Tasavvuf Vaktidir


(Dünyanın fânî nîmetleri elinden alınacak) âhiret yolcusuna,
Rabbinin adını zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnız O’na yönel! [Müzzemmil, 8]

Harâb oldu gönül yâ Rab, evindir ânı tamir et…

Tüketti sanma hezâran, hikâyet-i aşkı
O kıssadan dahi söylenmedik neler kaldı
hezâran: bülbüller

Madem “Cân yine bülbül oldu” mihmânı olduğumuz dem bu dem ve fırsat elde iken hediyemizi ikram ile başlayalım söze: 254. Mestmp3

Aah zaman, gül yaprağına düşen bir kar tanesi gibi çabucak erir. Ramazan-ı şerif de, ömür de böyledir.Ancak biz aciz kullarına dünya ile alışverişi sürsün diye uzunmuş gibi gelir. Kuran ve Oruç ile infâk ayı bildiğimiz sebeb-i gufranımız Ramazan’ın da çoğu gitti azı kaldı erenlerim… Nedendir bilinmez yolun yarısını geçtiğinde can hüzünlenir, bir ayrılık heyecanıdır başlar…

Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Kur’an-ı Kerim okumakla ne büyük bir nimete nâil olduk. Güzeller güzeli Cenab-ı Hakk’ın lütfuna bak ki bizim ağzımızdan kelamını çıkartıveriyor. Kıraat ederken daima böye bir lütfa mazhar olduğumuz için hamd ü sena duygularıyla niyaz etmek gerek.

Hoş safalar vermiş bize vaslın şerbeti
Ey mübarek sabr-ı âli, şehr-i gufran elveda

Oruç nefsi Allah Teâlâ’nın rızası için helâlden dahî alıkoymak değil midir? Nefis iştihasını Allah Teâlâ’ya kurbiyyet (yakınlık) için tehir eden (erteleyen) rahmanî hudutlar içerisinde rahîmiyyet kokuları alırsın. Hal sahibi zatlar mâsivaya oruçludurlar. Şöyle beyân edelim: Nasıl ki bir insan oruçlu iken iftar vaktine kadar kendisini nimetlerden alıkoyar (haşa nimetlerden alıkoyar dedik fakat esasında en büyük nimet imandır) Fâni olan ikramları bâki olan ikrama değişmeyeceğini fiilen gösterir. Amma düşün ki bir adam imsak ettiği vakitte ağzıyla bir şey yemese de iftar vaktine kadar hep “Ah keşke yemek olsaydı, ah keşke şunu yeseydim, şunu işleseydim şöyle etseydim” dese o orucun feyzini alabilir mi? Alamaz. Demek ki kalbinde niyetle başladığı o amel ifsad olmasın (bozulmasın) diye o niyete uygun amel ve ahvâl içinde olmalı. Peki bir kişi Allah Teala’ya muhabbet ve kurbiyyet niyetinde ise artık masivaya (Allah’ın gayrında olan şeylere) meyleder ve yalanıp durursa kalbindeki bu imsak layıkıyla iftara erişir mi?

Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır. [Buhârî, Savm, 6]

Oruç der ki: “Oruç tutan can, helalden bile çekindi, bil ki harama varmasına artık imkan yok!” Zekat der ki: “Kendi malını bile muhtac olana veriyor, artık kendisiyle aynı yolda olandan nasıl çalar!”

Oruç seni gün gibi gönlü aydın, canı safa bir hale kor. Sonra da padişah ile buluşma olan bayram gününde varlığını kurban eder, seni varlıktan ve benlikten kurtarır. [Hz. Pir Mevlana]

Hazret-i Âişe (ra) annemiz anlatıyor: “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ramazan ayında ibâdet husûsunda diğer aylarda görülmeyen bir gayret içerisinde olurdu. ramazan’ın son on gününde ise kendisini çok daha fazla ibâdete verirdi. Bu günlerde geceyi ihyâ eder, âilesini uyandırır ve izârını bağlardı. (Yâni ibâdet için hazırlıklarını tamamlar ve büyük bir azimle Hakk’a yönelirdi.) [Müslim, İ’tikâf, 8]

Hayatın türlü meşgaleleri içerisinde meydana gelen niyet sapmalarının düzeltilmesi, bozulan yönlerin ıslâhı ve insanın bütün varlığıyla Allah’a yönelip rızâ-yı Bârî’yi kazanmaya çalışması ancak i’tikâf gibi bir ibadet ile gerçekleşebilir. İtikâf mü’mini aynı zamanda, Rabbinden başka dostun bulunmadığı kabir yalnızlığına alıştırır. Bu da ancak oruçla gerçekleşebileceği için, oruç günlerinin en efdali olan Ramazan’ın son on gününde emredilmiştir. İ’tikafa giren can, kalbini dünyadan ayırmak ve nefsini Mevlâ’ya teslim etmekle, Kerîm olan Allah’ın kapısına mülâzim(yapışmış), hal diliyle, “Rabbim beni mağfiret etmedikçe ben bu kapıdan ayrılmam.” demiş olur.

Bizi hiç ihmal etmediği bir sünneti olan, böylesi lâtif bir ibadet; “İ’tikaf” ile tanıştıran, numune-i imtisâlimiz, Habib-i Kibriya Efendimize, Cenab-ı Hakk’ın salat ü selamları adedince salat ü selam olsun.

Cemâlin hüsnüne canlar fedâdır yâ Resûlallah
Kelâmın kalb û ruha hoş gıdâdır yâ Resûlallah

Nimetlerine, ihsanlarına nâil olunca, Allâh’a şükret; lütfunu gördüğün kişiye de teşekkür et, onu an! İşte bu yüzdendir ki, Cenâb-ı Hak; «Peygamber’e salevât getirin!» buyurdu. Çünkü Hazret-i Muhammed (sav) mü’minlerin dönüp başvurdukları, müstesnâ ve emsalsiz varlıktır! [Hz. Pir Mevlana]

Canını Allah’a, gününü mescide bağlayan bir i’tikaf ehli, adeta ihtiyacı giderilinceye kadar büyük bir zatın kapısında bekleyen ve ısrarla dileğini tekrarlayan kimseye benzer, insan, dünyanın her türlü aldatıcı, çarpıcı süs ve alayişinden, gam ve telaşından uzaklaşma imkanı bulur. Gözünü gönlüne çevirme, kalbinin ve vicdanının sesini duyma fırsatı elde eder. Oruçla birlikte incelen cesedini, saflaşan ruhunu yaratılışının sırrına yönlendirme zeminine kavuşur. Kulluğun en devamlı ve en anlamlı olduğu haller bu hallerdir. Oruç, i’tikâf, sahur, iftar, mukabele, sadaka, hayrât ve hasenât… Bunlar, özellikle Ramazanda yoğunlaştığı için Ramazan kulluğun zirveye ulaştığı bereket ve rahmet mevsimidir, tasavvuf iklimidir.

Tasavvuf, dinimizin özü ve gerçek anlamı; asıl gaye olan insân-ı kâmil olmanın yolu ve yöntemidir. Özetle tasavvuf tüm devirlerde olduğu gibi hatta onlardan da fazla, yirminci yüzyılın şu stresli, sinirli, gerilimli, bunalımlı, şüpheci, aceleci, dertli, hasta ve bedbaht insanının da “nerede?” diye gece gündüz aradığı, yalan yanlış yerlerden sağlamaya çalıştığı gerçek mutluluğun ilahî yolu ve anahtarıdır.

O halde sen de ey can! Bu önemli ve hayati konuya ciddiyetle eğil, bu nurlu ilahî yola gir, iki cihan saadetini bul!

Herkes, her şey, Sen’i arıyor; Senin evinde i’tikafa girmiş, Senin kereminin, lütfunun kabesine yüzlerini dönmüşler, ibadet ediyorlar! Bazen çeng gibi, kapının önünde Sana rüku etmekte, bazen ney gibi, Senin nefesinin ümidi ile kamet getirmektedir! Yeter ey akıl! Artık, bu hüzünlü feryadı bırak; acıklı hikayeyi söyleme! Cesur olan her gönül, konuşarak değil, susarak hakikatin kokusunu alır! [Hz. Pir Mevlana]

Sen eyle ânı kim sana yaraşır,
Ben ettim ânı kim bana yaraşır!
Bizden isyân, senden ihsân!
Bizden dua, senden icabet.
Biz diken ektik, sen gül derlet yâ kerem kânı,
Yâ men izâ du’iye ecâbe ve izâ sü’ile a’tâ!

يامن إذا دعوية إجاب و إذا سأل أعطاء
(Ey dua edildiğinde icâbet eden, istenildiğinde ihsan eden Allahım)

Bizleri râzı olduğun hâl üzre eyle, kalplerimizdeki mâsiva muhabbetini ihrac eyle, sâdırlarımızâ ilhamat-ı Rabbaniyye’ni isâl eyleyiver!

Ya Rabbi! Niyetlerimizi, düşüncelerimizi, hislerimizi ve davranışlarımızı rızâ-yı Bârîn ile te’lîf eyle! Hayatımızı dâimî bir kulluk vecdiyle sonsuz bir ramazan rûhâniyeti içinde yaşayabilmemizi, ilâhî dostluk ve yakınlığa nâil olarak son nefesimizi ebedî bir bayram sabahının huzur ve saâdetiyle verebilmemizi nasîb ve müyesser eyle!

Yâ Rabbî! Peygamberler Sultânı Efendimiz’e ümmet olma şerefinin şükrünü lâyıkıyla îfâ edebilmeyi cümlemize nasîb eyle! Üzerimizdeki nîmetlerini artır! Ya Rabbi! Bizleri Şehr-i Ramazan’ın emsali kesiresi ile müşerref eyle, şikayetinden emin şefaatine nail eyle!

Ya Rabbi! Bizleri “günleri bitti diye değil” de Ramazanın hükmünün yerine getirilmesi ile “hale erdik” diye hakiki bayram eden aşık-ı sâdıklar zümresiyle haşr u cem eyle!

Savm u tesbîhimizi eyleye lutfuyla kabûl
İki âlemde nasîb ede visâline vüsûl

Hamiş: Efendim, “şu insanlar bizim şerrimizden emin olsunlar” diye bayrama erinceye kadar göz ve gönül aydınlığımızın mescidine misafir olacağız. Aksayacak mektuplar için peşinen özür beyan eder, kusurların affını taleb ederiz. Aşk olsun, huu

Günahkârım kusûrum çok derd-i ihsânına geldim
Senin affın günahkara atâdır yâ Resûlallah

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
Ümid-i gufran olan Ramazan-ı Şerif, Hakiki Bayram,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola…

Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

5 thoughts on “Tasavvuf Vaktidir

  1. her cuma buradan vitamin alırcasına gece kalkıp bu hafta ne yazmışlar merakıyla siteyi açıyoruz …İnşallah herşey yolundadır..Rabbım sağlık sıhhat ve afiyet versin efendim…ilminizin sadakasını bekliyoruz………………..

  2. son derken bedenin sonudur kastedilen ruhun gönlün sonu mümkün mü eğerki Hak sevdası yerleştiyse gönlünde ;cümlemize ALLAH razı olsun selametle kara ölümler hayırlı yaşamlar hayırlı ölümler muradıyla cümlemize Cennet nasip olsun…

  3. son diye bir şey olmazsa nasıl ayrılıklara tahammül edilebilirdi ki ? Muhabbet ve aşk ile yazılmış satırların ilk başında nasıl hitap edilmiş “(Dünyanın fânî nîmetleri elinden alınacak) âhiret yolcusuna”
    Yine muhabbet dolu satırlar arasında yazan öyle yazmış ki sanki bizim düşüncelerimize cevap verircesine
    “Oruç seni gün gibi gönlü aydın, canı safa bir hale kor. Sonra da padişah ile buluşma olan bayram gününde varlığını kurban eder, seni varlıktan ve benlikten kurtarır”[Hz. Pir Mevlana]
    Ebedi olan Allah aşkı olup dünya nimetleri ve mekanı insanlar için geçicidir.
    İnsan nasıl bir son ister ? Sevgiliye kavuşma anı nasıl olsun sorusuna cevabı yine satırlar arasında hazır :
    “Hayatımızı dâimî bir kulluk vecdiyle sonsuz bir ramazan rûhâniyeti içinde yaşayabilmemizi ,ilâhî dostluk ve yakınlığa nâil olarak son nefesimizi ebedî bir bayram sabahının huzur ve saâdetiyle verebilmemizi nasîb ve müyesser eyle!”
    ( Milyonlarca defa amin!)
    Bizi bu güzel kelimeler ile tanıştırıp , duyguları yaşattığı için rabbime hamd ederim. Uslüp ve yorum öylesine güzel ki , inşallah kendisinden bizlere bir hatıra amaçlı bir kitap desem az olur ama , en kısa zamanda kütüphanemizde kitaplarını da görmek ve okumak isteriz. Her daim muhabbetle kalmak dileğiyle!

  4. son diye bir şey olur mu gönül ,tahtında Hak varken sonsuzluk senindir yeterki Hak olsun orda bitecek gidecek mübarek demek neden gönül ,unuttun her adımın her soluğun zaten bayram ibadet iman takva sevda aşk ;senin nefesin, senin gönlün Hak Hak Hak diye yandıkça her saniyen her zerren cümle aleme Ramazan her Ramazan ve cümle alem sana misafir Hu ALLAH diyen gönüllere ,Hak yolundan ayrılmaya hiç ama hiç niyeti olmayana ne mutlu ,ALLAH cümlemizi çoook sevsin

  5. zaman, gül yaprağına düşen bir kar tanesi gibi çabucak erir.

    nasıl bir zarif benzetim zaman hakkında. Büyüklerimiz ramazanın son günlerinde o zaman sebebini bilmediğimiz bir şekilde ağlayıp, dua ederlerdi , giderken bizi de yanında götür ramazan diye yalvarırlardı. Bir sonraki ramazanı yaşamaya ömrümüz yeter mi bilinmez , yine sizin dualarınıza amin dilediğimi belirterek , cuma günümüz mübarek olsun. Şimdi hediyemiz olan ikramı dinleme vakti.

pray like s.a.a.w. için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.