Gel ey Ya Hacc


Gel ey! gurbet diyârında esir olup kalan insan,
Gel ey! dünya harâbında yatıp gâfil olan insan.

Gözün
perdeyi kaldır Duracak yer mi gör dünya,
Kati mecnun durur buna gönül verip duran insan.
Kafeste tutiye sükker verirler hiç karar etmez,
Aceb niçün karar eder bu zindâna giren insan.

(Gönül) penceremizden süzülen cumanın ilk nûru can verdi bu mektuba, gönlü tertemiz canların sofrasına ikram olunduğunda yine nûr hatta nûrun ala nûr olacaktır. Bu yolculuk boyunca  İncesaz grubuna Laszlo Kovacs tarafından yönetilen Macar Radyo Senfoni’nin eşlik ettiği HAC YOLU adlı eseri (219. mestmp3) yoldaş ettik. Parçanın orkestra düzenlemeleri Cengiz Onural ile birlikte besteci ve orkestra şefi Oğuzhan Balcı’ya ait.

Göklerde ve yerde ne varsa, O’ndan ister. O, her an yaratma halinde, yeni bir ilâhî tasarruftadır. [Rahmân, 29]

Halifetullah olan Hazret-i insan da, “iki günün bir olmasın” nebevi buyruğunca, hayra doğru  her an yeni bir oluşta gerekir. İnsanın süzülmüşü müslüman, ince ve süzülmüş müslüman da sûfi ise ibnü’l vakittir. Mânası, sûfinin içinde bulunduğu âna göre en evlâ olan şeyi yapmasıdır. “Sûfi”, “hâle” kavuşup değeri arttığı için “vaktin oğlu” olmuştur. Yâni, geçmişi geleceği düşünmez, geçmişe üzülmeyi ve gelecek için kaygılanmayı bırakıp bulunduğu vaktin gereğini yapar.

Vakit, aşık ve maşukun vuslatına sahne bir mahşer provası olan Hac vaktidir. (Zilhicce) Lâkin hacca gitmek başka şey, hacı olmak daha başka bir şeydir. Eve gitmekten maksat, evin sahibini ziyarettir. Binayı değil mânayı görmektir. Esas olan evin Rabbine ibadet etmektir. Bunu çok iyi bilen Hz. Pir Mevlânâ, hacıları uyarıyor ve şöyle diyor:

Ey hacılar! Ey hacılar! Nerdesiniz, nerdesiniz.
Sevgiliniz içinizde, gelin, hele bir gelin siz!
Onlarca kez, o yollardan o eve gidip geldiniz.
Bir kez çıkıp dama bakın, ne hâlde kendi eviniz!
Hac yolunda zahmetiniz, bir define olsun size.
Sizde gizli defineye, siz kendiniz perdesiniz.

[Divan-ı Kebir, VII/14]

Hayatın bizzat kendisi bir ahiret yolculuğu, Hak yolunda bir hac yolculuğudur ama menasik-i Hac ile bütün bir ömre yayılmış olan kirlenmeden arınma söz konusudur, dileriz bütün kardeşlerimize Nasib ola Hacc, Hakk’ın yolunda mebrur, makbul ve hatta mergub…

Mebrur ve makbul, gereklerine uygun olarak yerine getirilmiş, günah ve isyan karıştırılmamış; sonrası, öncesinden daha iyi, zulüm ve ihanetten arındırılmış, ihlas ve samimiyetle sırf Allah için ifa edilmiş olan bir hacdır, hacdan mûrad.

Mekke’nin fethinden önce Kâbe putlarla doluydu. Müşrikler Kâbe’yi ıslık çalarak, el çırparak, çıplak vaziyette tavaf ediyorlardı. İbadeti adet ve eğlenceye dönüştürmüşlerdi. Haccetmek, Kainatın kalbi olan Mekke-i Mükerreme’yi, Kâbe-i muazzama’yı ziyaret etmek; bir bakıma kin, nefret, hırs gibi putlarla dolu olan gönül Kâbe’mizi putlardan arıtmaktır. İçimizdeki cahiliye Mekke’sini mânen fethetmek, laubali cereyan eden ibadet hayatımızı ciddi ve samimi bir kulluğa dönüştürmektir. Hacdan sonra en mühim husus, manevi putlardan temizlenen gönül Kâbe’mizi daima temiz tutmak ve manevi putları oraya yaklaştırmamak, tevhide sâdık kalmaktır.

Niyaz-i Mısri hazretlerinin
Sufiya esma’da kalma gel, müsemma dersin al
Bil müsemmadır heman talim-i esma’dan garaz

tavsiyesi gereğince mühim olan ad” (lafız) değil, “adlandırılan” (mana) olduğu için, hac seyr ü seferinde şu dünya imtihanında bina da kalmayalım da mânayı görelim erenler!

Cenâb-ı Hak, dilini talep ve dua için serbest bıraktığı an, bil ki sana ihsânda bulunmayı arzu etmektedir. [Şeyh İbn-i Ataullah el-İskenderi]

Vaktiyle hac yapmak, Allah’ın emrini yerine getirip rızasını kazanmak, haccın hâliyle hâllenip zevkiyle zevkyâb olmak Cenâb-ı Hak cümlemize nasip eylesin.

Ya Rabbi, lütuf ve keremini üzerimizden kaldırma. Kabul edeceğin duayı bizden tecelli ettir. Bize kulum de, sevgine, aşkına, muhabbetine mazhar kıl.

Ya Rabbi! Bizi sana yaklaştıracak amel ve ibadetlerle merzuk eyle, rızıklandır. Her halimiz ve hareketimiz senin rızana muvafık olsun, bizi kendi halimize bırakma! Daima hakikati göster, hatalardan muhafaza eyle, cümle ihvana dünyevî ve uhrevî saadetler ver, “yardan ayrı kalma” ateş-i azabından koru! Amin Ya mûin..

