Ne var ki (ne) yok


Ey benim kararsız gönlüm,
… O’nun (ebedî) Zâtı’ndan başka her şey, herkes, yok olmaya mahkûmdur; Hüküm (ve mutlak hâkimiyet) sadece O’nundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz. [Kasas, 88]

Ey aşk padişahına yenilen, ona mat olup kalan! Bu hale üzülme! O’na karşılık verme! Yokluk bağına gel de, kendi ölümsüz canında cennetleri seyret! Eğer sen kendi varlığından, benliğinden birazcık olsun ileri gidersen bunların ötesinde bu mana göklerini seyredersin. Ayrılığa fazla dayanamadığı için dağlardan köpürerek, ağlayarak, feryat ederek, başını taştan taşa çarparak aslına doğru koşan sel, denize kavuşunca ne olur? Heyhat artık onun varlığı kalır mı? [Hz. Pir Mevlana]

Hâsılı benden çıkıver, benliği virân ediver
Canda beni ister isen benliği at cân oluver

O Allah’a hamdolsun ki insana bilmediğini öğretti, Âdem’i âleme halife kıldı. Mahlukatı yarattı. Onlara nimetlerini fenâ ve fakr (yokluk) vasıtasıyla ulaşmaları için sevdirdi. Kendi nurundan bir parça aldı. O nurdan ruh-u Muhammedi’yi yarattı. O’nu şefkatle terbiye etti, ikramla yüceltti, risâlet vazifesiyle seçkin kıldı. Bizleri de âlem ağacının tohumu ve Alemlere rahmet olan Hazret-i İnsan’ın ümmeti kıldı. Ve yine O Allah’a şanına yakışır şekilde hamd olsun ki şu geçip giden satırlar vasıtasıyla aramızda muhabbeti var eyledi, can kulaklarınıza mana şarabını sunmamıza müsaade etti: [250. Mestmp3]

Tevhid etsin dilimiz, Pâk olsun hem kalbimiz
Sırlar görsün gözümüz, La ilahe illallah hu La ilahe illallah
Canından her kim geçer, Elbet maksuda irer
Zevk û sefasın surer, La ilahe illallah hu La ilahe illallah

[NEV-NİYÂZ ve DEDESİ]

– Lisan-ı Arabî’den biraz mürekkep yalamışlığımız varya mektubun ifade-i merâmında münasip buyurduğunuz ayette “fenâ bulma” olayının ism-i fail vezninde bir kelimeyle belirtilmiş olması nedendir?

– Fenâ bulma, yok olma işinin istimrarını yani geniş bir zaman dilimi içinde devamlılığını belirtmektedir. Haddi zatında Hakk’ın dışındaki varlıklar, kendi vücudları ile kâim olmadıkları ve “kaim bi-nefsih” (varlığı kendinden) bir zatın varlığına muhtaç bulundukları için sanki yok hükmündedirler. Bu yüzden O’nun dışındaki herşeye fenâ libâsı giydirilmiş; bakânın sadece O’na ait olduğu sarahaten belirtilmiştir.

– Tam da buradan tasavvufa da bir yol olsa gerek?

– Olmaz mı! İlk devir sufilerinden Cüneyd-i Bağdadi’ye göre tasavvuf “Hakk’ın seni senden öldürmesi ve kendisiyle diriltmesi” dir. Böylece “Fenâ (kendi varlığından geçerek yok olma)” nın en üst derecesini yaşayan sâlikin teslimiyyet ve sükunet halini, elest bezmindeki sükunete benzetir Hazretim.

– Tasavvuf yolunun yolcularının kendilerinden bahsederken “fakir” tabirini kullanmalırında bu fena-yokluk ile bir bağı var m’ola?

