O’na muhalefet


Allah’a muhalefetten sakınınız. [Hazreti Ali -kerremallahü vecheh]

Anla artık! Her iki dünyada da O ne dilerse ancak o olur. [Hazreti Pir Mevlana]

Hazretim bu sözle insanı, hayatının en temel tercih noktasında uyarıyor: Yaratıcı ile cedelleşme. Ona karşı çıkma, isyan etme. O’nu yok sayma, inkar etme. O’nun sözünden, çizdiği yoldan uzaklaşma. O’nunla zıtlaşma. O’na düşman olma. Ona düşman olanla bir olma. O’ndan kopma.

Bunun öteki ucunda da şunlar var?

O’na itaat et. O’nun verdiklerine razı ol. O’nu bil. O’na bağlan. O’na sımsıkı sarıl. O’nunla birlikte ol, O zaten hep seninle, bu birlikteliği idrak et. O’na şükret. Sabır gerektiğinde sabret. O’nu sev. O’nun dostlarını sev. O’nun dostlarıyla birlikte ol. Onun çizdiği yolda ol. O’nun ipine sarıl. O’nun kitabı ile yaşa. O’nun Peygamberinin elinden tut.

“Allah’a muhalefet” ne demek?

O’nunla olan hukuku zedelemek demek. Evet, bir hukuk var O’nunla. O, yani tüm varlığı yaratanla… Yaratma hukuku bir kere, sonra hayatı idame, rızık verme. Gözün göz, kulağın kulak, yüreğin yürek, beynin beyin olması… İnsan olmamız O’nun lütfu. Bir nutfenin içinde gözler, kulaklar, kalb, beyin,kemikler… kadıb – erkek… insan… Bu akıl akıl ötesi hadise bir hukuk doğurmaz mı?

Bu hukukun bir sonucu var. Onu O (c.c.) bildiriyor. “Yarattım, bana kulluğunuzu idrak edin” buyuruyor. İşte bunu çiğnemek demek Allah’a muhalefet. Zatını bilebilecek potansiyelde yaratmış insanı, bilmemekte direniyorsunuz, bildiniz, O’nun hayat için gönderdiği yol haritasını tanımamakta direniyorsunuz, yol haritasını tanıyorsunuz, ama üzerinde tahrifata girişiyorsunuz.

Yaptığınız nedir? Allah’a muhalefet!

“Allah’a düşmanlık” tanımlaması var Kur’an’da, “Allah’a isyan” tanımlaması var. “İnkar” var, “küfür” var… “Hasımlık” var. “Fücur” var. Buna karşılık “itaat” var, “sevgi” var, “rıza” var, “bağlılık – sarılma” var, “iman” var, “takva” var…

İnsan Yaratan’ı ile ilişkide, birinciler içinde olmayacak, ikinciler arasında bir şahsiyet inşasına yönelecek. İnsanın yeryüzü imtihanı bu iki uç arasında…

Allah’a muhalefet mümkün mü?

Aslında buna imkan yok. Yani insan nesi ile nasıl muhalefet edecek Yaratıcısına?

يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ

Ey insan, ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan (mağrur eden) nedir? [İnfitar, 6]

Bir düşün ey insan! Bir düşünelim. Mümkün mü gurur? Bu, ahmaklık – aptallık olmaz mı? Nimetleri düşün, böyle cömert bir Rabbin var. Bir de onlardan herhangi birisinin eksildiğini… Hani nefes almakta zorlandığını, ciğerlerindeki bronşcukların kapandığını, genzine bir şey kaçtığını, beyin damarlarından birisinin koptuğunu, dilinin fonksiyonunu icra edemez hale geldiğini, sinirlerinin çürüdüğünü, yediklerini – içtiklerini çıkaramadığını vs… Uykunu alsaydı O’nun kudreti? Gözlerin kapanmayıverseydi?

Kime sığınırdın? -Aman Allah’ım! diye bağırmaz mıydın?

Denizde fırtınaya tutulsan, yer yerinden oynamaya başlasa… Güneş doğmasa, gece gelmese ne yapardın? Güneşi doğdurur muydun, ya da güneşin üstünü örtecek bir bezin mi vardı? Aslında muhalefet diye bir şey olamaz.

Muhalefet bile Allah’ın izniyle… Öyle kurmuş düzeni… Bakalım şu insanoğlu ne yapacak? Zalum mu olacak, cehul mu? Kan mı dökecek, fesat mı çıkaracak? Yoksa içinden kimileri alay-ı illiyyine çıkmaya mı çabalayacak? Rabbim bana bakıyor, O’na bir güzellik sunayım mı diyecek?

Şah damarımız kimin elinde? Yaratmasaydı hesap mı soran olacaktı? Yaratmasaydı “Beni niye yaratmadın?” diye muhalefet eden mi bulunacaktı?


Aslında baksa insan, Allah’a hep muhalefet halinde bulunamadığını da anlayacak. Gidip geliyor muhalefetle iman arasında… Çünkü “ana muhalefet” insan fıtratına aykırı. Yani insanın Rabbine muhalefet etmesi için kendi kendisi ile savaşması lâzım. Beynine zulmedecek, kalbine zulmedecek, ruhuna zulmedecek… Evet, önce ruhuna zulmedecek… Ki o, Rabbani bir özellik taşıyor. Nasıl yapar insan bunu? Stres.. Kalb sancısı… Rabbinden uzaklaşan kalbin sancısı… Nasıl dayanır insan bu sancıya? Olmaz.

Allah’a muhalefet hangi şekillerde olur?

Ama insan savrulur bazen, kafası karışır, zihni bulanır ve yaratılış gayesini bilemez hale gelir. Varoluşunun kendisine bağlı bir tasarruf olmadığını unutur? Ondan sonra da muhalefete kalkışır? Belki bunu Allah’a muhalefet ettiği’nin farkında olmadan yapar. Sorulsa Allah’a inandığını söyler. Ama unutur Rabbini. İnancın hayata yansıması neredeyse sıfırdır. O’nun kaderine, verdiğine aldığına, düşürdüğüne yükselttiğine razı olmaz. “İsyan” gelir dayanır diline, gönlüne…

Kitabına razı olmaz. Başka kitaplardan hayat çerçevesi devşirmeye kalkışır. Peygamberine razı olmaz. İzini kaybeder onun, yolunu kaybeder, onunla buluşmayan yollar edinir, onun elinden başka tutunulacak eller edinir, buluşulacak kalpler edinir. Ona sevgi Yaratan’ a sevgi iken, Ona itaat, Yaratan’a itaat iken, sevgileri savrulur, itaatleri savrulur.

Ahiretini düşünmez. Yolculuğunun farkında değildir. Hayat defterine, Yaratanını gücendirecek şeyler yazılması karşısında duyarsızdır, kaygısızdır. Allah’ın hududuna riayet etmez. Oysa her hükümdarın çizdiği sınırlar vardır. Kainatın yaratıcısı olan Allah’ın sınırları da vardır. İnsan, yeryüzü hükümdarlarının sınırlarını görür gözetir de, ilk daralmada aşar ilahi sınırları…

Hayatı parçalanır insanın, Allah için olanla Sezarlar için olan arasında… Sezarların bile ancak Allah’ın iradesi ile var olduğunu unutarak.

Peki Allah’a muhalefet edenin akıbeti nedir? Hüsrandır. Dünyada da hüsrandır, ebedi alemde de…

İnsan dünya hayatını hayat mı sanır, birkaç saatlik zamandır hepsi… Gidilecek bir ebediyyet dünyası vardır ve oranın mutlak hakimi Allah Tealadır.

يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا ۖ وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ

Bir gündür ki hiçbir kimse, hiçbir kimseye yardım edemez o gün ve hüküm, o gün Allah’ın.. [İnfitar, 19]

İnsana bu dünyada sadece mühlet verilir, o da imtihan süresidir. Orada perdeler kalkar, herkesin gözü en keskin biçimde gerçeği görmeye başlar. Ahmaklık etmemeli insan, burada ebedi kalacakmış gibi tasavvurlar – davranışlar içine girmemeli. Ahmaklık ederse, ebedi hayatını karartır.

Üç Günlük hayat biter, ya ondan sonrası?

“Her şey yazılıyor” diyor Halık-ı zülcelal. Eller, gözler, deriler, ayaklar şahitlik yapacak, diyor. Melekler üzerinizde diyor. Bir söz söylemezsin ki onu kaydeden bir gözetleyici bulunmasın. Ahireti ortadan mı kaldırdın? Kendi başına mı geldin dünyaya? Nereye gidiyorsun, öldükten sonrayı şimdiden tayin mi ettin, garanti mi?

Boş kurgular… Allah her şey üzerinde mutlak gözetici, gözetleyicidir.

Neyin muhalefeti?

İnsan bilinç halinde sürekli Yaratıcıya muhalefet etse, ya buna aklı tahammül etmez, ya yüreği…. Ya çıldırır, ya hayatına son verir. Belki bilinçsiz muhalefetler içinde olur insan. Başkaldırdığını, isyan ettiğini, aykırı davrandığını sanır… Ama bu süreçte bile yer yer fıtratı devreye girer ve inançlı insanın yaptığını yapar. Rabbiyle sürekli kavga, insana göre değildir. İnsan işi değildir. Onun için Kur’an öyleleri için “Hayvandan aşağı” tanımlamasını yapar.

Kur’an ne diyor?

Kelam-ı Kadim, Kur’an-ı Kerim neredeyse tamamında insanın Rabbi ile ilişkisindeki düzeni – düzensizliği değerlendirir. İnsanın dünya hayatı, rabbi ile ilişkisinin imtihanıdır çünkü. Öyleyse gelin, Kur’an’ın “Allah’a muhalefet eden”e bakışını okuyalım:

İnsan kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık bir hasım kesilir! [Yasin, 77]

Gök yarıldığı zaman, Yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman,Denizler kaynayıp birbirine karıştığı zaman,Kabirlerin içinde olanlar dışına çıktığı zaman, Herkes, neyi önünden gönderdiğini, neyi de geride bıraktığını bilecektir. Ey insan, ihsanı bol Rabbine karşı aldatan (mağrur eden) nedir? [İnfitar, 6]

O Allah ki seni yarattı, seni düzgün bir şekle koydu, mütenasip kıldı ve dilediği şekilde terkip etti, Hayır hayır, doğrusu siz dini (cezayı) yalanlıyorsunuz. Üzerinizde sizi koruyan, yaptıklarınızı yazan şerefli melekler vardır. Onlar yaptıklarınızı bilirler.Samimi mü’minler hiç şüphesiz büyük bir nimet içindedirler. Kafirler ise cehennemdedirler. Ceza günü oraya gireceklerdir. Oradan ayrılamayacaklardır.Ceza gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin! O gün kimse kimseye bir fayda sağlayamaz. O gün emir Allah’ındır. [İnfitar Suresi, 1-19]

O gün Allah’ın düşmanları, toplanıp cehennem ateşine sevkedilirler. Ve bölük bölük ayrılırlar. Cehenneme geldikleri zaman da kulakları, gözleri ve derileri işledikleri hakkında aleyhlerinde şahitlik yaparlar. Allah’ın düşmanları derilerine “Niçin bizim aleyhimizde şahitlik yapıyorsunuz?” derler. Onlar da “Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi ilk defa yaratan O’dur. Yine O’na döndürülüyorsunuz” derler. “Siz, günahlarınızı kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik etmelerinden korkarak gizlemiyordunuz. Aksine Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz. “İşte Rabbinize karşı beslediğiniz bu kötü zan sizi helak etti de böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz. [Fussılet, 19-23]

İşte Allah’ın düşmanlarının cezası bu ateştir. Ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak onlar için cehennemde, içinde ebedi kalacakları bir mesken vardır. [Fussılet, 28]

…Fakat babasının Allah’ın düşmanı olduğu ortaya çıkınca İbrahim ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim, çok niyaz eden, çok halim selim bir insandı. [Tevbe, 114]

Kim Allah’a ve Rasulüne isyan eder ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine koyar. Ve onun için alçaltıcı bir azab vardır. [Nisa, 14]

Hz. Ali(kv) Efendimiz buyuruyor ki: “Allah’a muhalefetten sakınınız”

“Allah’a muhalefetten sakınınız. Kulu kurtaracak olan en üstün nesle iman, Allah yolunda cihad, insanın tabiatında mevcut olan samimiyet, dinin direği olan namazı kılmak. Allah’ın farz kıldığı zekatı vermek. Allah’ın azabına karşı bir kalkan olan Ramazan orucunu tutmak, fakirliği gideren ve günahları döken haccı ifa etmek, serveti bollaştıran, ömrü uzatan ve dostların sevgisini kazandıran akrabayı ziyaret, hataları silen, Allah’ın gazabına mani olan gizli verilen sadaka ve fena bir şekilde zuhur edecek ölüme engel olan ve korkudan koruyan iyiliktir.

Allah’ı devamlı zikrediniz. Çünkü zikirlerin en güzeli Allah’ı zikretmektir. Muttakilere vadedilenleri isteyiniz. Çünkü Allah’ın vadi vaadlerin en doğrusudur. Peygamberinizin yolundan gidiniz. Çünkü o, yolların en efdalidir. O’nun sünnetlerine uyun, çünkü O’nun sünnetleri yolların en şereflisidir. Allah’ın kitabını öğreniniz. Çünkü Allah’ın kitabı sözlerin en değerlisidir. Dini iyi anlayın, çünkü dini iyi anlamak kalpleri parlatır. Kur’an’ın nurundan şifa isteyin, çünkü o gönüllerdeki marazlara şifadır. Kur’an’ı, hakkına riayet ederek okuyunuz, çünkü en güzel haberler ondadır. Kur’an okunduğu zaman dinleyiniz. Konuşmayınız, umulur ki Allah size merhamet eder. Kur’an vasıtası ile doğru yolu bulduğunuzda öğrendiklerinizle hidayette daim olasınız. İlmiyle amel etmeyen âlim, bilgisizliğinden dolayı doğru yolu bulamayan günahkar cahil gibidir. Bana göre, cehaleti içinde bocalayan cahile nispetle ilmi ile amel etmeyen âlimin vebali daha büyük ve âlim daha perişandır. Her ikisi de mahvolmuş sapıklardır.”

Ey Allah’ın kulları! Size güzel misaller veren, ecelinizi tayin eden Allah’a muhalefetten sakınmanızı tavsiye ederim. Allah sizlere, istediğini dinleyebilen kulaklar, gören gözler ve gelecek çeşitli felaketleri sezen kalp vermiştir. Allah sizleri boş yere yaratmadı. Sizi başıboş olarak da bırakacak değil. O size güzel nimetler ikram etti, bol bol yardım etti. Sizin her yaptığınızı tescil ediyor. İyi ve kötü günlerinizde size yardım etti.

Ey Allah’ın kulları! Allah’a muhalefetten sakınınız! Yapacağınız işlerde azimli olunuz. İhtiyaç ve isteklerin son bulacağı ölüme iyi ameller yaparak hazırlanınız. Çünkü dünya nimetleri geçicidir. Onun felâketlerinden emin olunamaz. Aldatıcıdır. Zayıf bir gölge ve yıkılmaya yüz tutmuş bir dayanaktır. Arzu ve emelleri yorarak helak eder.

Ey Allah’ın kulları! İbret alınması gerekenlerden hisse kapınız. Her şeyden ibret alınız. Korkunç haberlerden ders alınız. Öğütlerden istifade ediniz. Ölümün pençesine geçmek üzeresiniz! Toprak sizi bağrına basmak üzere. Sûr’un üfürülmesiyle korkunç tehlikeler sizin etrafınızı saracak. Kabirdekiler çıkarılacak mahşer yerine sevk edilecekler. Cebbar olan Allah’ın denetimi altında hesaba çekileceksiniz. Mahşer yerine giderken, herkesin yanında onu oraya götüren biri ve yaptıklarına şahitlik edecek bir de şahit bulunacak. O gün Allah’ın nuru ile yer yarılır, amel defterleri ortaya konur, peygamberler ve şahitler huzura getirilirler. Kimseye zulmedilmeden aralarında adaletle hükmedilir.

O gün ülkeler sarsılır, tellallar bağırır. O gün kavuşmak günüdür. Gizli olan her şey açığa çıkar, güneş tutulur. İnsanlar ve onlarda hakları olan hayvanlar aynı yerde toplanırlar. Sırlar açığa çıkar, kötüler helak olur, kalpler ürperir. Cehennemlik olanlara Allah tarafından helak edici bir darbe ve feryat ettirici bir azap gelir. Cehennem hırslı, homurtulu, korkunç seslerle, hiddet ve tehdit savurarak karşılarına çıkarılır. Ateşleri yanar, suları kaynar, sıcaklığı vücutlara işler. Ebedî cehennemlik olanlar hiç çıkamazlar, onların pişmanlıklarının sonu yoktur, zincirleri de kırılmaz. Onların yanında kendilerine ateşin geldiğini, cehennemin yaklaştığını haber veren melekler vardır. Cehennemlikler Cemalullah’ı göremezler, Allah’ın dostlarından ayrılarak cehenneme giderler.

Ey Allah’ın kulları! Alçak gönüllü, mütevazi ve Allah korkusundan dünya değiştiren kullar gibi siz de Allah’a muhalefetten sakınınız. Onlar sakındırıldıklarından çekinirler, korkarlar, iyiliği istemekte acele ederler, tehlikelerden kaçarak kurtulurlar. Onlar ahiret için iyi ameller yaparlar, azıklarını hazırlayarak giderler.

İntikam alıcı ve ileriyi en iyi gören olarak Allah kâfidir. Davacı ve delil olarak amel defterleri kifayet eder. İyiliklerin mükafatı olarak cennet, kötülüklere karşı ceza olarak da cehennem kâfidir. Kendim için ve sizler için Allah’tan af dilerim.

• Ey Allah’ın yolunu arkasına atıp dünyevi işlere itina gösteren kişi! Seni; insanları memnun eden, fakat Allah’ı kendisine öfkelendiren birisi olarak görüyorum.

• Ey can! Dünyalık toplarken, gece odun toplayan fakat eline geldiğini bilemeyen kişi gibi olma. Eline geçen dünyalığın helal mi yoksa haram mı, meşru mu yoksa gayr-i meşru mu olduğuna dikkat et.

• Ey can! Dua ipini uzat. Allah’ın rızasına dön. Kalbin itiraz ettiği halde dilinle dua eder duruma düşme. Dilinle yaptığın duaya kalbin de inansın ve iştirak etsin.

• Ey can! Şeriatın ahkâmı ve ilmi ile amel et. Onun emrinden dışarı çıkma. Allah ile arandaki ahdi unutma. Nefsine, hevâî arzularına, şeytanına, meşru olmayan duygularına ve dünyaya karşı cihad aç.

• Günahlar, küfrün habercileri-elçileridir. Kalbin, diline uymuyor. İçin, dışını tutmuyor. Yaptığın, söylediğine uymuyor. Kalbinle bin kere Allahu ekber de. Dilinle ise bir kerre. İçinde binlerce mabud – ilah bulunduğu halde, dilinle, “Lâ ilâhe illallah- Allah’dan başka ilâh yoktur” demeğe utanmıyor musun? Halen içinde bulunduğun bütün kötü hallerden tevbe et Allah’a dön…

Reklamlar

6 thoughts on “O’na muhalefet

  1. Üç Günlük hayat biter, ya ondan sonrası?

    “Her şey yazılıyor” diyor Halık-ı zülcelal. Eller, gözler, deriler, ayaklar şahitlik yapacak, diyor. Melekler üzerinizde diyor. Bir söz söylemezsin ki onu kaydeden bir gözetleyici bulunmasın.

    ***
    Sayfalar arasında dolaşırken, kelimeler arasında kaybolup gidiyorum ta ki bu yazının bu kısmına gelince , ezberim bozuluyor, korkuyorum. Kendi kitabımı, amel defterimi yazıyormuşum, haberim yokmuş. Soru soracakken aklımdaki sorular siliniyor , ne arıyordum , ne soracaktım unuttum gitti bir anda …

  2. sen, kayalar arasında bir lâlsin; ama bunun değerini bilmiyorsun.

    aklını başına al, hakikati gör de

    aslının aslına doğru gel!

    ******

    Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
    O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

    http://www.semazen.net/show_text_main.php?id=513&menuId=143

    ******
    Ey boş yere kendini gamlara kaptıran,

    elde edemediği dünya malı için üzülüp duran gafil!

    Kur’ân’ı aç da;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    cins at, süslü eğer yüzünden öfkelenen,

    gönlünü hasetle, kinle dolduran, dertlere düşen!

    yürü git;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    için pisliklerle dolu; pislik içindesin aslında;

    kendini, nefsanî arzuların, kinlerin hevâsına kaptırmışsın!

    ey pisliklerle beraber yaşayan, pisliklere bulanan gafil!

    git de;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    ey dâvalarla, dünyaya ait isteklerle dolu şeyh;

    ey mânâdan mahrum, gösterişe kapılmış zavallı!

    ey yokken var gibi görünen kişi!

    yürü git;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    padişahlığına, beyliğine bakma!

    her gün bir parça ölüyorsun;

    zaten günü gelince büsbütün öleceksin;

    bir yığın toprağın altına gireceksin!

    onu düşün de, git;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    o güzel yüz, o güzel gözler, o işveler, o nazlar…

    nerede o benlikler, o kendini herkesten üstün görmeler?

    bütün beden çürüyüp dağılmış;

    o güzel gözlerin oyuklarına toprak dolmuş.

    aklını başına al da, git;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    yanağını güzellerin yanağına pek koyma;

    sonunu düşün; yanağın, yüzün çürümüş gitmiş, onu hayâl et!

    yürü git;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    istersen çok zengin ol, bağın bahçen olsun;

    isterse konağın, sarayın bulunsun;

    bunlar ölüme karşı nedir ki!

    bunlara sığınabilir,

    bunlarla ölümü yenebilir misin?

    yürü git;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    nerede memleketler alanlar,

    dünyayı fethedenler?

    nerede binlerce insanın kanlarını döken zalimler?

    onlar insanlara ne hizmette bulundular?

    aklını başına al da, git;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    ey insanların tabutlarını uzaktan görüp de ders almayan;

    hattâ ölümü düşünmeyerek gülen zavallı;

    ey hâlâ gözleri açılmayan gafil!

    yürü git;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    yeter artık, söz söyleme bundan sonra;

    sözden ne diye bir çare ararsın?

    ey rüzgarı ölçmeye çalışan!

    git, git de;

    “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler”

    âyetini oku!

    (Divân-ı Kebîr, Gazel, 1872)

  3. Allah razı olsun. Sona geldiğimde tekrar baştan okuma ihtiyacı hissettiğim bir derleme olmuş. Paragraf paragraf tekraren okuyup tefekkür etmek, tatbik etmek lazım diye düşünüyorum acizane.
    Allah dostlarına selam olsun.

  4. “Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”
    “Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”

    “Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve’l-bâsü bade’l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.