânîyi” tamam iderler. Bu halde iken uyanur gibi oldum. Bir iki defa Hazret-i Habibullahı ‘alem-i rû’yâda gördüm. Efendi hazretleri ile bir yirde otururlar. Çak diz-be-diz olup otururlar, Ke-enne hazret buyurur ki: “Hâ-ene Muhammed, hâtemü’n-nebiyyîn. Hâza Muslihüddin, mahbûb-i Hüdâ, mâ’şûk-i enbiyâ.” Temme.

ruya_defteri_ayrac

Başka bir rüya: Bir kaç defa öyle oldu ki İsmullah’ı zikre devam ederken gaflet geldi gibi oldu. Aziz hazretlerini kalp gözüyle gördüm. Ben birinci ismi sürerken onlar karşılarında ikinci isme —ki Allah’tır— devam ederler. Bunları zihin oyunudur diye fazla ciddiye almadım.
***
Yine bir defa İsmullah’ı zikre devam ederken kendimi kaybeder gibi oldum. Güya sağ tarafımdan birisi bir mücevherli hançer verdi. Kabzası beyaz, galiba ya inci ya elmas cevherinden. Kını da mücevherli. Kendimi toparladım, gözümü açtım. Hiçbir şey yok.
***
Yine gaflet geldi, yine gördüm, birisi var. Bir altın tabak içinde bir mücevherli bıçak ve bir mücevherli hançer ve bir mücevherli kılıç koydular önüme. Acayip nadide bir şey ki gözler görmüş değil. Bundan bir huşu gelip kendimi toparladım, hiçbir şey yoktu.
***
Sonra yine bir defa İsmullahı zikre devam ederken gaflet gelir gibi oldu. Efendi hazretleri karşımda belirir gibi hayali biçimlendi. Fakîre birinci ismi sürerken o ikinciyi sürüyor, hatta Allah sözünü tamamladığında mübarek ağızlarından güneş gibi bir nur çıkar yükselir. Bazen de üzerlerine dökülür gibi, üzerlerine altın saçılır gibi iner. Her defa ism-i şerifi tamamladıkça, böyle fakîre birinci ismi tamamladıkça o ikinci ismi tamamlıyor. Bu halde iken uyanır gibi oldum. Bir-iki defa hazret-i peygamberi rüya aleminde gördüm. Efendi hazretleri ile bir yerde oturuyorlar. Böyle diz dize oturuyorlar. Güya hazret buyurdu ki: “işte ben Muhammed, peygamberlerin sonuncusu. Bu da Muslihüddin, Allah’ın sevdiği, nebilerin âşık olduğu.” Bitti.


* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-6

hatun_medine

Dîger rû’yâ: Bizüm ‘Ali Çelebî gitdükden sonra yedinci gice rû’yâda gördüm ki bir kimse gelüp baña dir ki: “Senüñ hâneñde defîne zuhûr eyledi.” Fakîre dahı ‘azîm mesrûr olup ol mevzi’e varup gördüm ki bir câhuñ agzına yekpâre bir mermer komışlar. “Defîne bunuñ altındadur” dirler. Ben dahı mermeri kaldurup câhuñ içine bakdum. Bir nerdübân gördüm. Nerdübândan aşaga inerken bir latif rüzgar eser ki câna safâ virür, ta’bîr olmaz. Bu mevzi’de rûzgâr kandan gelür diyü ta’accüb iderken bir kimse dir ki: “Bu rûzgâr Medîne’den gelür. Bu yol Medîne yolıdur ve ravza-i şerîf yakındur” didiler. Benüm tahayyürüm dahi ziyâde oldı. Nerdübânuñ nihâyetine geldükde bir latîf çeşme, kurna mesâbesinde yapılmış. Katı latîf a’lâ suyı var ki âb-i hayâta benzer. Andan bir mikdâr su içdüm. Dahi biraz gitdükde bir a’lâ bâgçe gördüm. Bâgçe hâ. Mukâbelesinde Ravza-i Resûlullah. “İşte bu bâgçe Medînedür, işte Ravza” didiler. Fakîre dahi şevkümden serâsime gibi olup Ravza-i şerîfe yüz sürüp gözüm yaşın tazarru’ ve niyâz idüp ‘isyânum yâd idüp şefâ’at taleb idüp recâ iderüm. “Şefâ’at yâ habîbullâh” diyü derdle gözyaşların dökerüm. Hattâ bir iki beyit okurum. Beyit: evvel ü âhır vücûduñdur sebeb her devlete / el-meded ey destgîr-i evvelîn vü âhırîn / haşre tahsîs itme sultânum şefâ’at-kârını / ‘âlem-i dünyâda da ol destgîr-i ‘âcizîn. Okuduğum beyit budur. Ba’dehû murâdumca tazarru’ niyâz itdükten sonra geldügüm yoldan yine taşra hâneme çıkdum. Ol câhuñ agzını yine mermer ile kapadum. Ya’nî kimse vâkıf olmaya. Bir nâdân oña yol bulmaya. Mahsûs kendüm içün hıfz eyledüm. Bir mertebe mesrûr oldum ki dünyada öyle sürûr olmak mümkin degüldür. Ya’nî öyle yâdigâre lâyik oldum ki günde on kere murâd itsem Ravza-i şerîfe yüz sürmek mümkindür. Ta’accüb eyledüm ki Medîne-i Şerif bu kadar mesâfe-i ba’îd iken nice yakın oldı. Bu esnâda bana bir kimse dir ki: “Bu yol Medîne’ye arkurı yoldur. Gayrı yolı altı aylıkdur, ammâ Allâhü te’âlâ sana bu arkurı yolı virdi. Kaç kerre isterseñ varmak mümkindür” diyü. Bu safâ ve sürûr ile uyandum. Temme.

ruya_defteri_ayrac

Başka bir rüya: Bizim Ali Çelebi gittikten sonra yedinci gece rüyada gördüm ki birisi gelip bana şöyle dedi: “Senin evinde define çıktı.” Fakîre, çok sevindim ve oraya vardım, gördüm ki bir yerin ağzına bir mermer koymuşlar, “define bunun altında” dediler. Ben de mermeri kaldırıp yerin içine baktım. Bir merdiven gördüm. Merdivenden aşağı inerken hoş bir rüzgâr esti ki cana zevk verir, anlatması imkânsız. Orada durmuş “bu rüzgâr nereden geliyor?” diye şaşırmışken birisi dedi ki: “Bu rüzgâr Medine’den geliyor. Bu yol Medine yoludur. Ve o mübarek mekân (Ravza-i Nebî) yakındır.” Benim şaşkınlığım iyice arttı. Merdivenin sonuna gelince hoş bir çeşme gördüm, kurna gibi yapılmış. Çok iyi, çok tatlı suyu vardı ki, hayat suyuna benziyordu. Biraz su içtim. Biraz daha ilerlediğimde güzel bir bahçe gördüm. Bahçe ha. Karşısında Resulullah’ın kabr-i saadetleri. “İşte bu bahçe Medine’dir, işte Ravza” dediler. Fakîre, şevkimden sersem gibi olup mübarek Ravza’ya yüz sürüp gözyaşları içinde niyaz edip isyanımı hatırlayıp şefaat diledim. “Şefaat ya Habibullah” diye dertli gözyaşları döktüm. Hatta bir iki beyit okudum. Beyit: Evvel ü âhir vücûdundur sebeb her devlete / El-meded ey destgîr-i evvelîn vü âhırîn / haşre tahsîs itme sultânum şefâ’at-kârını / ‘âlem-i dünyâda da ol destgîr-i ‘âcizîn. Okuduğum beyit buydu. Sonra dilediğimce af ve merhamet dileyerek yalvardıktan sonra geldiğim yoldan yine dışarı, evime çıktım. O yerin ağzını yine mermerle kapadım. Yani kimse öğrenmesin. Aptalın biri ona yol bulmasın. Özel olarak kendime sakladım. Öyle sevindim ki dünyada böyle sevinmek mümkün değildir. Yani öyle bir yâdigara eriştim ki günde on kere istesem o mübarek mekana yüz sürmek mümkün olacak. Medine’nin o kadar uzak mesafedeyken böyle yakın olmasına şaştım kaldım. Bu esnada biri bana der ki: “Bu yol Medine’ye kestirme yoldur. Öteki yolu altı ay sürer ama Allahu teala sana bu arka yolu verdi. Ne kadar istersen varmak mümkündür.” diye. Bu keyifle, bu sevinçle uyandım.


* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-5

asiye_hatun_hayali

Yine bir def’a: Rû’yâda gördüm ki dahi bile bir iki hâtûnlar vardur. Baña dir ki:”Ben seni bir âdeme nikâh eyledüm. Bu hâtûnlar anuñ cânibinden gelmişdür. Bunlara şerbet virmek lazımdur” dir. “Ol âdem sipâh cinsinden bir kimsedür” dir. Bana ziyâde ıztırab geldi. “Bana er lazım degüldür, ana varmam” diyü katı mücadele eyledüm. Soñra, ol hâtûnlar gitdükden sonra, merhûm Veysî Efendi ol mahalde hazır oldı. Benüm ıztırabumı gördükde baña hitâb eyledi: “Kızum zinhar elem çekme. Ol ma’hûd âdeme seni kimse vermege kâdir degüldür. Ammâ ben seni Allâhuñ emri peygamberüñ sünnetiyle Uziçe’de Şeyh Muslihüddin Efendi hazretlerine ‘akd-i nikâh eyledüm. Minba’d elem çekme. Mutlak aña tezvic eyledüm” dir. Veysi Efendi’nüñ bu cevâbından ‘azîm mesrûr oldum. Ke-enne tahkîk anlaruñ taht-i nikâhında oldum bilüp bu safâyile uyandum.   •••   Yine bir def’a: Yine bir gice rû’yâda Hazret-i Habîbullâhı gördüm. Hilye-i şerîfleri şeklinde. Ol mübârek alnında nûrını bile. Ya’ni Mi’râca çıkarmış. Burâka binmiş. Melâ’ike-i mukarrebîn cevânib-i erba’asında bögrişüp nidâ iderler ki: “Hâzâ hâtemül-enbiyâ, hâzâ sirâc-i beşîrü’n-nezîr, hâza Muhammed el-Mustafâ sallallahu ‘aleyhi ve sellem” diyü Habîbullâh’ı Mi’râca çıkarurlar. Evc-i a’lâya hurûc iderken uyandum. Şimdi Receb ayında, Mi’râc gicelerinde gördüm.

ruya_defteri_ayrac

Başka bir rüya: Yine bir kere rüyada gördüm ki birlikte bir-iki hatun var. Bana diyor ki: “Seni birisine nikâhladım. Bu hatunlar onun tarafından gelmiştir. Bunlara şerbet vermek gerekir. Adam sipahi zümresinden birisi.” Bana ıztırap bastırdı. “Bana adam gerekmez, ona varmam” diye sıkı mücadele ettim. Sonra o hatunlar gittikten sonra merhum Veysi Efendi orada bulundu. Benim ıztırabımı görünce bana hitap ederek: “Kızım sakın elem çekme. Kimse seni o adama vermeye kadir değildir. Ama ben seni Allah’ın emri peygamberin sünnetiyle Uziçe’de Şeyh Muslihüddin Efendi hazretlerine nikâhladım. Artık elem çekme. Mutlaka onunla evlendirdim.” dedi. Veysi Efendi’nin bu cevabına çok sevindim. Gerçekmiş gibi, kendimi onunla nikâhlı bilip bu safa ile uyandım.
***
Yine bir defa: Yine bir gece rüyada Hazret-i Habibullahı gördüm. Hilye-i şeriflerindeki gibi. O mübarek alnındaki nuru ile. Mirac’a çıkarken, Burak’a binmiş olarak. Dört bir tarafında melekler bağrışıp sesleniyorlardı: “Bu, peygamberlerin mührü yani sonuncusu, insanları doğru yola sevkedenlerin meşalesi; bu, Muhammed Mustafa (s.a.s.)” diyerek Hazret-i Muhammed’i Mirac’a çıkarıyorlardı. En üst cennete çıkarlarken uyandım. Şimdi yani Recep ayında Mirac gecelerinde gördüm.

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Rüyâ Defteri-4

ruya_mektuplari_5x

Yine bir def’a: Yine bir gice gördüm ki bir hûbrû hatûn. Katı tâze degül. Kim idügin bilmem. Lîkin Üsküb âdemine benzemez. Bir kimse gelüp baña didi ki: “Bu hâtûn ‘azîz hazretlerinüñ hâtûnı, ogullarınuñ vâlidesidür. Anlardan degüldür.” Fakîre dahi ‘azîm hicâb eyledüm. Bilmeyüp ri’âyetde kusûr eyledügüme ‘özür iderken ol hâtûn baña dir ki: “Yakın gel. Kulaguña bir iki söz söyleyeyim, kimse işitmesün.” Ben dahi yakın geldükde kulaguma söyleyip dir ki: “Efendi saña vâfir selâmlar ve dualar eyledi. Hem buyurdı ki: “Saña müjde olsun. Senüñ rûhını yaramaz işden geçürdük. Meselâ, hamr gibi. Dahi anuñ emsali ne ise, ol yaramazlıkdan geçürdük. Minba’d hâtıruñ hoş tutasın” diyü haber virdükde ‘azîm mesrûr oldum. Elhamdülillâhi te’âlâ böyle olmış. Anlar ki kutbü’l-aktâbdur, anlara bu kadar nesne çok degüldür. Anlara âşinâlık itdükde cümle murâdum hâsıl olmasına kalbüm şehâdet iderdi. “Elhamdülillâh zuhûr eyledi” diyü bu sürûr ile uyandum. ••• Yine bir gice: Rû’yâda gördüm ki bir kaç bed-çehre ‘avretler. Gözleri a’mâ. Dahi bir ‘avret ol a’mâ ‘avretüñ öñine oturup ke-enne gözlerine ‘ilâc ider gibidür. Ol a’mâ ‘avretden kalbüme kerâhat gelüp aceb kimdür” diyü tefekkürde iken ol ‘avret söyleyüp bana dir ki: “İşte dünyâ benüm. Bil ve âgâh ol.” Bunı bildükde bana gazab müstevlî olup ‘avrete şetm-i ‘azîm idüp: “Bre mekkâre tarrâre sahrâre, bre veliler aldayıcı, sükker göstertip zehir içürici. Yıkıl git, yanuma gelme. Benüm kardaşlarum sana kâbîn idüp yine tiz talâk virdiler. Amma, ben saña kâbîn kıymadum ki talâk virem. Yüri git yakınuma gelme” diyü muhkem tenbîh iderken, ol mel’ûne baña dir ki: “Eger baña muhabbetün olmasa kırmızı atlas hâtıruña hoş gelmezdi” diyü baña söyler. Baña da ziyâde gazab müstevlî olup bu gazab ile uyandum. Bu vâkı’anuñ dahi tafsîli vardur. ••• Yine bir def’a: Ramazân-i şerîfüñ âhır Cum’a gicesi ‘âlem-i bâtında Habîb-i Ekrem (salla’llahu ‘aleyhi ve sellem) hazretlerini müşâhede idüp yâ’nî bu mahalde efendi hazretleri karşudan zâhir oldı. Hazret buyurdı ki: “Merhabâ yâr-i men. Mahbûb-i Hüdâ, ma’şûk-i enbiyâ.” Ya’nî Efendi hazretleri Habîb-i Ekrem hazretlerinüñ yanında oturdılar. Habîb-i Ekrem hazretleri mübârek elin efendi hazretlerinüñ omuzına koyup, “hâzâ kutbü’l-aktâb” buyurdılar. Hem ol mevzi’de dahı âdemler vardur, ya’nî anlara bildirür gibi. Bundan soñra uyudum. Âlem-i rû’yâda görürem ki bir bâgçe. Agaçları, otları kurumuş. Bir bed-zemîn ki olmaz. Bunuñ içinde yılanlar var imiş. Bu bâgçeden kalbüme bir mertebe nefret gelür. Ve bu yılanlardan dahı havf iderem kaza ile biri sokmasun diyü. Bu esnâda karşumda bir âdem zâhir oldı. Yanında bir tâze oglan var. Ol âdeme minnet iderem ki bu oğlana tenbîh ide, ol bâgçede kurumuş agaçları otları biçüp kesüp gidere. Bu ıztırâbla uyandum. Kalbümde ‘azîm keder zuhûr eyledi. Ol bâgçede olan hâr ü hâşâk benüm ‘amelüm, ol yılanlar nefs-i emmâremdür, diyü melûl mahzûn teheccüd namâzına müdâvemete meşgûl oldum ammâ kalbümde şevk yok. Hâtıruma gelür ki mukaddem böyle görem soñra bunı görmek… ma’lûmdur ki bunlar benüm hâlüm degüldür, diyü kalbüme tereddüd geldi. Hele namâzı tamâm idüp ism-i şerîfi müdâvemete meşgûl oldum. Âlem-i bâtında Efendi hazretlerini kalbüm göziyle müşâhede eyledüm. Buyurdılar ki: “Ol gördüğün bâgçe dünyâdur. Ol içinde olan yılanlar dünyânuñ mâl ü metâ’ıdur. Dünyânuñ mâlı mârdur. Allahu te’âlânuñ ‘inâyeti ile ve bizüm himmetümüz ile dünyâyı sana öyle gösterdiler ki hubbi kalbünden bi’l-külliye ihrâc ola. Ol yılanlardan havf itdügüñ, dünyânuñ mâl u menâlinden nefret idersin, Ol dünyâdur. Tabî’atuña niçün tereddüd getürirsin? Bize münkir misin?” diyü buyurdılar. Fakîre dahi: “Hâşâ sultânum. Size münkir degülüm. Lîkin ‘amelüm az, ‘isyânum çok. Anuñçün bu hâli kendüme haml idemem.” Buyurdılar ki: “Senüñ ‘isyânuñdan Allâhu te’âlâ rahmeti katı çok ziyâdedür.” Bu hâlden kendümi cem’ eyledüm.

ruya_defteri_ayrac

Başka bir rüya: Yine bir defa: Yine bir gece güzel yüzlü bir kadın gördüm. Pek genç değil. Kim olduğunu bilmiyorum. Ama Üsküplü’ye benzemiyor. Birisi gelip bana dedi ki: “Bu kadın, aziz hazretlerinin karısı, oğullarının annesidir. Onlardan değildir.” Fakîre bayağı utandım. Bilmeden saygıda kusur ettiğime özür dilerken, o kadın: “Yaklaş. Kulağına bir-iki söz söyleyeyim; kimse işitmesin” dedi. Ben yaklaşınca kulağıma şunu söyledi: “Sana müjde olsun. Senin ruhunu yaramaz işlerden geçirdik. Mesela içki gibi. Daha onun gibi ne varsa, o yaramazlıklardan geçirdik. Şimdiden sonra hatırını hoş tut.” diye haber alınca çok sevindim. Elhamdülillahi teala böyle olmuş. Onlar ki kutupların kutbudur, onlara böyle işler çok değildir. Onlara aşinalık sürdükçe bütün dileklerimin gerçekleşeceğine kalbim şehadet ediyordu. “Elhamdülillah gerçekleşti” diye bir sevinçle uyandım.
***
Yine bir gece: Rüyada gördüm ki birkaç berbat suratlı kadın. Gözleri kör. Bir kadın o kör kadının önüne oturmuş sanki onun gözlerine ilaç sürüyor gibi. Kör kadından kalbime sıkıntı geldi, “Acaba kimdir” diye düşünürken karı dedi ki: “işte dünya benim. Bil ve Öğren.” Bunu öğrenince bana gazap geldi, karıya ciddi küfredip: “Bre mekkare, tarrâre, sahrare, bre veliler aldatıcı, şeker gösterip zehir içirici. Yıkıl git, yanıma gelme. Kardeşlerim sana nikah kıyıp sonra tez elden boşadılar, ama ben sana nikah kıymadım ki boşayayım. Yürü git, yakınıma gelme,” diye sıkı sıkı tenbih ederken, o melune bana “Eğer bana muhabbetin olmasa kırmızı atlastan hoşlanmazdın” diye seslendi. Bayağı bir gazaba kapıldım. Bu gazapla uyandım. Bu düşün daha çok ayrıntısı vardır…
*** 
Yine bir defa: Ramazan-ı şerifin son Cuma gecesi iç âleminde Habib-i Ekrem (s.a.s.) hazretlerini gördüm; Efendi hazretleri karşıdan göründü. Hazret buyurdu ki: “Merhaba, yarim, canım, Tanrı’nın sevdiği, peygamberlerin aşık olduğu.” Yani efendi hazretleri Habib-i Ekrem hazretlerinin yanına oturdular. Habib-i Ekrem hazretleri mübarek elini efendi hazretlerinin omzuna koyup “Bu kutupların kutbu olur” buyurdular. Orada başkaları da vardı, onlara bildirir gibi. Bundan sonra uyandım. Rüya aleminde görürüm ki bir bahçe. Ağaçları, otları kurumuş. Bir kötü zemin ki olamaz. Bunun içinde yılanlar var imiş. Bu bahçeden kalbime son derece nefret geldi ve bu yılanlardan da korktum. Kaza ile biri sokmasın diye. Bu esnada karşımda bir adam belirdi. Yanında bir taze oğlan var. O âdeme rica ettim, bu oğlana tenbih etsin de bahçedeki kurumuş ağaçları, otları biçip kesip gidersin diye. Bu ıztırapla uyandım. Kalbime büyük bir keder çöktü. O bahçedeki dikenler, çöpler benim amelim, o yılanlar da beni şehvete yönlendiren nefsimdir, diye üzgün, mahzun teheccüd namazına devam ederek meşgul oldum. Ama kalbimde şevk yoktu. Düşündüm ki önce böyle göreyim sonra böyle görmek malumdur ki bunlar benim halim değildir diye kalbime tereddüt geldi. Namazı tamamlayıp ism-i şerif’i zikre devam etmeye koyuldum. İç âleminde efendi hazretlerini kalbimin gözüyle gördüm. Buyurdular ki: “O gördüğün bahçe dünyadır. içindeki yılanlar dünyanın malı ve metaıdır, Dünyanın malı yılandır. Allahü tealanın inayetiyle bizim himmetimizle dünyayı sana öyle gösterdiler ki sevgisi hepten kalbinden çıksın gitsin. O yılanlardan korkmanın anlamı şu ki dünyanın malından varlığından nefret ediyorsun. O dünyadır. Niye tereddüt ediyorsun? Bizim söylediklerimizi inkar mı ediyorsun?” diye buyurdular. Fakire de: “Haşa sultanım. Söylediklerinizi inkar eder miyim? Ama amelim az, isyanım ise pek çok. Onun için bu hali kendime mal edemem.” Buyurdular ki: “Allahü tealanın rahmeti senin isyanından çok daha fazladır.” Kendime gelip toparlandım.

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Ol der ve oluverir

Nasıl bir Allah’a kul olduğunu unutan insanlığa!

Allah ki mûcid-i cihândır, bin türlü nikâbdan iyândır

Ne garip bir idraksizlik! İnananların çoğu Allah’a inanmıyormuş gibi umursamazlar, inanmayanların çoğu Allah’a inanıyormuş gibi rahatlar.

Dinle: Taşa diril derim, yoka var ol… Çayıra çimene kış kesil derim beni ikrâr ediyor musun sen? Gönüller adımı duydu mu yerlerinde duramazlar; zevâlsiz görüş nuruyla bütün zorluklar çözülür gider

O’nun emri bir şeyi murad edince ona sâde ol demektir, o hemen oluverir.[36:82] O sebeplere bağlı değildir.

Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. [94:6] Üzülme! iman varsa mutlaka imkan da vardır. İşte sana O’nun ayetlerinden inkârı imkânsız suretler…

Birer âyine-i dîdâr-ı vahdettir kevâkib hep
Temâşâ eyleyen ârifte hayret artar eksilmez.

Mevlâdan hayretlerimizi artırması niyâzıyla buyrun efendim…

Rüyâ Defteri-3

ruya_hitap

Rû’yâ: Ba’dehu bir gice bir mikdâr gafletde gördüm ki efendi hazretleri gelmiş. Mübârek sînesin açdı. Görürem, sîne-i mübârekinde güneş mesâbesinde bir âyine vardur. Güneş gibi müdevver, nûrâniyeti ziyâde, rengi gayet mücellâ, musaffâ, altuna benzer. Ol ayinenüñ nûrı mübârek beyaz sakalınuñ arasından taşra çıkar, şu’le virür. Bir âyinedür ki tabiri mümkin degüldür. Ve’l-hâsıl dünyâda bir nesneye beñzemez. Müdevverligi güneşe benzer, amma nûrâniyeti güneş gibi degül. Bir ‘acâ’ib nesne ki göz görmiş degüldür. Yani ol âyine mübârek gögsinde bünyâd olmışdur. Ârîyetî komak degüldür. Hemân cism-i mübârekindendür. Ol âyineyi bana gösterüp buyurdı ki: “Bu âyine içine bakan kimse cemâl-i hazret-i Allâh’ı müşahede ider” diyü buyurdı. Ba’dehu mübârek sînesin örtdi. Ammâ hakîre içine bakmadum. Lîkin âyineyi gördüm. Ba’dehu beni öñine getürüp mübarek boynından ridâsın bir ucın kendü tutup bir ucın bana tutdurup bî’at virdi. Âdet üzre Halvetî şeyhleri nice bî’at virürse evvel istigfâr du’âsın okudup ba’dehû tevbe âyetin okudup ba’dehû şehâdet getürüp telkîn eyledi. Buyurdı ki: “Ta’yîn eyledüm ki dörtyüz evrâd-ı şerîfe müdâvemet idesin. İstigfar —bu minval üzre:
استغفر الله العظيم الذي لا اله الا هو الحي القيوم واتوب اليه —andan salavât-i şerîf, andan fâtiha andan ihlâs-i şerîf okuyasın. İşrâk namâzın ve subhî namâzın bizüm usûlümüz üzre kılasın. İşrâk namâzın altı rek’at kılup iki rek’at salavâtü’l-İşrâk iki rek’at isti’âze iki dahı istihâre kılasın. Subhî namazın dört rek’at kılasın. Tevhîde meşgûl olasın. İsimleri dahi evvelki usûl üzre müdâvemet idesin, bizde dahı eyledür” diyü buyurdılar. Ba’dehû el kaldurup du’â itdiler. Hakîre dahi mübârek dâmenin öpdüm. Üç kere mübârek eliyle başumı sıgadı. “Şimdiden soñra sen benümsin” diyü buyurdı. Bu sürûr ile uyandum. Ammâ katı muhkem uyumaz idüm. Ke-enne hemân âşikâre gibi vâki’ oldı. Elhamdülillâhi te’âlâ bir ân bir sâ’at göñlüm anlardan fârig degüldür. Dâ’imâ hayâli müşâhede-i kalb oldukda nice dürlü işâretler vâki’ olur. Bu kadar i’lâm olındı. Temme.

ruya_defteri_ayrac

Rüya: Sonra bir gece bir miktar gaflet sırasında gördüm ki Efendi Hazretleri gelmiş. Mübarek göğsünü açtı. Gördüm ki mübarek göğsünde güneş gibi bir ayna var. Güneş gibi yuvarlak, çok ışıklı, rengi gaye parlak, altına benziyor. O aynanın ışığı mübarek beyaz sakalının arasından çıkıyor ve şule veriyor. Öyle bir ayna ki tabiri imkansız. Kısacası, dünyada bir şeye benzetemem. Yuvarlaklığı güneşe benziyor ama ışıltısı güneş gibi değil. Bir acayip nesne ki göz görmüş değil. Yani o ayna mübarek göğsünde kurulmuş, geçici olarak oraya konmuş değil. Sanki mübarek cisminden oluşmuş. Aynayı bana gösterip buyurdu ki: “Bu aynanın içine bakan, Hazreti Allah’ın cemalini görür.” Sonra mübarek göğsünü örttü. Ama hakîre içine bakmadım, ancak aynayı gördüm. Sonra beni önüne getirip mübarek boynundaki şalın bir ucunu kendi tutup bir ucunu da bana tutturup biat verdi. Halvetî şeyhleri âdetlerince el vererek telkin eyledi: Önce istiğfar duasını sonra tövbe ayetini okutup sonra da şehadet getirip buyurdu ki: “Dört yüz evrad-ı şerif oku. İstiğfar -bu şe-kilde: “Estağfirullahi’l-azîm ellezî lâ ilâhe illa hüve’l-hayyül-kayyûm ve etîbu ileyh” -ondan sonra salavat-ı şerif sonra Fatiha sonra da İhlas-ı şerif oku. İşrak ve sabah namazını bizim usulümüz üzere kıl. İşrak zamanı altı rekat kılıp iki rekat işrak namazı, iki rekat istiaze, iki de istihare kıl. Sabah namazını dört rekat kıl. Tevhide devam et. İsimleri de evvelki gibi sürdür, bizde de aynıdır.” Sonra ellerini kaldırıp dua ettiler. Hakîr, mübarek eteğini öptüm. Üç kere mübarek eliyle başımı sıvadı. “Şimdiden sonra sen benimsin” diye buyurdu. Bu sevinçle uyardım ama sıkı sıkıya uyuyor değildim, sanki gözümün önündeymiş gibi oldu. Elhamdülillahi teala bir an bir saat gönlüm onlardan vazgeçmez. Hayali kalp gözüne düştüğünde, daima nice türlü işaretler olur. Bu kadar ilam olundu. Bitti.

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 4.967 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: