Tecellîyât beyânı

Kalb âyinesin mücellâ edesin, tecellîler ire Hak’dan göresin,  gönül mirât-ı Hak’dır pâk eyle, görünür bu mirâtdan idrâk eyle

Hamd zikri ile söze başlayalım
Diken ağacına gül aşılayalım
bal_ahmed_babaKendini arayaan sâlikin, kalbinde gayb âlemine âit nûrun belirmesi, ilâhî feyzin müminin kalbinde zuhûr etmesine “tecellî” denir.

Vücûd, anda olduğu gibidir. Tecellîyât, zamandaki zuhûrudur yâni güneş bir ammâ tecellîsi cisme göredir. Söz, tecellîye, tecellî mazhara göredir ve aslâ tekrârı yoktur.

Tecellîden nasîb erdi kimine, kiminin maksûdu bundan içeri

Fā‘ilātün, fā‘ilātüni fā‘ilün vezninde, tecellîyât beyânında âteşîn bir murabbâ:

Kâinâta ‘ibret-ile kıl nazar
Cân gözün aç gel berü Allâh’ı gör
Mazhar-ı Hak-durur bu kamu eşyâ
Cümlesinden semme vechu’llâh’ı gör

Görünür cümle eşyâda cemâli
Sâni‘ oldur gör sun‘unda kemâli
Gören bilir anlar pes bu kâli
Pes anuñ kalbinde sırru’llâhı gör

İşidir cümle ene’l-Hak nidâsın
Cümlede hâzır görür pes Hudâsın
Verir rûhuna her demde gıdâsın
Gel berü insânda rûhu’llâhı gör

Aldanmaz pes zâhidin ferdâsına
Gavvâs olur hakîkat deryâsına
Bugün bunda vasl olur Mevlâsına
‘Ârifin kalbinde beytu’llâhı gör

Kanda nazar kılsa Mevlâ’yı görür
Cümlesinde ol Hakk’ı hâzır görür
Her nefesde ‘arş üzre cevlân kılur
Gel berü kalbinde ‘arşu’llâhı gör

Hak Mûsâ’ya eyledi oddan nidâ
Ene’llâh geldi şecerden hem sadâ
Beşerden kılsa ‘aceb mi ol Hudâ
‘Ârifin kalbinde gel Allâh’ı gör

Gönüldür beyt-i Hudâ bu bedende
Hakk’ı görmek dilersen gel gör anda
Her ne kim var-ise sendedir sende
‘Âkil-isen baķ sıfātu’llâhı gör

Kamu ‘âlemlerin bilen Hudâsın
İşidir cümlesinden Hak nidâsın
İsteyen bulur görür pes Hudâdın
‘Ârif-isen anla zâtu’llâhı gör

Benem diyen oldur pes gökde yerde
Görürsün anı neylüğünü vü yerde
Benlik ve senlik bir addur gayride
Ver özün gel fenâfi’llâh olagör

Bu mevcûdâta bakıp gayr görme
Bu nakş-ı fânîye gel özün verme
Nazar kıl gel Hak’dan yüzün çevirme
‘İbret-ile bak gel nûru’llâhı gör

Eğer gâ’ib eğer ki hâzır oldur
Eğer bâtın dahi hem zâhir oldur
Yerde gökde cümleye nâzır oldur
‘Âlim oldur andan ‘ilmu’llâhı gör

Eğer sen de erişeydin nûra
Kamu keşf olup geleydi zuhûra
Kamu gâ’ib gelirdi huzûra
Can gözün aç sırr-ı vechu’llâhı gör

Eğer ol bir-ile sen bir olaydın
Bu benlik hicâbından kurtulaydın
Sen de maksûdunu sende bulaydın
‘Âşık-isen sen de ‘aşku’llâhı gör

Eğer fânî olaydın pes özünden
Hicâb perde ref‘ olur-idi gözünden
Nikâbı ref‘ ede-y-di dost yüzünden
Kıl özün fânî gel zâtu’llâhı gör

Eğer varlık dağı olaydı fânî
Erinî olur-idi len-terânî
Yolına terk eyle gel cism ü cânı
Kalbinde pes muhabbetu’llâhı gör

Senin varlığın uş benzer hayâle
Sen ve ben gidicek ol bâkî kala
İkilik düşürür seni vebâle
Kesreti ko gel vahdetu’llâhı gör

İkilik olmaz anın vahdetinde
Dahi vahdet bulunmaz kesretinde
Kamusı gark olupdur rahmetine
Fenâdan geç gel likâu’llâhı gör

Bir ol bir-ile pes dirlik bulasın
Hayât bulup ölümden ķurtulasın
Ol dost-ile erip vuslat bulasın
‘Ârif-isen gel bekâ bi’llâhı gör

Nitekim sende senlik ola bâkî
Birleyemezsin sen anla ol Hakk’ı
Yine zâtını anun zâtı birler
Anla gel vahdet-i zâtu’llâhı gör

Cümle a‘dâddan murâd yine birdir
Cümle a‘dâd yine birden sayılur
Cümle birden görünür pes ne sırdır
Kıl nazar ‘ibret-ile sırru’llâhı gör

Görünür ol sen anı göremezsin
Pinhân sanırsın ana iremezsin
Hicâbı aradan ref‘ edemezsin
Gel berü gel nûr-ı fazlu’llâhı gör

‘Âkil-isen ‘ibret-ile kıl nazar
Cümlenin sırrını Hak sende yazar
Bursevî’den tâlib-isen al haber
Cân gözün aç ‘ârif-i bi’llâhı gör

Muhyiddin Halifetü’l Uşşâkiyyü’l Halvetî [v. 1680]
İbn-i Ali Efendi  ibn-i Ahmed Câhidî Bursevî

Kerem kıl yâ Rab murâda erişsinler, tecellî ķıl cemâlini görsünler, feth eyle sana doğru yol bulsunlar, cümlesini râh-ı Hak’dan ayırma…

Bir varmış bir yokmuş

Andolsun sizi ilk defa yarattığımız (durumdaki) gibi (beşerî özelliklerden, dünyevî nispetlerden soyutlanarak, orijin, fıtrat farkındalığıyla) FERD’ler olarak bize geldiniz! Sizi hayâline daldırdığımız şeyleri, geride bıraktınız… (Allâh) ortakları sanıp şefaatçi edindiklerinizi de sizinle beraber görmüyoruz… Andolsun ki aranızdaki bağ kopmuş ve var sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir! [Enâm:94]

bayram_1441

Hazîne budur çünkü Hak Dost sözüdür
Bütün sözler gecedir, bu gündüzüdür:
Bütün insânlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar

Geçici olmak istemiyor musun? Geçen her şeyden sen de geç! Geçenlerden vazgeç, yüklerini, bağlarını çöz ki bulasın zîrâ aradığın, sırtında yük ile bulunmaz.

İbrâhîmî meşrep olup aklın yıldızına, kalbin ayına ve hattâ ruhun güneşine aldanma!

Dâimâ “Lâ uhibbul âfilin: Kaybolup gidenleri, geçenleri sevmem” [Enâm:76] enginliğinden seyreyle âlemi! Çünkü; O, her an, yeni bir şe’n’dedir (iş, oluş, yaratış, eser hâlinde görünme) [Rahmân:29]

Bu dünyada gördüğün her maddenin, her nakşın aslı, ruh âlemindedir. Nakış gitti diye gam yeme, gördüğün her güzel yüz, işittiğin her nükteli söz yok oldu ise üzülme zira hakikat, sadece bu dünyada gördüklerinden, bildiklerinden ibaret değildir. Aşk susuzunun, elbette bir şarabı vardır, korkma! Eğer susuz kaldınsa, içmek için önünde bir su vardır. Aslında, sen bir hazinesin, evin yıkılmaya yüz tuttu ise de endişeye kapılma. Şu dünya hayatı bir rüyadan ibarettir. Korkma, rüyadan uyan, gerçek hayat o zaman başlayacaktır. [Cenâb-ı Mevlevî]

Bütün insânlar uykudaydı, ölünce uyandılar!

Var sandığımız şeyler kaybolup gitmeye mahkûm
Bir rüyâ, bir masal yani
Bir varmış bir yokmuş misâli
Bir masal da biz söyleyelim
Çünkü Lambaya püfff de(nildi)!

ÂLEM SAHNESİNDE HAYÂL PERDESİNDEN OKUMALAR

1. HAYÂLİMDEN BİR MASÂL

Hep “Bir varmış bir yokmuş” diye başlar her masal
Ben de sana bir masal anlatayım da ders al

RESÛL der: “Uyumakta her insân gözü açık”
Ölünce uyanır o ve HAK der: “Rüyâdan çık!”

Platon der: Kâinat üç duvarlı mağara
Bu üç boyut dışında, sen kimliğini ara

Abbâs dedi: Hani var ya “Nûr” hakkında âyet (radiyallahu anhu)
Beni öldürürsünüz! Yorumlar isem şâyet

HAK DOST bana onun sırrını açıkladı
Söylersem, edersiniz bana kâfir isnadı

Şimdi onu ben size açıklıyorum! Niçin
Öldürülmekten korkmam! Hayâl olduğum için

ALLAH yer ve göklerin nûrudur diyor âyet
Yâni kâinat yoktur! Aslı “Nûr” ise şâyet

Zîrâ NÛR görülemez! Ne de olur gölgesi
Cismin yok olduğunun, budur ilmî belgesi

Bu âlem, Yer ve Gökler, sen de dahil serâbdır
Zihninin içindedir! Beynin ölsün, harâbdır

Bu dünyâ, hayâlinin giydirdiği elbise
İblîs hayâl gücündür, kökü elbise ise

Rüyâyı dışta olmuş gibi gösterir beyin
KURGU FİLM.indir içte! Gülersin sabahleyin

Sabahleyin gülerken yine rüyâdasın sen
Uyurgezer’den başka bir şey değilsin! Bilsen !

Hiçbir şey gerçek değil! “Sembolik birer âyet!”
Yorumlarsın! Rüyâdan uyanır isen şayet

HAK der: “Sembol âyeti yorumlar ancak Velî!”
Velî ismine sâhib oldu! Bu yüzden ÂLÎ

“Perde kalksın! Gördüğüm değişmez” dedi O ZÂT
Gördüğün her şey perde! Kaldır sen de! Ol âzât

RESÛL dedi, ALLAH’a yaptığı zaman miraç
“Bana aslını göster eşyanın!” Gözünü aç!

Her bir olayın aslı, RÛHta cereyân eder
Beyin onu yansıtır! İnsân “Dışta gördüm” der

Her şeyin aslı ile dolu! HAKK’ın vücûdu
Aslın perdeye vurmuş hayâli, gör mevcûdu

Hızla geçse canlanır! Bin kare ölü resim
HAK’tan başka diri yok! Cesettir her bir cisim

Cisim ise zaten yok! “Dağ geçer bulut gibi!”
Yâni “kâinat serâb” diyor “Mülkün sâhibi!”

Bir tek gerçek âlem var! Nasıl ki HAK bir ise
HAK der: “O nasib olur sâlih olan vârise!”

Sâlih, demektir içi dışı bir olan kişi
Dış âlemi, kalbinde ters yüz etmektir işi

ALLAH der: “Gerçek ile Biz yarattık âlemi”
Hayâl dünyanı yık da gerçeğini gör! Emi!

“Kıyâmet günü her şey yok olur” diyor âyet
Zaten yok olan şeye! HAK verir mi nihâyet!

Yok olan, senin şeyi var sanan gafletindir
Cehâlet perdesini gözünden artık indir

“Her şey bir şeydir ama câhil hiçbir şey değil!”
RESÛL’ün bu sözüne sen bu açıdan eğil

“Her şeyin içi de HAK! Dışı da HAK!” Şey nerde?
HAK’tan başka şey yok de! Olma kendine perde

“ALLAH’tır her bir şeyin hem dışı hem de içi
Öyleyse her şey hayâl! Var sanma sakın hiçi

“Her şey fânî âlemde! Bâkî o şeyin aslı”
Bu âlem yok! Aslı var! Kalbin değilse paslı

Gözündür! Bil ki senin esas görmene engel
Hayvânda da var bu göz! Sen kalbindekine gel

Gözün, sınırı ufuk! Seni merkeze koyar
Beyin, “sen bir kutupsun” deyip altını oyar

Bu âlemdir! Körlerin târif ettikleri fil
O âlemde fil de yok! Neyi tutacak gâfil!

“Kendini bilen! Bilir RABB’ini” diyor RESÛL
“Kendisini yok eden” demiyor! Olma mesûl

Zîrâ yok edemezsin kendini! O zaten RAB
Olmayan bedenine, çektirme boş ıztırâb

Perdede oynadıkça film, görünmez perde
Perdeyi, HAK vücûd bil! GAYB’ın sırrına er de

Güneş kendini saklar! Kendi ışığı ile
Denizde yüzen balık, denizi görmez bile

NÛR her şeyi gösterir! Kendisini göstermez
Ay değil, güneş saklar yüzünü! Akıl ermez

Ay gölge yapmaz! Yüzü açık! Nûru âriyet
Şems gölge yapar! Yüzü açık! Nûru vâriyet

Işık madde! NÛR mânâ! HAK O! Her şeye sızar
“O’na bakar görmeden! Nereye dönse nazar!”

Bakar kördür! Gözüyle bakan bil ki her insân
Beyni değneği iken! Sanır onu bir ihsân

HAKK’ı görmek için bak! Kalbinin gözü ile
“Asâsını dev görüp şaşmıştır! Mûsâ bile!”

“Yalan Dûn-yâ” lâfının işte budur esâsı
“Hem dünyâ hem sen yalan!” Der Mûsâ’nın Asâsı!

2. HAK ÂLEM

“İğnenin deliğinden geçtiği vakit deve!”
RAHMÂN der: “Kâfir girer ancak bil bizim eve!”

Soyun şu eğri büğrü bedeninden! Ol ışın!
Kalpdeki noktadan gir! Rûha olsun varışın

Bu hayâl âleminden geç hakîkî âleme
Uyan da artık son ver! Yapay zevk ve eleme

“Bu rüyâ tâbirini, Yusuf’a HAK öğretti!”
Ona, “senden başkası yok” diye yemin etti

Suçsuz girdi zindana! Unutmadı ahdîni
Ten zindanında, rûhu zikirdir! İslâm dîni

“YUSUF’a secde için yıldızlar” yere düştü
Zîrâ hepsi Yusuf’un gözünde artık düştü

Kalp gözünün gördüğü, rüyâ değildir! Rüyet
Yusuf “hücre hapsi”nden çıkıp başlar hürriyet

HAK âlem yalnız HAKK’ın bilincindedir mevcûd
Gerçekten vardır! Zîrâ HAK’tan başka yok vücûd

HAK âlemin çok adı var! Birisi “Gâib”dir
Kör kuyudan, körleri çıkarmak için iptir

Haps olduğunun bile halk değil bilincinde
HAK diyor: “Gayb’ı bilmez! Ne insanlar! Ne cin! De!”

Âdem için demiyor O GAYB’ı bilmez! Niçin?
ALLAH’ın her ilmine ayna olduğu için

Sıradan halkın çoğu, hem mahpus hem gardiyan
Bekler! Azrâil gelip de ona desin “Uyan!”

Doğar! Korktuğu veya özlediği âleme
“Burda kör, orda da kör!” Düşsün kalksın! Elleme

Öldü sanıp! “Cennete Cehenneme girdim” der
Bir hayâlden başka bir hayâle sefer eder

Var yedi karabasan, sekiz keyif kapısı
Korku ve özlemlerin hayâlîdir yapısı

HAKK’a Rûh bile “Elli bin yılda çıkar” ise
Rûha çıkmana lâzım, giymek nice elbise

Gerçek âlemin kodu “Levh-i Mahfûz” ve RÛH’tur
Onu “Hûri Cenneti” sanan câhil güruhtur

Zîrâ O, kalpte mevcûd “ALLAH’ın FITRATI” dır
“Elli bin yılda HAKK’a çıkan” Miraç atıdır

HAK âlemin en doğru adı “hayret makamı”
Zîrâ olursun orda, kendinin kaymakamı

Kime baksan! Kendini görürsün onda ancak
Kalmamış ne öç alan! Ne de öç alınacak!

Hem cennet hem cehennem! Dürülüp kalkmış rafa
Aşka tapınmak için âşıklar girmiş safa

“Safları sıklaştırın” emrini hepsi duymuş
“RAHMÂN önünde saf saf dizilip” emre uymuş

“Mülk yalnız ALLAH’ındır” sözüyle olmuş aşı
Şeytan, Müslüman olup! Bitmiş sen ben savaşı

Kendinin zannettiği irâde hayâl olmuş
Beyin devreden çıkıp! Kalbi vahiyle dolmuş

Artık unuttuğunu hatırlayan bir kişi
Ezelî bilgisini, hep tazelemek işi

Çevresi her yerde! Ve hiç bir yerde merkezi!
Soyutta boyut olmaz! Şaşırtır o herkezi

“Yerden göklere kadar geniş olan cennet” bu
Yer ve Gök hayal olmuş! Yalnız HAK’tır mensûbu

Mekân yok! Mesâfe yok! Herkes olmuş bir vücûd!
“Âdem” denilen bu zât, kendine eyler sücûd

Zîrâ mekân olmayan yerde, âlem olamaz
Gerçek âlemin, ÂDEM olduğunu bilen az

Kendinden başkası yok ki! Ona etsin secde
Ona ALLAH’ın aklı! Veyahut “Kutsal Rûh” de

“BİZ” “BİZ” diye konuşan erenlere işâret
“Kitab ilmine sâhib olanlar”dan ibâret

3. ÂDEM GERÇEĞİ

Saf saf herkes, ALLAH’ın aklında bir düşünce
Kimliğini unutur! Düş kurmaya düşünce

Dünyâya geldiğini kendinin, hayâl eder
Dîn bilgini geçinen “Sen Cennetten düştün” der

Hâlbuki bir bilse ki! Düşen orada hâlâ
İki tane âlem yok! Her yer Cennet-i Â’lâ !

Sonsuz âlemde “zaman” mevcûd değildir mâdem
Âdem’in öbür adı olmalı “şimdiki dem”

Doğmak! Ölmek yok! Herkes aynı RÛHun sâhibi
Bir’den ancak “bir” çıkar! Buna hep tanık gibi

Yâni doğmamızın ve ölmemizin nedeni
Taşıyor sanmamızdır üstümüzde bedeni

“Âdem düştü” denmez de “O kaydı” der HAK! Niçin?
Yasağı düşünürken! Aklı kaydığı için

“HAK’tan başkası yokken’ dedi “Bu yasak şey ne?”
“Yoksa, ben değil miyim halîfesi yegâne?”

İlk defa düşünmeye başlar başlamaz bu tarz
Bildi düşünce yasak! Ve çevresi oldu Arz

Dekart “Düşünüyorum öyleyse ben varım” der
Kendi aklına uyan! Onun peşinden gider

Düşüncesi de bir düş! Düşündüğünü sanır
RÛH, “Madde yok! Ben varım!” Diye diye usanır

Fizik ilmine göre, düşünce de bir madde
Madde “varım” diyemez! Sen bu fikre saçma de

Arşimet yıkanırken “Buldum!” dedi külhanda
Bulmak istediğini, düşünmediği anda

Newton yer çekimini buldu elma düşünce
Kafasında yok iken o anda hiç düşünce

Piyano düşüyorken balkondan kazâ ile
Aynştayn’ın kafasında formülü geldi dile

Yâni bir an beynimiz çıktığında devreden
Devreye girer! Kalpten bize hep hitâb eden

Meselâ bu mesajı Uluğ yazdığı anda
Kendini kaybederek belirir öte yanda

İki yan yok! Öte yan yine bu yandır ama
Bilmeyen, “Tayy-i mekân” der! Yâhut ışınlama

Bir çelişki gelmesin sana böyle bir beyân
Merkez nokta Kâbe’yi bulan için yoktur yan

İşte “Dosdoğru namaz” bu! İmkânsız herkese
Ama hep kulak verin! “VİCDÂN” denilen sese

Bu öyle bir sestir ki! Beyin de susturamaz
Bunun “ALLAH’ın SESİ” olduğunu bilen az

Rûh âleminde her şey “Apaçık sağlam âyet”
Nasılsa hep öyledir! ALLAH’a benzer gayet

Bu yüzden onun adı “Apaşikâr Kitab”tır
BEN SENİN RABB’İN MİYİM? bu âlemden hitâptır

Bu âlem, bu kâinat gibi uzayda değil
Uzay sonlu bir hayâl! Sonsuz gerçeğe eğil

HAK der: “İnsâna verdim rûh için bilgi çok az”
Yâni Rûh sonsuz ışın! Sonlu beyin anlamaz

Kimse bilmez! Rûh nerden gelir nereye gider
Böylece ÎSÂ da “Rûh her yerdeki sonsuz” der

Hesapta iki tane sonsuz olamaz mâdem
Birdir hem ALLAH hem Rûh hem Âlem hem de Âdem

İki ayrı âlem yok dünyâ ve ahret diye
Bâtıl gider! HAK kalır! Kalbe Rûhtan hediye

“Çok çabuk hesab görür ER-RAHMÂN”
Dünyâ Ahiret olur! Sen hemen öldüğün an

İki yok! Hayâl, Bir’i dönüştür gerçek Bir’e
Yoksa girersin beden denen kurgu kabire

Hayâlden hakîkate dönmektir tövbe asıl
Bin kere pişman olsan, bir sonuç olmaz hâsıl !

Derin uykuda kimsin? Neredesin? Bir bilsen
Hakîkat âleminde! Hakîkî kendinsin sen

Beynin devreye girer ve başlar rüyâ faslı
Kimi haz! Kimi kâbus! Hiçbirinin yok aslı

“RÛH RABB’in emri” Orda her işin RAB’den emir
Onu zavallı beynin yorumlar! Hayâl kemir

Ağaç kurdu ne anlar! Bahçıvanın işinden
Bilir mi çok çekecek kemirici dişinden

Meselâ çocuk için, aşk şöyle bir şey eder
“Babam kızıp altında annemi hep ezdi” der

Meselâ MUHAMMED’i orada görse özün (sallallahu aleyhi ve sellem)
Burada her güzele takılır kalır gözün

Meselâ ÂLÎ ile orada sohbet etsen (kerremallahu vechehu)
Benim mesajlarımdan hiç fark edemezsin sen

Güzelleri görürüz! Göremeyiz güzeli
Zamanları biliriz ! Bilemeyiz ezeli

Çünkü güzel ve ezel, cennette vardır sâde
Cehennemde Hûriyi seyre yok müsâade

“Yıktım perdeyi! Vîrân eyledim” der Karagöz
“Varayım sâhibime” dediği, RAB olan öz

Dünyâ döner bir sahne! Bir tür orta oyunu
Çık bu dönme dolaptan! Bul İlâhî soyunu

Âlem, alâmet demek! Sâdece sembol yani
Yok olduğunu keşfet! Sen yok olmadan ânî

Erdin mi! Hayâl biter! Dünyâ olur âhiret
Şaşılığa son vermek! Bil en büyük mahâret

Rûh âlemini ALLAH bize şöyle anlatır
“Bir mağara var! Orda uyuyor yedi yatır”

Ne yemek var ne içmek! Tamamen durmuş zaman
Hûri ve Gılmân gibi genç ve bâkirler her an

Yedi er! Bir de köpek! “Sekiz Cennet kapısı”
Hayâle göz yummadan! Alınamaz tapusu

sihirli_lamba

Sana hep ninni söyler güvendiğin beş duyu
Zihnin beşik sallayıp der: Mışıl mışıl uyu

Önce beş büyücüyü! Ve beyleri, beyni kov
Kâlbini meshet! Yâni Alâaddin gibi ov

Alâaddin’de hem dîn! Hem ÂLÎ kokusu var
O yüce fıtratınla arana çekme duvar

Lâmbadaki Mesîh’i! Rûhunu çıkar yâni
BEN RABB’İN DEĞİL MİYİM? diye sorunca ânî

EVET de! Huzurunda el bağlayarak eğil
Zaten soruyu soran, senden başkası değil

Dûn-yâ! ‘Alçak yer’ demek! Kelime kökü ‘Denî’
Yâni yoğun kaldıkça! Olamayız medenî

“Arz ağırlık atacak kıyâmette” der RAHMÂN
“Ölüler dirilecek!” Arz şeffaflaştığı an

Bu arz hem dünyâ hem de senin toprak bedenin
Perdenin arkasından çıkacak halk edenin

Çıkacak olan! Yine senden başkası değil
Hak sûretinde halk oldu! Kendi önünde eğil

BU MESAJ ne hayâldir ne hikâye ne masal
Çünkü bir çok âyetle! Kanıtlıdır her misâl

Erdiğin an görürsün! Bütün özgeçmişini
Kendin masal olmadan! Bu kıssadan hisse al

Ne varmış! Ve ne yokmuş! Bu masalda anladın
ÖZ adını bul! Yoksa “masal” olur her adın

Küçüklere masallar uyuyana kadar, büyüklere masallar uyanana kadar devâm eder vesselâm

Bu neyin bayramı

Hazîne budur çünkü Hak sözüdür
Bütün sözler gecedir bu gündüzüdür:
Bundan sonra vechini hanîf olarak (bir tanrıya tapınmaksızın, Allah’a şirk koşmaksızın) o Tek Dîn’e doğrult. O Allah Fıtratı’na ki insanları onun üzerine yaratmıştır! [Rum:30]

bayram_umutrehberi
Allah’ın, Habîbullah’ın ve nihâyet inananların ayı olan Ramazan-ı mağfiretnişân, insanın aslî fıtratına (nasıl yaratıldı ise o hale) dönme sürecidir.

Ramazan ayı, bedensel ve psikolojik özdeşleşmelerin bırakılıp öz varlığın fark edildiği, arzu ve korku ikileminden çıkıldığı, kişinin “ben olma alışkanlığından” özgürleştiği bir aydır.

Bu sayede yaradılışımızdaki dengeye ve doğal bilince dönmüş oluruz. Bu yüzden bu ayın sonundaki bayramın orijinal adı “‘Iydu’l Fıtr: Fıtr Bayramı” olarak geçer. Yani tekrar aslî doğamız, fıtratımıza dönüş sevinci.

Türkçe’ye Farsça’dan geçen bayramın, Arapça karşılığı olan ‘IYD kelimesinin karşılığı dönüş demektir. Avdet: geri dönme ve iâde: geri ödeme ile aynı köktendir çünkü o her yıl yeni bir sevinçle döner.

Ramazan; bütün bedensel tanımlamalardan (Ben bedenim vs.) ve tüm ilişkisel özdeşleşmelerden (ilişkilerim olmadan, sevilmeden, anlaşılmadan fark edilmeden yaşayamam vs.) kurtulma sürecidir.

Bir başka ifade ile hiçbir şeyle özdeşleşmediğimiz doğal ve özgür hale tekrar dönüp kendimizi bulduğumuz bir kutlu zaman dilimidir.

Ben yiyen, içen, doğan ve ölen bir beden değilim, ben ilişkilerimle var olan biri değilim. Ben et, kemik ve psikolojik bir varlık değilim, bir süreliğine bunlara bürünmüş gözüken, varlık ve bilincim.

Dolayısıyla ben beden olmadan da varım, ilişkilerim olmadan da varım.

İşte bunun bilincine varıp kutsallığının fark edilmesidir bayram.

Hiç dikkat ettiniz mi bilmem, fıtratımıza en yakın olduğumuz çocukluk, sâfiyet dönemindeki küslüğümüz, kızgınlığım ne kadar sürerdi.

En fazla birkaç dakika değil mi?

Acaba aylarca, yıllarca küsen ve darılan biz büyükler mi daha fıtrî yoksa küslüğünü, kızgınlığını birkaç dakikadan fazla uzatmayan çocuklar mı?

Âh o eski… Belki de bu yüzden çocukluğumuzdaki bayramlar hep daha güzel hatırlanır.

Birbirimizi kandırmayalım, takvim yapraklarını vakitsiz koparmakla bayram gelmez! Her yıl yeni bir sevinçle dönen bu ayın sonunda iâde-i itibâr zamanın gelmedi mi ey insan?

Mesken-i cânân mesken-i cânân
Olsa acep mi şimdi bu gönlüm
Bayrâmî imdi bayrâmım imdi
Yâr ile bayrâm ‘iyderler şimdi
Hamd u senâlar hamd u senâlar
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm

Kadîr değer demektir, insan değerinin nereden kaynaklandığı bildiğinde gün “arefe” olur. Arapça’da “arefe” demek “tanıdı, bildi” demektir. Men arefe nefsehu, fekad arefe rabbehu: Kim kendini tanırsa derhal rabbini tanımış olur kudsî hadisinde olduğu gibi

Görülüyor ki ardı ardına gelen “kadîr-arefe-bayram” pek mühim bir gerçeğe işaret eder ve gerçeğine susamışlara isimler bile ikramdır!

İmdî ey can, O, uzak bir yere konmuş değil, elini nereye uzatman, ayağını neyin üstüne basman gerektiğini bildiğinde O’nu hemen bulacaksın; arayandan kurtulacaksın! Zîrâ kayıp olan aranır, uzakta olana seslenilir…

Bir nefescik bile ayrılması mümkün olmayan “Gerçek Yâr” ile her nefes birlikte olduğumuzun farkındalığında gerçek hayat dile(ni)riz cânım erenlerim…

HÂMİŞ: Her eserle şahsiyetlerimiz aslına mayalansın, demler, sâfâlar ziyâde olsun, dinleyenler fıtratlarındaki huzuru bulsun niyetiyle hazırlanan Ateş-i AŞK: Eskimeyen Musikimiz uygulamasına aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.

ANDROID versiyonu telefonunuza yüklemek için tıklayınız
MASAÜSTÜ versiyonu için atesiask.com