El-aman ya hu, aşk ile ya(n) ya huu

Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,  aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim
(Huzur’da olmadan huzur bulunmuyor)

Reklamlar

2 thoughts on “Gel ey Ya Hacc

  1. CAN’lara selam olsun…

    Bizden Bize yazılmış bu gönül mektubunun köşe bir yerine yine Bizden Bize BİR paylaşım yapmak geliverdi gönülden…

    Faydası olacağını umarak;

    “HAC”

    “Hac”cın iki hedefi vardır ki, bunlardan birisine ulaşmak
    zorunludur;

    1-Yaşamının “Arafat”ta bulunduğun o anına kadar ruhuna
    yüklenmiş tüm günahlarından arınarak, “sıfırlanmak”!..

    2-“Maârif Billah” ile hâllenmek sûretiyle,ALLÂHismiyle işaret
    edilenin ilmiyle âlemlerini ve düzenini seyretmek…

    HACkonusunda öncelikle şunu belirtelim:

    Hac günü belirli bir süre Arafat`ta bulunup geçmiş
    günahlarına tevbe eden kişi, kul hakkı da dahil olmak üzere
    o ana kadar ki bütün günahlarından kurtulur!

    HAC, İslâm Dini şartları arasında herkese son derece yararlı olan bir çalışmadır! Zira;

    Yaşamı boyunca kişinin bilerek veya bilmeyerek yanlışlardan yaptığı beyninde oluşan ve “günah” adı verilen tüm negatif yük, eksiksiz onun dalga(wave) bedenine yani ruhuna yüklenmiştir!

    Ruhundaki bu negatif yükün getirdiği ağırlık yüzünden de
    cehennem denilen ortamda battıkça batacaktır!

    İşte başına gelecek olan bu felâketten kişinin kendini tümüyle kurtarabilmesi; ruhuna yüklenen negatif yükün tamamiyle “sıfırlanması-silinmesi” HAC`da mümkün olur!..

    O ana kadar ruhuna yüklenmiş olan tüm günah adı verilen
    negatif yükleri silinir ve “anasından doğduğu günkü kadar
    günahsız olarak”geri döner!

    Ve geneRasûlullahAleyhisselâm’ın açıklamasına göre,

    “Acaba benim günahlarım afvoldu mu; diye şüpheye
    düşerse, yeryüzündeki en büyük günahkâr olur.”

    Kâbe niçin Mekke`dedir?.. Arafat`ta ne sır vardır ki orada
    toplanılmaktadır?

    HAC OLAYINDAKİ İKİ BÜYÜK SIR

    HAC olayının altında yatan sır gerçekten hafsalaların kolay
    kolay alabileceği bir şey değildir. Hac’cın bir kişi için ne kadar önemli ve değerli bir ibâdet, bir eylem olduğuna geçmeden önce bu konuda Rasûlullah Aleyhisselâm’ın üç ana noktaya işaret eden buyruklarından sözedelim:

    1-Rasûlulah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, diyor
    HazretiAlikerremAllâhu vecheh:

    “Beytullah”a ulaştıracak azık ve binek hayvanına mâlik olup
    da, haccetmeyen kişinin yahudi veya hıristiyan olarak
    ölmesinin kendisince ne önemi vardır. İşte Allâh kitabında
    şöyle diyor:

    ”İnsanlar üzerinde Allâh’ın hakkı yoluna gücü yetene
    Beytullah’ı haccetmektir.”(Ali İmran: 97)

    2-İbn Ömer radıyallâhu anh’dan rivayet edilmiştir:
    Bir adamRasûlullah’a gelerek sordu:

    -Haccı farz kılan nedir Yâ Rasûlullah?.

    Resûlü Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem cevap verdi:
    -Azık ve binektir!(Tırmızî)

    (Yâni hacc yolculuğunu yapacağın bineğin ve yolculukta
    yiyeceği kadar azığın).

    3- «Umre, kendisi ile öbür umre arasındaki zaman içinde
    işlenen günahlara kefarettir. Haccı mebrurun cennetten
    başka karşılığı yoktur!»(Müslim)

    4-Ebû Hüreyreradıyallâhu anh’ten…

    Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    – Her kim şu beyte gelir, kadına yaklaşmaz, fısk işlemezse, o kimse anasından doğduğu gibi döner!(Müslim)

    5- Abdurrahman bin Yâ’mar ed Dîlî radıyAllâhu anh şöyle
    demiştir:

    Rasûlullâh salla’llâhu aleyhi ve sellem Arafat’ta vakfe halinde iken, ben O’nun yanında hazır bulundum. O esnada Necid Halkından bir kaç kişiO’nun yanına gelerek:

    -Yâ Rasûlullah, hacc nasıldır? (Haccın hali nedir?)
    Rasûlullah buyurdu:

    -HACC ARAFATTIR! Kim cem gecesi sabah namazından önce
    gelirse Haccı tamamlar. Mina günleri üçtür. Artık kim iki
    günde acele ederse onun üzerinde bir günah yoktur. Kim de gecikir ise ona da günah yoktur.

    Sonra bunun arkasından bir adam yolladı ve bu hükümleri
    yüksek sesle halka duyurdu. (İbni Mâce, Tırmîzi, Ebû
    Davud, Nesâi)

    6) Abbas bin Mirdâs es- selemî radıyAllâhu anh şöyle
    buyurmuştur:

    Hz.Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem, ümmeti için Arefe
    günü akşamı (Arafat’ta) mağfiret duasında bulundu. O’na
    şöyle cevap verildi:

    -Zâlim müstesna onları bağışlarım! Çünkü ben mazlûmun
    hakkını zâlimden şüphesiz alırım!

    Hz.RasûlullahAleyhisselâm:

    -Ey Rabbim, eğer dilersen mazlûma (hakkını) Cennet’ten
    verir ve zâlimi bağışlarsın?.
    diye dua etti. Fakat o akşam bu duası kabûl olunmadı. Sonra Rasûlü Ekrem (ertesi sabah) Müzdelife’de sabahlayınca anılan duayı tekrarladı ve duası kabûl olundu.

    Abbas bin Mirdâs:

    Sonra Rasûlullah güldü. Bunun üzerine Ebû Bekir ve Ömer:

    – Babam anam sana fedâ olsun! Bu saatte gülmezdin! Seni
    güldürenşey nedir?. Allâh seni sevindirsin.

