Câmide aşıkların gör neler eyler


Bir ikindi sonrasının sakinliği vardı havada. Şehrin gürültüsünden sıyrılmak niyetiyle ulu camiye sığınmıştım. Birazdan duyacaklarınıza, vaktin çıkmasına yakın saatlerde, son cemaat yerinde, kalbimi dünyanın kirinden yıkamaya çalışırken şahid oldum.
parkta-sevgililer
Caminin gül bahçesini, gözlerden ırak, sakin bir köşe bilen delikanlı, kızın dizinin dibine çöküp son bir ümitle ellerini tutmuştu. Sayıp döktüğü hikayelere, gözyaşlarıyla yalvarmasına bakılırsa iki sevgilinin son konuşması olmalıydı bu.

Seni nasıl sevdiğimi daha nasıl anlatabilirim bilmiyorum…
Annemden bile daha çok dedim daha ne diyeyim güzelim.
Ama bu aşkım karşılıksız kalsın da istemem hani!
Biliyorum bende gözün yok, ama seni gerçekten seven birini sen de sevebilirsin değil mi?
Yeter ki söyle bana senin de beni sevmen için ne yapmalıyım, söyle yeter canım da, ömrüm de, ben de fedâ sana…

Giydiklerime dikkat edip dünyanın en şık giyinen adamı olayım,
Okuduklarımı artırıp en kültürlüsü tanıdıklarının,
Daha çok çalışıp ne yapıp ne edip daha zengin olayım,
Belki çok ciddi buluyorsan beni, dünyanın en komik fıkralarını belleyip eğlendireyim seni…
Yeter ki söyle bana sevgili nasıl sevdireyim kendimi…
Yeter peşinden koştuğum, ömrümün altın çağı geçmeden beğendireyim kendimi

Bir hışımla itekleyip divane aşığını, son bir bakışla azarlayarak uzaklaştı:
“Daha kendin olamamışsın, benim olsan ne yazar, buraya kadar…”

Yönümü aşıklardan seccadeye döndürdüm, kulluğumdan utandım… Sen ki seni sevdiğini söyleyenlere sana varan ipini uzatansın:
“De ki: eğer siz Allahı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün, Allah gafurdur, rahîmdir​” (3:31)

Ataiyye Hikeminden bir buyruk: “Ey talip, senin O’ndan istediklerinin hayırlısı, O’nun senden istedikleridir.”

Sen tam da benim istediğim gibi ne de güzel bir sevgilisin,
kendi istediği gibi var ettiğin beni de senin istediğin kıvama getir Ya Rab!
Ne olur bana bakma da kendi keremine bak…

Seni hakkıyla seven nice bin aşığın, Sana hakkıyla kulluk eden nice bir âbidin vardır amenna… lakin ben seni sevmeyi bile bilemedim, beceremedim…

Ne olur şu garip halime uygun düştüğü gibi değil şanına yaraşır bir hal ile muamele eyle, sevdiklerin hatrına, sevin diye yarattığın aşkına…

O’na yaklaşmak için kıldığım son iki rekattan sonra Efendi hazretleri yaklaştı yanıma, can kulağıma usulca bıraktı mana tohumunu: “Unutma, Allah insana insandan tecelli eder, agah ol evladım, cümle dillerden sanadır hitâb…”

Ayakkabılarım elimde merdivenlerden inerken, önünde mendil bir meczub gözümün ta içine bakarak yakıyordu nağmeyi:


Daha senden gayrı aşık mı yoktur
Nedir bu telaşın hay deli gönül

Mevlam sana kanat vermiş uçamıyorsun
Bu nefsin elinden kaçamıyorsun
Ruhsatî bu dünyadan geçemiyorsun
Topraklar başına vay deli gönül

Reklamlar

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.