– Nâzarım bugün tesbitlerin pek bir isabetli… Meydan terbiyesinde en ayıp sözlerden biri “ben” demektir. Dervişin “ben” diye söze başlaması ta başında kabahat etmek demektir. “Ben” sözü lisânına bile yerleşmeyecek ki benlikten kurtulabilesin. Günahların bir çoğu hayalde ve dimağda kendisini meyil olarak gösterir ve bu meyil kalbe, kalbden de lisana tesir eder. Ben demenin hata olduğunu bilen derviş benlik sevdasından uzaklaşmakla kalmaz, aldığı terbiye ile öyle bir noktaya gelir ki ben demeyi ve benliği unutur. Ben kelimesini benliği unutmak için bırakıp yerine “fakir” tabirini kullanılır. “Fakir” benliğim dahil her şeyi terk ettim. Ne benliğimden ne de başka kimseden bir şey ümid ettim, ben ancak Allah Tealaya muhtac ve talibim demektir.

– Derviş bu kemalde olmasa da “fakir” tabirini kullanmalıdır?

– Elbette… Bilmez misin ki sözler dua gibidir. Bir kişi ısrarla duada bulunsa ve bir zikir üzere azmetse, sebat etse elbet zikrettiğine ve niyazının neticesine erişir. Yani fakir, fakir diyerek inşallahu Teala o da Allah’tan gayrıya muhtaç olmayan kişiler zümresine dahil olabilir, Peygamber efendimizin “el-fakru fahri” buyurduğu sırra nâil olabilir.

Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağnidir. [Fâtır, 15]

– Yani fakir olduğumuz Hakk’ın ayeti ile de sabit dersiniz…

– Bu “fakr” ki Hakkın varlığıyla var olma ve fani varlıktan sıyrılmadır ki tam ihtiyaçsızlıktır. Bu “fakr” ile sıfatlanabilmek için bütün dünya ve dünyayla ilgili şeyleri terketmiş, cennet arzusundan sıyrılmış olan bir Hak dostuna, hüsn-ü zannından dolayı BİR KESE ALTIN sunmak isteyen cömert bir zengin şu irfanlı cevapla karşılaşmıştır: Ben gınanın (zenginliğin, ihtiyaçsızlığın) aynı olan bu fakrı; dünyayı, ukbâyı ve kıymet biçilmez pek çok mal ve mülkten geçmekle satın alabildim. İnsaf et, şu bir kese dirhemine mukâbil onu nasıl satabilirim?

Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme! [Hadis-i Şerif]

– Cümle işlerde olduğu gibi “fakr ve fena” bahsinde de zirve, numune-i imtisalimiz olan Hz. Peygamber…

– “Fakr” makamında da zirve ancak O’dur. Resulu Kibriya Efendimiz’in ne dünya nimetlerinde ne de ukba süslerinde gözü yoktu. Bu da ayet ile sabittir.

Gözü ne şaştı, ne haddinden aştı. And olsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü. [Necm, 17-18]

– Bu demektir ki Hz. Peygamber’in (sav) miracında kendisine melekut ve ceberut aleminin hazineleri gösterilmiş fakat o gönlüyle de gözüyle de hiçbirine iltifat etmemiştir. Yedi kat göklerdeki ruhlar onu görmek için koşmuşlar hurilerle birlikte semaları doldurmuşlardı. O baksın, görsün ve beğensin diye bütün güzelliklerini önüne sermişlerdi. Fakat O, tek bir dosttan başkasına bakacak halde değildi. Gönlü Hakk’ın azameti ve celaliyle dolu idi.

– Bir insan olarak bizler bu yakınlığa nasıl ulaşabiliriz?

– “Fenâfillah” makamında… Sen de mirac’dan hisseyâb olmak dilersen Hazret-i Peygamber’in şahsında aşk ile eri, O’nun şahsiyetinde fenâ bul! Hz. Peygamber’e duyulan muhabbet, ilâhî aşkın hem başı, hem de sonudur. Bu da başta Hz. Peygamber modeline uyma şeklinde ortaya çıkar. Sonunda bu sevgide istiğraka erip Allah’da fanî olmak şeklinde gerçekleşir. İlâhî aşk, sabır ve sebat ile Hz. Peygamberin davranışlarını taklide bağlıdır. Rasulullah’ın sıfat ve ahlakını benimseyip taklid ile başlayan bu iletişim ilahi sırların kapılarını açar. Ardından taklid, tahkîk vadisine erer. Kalbi fenâ bulmuş kimse, ilahi fiillerin tecellilerine mazhar olur. Vahdet denizine garkolan sâlik, o denizden başka birşey göremez, kendisini bu denizin damlası olarak görür. Yâni ibadet, aşk ve birlik haline gelince de Allah’ı sevmekle Rasulü sevmenin aynı şey olduğu ortaya çıkar.

Zâtıma mir’ât edindim zâtını
Bile yazdım adım ile adını

– Varlık bahsinde riâyet etmemiz gereken ölçü yine Hak Nebi dilinden;
Dünyâya gönül bağlama ki Hak seni sevsin; insanların eline bakma ki halk seni sevsin. [Hadis-i Şerif]

– Eğer ilâhi güzelliğin hele ilahi varlığın senin yüz ve gönül aynanda da tecellisini istiyorsan yokluğu seç. Varlıkta yok olmanın sırlarını ara bul ki o güzellik (hüsn-i mutlak) senin de saf aynanda tecelli zevki bulsun.

– Her şeyin kendi zıddı ile meydana çıkması bir hakikattir. Acı olmasa tadın, çokluk olmasa birliğin manası, kıymeti elbette bilinmez. Varlık da ancak yoklukta görünür.

– Zengin, zenginliğini ortaya koyabilmek için fakire muhtaçtır. Nitekim nur olmasaydı karanlık nedir biz bilmeyecektik. Aslında uçsuz bucaksız karanlık bir alem olan dünyamızda gördüğün her şey, güneşin saldığı ışıktandır. Bir yerde ki noksan vardır, yokluk vardır, orası mutlaka bir hünerin aynası olur. Çün bir sanatkârın hünerini meydana koyması için o yerde eksiklik lâzımdır. Demek ki kemâlin aynası noksanlıktır. Bu sebepledir ki kendinde bir kusur, bir erme ve bütünleme ihtiyacı olmayan kimse Allah’ı aramaz ve anmaz. O biçare kendisini tam ve mükemmel zanneder. Kendi aczinden hatta kendi yokluğundan haberi yoktur. Kendisini var sanır.

Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an… Olmaz mı?

Bu yokluğu gidererek varlığa ulaşmak, gerçekten var olanda sonsuzlaşmak için hiçbir gayret sarfetmediği, kendi ruhunu bu dünya meydanında olgunlaştırmadığı için de “bir gün sahiden yok olduğunu anladığı zaman” iş işten geçmiş olur.

– İşte bu yokluğumuzu bildiğimizde kendimizi bilmiş olmaz mıyız? Kendini bilen Rabbini bilmez mi sultanım?

– Bu gün ârif ve mana sultanı sen oldun ya nâzarım… Kapı buradan açılıyor; Varlığı, varlık iddiasını terketmek. Cümle kâinatın yaratılması, salt bir yaratma değil bir zuhurdur. Hal böyle olunca kâinat Hüsn-i Mutlak olanın bir görüntüsünden ibarettir. Hüsn-i Mutlak ve Hayr-ı Mahz olan Vücud-i Mutlak’ın bilinmesi hakikatte var olmayan (la mevcud) insan ile gerçekleşir. Adem, lâ-hüsn ve lâ-hayr demektir. Adem, müstakil olarak mevcut değildir, varlığı zaruri olarak Vücud-i Mutlak’ta dahildir. Adem bir hayalden ibarettir; tecelli dolayısıyla muvakkat (geçici) bir süre için varlık evreninde bulunur. Adem, vücud ile karşılaşınca, vücud bir aynada aksetmiş gibi yansır. Bu akis gerçekte hayalden öte bir şey değildir. Durgun bir göle akseden güneş gibi, göz makamında olan insanda da Hüsn-i Mutlak akseder. Bu sebepledir ki insan, adem unsurunu mümkün olduğu kadarıyla yok etmeli (mâsiva), Hakk’ın visâline ulaşmak için Hak ile Hak olmalıdır. İşte bu “fenafillah” makamıdır. Fenâ ancak nefsi, adem, kubh (dünyada zemme, ahirete azaba mahal olan kabahat) ve şirkten arındırmakla mümkün olacaktır. Bunun yollarından biri de aşktır. Hüsn-ü Mutlak aşk ile görülür. Böylece tabii (mecazi) aşktan hakiki aşka geçilir. Tabii aşk insana duyulan aşktır; karanlıklarla doludur. Oysa aşk-ı hakiki, hakikat dünyasıdır. Bu saadete ermek uzunca bir yolculuk (seyr) gerektirir. Aşık için lazım olan taallüm (ders okuyarak ilim öğrenme) değil tahalluktür. (huy edinmek, güzel ahlak ile hallenmek) Bu yol söz ile değil hâl ile katedilir. Hal ise çoğu zaman bir insan-ı kâmilin yol göstermesiyle kazanılan bir meziyettir. Bu yolun sonunda insan mutlak hakikatle yüzleşip kainattaki umumi ahengin derin sırlarına vâkıf olur.

