Kudüs’e Doğru -3


Hurma (da belirginleşen Medine) ve Kaya (ile simgeleşen Kudüs) cennetten bir esintidir. [İbn Mâce, Tıb, 8]

Mekke-i Mükerreme’ye, Medine-i Münevvere’ye ve Kuds-ü Şerif’e cennetin kokusu sinmiştir. Serlevhadaki hadis-i şerifiyle Habibi Kibriya Hazretleri, hurmada belirginleşen Medine’yi ve Miraç’ta manevî bir üs olan kayada sembolleşen Kudüs’ü bir vefa timsali haliyle yâd ediyordu. İbrahim Peygamber’in Mekke’yi, Efendimiz’de Medinetü’n Nebi’yi kutsal ve saygın bir şehir ilân etmesi gibi Süleyman Peygamber de Kudüs harem ilan etmişti…

Peygamberlerin dilinden değeri tescillenmiş bir şehir Kudüs; altı bin yıllık tarihi ile dünya üzerindeki en eski şehirlerden biri, üç İbrahimî din için özel ve kutsal şehir.

Kudüs, ilk yerleşimden itibaren Salem, Yerushalayim, Yerusalim, Hierusalem, Ursalem, Yebus, Sion, Ir-Davud, Ilya, Medinetü Beyti’l-Mukaddes, Beytü’l-Makdis, Daru’s-Salem, el-Kuds, Kuds-ü Şerif isimleriyle biliniyor. Kudüs’e verilen bu isimlerin kısmı küllisi “barış” ve “kutsal” manasına gelir. Ancak Kudüs, tarih boyunca kutsallık vasfını korumuşsa da barış (İslam hâkimiyeti ve özellikle Osmanlı Dönemi hariç) yüzüne hasret kalmış, ekseriyetle gözyaşı ve zulmün şehri olmuştur.

Altı bin yıldır insanların oturduğu sanılan Eski Kent, her kenarı yaklaşık 900 metre uzunluğunda surlarla çevrili dikdörtgen bir alandan oluşuyor. Kudüs’ün sur içinde kalan bölümü Eski Şehir olarak anılmaktadır. Bir proje olarak Kudüs’ün tarihi, eni boyu 900 metre olan bu alanda bulunan kutsal mekânlar üzerinden şekillenmekte. Kudüs’ün Eski Kent bölgesinde 220 dinî mekân bulunuyor. Kentin en göze çarpan yapısı olan surları, Kanuni Sultan Süleyman, 1538–1540 yılları arasında, Haçlılar dönemine ait kalıntıların üzerine yaptırmış. Şehrin kutsal mekânları tarihsel içiçeliği yaşarken, yerleşim bölgeleri kesin çizgilerle birbirinden ayrılıyor. Müslümanlar, Eski Kent’te özellikle de Kubbetü’s-Sahra’nın, diğer adıyla Ömer Camii’nin kuzeyine düşen mahallelerde yoğunlaşmış durumda. 7. yüzyılın sonlarında yapılan Kubbetü’s-Sahra’nın ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yere Harem-i Şerif deniyor. Ağlama Duvarı ise Harem-i Şerif‘i çevreleyen duvarın bir parçası. Uzunluğu 50, yüksekliği 18 metre. Hz. Süleyman’ın yaptırdığı Kudüs Tapınağı’nın tek kalıntısı olan Ağlama Duvarı, Musevilerin kutsal saydığı dua ve hac yeri.

Ağlama Duvarı’nın Mescid-i Aksa’nın batı duvarında olması ve Kıyamet Kilisesi’ne giden Hıristiyan Haç Rotası (Via Dolorosa)’nın yine Mescid-i Aksa’nın kuzey sınırından geçmesi, mahallelerin neden içiçe olduklarını ve paylaşım meselesinin Mescid-i Aksa’yı üzerinde taşıyan Harem-i Şerif (Mabed Tepesi)’te kilitlendiğini daha iyi anlatıyor. Bu nedenle Yahudiler Harem-i Şerif’ten bahsederken Kudüs’ün Kalbinin Kalbi anlamına gelen “Lev libo sel Yeruşalim” diyorlar.

“Kudüs’e doğru” gezi notlarımızın bu bölümünde Çile Yolu’ndan (Via Dolorosa) bahsetmek muradındayız. Kudüs’te önemli sayıda Hıristiyan topluluk yaşıyor. Hz. İsa’nın, Romalılar tarafından, sırtında tahta haç, Via Dolorosa (Hıristiyan Haç Rotası) boyunca yürütüldükten sonra çarmıha gerildiği yerde bulunan Kutsal Mezar Kilisesi, Romalı askerlerin İsa peygamberin başına dikenli zeytin dalı yerleştirdikleri Ceza Kilisesi, Hz. Meryem’in anne ve babasının oturduğu evin yerine yapılan St. Anna Kilisesi, Rus ve Yunan Ortodoksların kilisesi, Etiyopya Katoliklerinin kutsal mekânı, şehirdeki Hıristiyan topluluğunun farklı mezheplerini temsil ediyor.

 

Mescid-i Aksa’da eda eylediğimiz öğle namazını müteakip İkindi vaktine kadar olan müddeti, doğum günü?! yaklaşan Hz. İsa aleyhisselam’ın Hıristiyan inancına göre Roma askerleri tarafından yakalanmasından, çarmıha gerildiği noktaya kadar olan durakları izleyen, “Çile, Azap yolu” manasındaki Via Dolorosa’da geçirmeye karar verdik.

Efendim devrin Romalı Valisi Pontius Pilate’in Hz. İsa’yı sorgulayıp çarmıha gerilmeye mahkum ettiği yer başlangıç noktası olmak üzere, Vali’nin Hz. İsa’yı halka gösterdiği, Hz. İsa’nın ilk kez yere düştüğü, annesi Hz. Meryem ile karşılaştığı, Veronica’nin Hz. İsa’nin yüzünü sildiği (kalabalık arasından genç bir Yahudi kızı elinde ipek mendille ortaya çıkar ve Hz. İsa’nın yüzündeki kanları siler, mendile baktığında, Hz. İsa’nın yüzünün kanlarla resmedildiğini görür böyle bir mucizeye şahit olan kalabalıktan çığlıklar yükselir ve mendile “vero icona” yani “gerçek ikon” adını veriyorlar. Kız da aynı isimle bilinir, kutsanır olmuş), Hz. İsa’nın ikinci kez düştüğü ve nihayetinde çarmıha gerilmek!? üzere şimdiki St. Sepulchre Kilise’sinin olduğu yere kadar yürütüldüğü yol boyunca durakladığı 14 noktadan 9’unun bulunduğu yolda, halen pazar günleri bu yürüyüş Katoliklerce temsili olarak canlandırılıyor.

Golgotha tepesi üzerinde yol alırken (İbranice’de kafatası tepesi) ilk gördüğümüz seyyardan taze Yafa Hurması alıyoruz. Her gördüğümüze güleryüz eşliğinde bir hurma ikram ederken gizliden bir dünya ve ahiret saadeti niyazı var gönüllerimizde…

Yarım saatlik yolun sonunda tepenin başında “Church of Holy Sepulcher” yani Kutsal Kabir Kilisesi’ne ulaşıyoruz. Hz. İsa çarmıha gerildikten sonra buraya defnedildiğine üç gün sonra da mezarından dirilip kalktığına inanıldığı için

Arapça konuşan Hıristiyanlar, “Kıyamet Kilisesi” adını vermişler. Malum “kıyamet” Arapça, “diriliş, ayağa kalkış” manasında kullanılıyor… Yaklaşan Christmas sebebiyle kilise önü hayli kalabalık. Kapıdan girer girmez, hemen karşıda, yerde, Hz. İsa’nın cansız bedeninin çarmıhtan indirilip üzerine yatırıldığı söylenen büyükçe dikdörtgen bir taş var. Taşın etrafı ise her daim mahşer yeri gibi. Dünyanın dört bir köşesinden gelen Hristiyan hacılar, bu taşı öpüp, okşayıp, başında dua ediyorlar. Hacı adaylarından birinin, iki ayrı kâğıt mendili bu taşa sürüp, özenle katlayıp, çantasına kaldırdığına, gelen bahşiş ve yardımları hiç çaktırmadan cebe indiren rahiplerin muzip gülüşüne hep bu kilise de şahid olduk.

Yol boyunca ders çıkarmadan duramadık hani. Hz İsa peygamber, Cenab-ı Allah’ın kulu ve Rasulu’dür. Elbette bir boyu posu, endamı, saçı ve yüzüyle bilinir. Geçtiğmiz istikamet üzerinde 9 ayrı kilise saydık, değişik Hristiyan akidesindeki değişik milletlerin kiliseleri bunlar. Bir bakıyorsunuz Habeş Kilisesi, malum Etiyopyalıların ekserisi İsevi’dir. Oradaki Hz. İsa!ya ait fresko, kıvırcık saçlı, patlak gözlü koyu esmer bir adam. Geçelim İtalyan Katolik Kilisesi, zampara İtalyan delikanlısı gibi bir adam, o da Hz İsa. Sonra bakıyorsunuz İskandinav Kilisesi, mısır püskülü gibi saçlar, mavi gözlü, sarı benizli bir adam o da Hz. İsa. Devam edelim, Rus Ortodoks Kilisesi, orada da böyle heybetli, koca sakallı patrik gibi bir adam tasviri; o da Hz. İsa. Hangisi Hz. İsa bunların?! Elbette hiçbiri değil… İşte Muhammed Mustafa aleyhi ekmelittehaya hazretleri Allah indinde o kadar yüce bir kadr ü kıymete sahiptir ki Hak Teala kullarının kafasına göre resmedilmesini, hadd ü kenarı olmayan cemal-i Mustafa’yı insan hayalinin kıtlığıyla sınırlandırılmasını istememiş ve Habibi Edibini bu halden muhafaza eylemiştir.

Bizim kültürümüzdeki cami ve mescidlerin aydınlığına inat, alabildiğine karamsar ve karanlık olan kilise havasını solumaya daha fazla tahammül edemiyoruz. Bir tarafta, her doğan çocuğun İslam fıtratı üzerine günahsız doğumu, “kimse kimsenin günahını yüklenemez” hakikatı (…herkesin kazancı, ancak kendisine aittir; hiçbir suçlu, bir başkasının suçunu yüklenmez… [Enam, 164]) diğer tarafta Hz. Adem’in ilk günahının!? yükünü taşıyan, bir papazın bir insanın günahını yüklenebilmesine imkan veren “masum değiliz” diye haykıran karamsar kilise havası. Kapısından çıktığımızda, tarifsiz bir huzur bulduğumuz Kıyamet Kilise’sinden ayrılıp kendi kıyametimize doğru dönerken hepimiz aynı duaya amin diyorduk;

Ey bizi Müslüman olarak yaratan, Müslüman olarak yaşatan Rabbimiz! Bizi vermiş olduğun İslam nimetinden ayırma ve sen razı olduğunda Müslümanlar olarak canımızı al!

Hamiş: Bunca soru işareti ve ünlemle naklettiğimiz Via Dolorosa ve çarmıh hadisesine bir de asli penceresinden bakmadan ayrılmayalım huzurlarınızdan…

Ve biz Allah’ın peygamberi Meryemoğlu ve Mesih İsa’yı öldürdük demeleri yüzünden cezalarını buldular. Oysa onlar Îsâ’yı öldüremediler, asamadılar da; öldürülen başkası idi, lâkin kendilerine ona benzer gösterildi.Îsâ hakkında ihtilâfa düşenler de bu hususta şüphe içindedirler. Bu konuda kesin bilgileri yoktur, zanna tâbi olmaktan başka bir şeye dayanmazlar.Onu kesinlikle öldüremediler. Doğrusu Allah onu kendi katına yükseltti. Allah aziz ve hakimdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).Ehl-i kitaptan hiç kimse yoktur ki, ölmeden ona inanacak olmasın. Kıyamet günü gelince de o, onların aleyhinde şahitlik edecektir [Nisâ, 157-159]

Hz. Îsâ (a.s.)’ın mûcize olarak çarmıha gerilmekten kurtarılması, onu öldürtmeye çalışan Yahudilerin günahını azaltmaz. Zira onlar işkence ve hakaret ettikleri, astırdıkları şahsın Îsâ olduğunu sanıyorlardı. Hz. Îsâ hakkında ihtilâfa düşenler, Hıristiyanlardır. Zira iyice bilindiği üzere bu konuda farklı inançlar vardır. Bir inanca göre çarmıha gerilen, Hz. Îsâ değil, ona çok benzeyen bir adamdı. Başka bir görüşe göre Hz. Îsâ idi, fakat çarmıhta ölmedi, oradan indirildiğinde yaşıyordu. Bazıları ise çarmıhta öldüğüne, ama daha sonra dirilip havarileri ile görüştüğüne inanırlar. Bazıları onun mukaddes ruh olarak göğe yükseldiğine, bazıları ise maddî vücudu içinde göğe yükseldiğine inanırlar.

Zamanın akışı içinde, Hz. İsa’dan uzun zaman sonra, O’nun, insanlığın işlediği ileri sürülen “ilk günah” karşılığında kefaret olarak haç üzerinde öldüğünü söyleyen bir efsane (muhtemelen o zaman güçlü olan Mitraistik inançların etkisi altında) gelişmişti; ve bu efsane Hz. İsa’nın daha sonraki izleyicileri arasında öylesine köklü şekilde yerleşti ki düşmanları olan Yahudiler bile ona inanmaya -olumsuz anlamda olsa da- başladılar (çünkü çarmıha germe, o zamanlar en tehlikeli suçlular için verilen ölüm cezasının berbat bir biçimi idi).

Hz. İsa’nın ölümüne dair kilise tarafından icat edilen bütün bir dini efsanenin temelinde peygamberin beşeri tabiatını içine sindirememenin kafa karışıklığı yatar halbuki ilk kilise yazarlarından iskenderiyeli Basilides Valentinus (m.ö 2 yy) Hz. İsa’nın çarmıha gerilmediğini kaydeder.

Üç kişi Hıristiyan olur. Bir papaz onlara inanç esaslarını, özellikle de teslisi öğretir. Bu kimseler devamlı papazın hizmetindedirler. Papazın dostlarından birisi gelir ve Hıristiyan olanları sorar. Papaz: “Üç şahıs Hıristiyan oldu.” der ve dostuna övünmek için onlardan birisini çağırıp teslisi sorar. Adam: “Sen bana üç ilah olduğunu öğrettin. Birincisi gökte olan, ikincisi bâkire Meryem’in karnından doğan, üçüncüsü ise ikinci ilâh otuz yaşına girdikten sonra onun üzerine güvercin sûretinde inen.” diye cevap verir. Papaz öfkelenir ve “Bu adam câhil.” diyerek onu kovar. Sonra diğerini çağırır, ona da teslisi sorar. O da şöyle cevap verir: “Sen bana tanrıların üç olduğunu öğrettin. Onlardan birisi çarmıha gerildi, geriye iki ilah kaldı.” Papaz öfkelenerek onu da kovar. Sonra üçüncü adamı çağırır. O, önceki iki adama göre daha zeki ve inanç esaslarını öğrenmek konusunda daha hırslıdır. Ona da aynı soruyu sorar. Adam: “Efendim, bana öğrettiklerini güzelce öğrendim ve Rab Mesih’in lütfu ile tam olarak anladım. Bir üçtür. Üç de birdir. Onlardan biri çarmıha gerildi ve öldü. Aralarındaki birlik (ittihâd) sebebiyle de hepsi öldü. Şimdi tanrı yoktur. Aksi halde aralarında birlik olmaması lâzım gelir.” diye cevap verir.

Rahmetullah Efendi’nin Izhâru’l-hak’da aktardığı bu hikâyede de vurgulandığı gibi Hıristiyanlık’ta tanrı inancı oldukça karışıktır. Hıristiyan inanç esasları Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh’tan meydana gelen teslise dayanır. Ancak üçünün bir olduğunu iddia eden kilise, bunu aklen izah etmenin imkansız olduğunu söyleyerek tanrı kavramını bir sır olarak kabul eder. Bu yüzden Hıristiyan düşünürler arasında “İnanca yer açabilmek için bilmeyi bir yana atmak zorunda kaldım.”, “İnanıyorum çünkü akla aykırıdır.”, “İnanıyorum çünkü saçmadır.” diyenler çıkmıştır. İşte bu yüzden Batı, ancak Hıristiyanlığın Ortaçağ’daki baskısından ve çıkmaz sokağından kurtulduktan sonra ilim ve fende ilerleyebilmiştir.

Hıristiyanlara göre teslis, tek bir tanrıda üç kişi olduğunu kabul etmektir. Hıristiyan teolojisi teslisi benimsemekle üç tanrı olduğunu değil, tek bir tanrıda üç ayrı kişilik olduğunu ileri sürmektedir. Tanrıdaki kişiler tanrılığı kendi aralarında paylaşmış değillerdir, ama her biri tamamen tanrıdır. Baba aynen Oğul gibi, Oğul aynen Baba gibi, Baba ve Oğul Kutsal Ruh gibi bu gerçeğin kendisidirler. Yani tabiatları gereği tek tanrıdırlar. Teslisi oluşturan unsurlardan Baba, Oğul ve Kutsal Ruh ayrı ayrı tanrıdır. Fakat onlar üç tanrı değil tek tanrıdır yani bir üçe, üç de bire eşittir. Elbette bütün bunları aklın kavraması mümkün değildir. Matematiğe de uymayan bu işlem Hıristiyanlarca gerçek kabul edilmekte, ancak bunun bir sır olduğu, dolayısıyla akıl yoluyla izahının yapılamayacağı belirtilmektedir.

Oysa Kainatta her şey insan için, o da Allah’a kul ve halife olmak için yaratılmıştır. İnsan kendisine bahşedilmiş nimetlere göre hesaba tabi tutulacaktır. Zamanımızda “Sorumluluk Duygusu” diye ifade edilen bu hissi İslam getirmiştir. İslam inancına göre insanlar, başıboş bırakılmış yaratıklar değildir. Allah Teala, bin bir hikmetle yarattığı insana en güzel ve mükemmel şeklini, mahiyetini vermiş; onu mükerrem olarak yaratmıştır. însana has olarak yarattığı ruh ile onu canlı, akıllı duygulu, kendini aşan yüceliklere meyilli kılmış, bütün bu kabiliyetlerini gerçekleştirmesi, hedeflerine ulaşması, Cennet, Cemal, Rıdvan diye ifade edilen ebedî saadete layık olabilmesi için Dünya’ya göndermiş, ona dünya hayatı vermiştir.

Hristiyanlıkta mesuliyet hissi yoktur. Onların inancına göre: “İnsanlığı büsbütün günah kirlerine boğan Adem ve onun kıyamete kadar gelecek neslinin günahlarını affettirmek için ilah mertebesine çıkardıkları İsa gelmiş ve kefaret olarak çarmıha gerilmiştir.” Bir de ruhanî reislerinin Allah adına günahları affetme yetkisi vardır.

İslam’da ise kimsenin günah affetme yetkisi yoktur. “Kimse kimsenin senin günahını yüklenemez.”

İnşallah devam edecek.

Reklamlar

7 thoughts on “Kudüs’e Doğru -3

  1. Sevgilli Kenan,

    Yüksek konular basit kelimelerle gazete Türkçesi ile anlatılamıyor. Matematik öğrenirken sinüs kosinüs türev integral kelimelerinin yerine ne koyalım? Matematik bilmeyen bir ta tamirci dese ki bu ne ya bissürü yabancı kelime matematik mi ingilizce mi belli değil günümüz türkçesi ile konuşun amca haklı mıdır

    Tasavvuf bir ucu cennete ve cemale varan bir ilimdir… merakı olan onda kullanılan kelimeleri bir sözlük karıştırıp öğrenir
    merakı ilgisi olmayan zaten baksın kapıdan dönsün geri

    ne diyelim
    aşk olsun Kenanım

  2. En son Kudüse Doğru 1’i okumuştum birden karşıma üçüncüsü çıktı.Eski paylaşımlarda ikincisini aradım fakat bulamadım.Vardır bunda da bir hayır.

    Ayrıca keşke tüm yazılarınız böyle, tamamen günümüz Türkçesi ile olsa da yazı bittiğinde ‘Eee, yani?’ demesem hocam…:)

    Zamanınızdan ödün verip bizi aydınlattığınız için müteşekkiriz hocam.Allah razı olsun.

  3. Rasûlullah (sav) buyurdular:

    “Kim bir karış mikdarı bir yere haksız olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.” (Buhârî, Mezâlim 13, Bed’ül-halk 2; Müslim, Müsâkât 139-142. Tirmizî, Diyât 21)

  4. heryönden heryöne gidilen..dönülen ve gezieln dünyamızın en gizemli mekanlarıdır dini ortamlaqrın bulunduğu şehirler..yerler ve bölgeler..

    kutsal olan yerlerin yağmalanması sanki adettendir kuralınca hem sevilmiş..hem aranmış..hem de savaşlarla el değiştirmiştir ki gelen gideni aratmıştır hep.:!

    kudüs..insanlarca önemlidir..insanların islamı yaşadığı üç ayrı şeklin şehridir..peşpeşe gelen kavimlerin nasıl yaşadığı..nasış geliştiği ne nasıl değiştiğinin gerçek hikayesidir aynı zamanda..!

    ensona gelirken yaşananları bilmek,enson ümmetin kazancıdır ki ilk insan..son insan tesbihindeki yerini koruyabilsin..

    kudüs..şehirler güzeli..!
    mekke..şehirler tacı..!
    ıstanbul..şehirler şahı..!

    ne nasipli nesiliz böyle.!

    sevgilerimle..

  5. Üstad,
    Paylaşımlarınıza müteşekkiriz. Kuds-ü Şerif’e gitmiş gibi oldum. Allah (c.c.) razı olsun. “Kudüs’e Doğru 2” ye nasıl erişebilirim? Sonra mı yayınlayacaksınız?

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.