    Rasûlü Ekrem:

    -Allâh düşmanı iblîs, Allâh azze ve celle’nin benim duamı
    kabûl edip ümmetimi bağışladığı bilince toprağı alıp başına
    dökmeye ve mahvoldum, helâk oldum diye bağırmaya
    başladı. Gördüğüm onun bu sabırsızlığı ve üzüntüsü beni
    güldürdü.

    Buyurdu.” (İbni Mâce)

    Evet Hac konusundaki bâzı hadîs-i şerîfler de bunlar…

    Şimdi olayın bilimsel izah yönüne geçelim;

    «HAC ARAFATTIR»işareti meselenin ana kilit noktasıdır.

    Zirâ, Beytullah yani Kâbe-i Muazzama yılın her vaktinde
    ziyaret edilebilir ki buna «umre» denilir. Bundan elde edilen
    ecir, sevap çok büyüktür ancak «Hacc» gibi olmaz.

    Niçin?.

    «HAC»da ne gibi bir sır yatmaktadır ki, Rasûlullah’ı «Gidecek binek ve azığı olup da, gitmeyen yahudi veya hıristiyan gibi ölür» mânâsına gelen son derece ağır uyarıyı yapmak mecburiyetinde kalmıştır.

    Ev bark, araba al, çocuğunu, torunuzu büyüt, kızını gelin et, yaşlan, dünyadan elini eteğini çek de ondan sonra hacıya gidersin; şeklindeki halkın son derece cahilâne şartlanmasını yanlışlığı vurgulanıp; çok büyük bir gerçeği farkettirmeye çalışıyor!

    Hacca gidecek bir bineği ve azığı temin ettiğin anda senin
    üzerine HAC farzolmuştur; bu yeterli imkândır; buna rağmen gitmezsen ve gitmeden ölürsen, yahûdî ya da hıristiyan gibi ölmüş olursun anlamına gelen son derece ağır ve önemli bir uyarıda bulunuyor.

    KÂBE VE ARAFAT’TAKİ SIRLAR

    Bizim müşahedemize, Cenâb-ı Hakk’ın bizde izhar etmiş
    olduğu ilme göre…

    İnsan bedenini saran sinir sisteminde akmakta olan
    bioelektrik gibi, dünyanın yüzeyi altında da akan “negatif” ve “pozitif” radyasyon akımları, kanalları mevcuttur.

    Şayet sizin kurmuş olduğunuz ev ya da işyeri veya çiftlik
    negatif radyasyon akım kanallarından birisi üzerine isabet
    ederse, o evde başınız hastalık ve sıkıntıdan kurtulmaz.
    işyerinizde daima işler ters gider. Çiftliğinizde kaza-belâ eksik olmaz, hayvanlarınız barınmaz vesaire..

    Aynı şekilde şayet eviniz, iş yeriniz ya da çiftliğiniz pozitif
    radyasyon akım kanallarından biri üzerine isabet ederse. Bu defa da eviniz son derece huzurlu olur. Dışardan çoğu zaman evinize kaçarsınız. işyeriniz son derece verimli, bereketli olur. Çiftliğiniz, hayvanlarınız kezâ öyle.

    İşte bu anlattığımız akım kanallarına batıda özellikle
    İngiltere’de de «ley» hatları deniliyor. “Negatif” olanlarına da «kara akım hatları» tâbiri kullanılıyor.

    Burada bir önemli noktaya da dikkatinizi çekmek istiyorum…

    Bu dalgalara “pozitif” veya “negatif” tâbirlerini kullanmamız, bize GÖREdir!… Bize yarar sağlaması itibariyle “pozitif”, bize yarar sağlamaması itibariyle de “negatif” deyimini kullanmaktayız… Oysa bu dalgaların kendi yönünden bir “negatif”lik ya da “pozitif”lik gibi bir ayrıcalıkları yoktur! Yalnızca pek çok yüksek frekanslı dalgalardan daha düşük frekanslı dalgalara kadar uzanan dalga türleridirler..

    Biz Kudüs, Medine ve Mekke’deki alanların yaydıkları yüksek frekanslı dalgalara “pozitif” demişiz.. Esasen bu dalgalara Din- tasavvuf lisanında da “cemâl” veya “celâl nurları” ismi verilmiştir!

    Bize göre “Pozitif” olarak nitelenen ışınımın nispeten daha
    düşük frekanslı olanlarına “cemâl nuru”; daha yüksek
    frekanslı olanlarına da “celâl nuru” denilir…

    Ancak dikkat edile ki… Burada anlatılan, bize çok yararlı olan bu ”cemâl ve celâl nurları” ile “mutlak cemâl ve celâl nurları” arasındaki fark, sanki kibrit ateşi ile Güneş arasındaki fark gibidir!… Gözden kaçmaya!

    İnsanların dahi “celâlli” ya da “cemâlî” diye tanımlanması,
    beyinlerinin yaydığı bu dalgalar dolayısıyladır.. Yani, kiminin
    beyninin yaydığı dalgaların frekansı, kimine göre daha çok
    daha yüksektir, ki biz onlara “celâlli bir kişiliği var”deriz!

    İşte dünyanın bedeni içindeki, “pozitif” enerji hatlarının
    kesişip sanki bir enerji santralı gibi yayın yaptığı en önemli
    merkez, Mekke’de bulunan Kâbe-i Muâzzama’nın altıdır ve
    bunun uzantısı daArafat Dağı’nın altıdır!

    Keşif sahiplerinin keşif yoluyla gördüğü bu gerçeğe Seyyid
    Abdülaziz Ed Debbağda «El İbrîz» isimli eserinde değinmiş ve Kâbe’den göğe yükselmekte olan bir «nur» sütunundan, adı geçen eserinde bahsetmiştir!

    Bu noktadaki çok güçlü pozitif enerji dolayısıyla Harem-i
    Şerîf’teki tüm insanların beyinleri öylesine etkilenip, öylesine güçlü bir faaliyet içine girmektedirler ki bunu anlatabilmemiz mümkün değildir.

    Nitekim bu gerçek dolayısıyla Kâbe çevresinde kılınan namaz için Rasûlullâh salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    -Kâbe’de kılınan iki rek’ât namaz, dünyanın başka
    mescîtlerinde kılınan namazdan 100 bin defa daha
    sevaplıdır!