Fakr ve Yokluk Allah’ın bir lütfudur! Kendinden geçiş, benlikten kurtuluşda öyle sırlar vardır ki, bunları bilseydin, sence bütün varlık, yokluk olurdu! Dünya bir hiçtir; biz de hiçleriz! Dünya da, biz de hayalden, rüyadan ibaretiz! İş böyleyken, dünyalık elde etmek için çırpınır dururuz! Uyuyan kişi uykuda olduğunu bilseydi, rüya gördüğünü anlasaydı hiç üzülür müydü? Şu uykuya dalmış kişi, bir hayal görür, düşüncelere dalar! Şu dağınık uykudan sıçrayıp kalksa rüyadaki sıkıntıların gittiğini ve nimetler içinde olduğunu anlardı! Birisi, rüyada kendini gam zindanına düşmüş görür, birisi cennet bağı’na ulaşmış! Uyandıkları zaman ne zindan kalır, ne de cennet bağı! Yokluk evi olan şu dünyada, bir çok varlar, varlıklar görünmektedir. Halbuki gözlerimizi iyice oğuşturur da bakarsak,çoğu yoktur, yok! Dünya, var gibi görünen bir yokluktur. [Hz. Pir Mevlana]

– Hayret vallahi, nihâyete ererken mektubun mânâsın pek örttün erenlerim..

Cihân, bir hâne-i ibrettir ey can
Bu işin âhiri hayrettir ey can

– Sofraya oturacaklardan başkalarının görmemeleri için, asil yemek kaplarının üstlerinde kapaklar vardır!.. Can ehlinden, gönül ehlinden başkalarına kapalı olan bu tabakların içindeki yemekleri herkes merak eder; “Bu tabaklarda ne var?” diye sorarlar! Soranlara, hal dili ile derler ki: “Eğer herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabağın örtülmesine ne lüzum vardı? Herkes bilsin ki, can gıdası, can gibi gizlidir; ten gıdası, beden gıdası da, ekmek gibi meydandadır!”

– Can bahçesine rahmetinin ilkbaharı gelince, dikenler ya güller arasında kayboldu, yahut da bütün dikenlerim gül halini aldı! Beni yokluktan var eden, beni yaratan, her an beni söyletmede! Sonunda da, beni söyleten kerem buyurdu da cümle sözler, O oldu!

– Bu VARLIK zannından kurtulmak istiyorsan yalnız gören ve görünen gözünle değil gönlünle de yanıp ağla ki ıztırap ve gözyaşı bahâsına ruhuna benlik davasından kurtulmanın ferahlığı ve tesellisi dolsun.

Hak söyliyecek sende senün ortada nen var
Âlemde hemân ben didiğündür sana noksan

Vaktin bir ucu sabaha ermede, seher vaktinde cümle aminlere müşteri niyazlarınızı bekleriz.

Duâya her ne dem tevfik ederse Hak seni ey can
Bunu bil ki murâd etmiştir elbette sana ihsan

Ey seven ve sevilen Allah’ım, benim de yoklukla aramı uzlaştır, beni onunla barıştır. Ben de sende yok olmak arzusundayım. Ekmek, yemek, midede yanar yok olursa, o zaman akıl olur, can olur, hasetçilerin bile hasret çektikleri bir hale gelir. Geri kalanları benden gizli olarak, sana aşk söylesin! Sen, Ashab-ı Kehf gibi hem uykudasın, hem de uyanık! [Hz. Pir Mevlana]

Ya Rabbi bu duaya AMİN diyen canları YOKLUK tâcı ile mürîd iken murâd eyleyiver (İrade etmeyip bırakıp Murâd-ı ilahiye râm olanlar zümresinden kılıver)

Ya Rabbi cümlemizi, bütün ilâhî isim ve sıfatları üzerinde lâyıkıyla tefekkür eden, onların gerektirdiği güzel ahlâk ile yaşayan ve böylece ilâhî muhabbet ve dostluk iklîmine vâsıl olan kullarından eyle! Ya Rabbi bizleri sevip sevdirdiğin bahtiyar kullarından eyles! Kendinden gayriye, yâni mâsivaya karşı gönlümüze nebevî bir istiğnâ ihsân buyurup bütün rağbet, alâka ve bağlılığımızı yüce aşkına ve emr u fermânına tahsîs eyle!

Yâ Rabbî Habibinin ayı olan Şaban-ı Şerifi hakkımızda mahza hayr ve bereket kıl, Habibinin güzelliğinden kalblerimize bir hâl nasîb eyleyip lütf û inâyetinle, aşkına mahkum olacağımız nice Ramazanlara eriştiriver…

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma, Mâh-ı Nebi olan Şaban-ı Şerif, ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah, Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .


Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin

Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Reklamlar

6 thoughts on “Ne var ki (ne) yok

  1. Sevgili pray like s.a.a.w. can’a da selam olsun. Sizin düşüncelerinize de katılıyorum ama İnşallah Ümit ağabey’de yanıtlarsa zihnimdeki karmaşa çözülür . Sağlığına her daim duacı oluruz. Her daim muhabbetle.

  2. Aslı’ya maşallah inşallah sorularına cevap verilir en önemlisi Rabbim versin cevabını sizki hep cıvıl cıvıl sevgi dolu inşallah yolunuz hep açık ola şimdiki gibi her okuduğumda size maşallah diyorum inşallah cümlemiz gönlü susayan ALLAH ALLAH dedikçe daha da çok azım daha da ALLAH ALLAH ALLAH yine yetmez daha azım daha da ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH deyip Onun yolunda çırpınanlardan olalım hep O olsun cevabımız herşeye yanıt bulunur Ondan ötesi yanıtsız karmaşadır O bütün yanıtlara yeter artar bile ömrümüz Onun yanıtına doymaz yetmez bütün alem toplansa yine Onun yanıtı sonsuz katı sonsuz olur ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH

  3. Bu mektubu okuduğum günden beri kelimeleri çözemedim.Aklım karıştı biraz. Yardım istesem, acaba mümkün müdür? Biraz sesli bir düşünce yapacağım 🙂
    Şimdi Fakirlik denilince ilk akla gelen ne bir lokma yiyeceği ne de giyeceği olmayan kişi gelir . Ama burada fakirlik başkaymış.. Bir makam gibi galiba. Hani mest mp3’de hazırladığınız liste gibi:
    Eser Adı, Makam, güfte, beste, usûl, form, sazende, hanende ve nota yolu.
    Makam bölümünde hicaz bölümü tıklanıldığı zaman farklı eserler geliyor ama makam : Hicaz.
    Biz insanları rabbimiz dünyaya halife olarak göndermiş. İlk halife de Hz. Adem. Her ezan’dan sonra dua ederiz.
    “allahümme rabbe hazihid-davetit tammeh vassalati kaimeh,ati Muhammedin il vesilete vel fadilete ved dereceter rafîete veb ashü mekamen mahmuden ellezi inneke la tuhliful miad. ”
    diye . Burada peygamberimiz’e Makamı mahmud ‘a ulaşması için dua ederiz. Makamı Mahmud en yüce olan makam mı ? ( Bilmemek değil öğrenmemek ayıpmış. Cesareti ordan alarak sormak istedim )
    Normal bir insan hangi makamda olduğunu nasıl bilebilir? Mesela siz hiçbir Cuma mektubunda bizlere aynı makamda eser ikram etmediniz?
    Bize göre makam sahibi olmak işte en iyi üniversite eğitimi almak, iyi ücretli bir işte çalışmak. Sorana ailemiz kızımız ya da oğlumuz doktor, öğretmen, bankacı diye anlatır.Gönül makamını sorsanız o nedir derler. Rabbimizin nazarında isteriz ki hep kıymetli olalım. İşten çıkıp işsiz kalınca kul nazarında ani bir düşüş yaşanılır borsadan hızlı bir şekilde. Kolay kolay rağbet görmez insan. Ta ki daha havalı bir işe girinceye kadar. Burada işte kafam karıştı. Kul rabbinin katında bir hata işledi, bir makam düştü diyelim.Tekrar eski makamına mı kavuşabilir mi?

  4. Ya RABBİ ŞU KELİMELERİ YAZAN SENDEN BIKMAYAN SANA SUSAMIŞ FAKİRLERİN EN FAKİRLERİNİ SENİN FAKİRLİĞİN İÇİN SONSUZ TUTUŞANLARI RAZI OLDUĞUN KULLARINDAN EYLE…SENİN ZERRE KADAR YARATTIĞIN BİRŞEY YETER CÜMLEMİZE SONSUZ SONSUZ SONSUZ SAYICA FAKİR OLMAK ARZUSUNDA OLMAYA SENİN İÇİN SANA SUSADIK SENİ İSTEDİK SENSİN BAHTIMIZIN TEK SAHİBİ SENSİN YA RAB SEN FAKİRLERİNİ DUY YA RAB DUY BU GÖNÜLDEN ÇAĞIRAN SESLERİ DUY AĞLAYIP SIZLAYAN YETİMLERİ SENSİZ BIRAKMA BİZİ YA RAB SEN TEK ZENGİNLİKSİN CÜMLEMİZE SEN TEK SUSUN SUSUZLARA SEN TEK SEN TEK SEN TEK YA RAB YA RAB YÜREKLERİ CAYIR CAYIR ORUÇ TUTAR BU FAKİRLERİN SENİN İÇİN YA RAB SEN SEN DİYE İFTARLARI ARZULARLAR SAHURLARINDA HEP SENİNLE GÜNE BAŞLARLAR YİNE SENİNLE YİNE SENİNLE YİNE SENİNLE UYANIR UYURLAR YA RAB GÖR BU FAKİRLERİ SEV SEN HEP ONLARI SENİ ARZULARLAR SENİ İSTERLER SENSİN TEK ÇARELERİ YA RABBİ NOLUR GÖNÜLLERDEN HİÇ ÇIKMA NOLUR YARABBİ İZİN VERME BİR SANİYEDE OLSA GÖNLÜMÜZDEN ÇIKMAYA NOLUR YA RABBİ DUY ŞU FAKİRLERİN TELAŞINI DERDİNİ ÇİLESİNİ SENİ ARZULAR BU GÖNÜLLER SENDEN BAŞKA AŞKA GELEMEZ BÜLBÜLLER GÜLLER FAKİRLER YA RAB SENİN AŞKIN YAKAR TAZELER BU FAKİRLERİ İZİN VER YA RAB BİR ZERRE DE OLSA TATSIN ŞU FAKİRLER SENİN AŞKINI İZİN VER YA RAB İZİN VER SENDEN ÖTE YOK YA RAB DUY ŞU FAKİRLERİNİ

  5. Allah razı olsun efendim..öyle ihtiyacım olan bir yazıydı ki,melhem gibi geldi yaralarıma…
    Allah sizi ve tüm ümmeti muhammedi derin yaralardan muhafaza buyursun…
    vesselam…

  6. amin…amin..amin…bu güzel yazılar için sonsuz şükranlar…yazdırana yazana sonsuz şükür…canımız efendimizin ümmeti olmanın güzelliğini yaşayan bizlerin fakrımızın farkında olmamız nasib ola…aminnn…cumalar mübarek ola….

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.