Uyur idik uyardılar


HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR!
Bu yazı, Zincirlikuyu mezarlığının yeni kapısını süslüyormuş…
Gazeteci-yazar Ayşe Özgün nedense bu uyarıdan fevkalâde rahatsız olmuş ve dayanamamış zehir-zemberek bir yazıyla korkularını (!) dile getirmiş…
— “Bu, Demoklesin Kılıcı gibi bir tehdit, bir taciz gibi algılanabilir. Ne gereği var? Ne lüzumsuz bir işlem? (…) Türkiye’yi dünya aleme rezil etmeye ne hakkınız var? Yok yani! Bu kadar düşüncesizlik, bu kadar saçmalık Türklere mal edilemez.” [Vatan, 15 Temmuz]
Deniz Arman’ın feveranı da aynı istikamette… Bir kabristanın kapısına ölümü konu edinen bir ayet-i kerimenin yazılmasını ‘rezalet’, ‘düşüncesizlik’, ‘saçmalık’ olarak niteleyen Özgün’ün tepkisine o da ‘densizlik’ sözcüğüyle katkıda bulunmuş…
— “Böyle bir densizlik, böyle bir düşüncesizlik olur mu? Oradan her gün geçen yüz binlerce kişiye durduk yerde ‘ölüm’den sözetmenin, onların moralini bozmanın Allah için ne anlamı var?” (Vatan, 17 Temmuz 2003)
Haşmet Babaoğlu’nun her iki yazara da cevaben yazdığı makale okunmaya değer…
— Deniz (Arman) kardeşim de “Aaa çok şaşırdım. Oysa ben sonsuza dek yaşayacağım zannediyordum” diye aklısıra dalgayla kanşık bu işteki ‘yanlış’ı vurgulamaya çalışıyor. Oysa bu şiddetli tepkilerinize bakınca öleceğinizi bilseniz bile neredeyse unutmak üzere olduğunuzu anlıyorum. O yüzden küçücük bir hatırlatma aklınızı yitirmenize yol açıyor. İşte modern insanın sözünü ettiğim acıklı hali bu. “Ölüm var, kaçınılmaz. Ama hiç değilse aklımızdan, gözümüzden uzak olsun” çabası… Ne umutsuz, ne umarsız bir çaba yarabbim! (Vatan, 19 Temmuz 2003)
Tartışma bu kadarcık yazıyla sona erer mi, ermez! Ayeti “tüyler ürperten bir söz” olarak tanımlayan Ruhat Mengi de tartışmaya katılmış, üstelik mini bir anket bile yapıp ortak bir tepkinin mevcudiyetine dikkat çekmeye çalışmış:
— “O mezarlığın önünden her gün geçen binlerce insanın gözü bu yazıya ilişiyor ve her ilişmede tüyleri ürperiyor. “Her canlı ölümü tadacaktır.” İyi, güzel de sabahın 8’inde işine ya da okuluna giden bir genç örneğin bunu hatırlamak zorunda mı? Genç, orta-yaşlı ve yaşlı bazı okurlarımıza oradan geçerken yazıyı gördüklerinde ne hissettiklerini sordum, istisnasız hepsi “Korkunç geliyor. Yazıya bakarken sinirlenip kaza yapmak bile mümkün” cevabını verdiler. Özellikle gençlerin fena halde siniri bozuluyor. ” (20 Temmuz 2003)
Ayşe Özgün bir yazı daha kaleme alıp itirazcılara cevap vermiş…
— “İslâm, dünyevi zevk ve güzelliklerinin yaşanmasını emreder. İnsanlığın ölümle fazla haşır neşir olmasına karşıdır çünkü… Böyle olursa ikince derece ölü yıkayıcısı yoluna girebilir, miskinleşebilir.” (Vatan, 25 Temmuz 2003)
Öyle şeyler duyduk ki bu kadarcığı artık bizi şaşırtmıyor: korkunç… korkutucu… tüyler ürpertici… rezalet.. saçmalık… densizlik… düşüncesizlik… moral bozucu… sinir bozucu…

Bunca tepkinin sebebi sadece korku… Peki bu korkunun sebebi ne? Ölümden korku mu? Bilakis korkudan korku… yani ölümden değil, ölüm korkusundan korku… Kimseyi kınamamak lazım; zira herkesin ölümden korkmak için yeterince sebebi var!

Bütün bu tepkilere sebep nedir? Sebep şu: bir ayetin bir kabristan kapısına asılması… En nihayet bir uyarı… düşünmeye çağrı… bizlere “ölüme doğru” olduğumuzun hatırlatılması… Bu gayet doğal, doğal olduğu kadar da isabetli değil mi? “Sigara sağlığa zararlıdır” uyarısının sigara tiryakilerini rahatsız etmesi gibi…. Doğallığı da işte burada…

Kur’an sadece müjdelemez, aynı zamanda uyarır da… Sadece hoşumuza gidecek şeyler söylemez, korkutacak şeyler de söyler; zira Kur’an öleceğini bilen, çünkü düşünebilen tek canlı türüne yönelik bir hitabın adıdır. İfade, istifade içindir! Bu bakımdan Kur’an şefkatle elimizden tutuyor ve bizleri uyarmak… uyandırmak… diriye saymak istiyor. Fakat çoğumuz uyanmak yerine horul horul uyumayı tercih ediyor. Aksi takdirde bu denli şiddetli tepkilerin bir mânâsı olabilir miydi?

Bu uyarının Zincirlikuyu Mezarlığı’nın kapısında bile yer almasına tahammül edilemiyor. Çünkü insanoğlu öleceğini bilir ve fakat bir türlü inanmak istemez! Bunun için Platon “Felsefe [ölmeden önce] ölmeyi tercih etmektir” der.

— “İnsanlar uykudadırlar, öldüklerinde uyanırlar!”
Bu hikmete mebnidir ki Pir Sultan Abdal şöyle demiş: “Uyur idik uyardılar, diriye saydılar bizi…”
Bakınız bir zat da ne diyor: “İyi ki ölüm var, yoksa bu hayat hiç çekilmezdi!”
O halde feveran etmeden önce biraz düşünmeli ve şu sualin cevabı aranmalı:
Kur’an ölümle ilgili olarak niçin ‘tatmak’ sözcüğünü kullanmış?!
Reklamlar

One thought on “Uyur idik uyardılar

  1. İyiler gittiler, (onlardan geriye) güzel âdetler kaldı; kötülerden ise zulüm ve lânetler
    Ey âşık! Âşıkların hayatı ölümdedir. Gönlü gönül vermeden başka bir suretle bulamazsın.

    Korkuda yüzlerce eminlik gizlidir. Gözün karasında bunca aydınlık var.

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.