(B)aşka söz


Her hâli tevhid olana,
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar. [Bakara, 186]

Aşkın meyine ben kana geldim
Şevkin nârına ben yana geldim
 
Şem’i tevhidi gördüm yakmışlar
Gitti kararım pervâne geldim

“Ey gönül! Eğer sen, sevgiliyi istiyorsan; kendinden kurtul, kendine yabancı ol! Pervâne gibi sevgide vefâlı ol! Bedenini, canını düşünme; aşk alevinin içine at kendini!”

Eskiler “dert ağlatır, aşk söyletir” derler ya nasibimize düşen aşkın en çiğ haliyle, çerâğı uyandırılan ateş-i hicrân ile geldik dilhânelerinize…

Önüme bir cebel düştü, bir ucu şehir içinde
Benim şâhım dükkan açmış, ne ararsan var içinde
Dinle imdi âh ü zârı, arı inler bal içinde
Balıklar hep suya hasret, çarha döner göl içinde 


بسمك اللهم
Senin adınla başlarım Allah’ım…

لَبَّيْكَ !للهُمَّ لَبَّيْكَ! لَبَّيْكَ! لا شَرِيكَ لَكَ
إلاَّ شَرِيكٌ هُوَ لَكَ! تـَمْلـِكُـهُ و ما مَلـَكَ
Buyruğundayım! Allah’ım buyruğundayım!
Buyruğun başım üstüne! Ortağın yoktur senin!
Yalnızca tek ortağın var! O da senin!
Neyi nesi varsa hepsi senin!

Yukarıdaki yeşil satırları bir daha okuyun hele… Ser-levha dua ayetine icabet edenlerden olalım diye mektuba dua ile başladığımız sanılmasın hani…

Ümmetimden beni en çok sevenlerin bir kısmı; benden sonra gelip âilesini ve malını fedâ ederek beni görmüş olmayı isteyecek olanlardır. [Hadis-i Şerif]

Kâinatın kalbinden, emin belde, güvenilir kent, hakikatin, nurun, aydınlığın şehrinden, Kutlu toprak, aziz yurt Mekke-i Mükerreme’den yükselen bir duadandır bu girizgâh…

Hem de cahiliye döneminden bir dua… Müşrik Araplardan yükseliyor… Ama gelin görün ki çocuklarına Abdullah ismini veren de onlar, mektuplarına “Bismike Allahumme” diye başlayan da hem Hz. İbrâhim (a.s.) zamanından beri nasılsa bir âdet olarak koruyageldikleri Hac’da Allah’ın adına telbiye de edip “Buyur Allah’ım! Buyur! ” diye bağıran da onlar. Demek ki Allah’tan haberdarlar.

Eğer onlara: “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye soracak olursan, elbette “Allah’tır” diye cevap vereceklerdir. De ki: “el-Hamdü lillah” Fakat onların ekserisi bunun anlamını bilmezler (yani o müşrikler bu itiraflarıyla, çelişki içine girdiklerini fark etmezler). [Lokman, 25]

Ayet-i kerime ile de sabittir ki müşrik Araplar, Allah’ın varlığını ve birçok sıfatlarını kabul ediyorlar ama o tahayyül ettikleri Allah’ın yaratma işini tamamladıktan sonra varlıkla irtibatını büyük oranda kestiklerini düşünüyorlardı. Evet, onlara göre Allah, kainatı ve insanı var edendi, evrenin Rabbi sıfatıyla her türlü tabiat olaylarını yönetip kontrol edendi ama insanın işlerine pek karışmazdı hani…

Eğer onlara: “Gökten su indirip ölümünden sonra yeri canlandıran kimdir?” diye sorsan elbette: “Allah’tır!” diyeceklerdir.De ki: “Hamd olsun Allah’a ki, (kâfirler bile onun bu vasıflarını inkâr edemiyorlar) Bütün hamdler, güzel övgüler aslında Allah’a mahsustur, fakat onların ekserisi bunu düşünüp anlamıyorlar. [Ankebut, 63]

Aman işte cahiliye Arapları ne olacak! deyip geçelim mi.. İnsanlık tarihi boyunca düştüğümüz kadim bir hata belki de işimize gelen bir kolaylık bu… İlk dönem felsefecilerden Aristoteles’in ilke-tanrısı da sadece ilk hareket ettirici olup kainatın işleyişine karışmazdı. Eğer Tanrı alemi yarattıktan sonra ona müdahale etimiyorsa, hayat boşluk kabul etmediğinden birilerinin, hayata müdahale etme hakkı ve yetkisi de olmalıydı. Ego (Nefs), Devlet, Tağut?!…

Geçenlerde izlediğimiz “The Way Back (2010)” filminden bir manzara Cenaze merasiminden sonra dua başlar:
00:42:44,388 Tanrım, bu masum ruhu yanına al. Ameen

The New World (2005)’de şahid olduğumuz cümleler ise daha çarpıcı:
01:07:29,514 Tanrım… Bize yüz çevirme. Bir günahkârın ölmesini istemezsin. Biliyorum, senden uzaklaştım. Sana kulak asmadım. Bizi bir “hiç”e dönüştürme!

Bizdeki ham softa kaba yobaz anlayışın cümleleri de hakikati ıskalayan cinsten: “Allahına kavuştu, Allahın rahmetine kavuştu, rahmetli oldu!”

Yaşarken Allahlı değil miydi, Rahmetinden uzak mıydı!?

Ve’l hâsılı, Allah’ı hayatın içinden çekip aldık erenlerim… Evet, var eden O, bir gün kase-i ömür dolunca varacağımız yer de O’nun yanı ama (doğum – ölüm) arası bir tire boyunca Allah var deyip yokmuş gibi yaşıyoruz.

Lafı bu kadar gezdirdiğimiz yeter der gibisiniz, peki sadede gelelim. Böylesi bir Allah tasavvuru, şirk anlayışı bile Cahiliye devrinde bir peygamber ihtiyacına, tevhid açlığına işaret değil midir?

… ve Kutlu Nebî ile gelen “Bismike Allahumme” yerine inşa edilen “Bismillahirrrahmanirrahim” inancı bile Allah’ın genel olarak varlıkla özel olarak da insanla ilgisini kesmediğinin ispatıdır. O Allah ki Rahman ve Rahim’dir. Yaratıklarına rahmetle yaklaşan, onların isteklerini dikkate alandır. Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan hususunda rahmetini mahlukatından hiç esirgemeyen, çokça bağışlayandır.

Hayattan önce, ölümden sonrasına ötelediğimiz Allah telakkimizi yeniden hayatın içine taşımak için, Allahlı yaşamak için mektubun başına değil ömürlerimizin ta içine işlesek yeri olan ayeti hatırlayalım:

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar. [Bakara, 186]

Yâni; “Siz, Beni görüp hissedemeseniz de sizden çok uzak olduğumu sanmamalısınız. Hayır, bilâkis, Ben bir kuluma o denli yakınım ki, beni çağırabilir ve nerede olursa olsun Ben’den dilekte bulunabilir. Hatta Ben, kelime olarak ifade edilemeyen ve kalpte gizli olan istekleri dahi duyarım. Cehaletiniz esnasında ortaya çıkardığınız ilâhlara gelince, onların bulunduğu yerlere gitmeniz gerek; ayrıca o zaman bile, sizi duyup cevap veremezler. Fakat Ben, sınırsız evrenin Mâlik’i ve Hâkim’i, tüm güç ve otoritelerin sahibi, buradayım; size o denli yakınım ki, nerede ve ne zaman isterseniz, gizli ve açık tüm isteklerinizi duyarım. Bu nedenle, kapı kapı sahte ilâhlar peşinde koşmaktan vazgeçin ve Ben’im davetimi kabul edin. Bana dönün; Bana güvenin; itaat edin ve kullarım olun.” buyruluyor.

Tamamıyla yüzünü Hakk’a çevir, Hakk’a yönel! Gerçek aşktan bahset, aklını yorma, onun boynuna halka geçir, onu serbest bırakma da, bizim gibi mest ol, divane ol! Eğer ölümsüzlüğü istiyorsan; kendinden geç, yok ol; Allah adamı ol! Nefsanî arzuların kölesi olma da, bu aşk deryasında inci tanesi kesil! Bir olmak; kesretten kurtulup vahdete gelmek, tevhide ulaşmaktır. Bu dünyada ne bekliyorsun? Eğer sen bizden isen, bizim mezhebimizde isen aşk meyhanesinin köşesine gel! Âlemin mülkünden, tacından tahtından kendini kurtar. Hak’tan gafil olma, ondan ilgisiz kalma! Aşk yoluna başını koy! [Hz. Pir Mevlana]

Bizi böylesi bir kıvama getirecek Peygamber’e Cahiliye devrinden daha mı az muhtacız! Evet, Câhiliye devrinin vahşet ve sapmalarını yaşayan insanlığın yırtıcılıkta sırtlanları geçtiği günümüzde Kutlu Nebî’nin şefkatli sesine, aşk dolu nefesine, yüce rehberliğine her zamankinden daha çok muhtâcız.

Gözlerim uyur, kalbim uyumaz buyurdu Nebî!..
Ölü kalblerden kurtar yâ Rabbî bi hakk-ı Nebî!..
Bunca cinâyet, isyân, hıyânet, mes’ûlleri kim?!..
Gerçeğe döndür mazlûm Milleti hâtır-ı Nebî!..

Cenâb-ı Hak, bizleri ahval-i tevhide erdirsin, Yüce Zât’ına samîmî bir kul, Nebiyy-i Muhterem’ine lâyık bir ümmet eylesin! Kıyâmete kadar bütün beşeriyete en güzel örnek şahsiyet olarak armağan ettiği Rasûlullah Efendimiz’i gönül gözüyle okuyabilmeyi, O’nun kalbî dokusundan hisse alarak sünneti üzere yaşayabilmeyi, kıyâmette de O’nunla Hamd Sancağı altında buluşup Kevser Havuzu’ndan kana kana içerek Şefaat-i Uzmâ’sına erebilmeyi nasîb eylesin!

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân, Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma, bir büyük tevbe ayı Cemaziyelevvel, ömür ve şahsiyetlerimiz, âhir ve âkibet, zâhir ve bâtınlarımız hayrola,

Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

7 thoughts on “(B)aşka söz

  1. “Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
    Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
    Bir öyle garip hale bugün geldim ki
    Sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.”

    ağzına, fikrine, gönlüne sağlık

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.