Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Kaside-i Bürde’

Erenlere,
(Habibim) de ki: Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir! (çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir)[Âli-İmrân:31]  

Erenler yolundan giderek ermiş deyince:
“Bastığım yerlere basarak gel yolumdan” buyurmuştun ya hani…
Bastığın yerleri öperek geldim ardından ey Nebi…

Ey yaratılmışların en hayırlısı olan Nebi! Kıyamet günü geldiğinde benim senden başka sığınacak kimsem yoktur. Kerîm olan Allah, kıyamet gününde “El-müntekim” ismiyle tecelli edince, ey Allah’ın Resûlü bana şefaat etmekle senin makam ve rütbene asla noksanlık gelmez şüphesiz, dünya ve ahirette senin cömertliğinden. Levh’in ve Kalem’in ilmi de senin ilmindendir. Ey nefs, Büyük günahlardan dolayı Allah’ın rahmetinden ümit kesme! Çünkü Allah’ın mağfiretine nisbetle büyük günahlar küçük hatalar gibidir. Umarım ki Rabbim rahmetini taksim ederken, taksimât; günahların (çokluğuna göre) yapılır.

يارب المصطفى بلغ مقاصدنا 
واغفر لنا ما مضى يا واسع الكرم

Bir O’nun lütfundan dilerim rahmet,
Allahümme salli alâ Muhammed.

Ey kerem sahibi yüce Peygamber!
Vakit tamam diye gelince haber,
Bilinmez diyara başlar bir sefer.
Bunca ağır yükle bilmem n’ederim,
O gün senden başka kime giderim?!
Müntakim ismiyle Rabbim tecelli
Ederse, bizlere sensin teselli;
Şefaat kânısın özünden belli…
Arzet halimize ulu Allah’a
Güçlük mü var cânım sen gibi şâha.
Bu yalın gerçeği bilenler bilir,
Senin ilmin levh u Kalem’den gelir;
Kereminden dünya-ahiret feyz alır.
Müştâkız feyzine yâ Resûlallah,
Arınsın ruhumuz, sun şey’en lillah.
Kesme ümidini, gel etme ah vah,
İşlemiş olsan da bir nice günah,
Affeder hepsini, Gafûr’dur Allah.
El aç dergâhına seherde erken,
Ürpersin vicdanın dua ederken.
Huzuruna boyun büküp gidince,
Coşturur derya-i rahmeti bence;
Rabbim o rahmeti taksim edince,
Günahlara göre taksim yapılır,
En çok payı ondan âsîler alır
Ey Allah’ım! ümidimi rahmetinle boş döndürme
Güzel beklentimi Ya Rab! aman tersine çevirme
Dünyada ve ahirette yükünü azalt bu kulun
Belalara sabretme, gücü tükeniyor onun
Ey İlahi! izin ver de rahmet bulutların senin
Hep devamlı olsunlar üzerinde Peygamberin
Saba yelleri estikçe, Ban ağacı sallandıkça
Nağmelerle deveciler hayvanları coşturdukça
Yağsın rahmet ey İlahi; Resulun âl, ashabiyle
Onlara uyan takvalı, halîmlerle, kerîmlere

Cezayir’den Şeyh Sidi Yassir Chadly

Rabbim! İzin ver çözülsün ebedî salavat bulutları bir kez daha… Boşansın Resûl üstüne sel sel, sicim sicim “Selam! Selam” yağmurları… Ailesi üstüne, arkadaşları ve bağlıları üstüne bir kez daha. Yaşasın bir kez daha, o sana en yakın, eli açık, gönlü ipekten yumuşak, içleri pırıl pırıl yolunun uluları…

Urfalı Aşık Bekçi Bakır Yurtsever nefesinden Kaside-i Bürde’den bir dua, ummandan bir damla, güneşten bir ziyâ niyyetine ehline ikrâm olunur

Read Full Post »

Niyâzî-i Mısrî (ks) Hazretleri’nin, İmam Bûsîrî’nin, Kasîde-i Bürde adıyla meşhur olmuş kasidesi üzerine Arapça olarak nazm ettiği tesbî’idir. (Tesbî: ikili beyti beş mısra ilave ile yedi mısraya çıkarmak)

Allah’ın Resulü sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

Sâdık rüya, nübüvvetin kırk altı şu’besinden bir şu’bedir. Bu da müminlerin nübüvvetten nasipleridir. [Buhârî, K. Ta'bîr, 2101]

Fakir der ki içimden geçiyordu ki, İmam Busîrî kaddese’llâhü sırrahu’l azîzin Kaside-i Bürde’sini tahmis(ikili beyti üç mısra ilave ile beş mısraya çıkarmak) veya tesbi edeyim. Ve her beytin başında Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin ismini getireyim. İstidadım olmadığı için buna muvaffak olamadım. Ne kadar çalıştımsa güçlük çektim, ağır geldi, uzun zaman sadece birkaç beyitten fazla bir şey yazamadım. Bu yazdıklarımı da beğenmiyordum. Fakat bu düşünceyi de kalbimden çıkaramadım. Benim âlim, sâlih bir ihvanım vardı. Ona içimdeki bu iştiyakı, fakat bunu gerçekleştirmeye muvaffak olamadığımı söyledim.

Bana: “Sahibinden yani Allah’ın Resulü’nden(sav) izin aldın mı?” dedi. “Hayır” dedim. “İşte içine doğmayışının sebebi budur. Bunu Hz. Resul Aleyhisselam’dan sor.” dedi. Sanki ben uyuyordum da o kardeşim bu öğüdüyle beni uykudan uyandırdı. Birkaç gece Resul Aleyhisselam’ın sırrına yalvararak, niyaz ederek kerem denizinden fakiri boş çevirmesin diyerek iltica ettim. Bin yetmiş beş senesi Muharremü’l-Haram’ının ikinci onunda Bursa’da Resulüllah’ın mübarek yüzünü görmek şerefine nail oldum.

Rasülüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bana arkadaşlarından birini göndermiş. Kendisi şark tarafından garp tarafına geçiyormuş. Bana dedi ki: Rasülüllah sallallâhü aleyhi ve sellem sana diyor ki: “Beyaz at bizden ayrıldı, arkamızdaki otlakta kaldı. Onu alsın, bize getirsin.” O gelen zat, bana atın nerede bulunduğunu ve oraya gidilecek yolu gösterdi. “Rasülüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin sözü başım üstüne” dedim. Hemen ata koştum ve onu denilen yerde buldum. Yularını elime aldım, çabuk sürdüm, Rasülüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretlerine yetiştirdim. Yanında yedi kişi vardı. Bir dağın eteğinde, nehir kenarında, bir ağaç gölgesinde konaklamışlardı. Aralarında Rasülüllah sallallâhü aleyhi ve sellemde bulunuyordu. Baktım namaz kılıyorlar. Ben yetişinceye kadar namazlarını bitirdiler. Resul-i Ekrem’e kavuşunca sabrım tükendi, utanmayı bir yana bıraktım, hemen boynuna sarıldım, öptüm, Rasülüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin iki dudağını emdim. Ben mübarek dudaklarını öptüğüm sırada:

“İşte bu, ilimler ma denidir; bu, bilgiler kaynağıdır; bu, Allah’ın vahiy hazinesidir.” diyordum. Rasülüllah sallallâhü aleyhi ve sellem beni bir müddet bundan menetmedi sonra bana:

“Namaz kıldın mı?” buyurdu. “Hayır, ya Resulallah.” dedim. “İşte su dedi, abdest al ve namaz kıl.” “Baş üstüne” dedim. Namaz kılmak için abdest almaya başlayınca ferahımdan sevinç ve ağlama ile tatlı bir şekilde uyandım. Derhal tesbi’e başladım. O gün otuz yedi beytin tesbi’i mümkün oldu. Ertesi gün kırk beyit tesbi ettim. Hâsılı on gün içinde bitti. Yüce Allah’a hamdolsun. Allah ve Resulü daha iyi bilir, rü yanın tabiri bu idi:

Ameller sahibinin bineğidir. Onu isteğine ulaştırır. Tasnifler ve diğer hayırlı işler de böyle (sahibinin bineği)dir. Demek at Kaside-i Bürde idi, onu Allah’ın Resulüne götürmemiz için bize olan emir, onu, Muhammed Aleyhisselam’ın ismine kavuşturmaya işaret idi. Çünkü isim, ehl-i hakikat indinde müsemmanın kendisidir. Onların yedi kişi olmaları da tesbi’e işaret idi. Abdest almakla emir ise, tesbi’e başlama emrine işaret idi. Vefatından sonra, kardeşlerimden bu ru’yayı, Tesbi’i Muhammedi’nin başına yazmalarını rica ederim. 

Bismillâhirrahmânirrahîm

BİRİNCİ BÖLÜM:
RASÛLÜLLAH SALLALLÂHÜ ALEYHİ VE SELLEME ÂŞIK OLMA HAKKINDA

1.
Muhammed (sav) açık deliller ve hikmetlerle geldi,
Bütün insanlığı müjdeleyici ve uyarıcı oldu,
İlk yaratılış zamanının haberlerini söyledi
Harem’deki* olanları dostlara ulaştırdı,
Onun acısıyla kıvranan kalbime dedim ki:
Selem’deki* komşuları* hatırladığından mı,
Gözlerden akan gözyaşına karıştırdın kanını?

*Harem: Burada Allah Teâlâ katındaki mahrem yerler.
*Selem: Âşıkların tavaf ettiği makam
*Komşuları: Hakikat-i Muhammediyenin halleri


2.
Muhammed (sav) göğüsleri alevlendirdi ateşiyle,
Sağanak yağmurlarla bir gün olsun sıcaklığı soğumadı
Güvenmediğim nefsime sordum: Ey Nefsim!
Kalbine hükmeden şiddetli sevgisi miydi?
Yoksa duyduğun özleminin hüznü müdür seni yönelten?
Medine tarafından bir yel mi esti?
Yoksa, karanlık gecede İdam Dağı’nda* şimşek mi çaktı?

*İdam: Medine civarındaki bir dağın adıdır. İdam’da şimşek çakmaya başlayınca, Medine’ye yağmur yağmaya başlar.


3.
Muhammed’in (sav) hevesiyle kalpler gençleşti,
Görmüyorum kalbimin artık başkasına meylettiğini,
Yoksa kalbim bu sevgiyi inkârda haddini mi aştı,
Dedim ki, ciğer delen sevgiyi inkâr etmektesin,
Eğer düşünürsen sevginin yeşermeyeceğini,
Ne oldu gözlerine ağlama dedikçe hüzünlenmekte,
Ne oldu dediğinde kalbin gamını kederi arttırmakta.


4.
Muhammedî (sav) aşk isabet edince hararet artar,
Onun için âşık sevda acısına katlanır,
Zannetme ki âşık sevdasını saklayabilir,
Yağmur olan gözyaşları bedeni bitap düşürürken,
Kalpte derdi olanın hâli mi gizli kalır?
Hangi âşık sevdasının gizli kalacağını zanneder?
Dökülen gözyaşı ve tutuşan kalp arasında.


5.
Muhammed (sav) Allah’ın kulları ve rasülleri içinde en hayırlısıdır.
Onun dini, bütün inançları ve topluluklarını kaldırdı.
Ey beni kınayan! El çek artık kınayıp azarlamaktan
Kısa ve uzun söze ne hacet hakikat gün yüzüne çıktı.
Heyhat yaralı kalp, sevgini gizlemektesin,
Şayet bu sevda olmasaydı harabelerde ne gözyaşı dökerdin,
Ne de Bân ağacını* ve Âlem Dağını* yâd ederek uykusuz kalmazdın.

* Ban Ağacı: Hicaz bölgesinde bulunan ve çok güzel kokan bir ağacın adıdır. Bu ağaç Hz. Musa aleyhisselâma tecelli olan ağaçtan istiaredir.
* Âlem Dağı: Tur dağıdır. Çünkü burada Allah Teâlâ’nın tecelli ettiği yerdir. Hicretteki Sevr mağarası düşünenlerde olsa da Tur Dağı daha tecelliyattaki şöhreti daha fazladır. Ayrıca ağacın beraber zikredilmesi de buna işaret etmektedir.


6.
Muhammed’in (sav) karanlıkta da görününce işaretleri,
Karanlıklar yok oldu, vahiy güneşi doğunca,
Alevleri sevdiğimden beri beni yakmaktadır,
Onun için nefsim arzularını ve her şeyi terk etti,
Sevmekten dolayı muhabbet işaretleri başladı,
Sevgiye şahitlik edeni inkâr edebilir misin?
Gözyaşın ile hastalıkların hakikati açığa çıkmakta.


7.
Muhammed’in (sav) temiz ve soylu ailesi güvencemizdir,
Bütün şerefli ashabı bizi kemale erdirendir.
Torunları* Me’vâ* cennetinde önderlerimizdir,
Onlara* olan sevgimizle imanımız zahirdir,
Muhakkak onlara zulmeden* ettiğini çekecektir.
Aşk ateşi iki yanağa kırmızı sarı bir çizgi çekti,
Yanaklarımız sarı kırmızı* bir güle döndü.

*Torunları: Hz. Hasan ve Hüseyin aleyhimesselâm
*Me’vâ: Şehitlerin ve takva sahiplerinin ruhlarının barındığı cennet
*Onlar: Hz. Hasan ve Hüseyin aleyhimesselâm
*Zulmeden: Yezid ve tabiileri
* Sarı gül içinde yanan aşk ateşinin, kırmızı gül ise kanlı gözyaşının işaretleridir.


8.
Muhammed’in (sav) hayali vallahi beni telaşlandırdı,
Yanaklarıma akan gözyaşlarını beni boğuyor,
Dedim ki; sabrım tükenip izi içimde kalmadığında,
Dallardaki yaprakların hışırtısı beni aşka getirdi,
Beni acı sözlerle yakıp kınayan
Sevgilimin hayali beni uykumdan uyandırdı da,
Sevgim dünyevi zevkleri ıstırapları def eyledi.

9.
Muhammed (sav) geceleyin bir ay parçası gibi görünür
O gece insanların yüzleri aydınlandı,
Hakikat için o hidayet güneşi parladı,
Güneşi kararınca* dünyayı da üzüntüler sardı,
Bırakın beni, yakıyor içimdeki hüznün ateşi,
Ey Uzrî* aşkımdan dolayı beni aşağılayan!
Senin insafın olsaydı, kınamazdın beni.

* Güneş kararınca: Rasülüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Hakk’a yürüyünce
* Uzre kabilesi: Yemen’de aşk ve muhabbetleriyle tanınmış ve bu konudaki hikâyeleri her tarafa yayılmış bir kabiledir.


10.
Muhammed’in (sav) sırrı bir haberle ortaya çıktığında,
Korkunun ateşiyle göğsümdeki canım tutuştu,
Ona olan aşkım yüzünden, kaybetmişken aklımı
Gece vakti kınayanın lafları âşıkı eleştirir,
Dedim ki: Hayır, hayır kader ve hükmünü kınama,
Hâlimi artık öğrendin sırrım gizli kalmadı,
Laf sayanlar ne bilsin, derdime vardır dermanım ve sırrım.

11.
Muhammed (sav) aşkının yürekte vardır makamı,
Her nasihat âşıkın gönlündeki sevgiyi kaldırır mı?
Gizli başlayan aşkı kalpten kovan
Bırak âşıkı kınayan iflah olmayacak,
Hâline bırak bu genci; sevgisinden vazgeçecek değil,
Nasihatlerin samimiyse de âşık duyacak değil
Zira azarlayanı methedeni duyamaz ki âşık.


12.
Muhammed’in (sav) sırrı gizliden bana nasihat vermekte,
Rabbim güzellik yolu ile vuslat yönü göstermekte,
Kendimde değilim kovuyor gibi bana nasihat etme,
Âşığın gönlü kınayanları dinleyemez ki,
Sevgiliye vuslat aşığın son dileğidir,
Ak saçlarımın nasihatini kötüye yorup da inanmadım
Hâlbuki nasihat eden ak saçlı töhmetten uzak değil mi?

kaside_burdah

Devam edecek inşallah…

Read Full Post »

KASÎDE-İ BÜRDE VE İMÂM-I BÛSİRÎ HAZRETLERİ
Habib-i Kibriya hazretlerine duyulan derin muhabbetin izlerinin her beyitte kendini gösterdiği bu kasideyi her müslümanın okuması, feyz alması, kalbini yumuşatması ve kaybettiğini hatırlaması gerekir. Öyle ya “Biz ancak sevdiğimiz kadarız”

Kasîde-i Bürde’nin yazdırıldığı, Muhammed bin Saîd bin Hammad bin Abdullah el-Bûsirî’dir. Babasının Mısır’ın Bûsir karyesinden olması münasebetiyle bu ismi almıştır. Hicri 608 (m. 1212) de doğmuş ve Hicri 696 da (m. 1296) Mısır’ın İskenderiye şehrinde vefat etmiştir. Halen türbesi de oradadır.

Kısa boylu ve zayıf bir bünyeye sahip olan Bûsîrî’nin başlıca huzursuzluk kaynağı, hanımının hırçınlığı ile çocuklarının çokluğu, geçim sıkıntısı olmuştur. Şâzelî tarikatının kurucusu Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’ye intisap eden şair, O’nun irtihali üzerine yerine geçen Ebü’l-Abbas el-Mürsî’ye hitaben yazdığı 142 beyitlik “dal” redifli mersiyede şeyhinin fazilet ve meziyetlerinden sitayişle söz eder. Öyle anlaşılıyor ki ünlü mutasavvıf İbn Atâullah el-İskenderî ile Bûsîrî, şeyh Şâzelî’nin en önde gelen iki mürididir. Ancak İbn Atâullah ilâhî aşk temasını işlerken, Bûsîrî daha çok peygamber sevgisini terennüm etmiştir. Büyük bir şairdir. Fasâhât (güzel ve açık konuşma) ve belâğatta (güçlü ve etkin ifade) eşsizdir. Bir rivayete göre Mısır’da vezirlik de yapmıştır. İlk önceleri şiir ve başka uğraşılarla ilgilenip Mısır sultanlarının yakınları arasına girdikten sonra güzel şiirleriyle onları öven, düşmanlarını da hiciv eden (karalayan) pek çok şiir yazmıştır. Kasîde-i Bürde’nin 140. beytinde şöyle ifade eder:

O’na övgü ile hizmetim; Olsun vesile affına
Şiirle ve boş işlerle, geçmiş ömrün günahına

Bir gün evine giderken yolda rastladığı güzel yüzlü yaşlı bir zat ona:

-Yâ Bûsirî, Bu gece rüyanda Resûlüllah’ı gördün mü? Diye sorar. İmam-ı Bûsirî:
-Hâyır görmedim! Diye cevap verir. Bu konuşmadan sonra O yaşlı zat başka bir şey söylemeden ayrılır. Ne var ki İmam-ı Bûsirî’nin gönlüne, o anda Hazret-i Peygamberin aşk ve muhabbeti düşer. O gece, rüyasında Hazret-i Peygamberi görür ve içinin neşe ve huzurla dolduğunu fark ederek uyanır. Bunun üzerine Peygamber Efendimizi öven ve nice Peygamber âşıklarını sevgi deryasında yıkayan Mudariyye, Hemziyye gibi birçok övgüler yazar. Kasîde-i Bürde’nin 149. Beytinde bunu şöylece dile getirir:

Düşüncemi övgüsüne, yönlendirdiğimden beri,
Başı darda her insana, O Resulü buldum hâmi.

Daha sonraki yıllarda vücudunun yarısı felç olur. Yürüyemez ve hareket edemez duruma düşer. İşte o zaman bu Kasîde-i Bürde’yi yazıp bununla Cenâb-ı Hakk’tan şifâ dilemeye yönelir. Kasîdeyi tamamladığı gece rüyasında Hazret-i Peygamber’i görür. Hz. Peygamber Bûsîrî’den kendisi için yazdığı kasideyi okumasını ister; O

“Yâ Resûlallah! Ben sizin için çok kasideler yazdım, hangisini emredersiniz?” deyince, Hz. Peygamber kasidenin matla’ beytini okuyarak bu kasideyi işaret eder. Bûsîrî kasidesini okurken Hz. Peygamber iki yana doğru sallanarak zevkle dinler. Tamamı 161 beyitten ibaret bulunan Kasîdenin 51. Beytinin birinci mısraını

Hakkında ilmin son hükmü; “O da bir insandır ancak,

olarak okuduktan sonra ikinci mısrasını hatırlayamayarak takılır kalır. Bunun üzerine Resûl-ü Ekrem Hazretleri: Oku yâ İmam! Diye buyurur. İmâm-ı Bûsirî: -İkinci mısrayı hatırlayamadım yâ Resûlüllah! der. Bunun üzerine mucize içinde mucize üzere Peygamber Efendimiz:

“Yaratmıştır O’nu Allah, en hayırlı kul olarak”

şeklinde ikinci mısrasını ikmal buyurarak beyti tamamlar. Kasîdenin tamamının okunmasından sonra Resûlüllah mübârek avuçları ile İmâm-ı Bûsirî’nin felçli uzuvlarını ovuşturur. Ne derin muhabbetin eseridir ki, İmâm-ı Bûsirî uyandığı zaman hastalığının zâil olduğunu görüp Allah’a şükreder. O gecenin sabahında sıhhatine kavuşmuş ve sürûr içinde camiye giderken yolda Şeyh Ebu’r- Recâ Hazretlerine rastlar. Ebu’r- Recâ ona:

- Yâ Bûsirî!. Fahr-i Âlem’i övdüğün kasîdeyi getir! der.

İmâm-ı Bûsirî; Resûlüllah Efendimizi övdüğüm kasîdelerim pek çok. Hangisini istiyorsunuz? Diye sorunca, Şeyh Ebu’r- Recâ:

Gönül yakan o hasret mi? Selemdeki komşuları,
Gözünden akan yaşlara, karıştırıyor kanları.

Diye başlayan kasîdeyi istiyorum. Çünkü sen onu Peygamber efendimizin huzurunda okurken işittim ve O’nun çok memnun olduğunu gördüm der. Bu kasideyi daha hiç kimsenin duymadığını zanneden İmâm-ı Bûsirî hayretler içinde kalır.

161 kıt’a dan meydana gelen Kasîde-i Bürde on bölüm üzere dizelenmiştir:

1 – 12 Hz. Peygamber’e duyulan aşk ve özlem.
13 – 28 Nefsin kötülüğü ve terbiye edilmesinin gereği.
29 – 58 Hz. Peygamber’e övgü.
59 – 71 Hz. Peygamber’in doğumu.
72 – 87 Hz. Peygamber’in mucizeleri.
88 – 104 Kur’ân-ı Kerîm’in yücelik ve erdemleri.
105 – 117 Hz. Peygamber’in Mi’racı.
118 –139 Hz. Peygamber’in Cihadları.
140 –151 Hz. Peygamber’den şefâat dileme.
152 –161 Allah’a yakarış ve dua

Coşkun bir peygamber aşığı olan Bûsîrî’yi şöhretin zirvesine taşıyan bu kasideye kendisi “el-Kevâkibü’d-dürriyye fî medhi hayri’l-beriyye” adını verdiği halde, “Kaside-i Bürde” ismiyle tanınması gördüğü rüyâdan kaynaklanmaktadır. Dünyada en meşhur ve en çok okunan kasideler arasında yer alan bu eser, belli başlı bütün kültür dillerine tercüme edildiği gibi, Afrika, Güneydoğu Asya ve Balkanlardaki mahalli dillere de çevrilmiştir. Çeşitli bölge ve ülkelerde genellikle sünnet, nişan ve düğün merasimlerinde, mübarek gün ve gecelerde, ayrıca haftalık evrad olarak okunmakta, son münacât kısmı ise felçli hastalar üzerine yedi gün süreyle okunup Cenâb-ı Hakk’tan şifa niyaz edilmektedir.

KASÎDE-İ BÜRDE
Sonsuz salât ve selâmlar, eyleriz Mevlâm dâimâ
En hayırlı yarattığın, O mübarek Habîbine

 Prof. Dr. M. Emin AY yorumuyla
Kasideyi okuyanlar veya dinleyenler her beytinden sonra birer defa olmak üzere;
Mevlaya Salli ve Sellim daimen ebeda
Ala Habibike hayril halki küllihimi
Beytini yüksek sesle terennüm ederler

 Makedonyalı Mesut Kurtis’in yorumuyla

Bismillâhirrahmânirrahîm (Rahmân ve Rahîm Allah adıyla)

1- Ne karıştırdı bu kanları, gözünden akan yaşlara,
Gönül yakan o hasret mi? Selem’deki* komşulara.

Hasret ateşine yanmaktan mıdır
Aşkın neş’esine kanmaktan mıdır
Selemli dostları anmaktan mıdır
Kanlı gözyaşları akar gözünden
Âşıksın ey gönül, belli yüzünden!

Âhir beyitte olan “selem” ile murâd, Mekke ile Medine arasında bir ağaçtır ki, onun gölgesinde o server-i enbiyânın istirâhat buyurduu rivayet edimitir. Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey benim dertli gönlüm! Selem aacının bulunduğu yerdeki yâr-i şefâat-kârı hâtırına getirdiğinden midir ki, gözünden akan yaşı kan ile karıştırırsın yani kan ağlarsın.”  Neyzen Halil Can Rast makamında okuyor

2- Serin esen rüzgârlar mı? Yoksa Kazime* yönünden
Belki de çakan şimşekler, İdam dağı zulmetinden.

Ruhunda duyduğun hâlâ o sesti
Neylersin engeller yolunu kesti
Yoksa Kâzıma’dan rüzgâr mı esti
Şimşek mi çaktı Izam Dağından
Haber mi getirdi nur kaynağından!

Âhir beyitte olan “İzam”, Medine’ye yakın bir dağın ismidir. Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey benim dertli gönlüm yahut ey şahs-ı mücerredim! Medine-i münevvere tarafından rûzgâr mı esdi, yoksa Medine-i Münevvere’nin yakınında olan olan “İzam” dağından bir şimşek mi çakdı da, öyle gece gündüz kanağlayıp dem-be-dem yetimâne âh ü vâh edersin.”

3- Neler oldu gözlerine? “Ağlama” dersen coşuyor.
“Sakin ol” dendikçe gönlün, aşkla kendinden geçiyor.

Öyle içlisin ki gören şaşıyor
“Dur!” dedikçe gözyaşların taşıyor
“Kendine gel!” desen kalbin coşuyor
Ağlasan da inlesen de yeridir
İnsan değil, bu aşk dağlar eritir…

Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey benim dertli gönlüm! Sen âşık değilim dersin. Ya gözlerine ne oldu ki, ağlamayınız desen yine dinlemeyip seyelân ederler; yani yaş akıtırlar. Hem de kalbine ne oldu ki ifâkat bulucu ol desen mütehayyir ve melûl olur.”

4- Zannediyor mu o âşık, kalacak sevdası gizli?
Kanlı akarken gözyaşı, aşkla yanıyorken kalbi.

Paslanan dağlardan güneş batarken
Dalgın dalgın ufuklara bakarken
Istırapla gözyaşları akarken
Âşık sanır mı ki aşk gizli kalır?!
Ârifler âşığı yüzünden tanır.

Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey benim şahs-ı mücerredim! Âşık olan kimse, ağlayıcı göz ve yanıcı kalb arasında iken aşk ve muhabbet gizlenir mi zanneder? Öyle zannetmesin. Zîrâ, bu ikisi (ağlayıcı göz ve yanıcı kalp) aşk ve muhabbet bulunduğuna iki şâhid-i âdildir.”

5- Olmasaydı bu aşk eğer, ağlar mıydın haraplıkta?
Kaçırır mıydın uykunu? “Ban”la “Âlem”* anıldıkta.

Vîrâne görünce yar otağını
Aşktır hatırlatan sevgi çağını
Sorgun ağacıyla Alem Dağını
Anar anar uyku girmez gözlere,
Bakar ağlar dosttan kalan izlere!

Âhir beyitte olan “Âlem”, “dağ” manasınadır. Burada murâd, cebel-i Hirâdır. Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey benim dertli gönlüm! Eğer senin aşkın olmayaydı, Hazret-i Sultân-ı şefâatın terk buyurduğu Mekke-i Mükerreme’yi ve mağarasında gizlendiği dağı hatırlayıp göz yaşı akıtmazdın. Madem akıtırsın,öyle ise âşıksın.”

6- Nasıl inkâr edersin ki? Tutku dolu aşkını sen,
Hastalığın ve gözyaşın, iki adil şahitlerken.

İnkâr edemezsin artık bu işi
Besbelli ki sarmış aşkın ateşi
Sapsarı bir çehre, akan gözyaşı,
İki âdil şâhit olduktan sonra;
Gülbenzin sararıp solduktan sonra…

Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey benim gönlüm! Her birisi şâhid-i âdil olan göz yaşı ve kalb hastalığının eseri rûyunda(yanağında) durup şahitlik ederken, sen nasıl olur da âşık deilim diyerek inkar-ı muhabbet eylersin?”

7- Aşkın ateş ve elemi, iki yanağına çekti
Bahar çiçekleri gibi, sarı ve al çizgileri,

Bu aşkın elinden n’olmuşsun gönül,
Henüz gonca iken solmuşsun gönül,
Istıraba sahne olmuşsun gönül!
Kan çanağı gözler, sapsarı çehre,
Daha böyle âşık gelmedi dehre…

Âhir beyitte olan “Anem”, kendisinden kırmızı boya olan bir çeşit ağaçtır. Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey şahs-ı mücerredim! Aşk ve muhabbet, senin iki yanağın üzerinde kanlı göz yaşından ve sufret-i vechden iki hat yani iki çizgi isbât eyledi. O iki hattın birisi sarı gül gibidir ve diğeri de kırmızı anem boyasına benzer.”

8- Evet, uykularım kaçtı, yârin hayali gelince,
Bu karasevda yüzünden, zevkler oldu hep işkence.

Gece geldi sevgilimin hayali,
Beni benden aldı o nur cemâli,
Tatmayan bilmezmiş bu mutlu hâli
Aşksız geçen her an ömre ziyandır,
Sevgide hem lezzet hem elem vardır.

Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Benim aşkı inkarıma inanmadın. Artık ben de izhâr eyleyip haber vereyim. Evet, benim sevdiğim Hazret-i Resûlullâh’ın hayali gece karşımda yürüyüp beni uyandırdı. Zîrâ muhabbet, ok gibi âşıkın lezzetlerini helâk eyler.”

9- Ey beni daim kınayan, Üzre* aşkımın yüzünden,
Biraz adil davransaydın, özrümü hoş görürdün sen,

Sevda derler buna, can dayanır mı!
Diz çöksem yalvarsam, yar inanır mı?
Âşık olan kimse hiç kınanır mı?!
Uzreliler gibi âşıkım diye,
Dillere düşürüp kınamak niye?.

Âhir beyitte olan “Üzre”, Fertleri kara sevda düşkünü çok iffetli Yemenli bir kabiledir. Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey Benî Üzre kabilesine mensup olan! Ve ey aşk ve muhabbette onlar gibi âşık olmaklığımda ayıplayan kimse! Benden sana olan i’tizârımı kabûl eyle. Eğer sen benim halimi bilip insâf eyleyeydin asla levm etmezdin.”

10- Tüm hallerimi öğrendin, yok artık hiç sırrım, gizlim,
Gammazlar bile biliyor; ne çaresiz benim derdim.

Birden can evime saplandı bir ok,
Hâlim sence malum, ıstırabım çok…
Benim koğucudan saklım gizlim yokl
Neler çektim neler, saymakla bitmez,
Gönül yarasına merhem kâr etmez…

Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey beni levm eyleyen levm edici! Benim hâlim sana tecavüz eyledi. Yani hâlimi bildin ve sırrım da gammâzlardan gizlice olmadı. Vâsıla dûçâr olduğum illet-i aşk münkatı olmadı. Belki de günbegün daha da artacaktır.”

11- Ne yazık ki duyamadım, o candan öğütlerini,
Benim gibi mecnun âşık, duyar mı hiç söyleneni?

“Sevdadır bu canım, artırır” derdin,
“İçin için yakar inletir” derdin,
Sen bana en içten öğütler verdin.
Ne çâre sağırdır, aşık işitmez,
Verilen öğüde aldırış etmez.

Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Ey bana pend ü nasîhat eyleyen zâhid! Sen bana vâkıa mahz-ı nasîhat eyleyüp ıslâhımı murâd eyledin ise de, ben o senin nasihatini duymadım, dikkate almadım. Zîrâ aşk ve muhabbet sâhibi olan zât, levm edeceklerin zemmine karı sağırdır.”

12- Ak saçın uyarısına, olumsuz gözle bakardım
Meğer o candan öğütler, olmalıymış hep ilk adım.

Simsiyah saçlarım tel tel ağardı,
Dile gelip her tel beni uyardı,
Sağır bile bu îkâzı duyardı!
Bunca uyarıyı hep yalanladım,
Fakat doğru imiş, çok geç anladım.

Yani sâhib-i kasîde buyururlar ki: “Eyvâh! Ben ihtiyârlık ve pîrlik hâletinin nasîhat edicisini, yani ‘işte ben sana geldim bundan sonra sen pîr oldun, böyle hal sende ayıptır.’ diyerek ayıplamasını töhmet saydım.”

 Suriyeli Ahmed ve Yusuf Al-Mezarze yorumuyla

Hâmiş: Her biri ayrı zevke hitab eden tercümelerdeki siyah renk, merhum Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (v.2001), yeşil renk, Prof. Dr. Mahmud Kaya ve gri renkli izahat ise Rumeli Kazaskerlerinden Muhammed Feyzi Efendi’ye(v.1900) aittir.

Buradan merhum Prof. Dr. Mahmud Esâd Coşan Hocamızın ses verdiği Kaside-i Bürde-i Şerif’in tamamını dinleyebilirsiniz.
Buradan da Prof. Dr. Mahmud Kaya Hocamızın ses ve mâna verdiği Kaside-i Bürde-i Şerif’in tamamına ulaşabilirsiniz.

Read Full Post »

Ey garip bülbül,
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et. [Hicr, 98-99]

Gel bu aşkın kadehinden bir kadeh nûş eylegil
Gel bu aşk ile başını tâ ebed hoş eylegil

Ta başından söyleyelim bu hafta bir garip haller geldi başımıza, haliyle mektupta bu hallerden vâreste değil…

Kulu ol kim olasın âzâd!

Bir lâtifeyle başlayalım söze, şöyle ki geçtiğimiz günlerde bu satırların yazarı basit bir cerrahi müdahaleye maruz kaldı. Gözümüzün içine bakmayı bıraktığımızda yanıbaşımızda anestezi uzmanı doktor hanım gülümsüyordu, yahu bunca zamandır uyutup uyandırırız sizin gibi gözünü açana rastlamadık.. Ameliyat masasından kaldıracağız uyanın artık diye sarsıyoruz hafifçe, ne deseniz beğenirsiniz:

“Gerek narkoz, gerek aşk ile âlemde serhoş olmak gerek vesselam”
Haddizâtında aşk, insanın kendinden geçmesi, kontrolü kaybetmesi şartına bağlı değil midir?

….

Şu garip insanın hayatında, her ne sevinç ve mutluluk varsa hepsi zuhuru, görünüşü farklı da olsa kavuşmaktan kaynaklanır ve her ne gam ve keder var ise ayrılıktandır. İnsanoğlu nimetlerin kıymetini elindekini kaybedince anlar. İşte ufak tefek gurbetler, ayrılıklar da ona ufak tefek hatırlatmalardır.

Dikkat buyurun; bir kimse bir belaya duçar olduğunda, asıl bela o belaya neden uğradığını bilmemesidir. [Hz. Aşkî]

Kulu ol kim olasın âzâd!

Mevlam her cuma kurduğumuz bu gönül bağından, âşıklar bezminden ayırmasın bizleri, bu meclisimizi bir ucu cennete dek uzanan, şükrü eda edilmiş huzur pınarlarından eylesin.

Vâlide sultanı da yanımıza alıp haremi pakine, hicaz illerine avdet eylerken uçakta nazarımız karşımızdaki yazıya ilişti kaldı.

Fasten Seat Belt While Seated

“Oturduğunuz sürece kemerlerinizi bağlayınız” şeklinde tercüme edilebilecek bu ikâzın neresi garip?

Şu garip kardeşiniz uçak inene dek nerelere bağladı bu hitabı bir bilseniz. Önce oruç geldi aklımıza, İngilizcesi “fast” “fasten” çağrışımıyla. Kemer belimizi dolayısıyla bizi tutup bağlar, oruç ve diğer ibadetler de bizi tutmalı, Hak ile aramızı açan günahlardan alıkoymalı değil miydi?

Kulu ol kim olasın âzâd!

Madem “yolcu, yolda temkin üzere gerektir” şu hayat seyr ü seferinde kendimizi sağlam bağlamalı değil miyiz?

Ve asırlar öncesinden İmâm-ı Bûsirî seslenmez mi? Kasîde-i Bürde’siyle

Serkeş atlar zapt olunur dizginleri çekilerek
Benim bu azgın nefsim, kimler yola getirecek

Ve günahlar geldi aklımıza dizginlerini koparan atları duyunca…

Bir günah eden kişiye bin gün âh etmek düşer
Bin günah ettim İlâhî, bir gün âhım yok benim

Kulu ol kim olasın âzâd!

Ve günahın ucunun dokundu yerler, makamlar…

Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme.
Günahkâr olma fahr-i âlem-i zîşânı incitme

Ey Allahım, biz dünyada günâh işledik. Bu duruma Habibin Hz. Muhammed (sav) üzüldü, düşmanımız İblis ise sevindi. Ey Allahım, Eğer yarın kıyamette cezâ verirsen, dostun Hz. Muhammed (sav) yine kederli ve düşman İblis yine sevinçli olur. Ey Allahım, iki sevinci düşmana verme, iki üzüntüyü Hak Dost’un gönlüne koyma.

Ey Allahım, eğer sebebini sorarsan hiçbir bahânemiz yoktur. Eğer tartacak olursan malımız yoktur. Eğer yakarsan tâkatimiz yoktur. Serveti olmayan müflisler, sermayesi olmayan muhtaçlar ve tâat ve ihlas süsünden yoksun olanlar bizleriz.

Kulu ol kim olasın âzâd!

Ey Allahım, eğer bir kez olsun bana “Kulum” dersen sevincim arşı geçer. Ey Allahım, iyilerin istiğfar etmeleri gerekiyorsa, ya iyi olmayanlar ne yapsınlar? Ey Allahım, eğer iblis Hz Adem’e kötülüğü öğretmişse ya buğdayı Adem’e kim rızık olarak verdi?

Ey Allahım, yükselttiğin bayrağı indirme. Sonunda affedeceksen başında utandırma. Ey Allahım, bedava yarattın, bedava rızık verdin, aynı şekilde bedava bağışlamanı umarız ve dileriz. Zira sen Hudâ’sın tüccâr değil…

Eğer bize cenneti tâat karşılığında bahşedeceksen bu bir satış olur ya senin ihsan ve bağışın nerdedir? Ey Allahım, ben, ucub ve kibre sevkeden tâatten bizârım, beni özre sevkeden günahtan da…

Ey Allahım, bu yanan çırayı söndürme, bu yanmış gönlü yakma, bu dikilmiş perdeyi yırtma ve bu bendeni kovma.

Kulu ol kim olasın âzâd!

Gel ey aşk, soğumuş gönlümüzde ateş yak. Sönmüş çıramızı nurunla tutuştur, aydınlat…

Ey Allahım gariplere acıyan sensin. Ben de bir garibim. Derdime devâ ver. Çünkü sensin tabibim, ey cümle kaybolmuşların yol göstericisi. Ey Allahım taşıdığın esma ve sıfatların hürmetine feryadıma yetiş. Zira buna gücü yeten de ancak sensin.

Aaah azizim haldaşım, olanlar oldu ve her ne ki O’nun muradı oldu, halimiz pek bir garipse de hayr oldu erenlerim…

Kulu ol kim olasın âzâd!

Kulu ol kim olasın azâd! İkide bir satır arasına giren bu seste neyin nesi, ne olacak mektubun hitamı erişti, mestmp3 olacak bir seda sunmadın canlara…

Be hey bülbül nedir feryâd
Var eyle Hak’dan istimdâd
Hüdayı yâd etme olma yâd
Kulu ol kim olasın azâd [260.mestmp3]

Yolunu şaşırmışlara rehber olan Hâlık! Cânımıza safâ, gönlümüze aşk, gözümüze nur ver. Ve bize iyi olan her ne var ise fazl u kereminden onu ver, Yâ Rab, gönlümüze rahmet-i cân ver, Herkesin derdine basîretler dermânı ver. Bu kulun neyin olması gerektiğini nereden bilsin? Bilen sensin, her neyi biliyorsan onu ver. [Hz. Pir Mevlana]

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Read Full Post »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 4.414 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: