Fazla sözün âlemi yok


YARATILIŞ ve ÂLEMLERE DÂİR

Anla hemen bir söz dürür
Yokuş değildir düz dürür
Alem kamû bir yüz dürür
Gören anı hayrân imiş

Lügat olarak; kendisiyle bir şeyin bilindiği şeyden ibârettir âlem. Istılah olarak; varlıklardan, Allah’tan başka her şeydir. Çünkü onunla Allah, isimleri ve sıfatları bakımından bilinir. Kâşânî, âlemi, Hakkın dışındaki her şey, yaratıcısına delâlet eden alâmet olarak tanımlar. Gerçekte âlem, mümkünlerin nitelikleriyle sınırlanmış varlıktır ve bu nedenle Hakk’ın dışındaki her şeyin ismidir. Âlem Hakka göre gölge gibidir.

Tasavvufta genellikle üç âlemin varlığı kabul edilir. Akıl ve duyu ile bilinen maddî âlem, bu yolla bilinemeyen manevi âlem ve ikisi arasında köprü vazifesi gören berzâh âlemi. İbnü’l-Arabî’den itibaren insana küçük alem, kâinata da büyük alem denilmiştir. Ona göre sadece Allah vardır, âlem ise onun varlığının çeşitli tecellîlerinden ibarettir.


Gazâlî İhyâ’u ‘Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde üç âlemden bahsederek madde ve cisimler sahasına mülk âlemi, manevi varlıklar sahasına melekût âlemi, ikisi arasındaki sahaya da ceberût âlemi adını verir. Sühreverdi el-Maktûl, âlemi nur tabakaları şeklinde tasavvur etmiştir. Ona göre Allah nurların nurudur.

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ  [Nûr, 35]

Âlemler ise ona yakın olduğu nisbette nurlu, ondan uzak bulunduğu nisbette de karanlık olur. Yokluk ve madde karanlık âlemi meydana getirir, ruhanî âlem ise nurludur. Sühreverdî’ye göre ise; âlem-i mülk, kâinatın dış yüzü ve görünüşü, âlemi melekût ise, kâinatın iç yüzü ve sırrıdır.

İsmail Hakkı Bursevî ise; âlemi, süflî cisimler âlemi ve ulvî ruhlar âlemi olarak iki şekilde ele alır. Kalp âlemi ise, bu ikisinin arasında yer almıştır. Et ile kemik arasında kıkırdak gibi. Bu bakımdandır ki, kalbin ruhanî ve cismanî kuvveti vardır. Cihan, dünyadır, cisimler âlemine bakar. Cihanın sınırı yedinci feleğin dibinden toprağın altına kadardır ki bunun tümüne olma-bozulma âlemi denir. Ruhlar âlemi ise arşın yukarısına denir. Dolayısıyla arş-ı muhîtin arkası, keşf sâhibi sûfîlere göre, boş ve dolu olmaya âlem değildir.

Sûfîler âlemi; kendisiyle yaratıcının bilinebileceği, O’nun sıfatlarının nazargâhı olan bir yer olarak görürler. Ve âlemi derecelendirerek veya çeşitli isimlerle nitelendirerek kendi tasavvuf yolundaki anlayışlarını göstermeye çalışırlar.

Hazreti Şeyh Ken’an Rifâî (ks) “Hak Sûreti” isimli şiirinde bütün bu hâlleri tasvir ederken,  “âlem, âlemdeki tüm imkânlar, insanoğlu ve insanoğlundaki tüm âlemler Hak sûretidir.” der ve sorar bundan güzeli nerede ki cennet’te mi sandın?!

Hâk sûretidir âlem-i imkân ile Âdem
Bundan güzeli nerde ki Cennet’te mi sandın

Her yer ne güzel menbâ-ı hüsn, insan güzeli
Sende bu cemâli, hurî gılmanda mı sandın

Her yerde, fakat ârifin kalbindedir Allah,
Yoksa sen onu arz-u semâvâtta mı sandın

Dünyâ diyerek geçme sakın, burdadır her şey
Mîzân ü sırât’ı mutlaka orda mı sandın

Cennet û dûzah, gamm ü sürûr, zulmet ile nûr
Yaptıklarının gölgesi, hâriçte mi sandın

Bilgin sana kıymet, talebin neyse osun sen
İnsanlığı sâde yiyip içmekte mi sandın

Hâlin ne ise müşteri sen oldun o hâle
Noksânı meğer adl-i ilâhîde mi sandın

Fikrim bu benim, virdim ise her lahzada âh
Sen âh-ı ateş-sûzumu beyhûde mi sandın

Yeniler her âh ile Ken’ân ahd-i Elest’i
Âhım acabâ nefha-yı hâbîde mi sandın

Reklamlar

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.