Mevlevilikte iletişim


Biz vahdet yolunun sufileriyiz.  Biz şâh-ı hakikatin sofrasından nimetleneniz.”
(Hz. Pir Mevlana)

mevleviBugün insan ilişkilerinde bize psikoloji bilimi yol gösteriyor. Adı güya “ruh bilimi” olan ve ruhu, laboratuara sokamadığı için kabul etmeyen psikoloji. İnsanlarla nasıl ilişki kuracağımızı, nasıl konuşmamız selamlaşmamız gerektiğini anlatan yığınla kitap var. Özellikle iş dünyası söz konusu olduğunda çok daha profesyonel bir yaklaşımla “iletişim teknikleri”, “beden dili kullanımı” gibi hususlarda bilgilenmeye çalışıyor ve insanlarla ilişkilerimizi bu “teknik” bilgilere göre düzenliyoruz.

Bütün bu çabalara rağmen yüzlerce yıl önce bu topraklarda sufi nefesiyle doğmuş olan Mevlevî kültürünün iletişimdeki yaklaşımı, doğrusu bu gün bile yakalanamamıştır. Ayrıca bu âdab ve erkân sadece şık bir alışkanlıktan ibaret olmayıp arka planında insanın evrene bakış açısını şekillendiren müthiş bir zarafete sahiptir.

Mevlevî’ye göre her şeyin canı vardır ve insana hizmet eden her şeye insan da saygı göstermeye mecburdur. Mevlevî camide namaza kalkarken yere kapanıp secde yerini öper, yani secde yeriyle “görüşür”. Namaz bittikten sonra gene secde yeriyle görüşüp kalkar. Yatarken önce yastıkla görüşüp yatar, sonra yorganını üstüne çekerken onunla görüşür yani ucunu öper. Su, kahve, çay içeceği vakit bardağı, fincanı yahut kadehi öper, onunla görüşür, adeta kullanmak için iznini alır.

Mevlevî, ayıp ve kusur görmemeye, göstermemeye borçludur. (Bu onun var oluş ve algılayış biçimidir.) Bu yüzden kahvesini yahut çayını içince, kirli fincanı “niyaz ederek” yani onunla görüşüp öperek bir yana gizler. Kadehleri toplayan derviş gelince, oturana “baş keser” yani başıyla selam verir. Oturan da sol eliyle fincanın yahut kadehin üstünü örter ve görüşüp, hizmet eden “can”a sunar. O da aynı eliyle fincan veya kadehin üstünü örtüp görüşerek alır, götürür.

Okumak üzere herhangi bir kitabı alınca kitapla görüşür; okuduktan sonra yerine yine görüşerek hafifçe yani atmadan, incitmeden koyar. Tesbihi görüşerek alır, çektikten sonra gene görüşerek usulca yerine bırakır. Bu her şey hakkında geçerlidir. Hatta sigara ağızlığı vesaire gibi öpülmesi mahzurlu bir şey kendisinden istenirse, verirken onu öpüyormuş gibi ağzına götürür ve kendi şehadet parmağını öperek verir, alan da o tarzda alır.

Ayrıca Mevlevîlerin birbirlerinin ellerini aynı zamanda öpmelerine de “görüşmek” denir. Mevlevilikte insan ve insanlık vardır; büyüklük, küçüklük yoktur. Mevlevî ihvanından (derviş kardeşlerinden) birine rastlayınca, iki eliyle onun sağ elini tutar. O da iki eliyle diğerinin sağ elini kavrar, biraz birbirlerine eğilirler. Aynı zamanda birbirlerinin ellerini öperler. Böylece yaş, mevki, bilgi gibi eğreti şeyler itibara alınmaksızın her iki can birbirini kutlamış olur. Birbirine bas kesen canlar böylece tevazuu en açık şekilde ifade ederler. Bu karşılıklı görüşme, ayrıca birbirinin gönül kıblesine secdeye varistir.

Aşk olsun…

Mevlevilikte, her şeye cezbe ve aşkla ulaşıldığı kanaati vardır. “Aşk olmayınca meşk olmaz” atasözü, Mevlevî”nin her işinde kılavuzudur. Bu bakımdan “aşk olsun” sözü birçok yerde kullanılır: Dergâha yahut birinin evine giden bir Mevlevî oturunca, ev sahibi Mevlevî”ye “aşk olsun” der. Mevlevî buna karşılık “niyaz secdesi” eder, yani oturduğu yerde ellerini yere koyup yeri öper. Su, çay, şerbet gibi bir şey içen kişiye “aşk olsun” denir, o da “eyvallah” sözüyle başıyla selam verir.

Yemek yiyene de aynı söz kullanılır. “Aşkolsun” sözüne karşılık “aşkın cemâl olsun” denmesi, bu söze muhatap olanın “cemâlin nûr olsun” demesi, buna karşılık da “nûrun alâ nûr olsun” karşılığını alması da Bektâşî meşrepli Mevlevîlerde vardır.

“Aşk olsun” demeye “aşk vermek”, bu söze muhatap olmaya da “aşk almak” denir. Meselâ bir yere gidip hatır sormak ve alınan cevap esnasındaki diyalog anlatılırken, “filan zâta gittik; aşk verdiler, aşk aldık” şeklinde ifade edilir.

Mevlevîlikte insanı sevmek, Hakkı sevmektir. Gönüller sultânı Mevlana şöyle çağırır insanoğlunu: “Gel, gel de birbirimizin kadrini kıymetini bilelim. Çünkü belli olmaz, birbirimizden ansızın ayrılabiliriz. Madem ki peygamber “Mümin, müminin aynasıdır” buyurdu, ne diye aynadan yüz çeviriyoruz?”

“Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan,Halka müderris olsa, hakikatte asidir” diyor Yûnus…

İnsana, evrene bakış açımız bu gönül ikliminden biraz olsun nasiplendiğinde, iletişimi de öğreneceğiz, kendi içimizdeki sırrı da…

Reklamlar

4 thoughts on “Mevlevilikte iletişim

  1. Ben Rukiye Karaköse’nin kişiliğine ve mesleki çalışmalarına hayranım. Hedefim onun gibi olabilmek. Hem başarılı hem de karakteri çok düzgün. Yazısı da çok özgün ve güzel. Başka yazılarını da görmek isterdim.

  2. Ben de çok tat alarak okudum. İçimde pencereler açtı. Ufuk zenginleştirici. Ben de Rukiye Hanım’ın bu tarz yazılarını daha çok seviyorum.

  3. Harika bir yazı. Rukiye Karaköse’nin kitaplarını da okudum, çok istifade ettim. Ama mevlevilik ve Mevlana üzerine çalışmalarının daha fazla olmasını isterdim. Yeni yazılar da bekliyoruz kendisinden.

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.