    Zira Kâ’be çevresinde yapılan her ibadet sırasında, yeraltından yayılan “celâl nurları” yani çok yüksek frekanslı dalgalar dolayısıyla, beyin kat rekât güçlü dalga üretimi yapmakta; hem bunu ruha güçlü olarak yüklenmemekte; hem de dışa dönük bir biçimde yayınlamaktadır.

    Gene bir başka hadîs-i şerîfte Rasûlullâh salla’llâhu aleyhi ve sellem:
    -“Başka yerlerde sadece fiillerinizden mes’ûlsünüz, Kâbe’de
    ise düşüncelerinizden de mes’ûl olursunuz.”

    Buyurmuştur.

    Bunun da gene sebebi, beynin aldığı güçlü enerji dolayısıyla düşünceleri dahi fiil düzeyindeki bir güçle ruha
    yüklemesindedir.

    Ancak burada bize göre bir başka gerçeğe dikkatinizi çekmek isterim:

    Beytullah altında olup çevresini de etkileyen bu alan en fazla yaklaşık 30-40 metrelik bir yarıçaptır! Onun dışı Rasûlullah Aleyhisselâm’ın yaşadığı devirde evlerle kaplıydı! Bugün ise Ebu Cehil’in tuvalet yapılmış olan evinin çevresinde bile, “Kâ’be ‘de namaz kılıyoruz” zannıyla namaz kılan sayısız insan görüyoruz!

    Yine bizim tespitlerimize göre, Kâ’be çevresinin dışa yani
    çevreye yaygınlaştırılması yerine; 30-40 metrelik çevresinde dönerek yükselen ve inen bir yürüyen yol yapılıp; insanların burada yürürken yedi dönüşü yani bir tavafı tamamlamaları sağlanabilirdi… Bunun için deKâ’be’nin duvarları yükseltilebilirdi!

    “Beytullah”taki bu “nurâniyet”ten istifade için, tavafların
    özellikle bu mesafe içinde yapılması, açıkladığımız gerekçe
    yönünden çok önemlidir; bize göre!

    “Beytullah” altındaki bu enerji merkezinin, yani “nurâniyetin” bir başka tezahürü de şudur…

    Mekke’ye gelip Kâ’be ziyaretinde bulunanların önemli bir
    kısmında, bir kaç gün içinde değişiklikler görülmeye başlanır
    beraber oldukları arkadaşlar tarafından…

    Bu insanların kimi son derece hırçın, haşin, bencil, hükmedici bir kişilik ortaya koymaya başlar; kimi de son derece munis, hoşgörülü, sevecen, yardımsever bir hâl alır! Kimi çarşı-pazar saldırır; kimi deBeytullah’dan dışarıya adım atmak istemez!

    Kişilerdeki bu değişikliğin sebebi bizim tespitlerimize göre
    şudur;

    Kâ’be ’nin altındaki enerji merkezinden, oldukça yüksek
    frekanslı bir dalga yayılmaktadır… “Celâl nurları” diye
    isimlenen bu nurlar, hem insanlarda şiddet ve celâl hâli
    oluşturmakta; hem de insanlardaki o ana kadar açığa
    çıkmamış özelliklerin beyinden dışa vurmasına yol
    açmaktadır!

    Oraya gitmeden önce, normal kendi hâlinde yaşayan bir kısım insanların, oradan döndükten sonra, hiç de o güzelliklere uymayan bir yaşam biçimi içine girmesi; hatta Dinî değerleri bir yana bırakarak beşeriyetin doğal gereklerine ve sonuçlarına göre yaşam sürdürmeye başlaması işte beyni etkileyen bu yüksek radyasyon dolayısıyladır. Bu yüksek frekanslı dalgalar, onun ikincil kişiliğini oluşturan merkezleri güçlendirerek günlük yaşamının bu doğrultuda açığa çıkmasına sebep olur!

    Nasıl ki, bir balon sönükken üzerindeki defolar belli olmaz,
    fakat şişirilince ortaya çıkarsa…

    Aynı şekilde, oradaki yüksek frekenslı dalgaların beyin
    faaliyetini arttırması dolayısıyla da herkesin ikincil özellikleri
    orada ortaya çıkmaktadır! Ve böylece çok iyi tanıdığınızı
    sandığınız yakınınızın orada içyüzünü görmeye başlarsınız!

    Bu çok yüksek enerji dolayısıyladır ki, Mekke’de insanlar çok “celâl”li saatler yaşarlar ve olaylarla karşılaşırlar!

    Oraya gidenlerin de bildiği üzere, Mekke halkı genelde sert,
    hırçın ve celâlli insanlardır! Bunun sebebi bizim tespitlerimize göre Kâ’be altındaki çok yüksek frekanslı dalgalardan, yani radyasyondan, ya da mecazî anlatımla “celâl nurlarının” tesirlerinden ileri gelir!

    Misâl vermek gerekirse, Anadolu’nun herhangi bir yerine
    göre, Kâ’be ‘de yayılan dalgalar yüzbin defa daha yüksek
    frekanslı yani kuvvetli dalgalardır! İşte bu yüzden “Kâ’be ‘de kılınan namaz başka yerlerde kılınan namazdan 100.000 defa daha sevaplıdır”; ve de “Kâ’be ‘de düşündüklerinizden mesûl olursunuz”!

    İşte bu yüksek frekanslı ışınım, yani “celâl nurları”, o
    dalgalarla haşır-neşir olarak büyüyen insanların bahsi geçen özelliklere sahip olması sonucunu getirir!

    Gene bizim müşahedemize göre…

    Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm’ın, nübüvvet görevinin
    başlamasından hicretine kadar geçen yaklaşık onüç yıllık
    evresinde, Mekke’de kendisine inananların sayısının 40-50’ye ulaşabilmesinin nedenlerinden önde gelen bir sebep de bu husustur.

    Mekke’deki bu yüksek frekanslı dalgalar, genel istidat ve
    kâbiliyet ile programlanmış insanlarda, konuya karşı bir direnç oluşturmuş, bu yüzden de O’nun getirdiklerini inkâr
    etmişlerdir..

    Medine’de ise Kâ’be ‘dekine göre bir hayli düşük frekanslı
    dalgalar yani “cemâl nurları” mevcut olduğu için; orada
    insanlar genellikle “cemâlî” bir yaşam geçirirler, “Lâtif”
    ilişkiler içinde olurlar… Medine’deki faaliyet sonucu
    müminlerin sayısı on sene sonunda yüzbinlere ulaşmıştır!

    Medine ziyaretinin, Mekke’den sonraya bırakılması, kişilerin
    dönecekleri ortama uyum sağlamaları açısından da bir kolaylık sağlar!

    Mekke’den döndükten sonra 20 gün ile bir ay arasında
    bulunulan yere uyum sağlanabilmesinin sebebi de gene bu
    yüksek radyasyonun beyinde tesirinin azalmasıyla sözkonusu olur…

    Gene Kâbe-i şerîf altındaki bu radyasyonun beyinlere
    yüklediği güç dolayısı ile, tavaf sırasında, kabiliyetli beyin
    sahiplerinde çeşitli olağanüstü yaşamlar gerçekleşmektedir.

    Peki Kâbe böylesine muazzam enerji merkezi, ya da bir diğer ifade ile «nûr kaynağı»dır da; Hacc niçin Arafat’ta
    olmaktadır?.Hac niçin Arafat’tır?. Arafat’taki olay nedir?..

    Kâbe-i Muazzama’nın altında bulunan son derece güçlü
    müspet radyasyon kanalının bir uzantısı da Arafat tepesinin altında ikinci bir düğüm meydana getirmektedir, demiştik az evvel.

    İşte Arafat tepesi ve civarında toplanan yüzbinlere,
    milyonlarca insan, yerden aldıkları son derece güçlü
    radyasyon ile beyinlerinden tek bir mânâda yayın
    yapmaktadırlar. «Vakfe» denen olay, insanların bu tek mânâ üzere toplu «yönlendirilmiş dalga» yayınına yönelişleridir.

    «ALLÂHIM BİZİ AFFET!.»

    Yüzbinlerle, milyonlarca insan beyni; sanki laser ışını gibi, tek bir anlamdaki dalga boyundan yayın yapmakta; ve bu dalga boyundan oluşan dev bir manyetik bulut tüm Arafat Bölgesini kaplamaktadır!

    Şimdi hemen hatırlamaya çalışın.

    Üzerine herhangi bir görüntü çekilmiş video bandını,
    çalışırken video cihazının üzerinde unutursanız ne olur?.
    Video cihazının yaydığı manyetik alan bandın üzerindeki kaydı siler! İsterseniz siz buna görünmeyen eller bandı siler de diyebilirsiniz!

    Evet. işte misâl yollu anlatmaya çalıştığım gibi.
    Siz orada «ALLÂHIM GEÇMİŞ GÜNAHLARIMDAN DOLAYI
    BENİ AFFET» dediğiniz anda hem bu tür bir dalga
    oluşturmuşsunuzdur. Hem de beyninizi bu mânâdaki
    dalgalara açmışsınızdır! Ve açılan bu kanaldan, o güçlü
    manyetik alan bir anda beyninizi etkiler ve o ana kadar
    ruhunuza negatif yükle beyniniz tarafından kaydedilmiş tüm yazımlar siliniverir!

    Ve siz anadan doğmuşcasına günahsız olarak. O ana kadar
    ruhunuza yüklenmiş olan tüm negatif yüklerde arınmış olarak Arafat’dan dönersiniz.

    Rasûlullahsalla’llâhu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

    -Arafat’tan dönüp de, acaba benim günahlarım afvoldu mu,
    diyen kişi en büyük günahkârdır!

    Çünkü olay böylesine kesin bir olaydır!

    Allâh, günâhlarından arındırmayı murad ettiği kuluna nasip
    eder oraya gitmeyi; ve orada da böyle bir sistem içinde
    arınmayı bahşeder!

    HACCIN İKİNCİ YÖNÜ

    Evet, Hac olayında birinci önemli husus tüm geçmiş
    günahlarından arınma. peki bu kadar mı HAC’da olup
    bitenler?.

    «HACCI MEBRÛRUN KARŞILIĞI ANCAK CENNETTİR»

    Günâhlarınız afvoldu! Tüm negatif yükünüz sıfırlandı! Ama
    yeniden kazanmanız çok kolay! Hem de eskisinden bile daha fazlasını!

    Ve yaptığınız bazı fiiller üzere dünyanızı değişmek suretiyle,
    ebedî olarak cehennemde kalanlardan bile olabilmeniz,
    «hacıya gitmenize» rağmen mümkün.

    Ama birinci yön olan «afvolma işlemi» ile birlikte bir de
    «İkinci yönü» gerçekleştirebilmiş iseniz. «HACCI MEBRÛR»a
    ulaşmış iseniz. Yani orada yapmış olduğunuz çalışmalar ile;
    beyninizde, orada elde edilen yüksek değerdeki enerji
    potansiyeli ile, bazı yeni bölümler devreye girmiş ise. Bu
    takdirde, sizde öyle bir idrâk açılması oluşur ki… Siz artık
    yaşam doğrultunuzu, rotanızı tamamiyle bildirilmiş bulunan
    ölüm ötesi değerler ve gerçekler istikâmetine düzeltirsiniz!

    Böylece artık sizde, dünyevî değerlere tamah etmek
    yüzünden, ölümötesi yaşam değerlerini terketmek hâli
    oluşmaz! Tamamiyle «uhrevî» yani ölümötesi gerçeklerin
    gerektirdiği bir biçimde hayat sürmeye başlarsınız. Hırs,
    tamah, haset, kin, dedikodu, aldatma, dünyevî menfaatler için insanları istismar etme gibi sayısız negatif yük getirici, sizi günaha sokucu hallerden kaçınırsınız.

    Ve… «HaccI MEBRÛR» karşılığı olarak cennet ile
    mükâfaatlanırsınız! Bu arada çokça sorulan bir sualin cevabını da verelim.

    Hacca gidip geldikten sonra bir çok insanın çok olumlu
    çalışmalar içinde olmasına karşılık, önemsenmeyecek bir
    çoğunlukta da mâalesef yanlış davranışlar; hatta gitmeden
    öncekinden çok daha beter fiiller görülebiliyor! Bunun sebebi nedir?.

    Az önce de değidiğimiz gibi,Kâbe’nin altında bulunan yüksek güçteki pozitif radyasyon, beyinlerde çok yüksek ölçüde bir çalışma temposumeydana getirmektedir.

    Kişi, hac sırasında tüm negatif yüklerinden tümüyle
    arınmasına karşılık, beynin genel açılım düzeyi istikâmetinde ise neredeyse bire yüzbin oranında güç yüklenimi alır. Bu alınan güç ise beyni genel açılımı istikametinde çok daha güçlü bir çalışma ortamına iter.

    İşte, işin püf noktası buraya dayanmaktadır. Kişinin beyni
    şayet tamamiyle dünyevî değerler, bedenî istekler yönünde
    güçlü bir açılımla programlanmışsa, orada almış olduğu güçlü tesirler de bu istekleri büsbütün arttıracak ve neticede bu kişi hacdan geldikten sonra yapısının doğrultusunda çok daha cüretkârane davranışlarda bulunacaktır.

    Bunun aksi ise «haccı mebrur»u oluşturacaktır.

    Demek ki hac’da belli şartlara riayet eden her kişi bütün
    günahlarından arınmış, sıfırlanmışolarak dönüyor.

    Bazı kişiler de ayrıca «Haccı MEBRUR»a yani ana gayesine
    ulaşmış olarak geri dönüyor. Ki bu gaye de, az yukarıda
    açıkladığımız bir biçimde; beyni ölümötesi yaşamın
    gerçeklerini idrâk edecek şekilde yüksek enerji potansiyeli
    ile açılıma kavuşturmak. Böylece Allâh haccını kabul etmiş
    oluyor.

    Unutmayalım ki Cenâb-ı Hak her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Her şey bir sistem içinde, kendine has sistem, kanun, nizam içinde oluşmaktadır.

    Esasen varlık çarkı öylesine bir sisteme bağlanmıştır ki, bu
    yüzden akıllar bir noktada büyük şaşkınlığa düşmede ve kâinat mükemmel bir cihaz gibi çalışmaktadır, idare edeni yoktur, gibi yanlış fikirlere saplanmaktadır.

    İnsan bedeninden kozmoza kadar her şey kendi sistemiyle
    ana sistem içindedir.

    İşte Din tamamıyla bu fizik, tabiât ya da ilâhî kanunlar diye
    bildiğimiz kanunlara dayanan sistemdir.

    Ne yaparsan mutlaka karşılığını alacaksın!

    Dilediğini yap neticesine katlanacaksın.

    «CEZA» kelimesi Arapça’da, Türkçe’de anladığımız mânâya
    gelmez. Kur’ân-ı Kerîm ‘de «karşılık» anlamına gelen bu
    kelime «iyiliğin cezası iyiliktir» tarzında kullanılmaktadır.

    Yani yapılan fiilin sonucu anlamına gelir.

    Dinî kurallar ve teklifler, tamamıyla bilimsel gerçekler ve
    yaşamın esası üzerine bina edilmiş, yapılması insanın geleceği yönünden gerekli fiiller bütünüdür.

    Asla havadan gelmiş rastgele hükümler bütünü değildir! Bu
    sebeple de hangi çalışmayı ihmal ederseniz, bu ihmalinizin
    karşılığını mutlaka ve kesinlikle ödersiniz.

    İş böyle olunca.

    Ölümötesi yaşamda, dünyaya bağlı kalmanıza yolaçacak
    ruhunuza yüklenmiş günâhlar yani negatif yükler ile yaşayıp, bunlardan arınmamak ve de ebedî hayatınızı azaplı bir zindanda geçirmek akıl kârı mıdır?.

    Ne zaman bu bedeni terkedeceğiniz belli değil iken ve de
    «HAC» görevini yerine getirip, geçmiş tüm negatif
    yüklerinizden yani günâhlarınızdan kurtulmak imkânı
    mevcutken.

    Allâh insana böylesine büyük bir kolaylık yolu açmış iken…

    RasûlullahAleyhisselâm size

    «böyle bir imkâna sahip olduğun halde değerlendirmezsen, ister yahudi gibi ister hıristiyan gibi ölürsün»

    diyerek uyandırıp, gerçeğin gereğini tatbik ettirmek isterken.

    Kişi gene de kendi bildiğinde ısrar edip, bu imkândan istifade etmek istemezse ne denir?.

    Dilediğin gibi yaşa, neticesi gelir başa!

    Unutmayalım ki sahip olduğumuz her şeyi bırakıp, tek
    başımıza gideceğimiz bir ebedî yaşam sözkonusu! Orada
    değerli olan tek şeyde, oranın şartlarına göre şu dünya
    hayatında hazırlanmak!

    Bizim bir takım gerçekleri idrâk ettikten sonra, onların
    gereğini yapmamanın bize vereceği zararı,hiç kimse veremez!

    Rasûlullâh Aleyhi’s-selâm, ölümötesi yaşamda bizim zarar
    görmememiz için ne kadar alınması gerekli tedbir varsa
    hepsini anlatmıştır. Ama biz anlamaya çalışmazsak, bu
    îkazlara kulak vermezsek zararını kim çeker?.

    DİNDE ZORLAMA YOKTUR!… Kişilere gerçekler anlatılır, idrâk
    ettirilmeye gayret edilir. Artık ondan sonrası kişiye kalmıştır.

    Diler kabul eder tatbik eder. Dilerse etmez! Ama neticede,
    herhalûkârda yaptıklarının neticesine kendisi katlanır!

    Ve bunun benzeri daha nice sualin cevabını tafsilatlı bir
    şekilde “İSLÂM” isimli kitabımızda elden geldiğince yaptığım
    için, burada tekrar aynı konuya girmiyorum. Arzu edenler
    orada ilgili bölümde bulabilirler..

    Ancak kesin olarak şunu vurgulayayım ki;

    Hiç bir hayır ve ibadet,hac`cın insana getirisini kazandıramaz! Kim aksini söylüyorsa, o henüz hac`cın ne olduğunu, değerini idrâk etmemiş, hatta fark etmemiştir…

    “HACCA gidecek kadar imkânı olan, buna rağmen gitmez de o sene içinde ölürse, ister Yahudi olarak ölsün ister
    Hırıstiyan!” anlamındaki Rasûlullah uyarısı konunun bütün
    önemini vurgulamaktadır!

    “Hacca gidip de elin arabına para mı kazandıracağım; onun
    yerine burada bir hayır yaparım” tarzından yaklaşımlar; son
    derece düşüncesiz ve bilgisiz yaklaşımlardır… Çünkü bu
    kişilerin HAC`cın ne olduğu hakkında hiç bir bilgisi yoktur!

    “Kızımı everim; torunumu sünnet edim; yaşlanıp ticaretten el- etek çekim”tarzındaki yaklaşımlar kadar saçması olamaz!

    HAC esasen ilk fırsatta ve olabildiğince gençken yapılmasında fayda ve hatta zaruret olan bir çalışmadır.. Nasibinde varsa oradan aldıkların bir ömür boyu sana fayda sağlar!

    Gidenlerin görmüş olduğu gibi, dünyanın her yerinden
    gidenler yarıyarıya gençlerken; sadece Türkiye`den gidenler, neredeyse ayağını zor sürüyenlerdir..
    Endonezya`dan gelenler arasında evlenmeden önce eş olarak hac vazifesini ifa etmek için gelenlerin haddi hesabı yoktur!

    Bir de hanımların şu çok önemli problemi vardır Hac konusunda:

    “Hac`ca gidip geldikten sonra başımı örtmem, tam tesettüre girmem gerek; oysa ben bunu yapamam! Bu yüzden hacca gidemem!”

    ÇOK BÜYÜK BİR YANLIŞ!

    Şu anda başınızı örtüp, bir veya birkaç vakitnamazkılıp, sonra da günlük normal kıyafetle dolaşıyor musunuz?..
    Evet!
    Namazda, ibadet sırasında başınızı örtüp, daha sonra da
    açıyor musunuz?.. Evet!

    Öyle ise, Hacca da gider, örtünür; farzınızı yerine getirir;
    döndükten sonra da elinizden ne kadarı geliyorsa, o kadarını yaparsınız!

    İslâm Dininin en büyük düşmanları, Dinden görünüp, Dinî
    teklifleri zorlaştıran; insanları Dinden, Allâh ve Rasûlullah
    emirlerinden uzaklaştıran; dinden soğutup, nefret
    ettirenlerdir!

    Biliniz ki..

    Hac da en az namaz kadar zorunlu ve yararlı bir çalışmadır!

    Böylesine önemli bir olaydan “gelince başımı örtemem”
    gerekçesiyle geri kalmak, aklın alamayacağı kadar büyük bir yanılgı ve kayıptır!

    Baş örtmek Kur`ân ‘da belirtilen farzlardan biridir! Bunu
    yapmayan; Allâh`ın bu konudaki teklifine uymamaktadır!
    Kur`ânbu konuda bir ceza bildirmemiştir!

    Başını örten, elbette ki ALLÂH`ın bu teklifine uymasının
    karşılığını fazlasıyla alacaktır.. Başını örtmeyen ise, Allâh`a
    karşı sorumlu olur! Allâh, bu davranışının karşılığını dilediği
    gibi verir!

    Ancak, Kur`ân ‘da, “Hacca giden her hanım dönüşte başını
    örtecektir; örtmeyenin haccı kabul değildir” gibisinden bir
    hükümkesinlikle mevcutdeğildir!

    GIYBET etmemek de kesin hem de çok ağır hükümlerden
    birirdir! “Ölü kardeşininin çiğ etini yemektir gıybet” diye
    tanımlanmıştır Kur`an ‘da! Ben bu suçu işlemekten kendimi
    alamıyorum; öyle ise örtülü başımı açayım, diyor musunuz?.

    Elbette hayır!

    Bir emri yerine getirememek, nasıl bir başka yerine
    getirebildiğin emirden de vazgeçmeyi getirmezse; hacca
    gitme imkânın olduğu halde, başörtememek yüzünden
    hacca gitmemek o derece büyük yanlıştır!

    Bu vesileyle şunu bir kere daha vurgulayayım;

    “İslâm Dini”ndeki teklifler “PAKET PROGRAM” DEĞİLDİR!
    Yani, ya hepsini tam olarak yaparsın, ya da hiç birini yapma, türünden, değildir!

    Senden, istenilenler bellidir!.. Yani yapman ve yapmaman
    gerekenler…

    Sen bunlardan elinden geldiği kadarını yaparsın;
    yapamadıkların da eksiğindir… Hüküm ALLÂH`a aittir!

    Ben bunlardan falanca ve filanca emirleri yerine
    getiremiyorum; öyle ise hiç birini yapmayayım” düşüncesi
    kesinlikle yanlış ve düşüncesizce kabuldür!

    Yap da, ne kadarı elinden geliyorsa, o kadarını yap!

    Hacca gitme imkanına sahipsen, elinden geliyorsa, hemen
    git! Geldiğinde başını örtemeyeceksen; o da eksiğin
    kalsın!..inşâAllâh o da nasip olur!

    Özetle diyeyim ki…

    Tek başınıza, canlı ve bilinçli bir halde ölüm ötesine
    yapacağınız sonsuz yolculuğu idrâk ediyorsanız, imkânlarınız içinde elinize geçen ilk fırsatta Hacca gidiniz! Aksi halde bu konuda öylesine pişmanlık duyacaksınız ki; bunun haddi hesabı yoktur!

    Devrinin “İnsân-ı Kâmil”i Abülkerim El-Geylânî`nin haccın
    bâtın mânâlarıyla ilgili bazı değerlendirmelerini size
    nakletmek istiyorum.. Kendisinden büyük feyz aldığım bu son derece değerli Zât`ı böylece saygıyla anıyorum…

    “Hac niyeti: Allâh talebi yolunda devamdır..

    İhram:Yaradılmışları görmeyi terktir!

    Başı traş:Beşer içinde önder olma düşüncesinden arınmaktır!

    Tırnak kesmeyi terk: Kendinden oluşan fiillerin hakiki failinin
    ALLÂHolduğunu farketmektir!

    Güzel koku sürmeyi terk: ZÂT hakikatını hissedince, esmâ
    özellikleriyle kayıtlanmaktan kurtulmaktır!

    Cinsi münasebeti terk:Bedende tasarrufubırakmaktır.

    Sürme çekmeyi terk: KEŞF arzusundan kurtularak ZÂT

    hüviyetinde yok olmaktır!

    Mîkat:Kalpten ibarettir..

    Kâbe:ZÂT`tan ibarettir!

    Haceri esved:İnsani lâtifeden ibarettir.

    Haceri esved’in siyah oluşu: Tabiat özelliğinin kalbi
    renklendirmesi..

    Tavaf: Allâh`a yakışır şekilde, insanın hüviyeti, aslı, menşei,
    müşahede yerinin idrâk olunmasıdır.

    Tavafın 7 olması: ALLÂH`ın yedi sıfatından ibarettir.. Onlar,
    hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar, kelâm..

    Tavaftan sonra mutlak namaz: Anlatılan vazifeleri yapan için Ahadiyyet`in zuhûru ile, ona ait hükmün yaşamıdır.

    Bu namazın ibrahim makamında kılınması: Hullet makamına
    işarettir.

    Zemzem: Hakikat ilimlerine işaret eder..

    Zemzemi içmek:Hakikat ilimlerinde dallanmaktır.

    Safa:Halka nispet edilen sıfatlardan soyunmaktır.

    Merve:ilâhi isim ve sıfat kadehlerinden doya doya içmektir.

    Traş:ilâhi riyasetle tahakkuka işarettir.

    Bıyıkları kısaltmak: Kurbet ehlinin makamı olan tahakkuk
    derecesinden inmektir.

    İhramdan çıkış: Halka açılmak; sıddık derecesinde halk
    arasına inmektir..

    Arafat: MaarifiB`illah makamıdır…

    Arafat`ta iki bayrak dikilmesi, Celal ve Cemal sıfatlarına
    işarettir; ki Allâh`a mârifet yoku onlara göredir.

    Müzdelife:Makamın şuyuu ve yükselmesinden ibarettir.

    Meş`ari haram: Şer`i emirlerde durup, Allâh`ın haramlarına saygıdan ibarettir.

    Mina:Kurbetmakamı ehli zevat için murada nâil olmaktır.

    Üç şeytanı taşlamak:Benlik, tabiat ve âdettir.

    Yedi taş atmak:Yedi ilâhi sıfatla bunu başarmaktır.

    İfaza tavafı: Allâh feyzinin devamında sürekli terakki
    etmektir.

    Veda tavafı: Allâh sırrını hak edene emanettir. ”

    Bâtın yani iç, sır mânâsından biraz daha söz etmek gerekirse haccın, şunları da diyebiliriz;

    Bâtın haccın niyeti,”ALLÂH”a ulaşmaktır!

    İhram giymek, ALLÂH`a ulaşmak üzere tümüyle dünyadan
    arınmak için sanki ölen biriymişçesine kefen giymektir!

    Hac öncesindeki yedi tavaf, yedi nefs mertebesinde uruc
    yaparak Allâh Zat`ının zuhur mahalli olan Ka`be ‘nin
    hakikatiyle özdeşleşmeye gayrettir.!

    Arafat,mukaddes vadi`dir..,mukaddes vadi`dir..

    Arafat`ta tüm beşeri kavramlardan arınılır!

    Bu arınış sonrasında üç şeytanla birlikte benlik, tabiât ve
    âdetlertaşlanılarakbunlara geri dönmemek üzere uzaklaşılır!

    Buradan Kâ`beye gelip yapılan tavaf ve namaz, yedi sıfatta yapılacak seyr ile Zât`a ulaşmaktır.. Tavaftan sonra kılınan namaz, bunu nasip edenin huzurunda beşeriyetinin hiçliğini itiraf ve şükürdür..

    Veda tavafıyla birlikte geldiğin yere dönmek, “Bakâ Billah”
    içinde “seyri anillah”tır! Hizmet için halkın arasına geri
    dönmektir!

    Biz, Hac`da Kâ`be ‘nin kişiliği, ruhâniyetiyle görüşenleri,
    sohbet edenleri biliriz!

    Hac`da daha öylesine sırlar vardır ki, bunları yazmak şimdilik mümkün değildir!

    Şu kadarını iyi bilelim ki, HAC aklınızın alamayacağı kadar
    muazzam ve çok yönlü bir çalışmadır…

    Bundan, yanlış şartlanmalar yüzünden geri kalmak, bir kişi için hayatının en büyük kayıplarının arasında olacaktır!

    HAC

    “Allah”a ulaşma.
    Maârif-i Billâh ile hallenme…
    Ölümötesi yaşam gerçeklerini idrâk edecek bir açılıma kavuşma…

    Haccın mânevî yanı var!. Hiç olmazsa, çok kısa bir süre de olsa; sanki kefen giyer gibi, dünyadan soyunarak ihramları giyip; madde dünyasından ve onun tüm geçici değerlerinden arınıp; sonsuzluğun târifi mümkün olmayan ÜSTMADDE değerlerinin içine dalmak!. Bilinç boyutunun sonsuzluğunda, benliksiz bir biçimde kulaç atmak!. Kâbe’de dahi Vechullah’ı görebilmek!. Ve Yâr ile sohbet etmek!.

    İleri gidiverdiysek affola!. Ama sızıverdi testiden işte!.

    Kaynaklar: http://www.ahmedhulusi.org/kitap/islamintemelesaslari.htm

    http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/hac/index.htm

    ”Her birimiz, birbirimizle de O’nun huzurundayız!. Farkında mıyız?.” (A.H)

    Allah hakikatimizin gereğini yaşamayı Efendimiz’in Bereketiyle kolaylaştırsın…

  2. evin sahibine ise yolculuk
    evsahibi bekçisidir hemde o gönlün
    ince narin ve maşuk uykulu
    öyle güzelki eğer uyumasaydı ya uyumasaydı
    kim dayanırdı o ev sahibine
    dersten maksat murad mış bugün
    hacdan maksad murad-ı ilahi
    uyansın diye öyle beklersin
    uyan hadi uyan
    gördüğünden hem kendin hem benliğin hayrette
    bir yumurtadır ilm… …….
    içindeki renksizlik renge esir emiş kendisini
    şimdi bu ..nedir bu?

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.