Açık Sır 1


Gizlenmesi gerekeni ortada bırakırsanız kimse bakmayacaktır…
[Abdal Kadrî]

O sizin içinizde olduğu sürece Allah size azâb edici değildir.
[Enfal:33’den]

Mutlak olan nakledilemez ancak birinci elden deneyim yoluyla anlaşılabilir.
[M. Rinpoche]

Bağlardan kurtuluşun doğası doğrudan, basit ve nefes almak kadar doğaldır.

Çokları, hayatlarının bir yerinde bununla mutlaka karşılaşacak fakat zâten bildiklerini ve gereğini yaptığını sandıkları “eski şeylere” hızla geri dönecekler.

Zîrâ bâtındaki tevhîd, elde edilen, kazanılan bir şey aracılığıyla değil, elden çıkarılan, kaybedilen bir şey aracılığıyla zâhiren görünür hâle gelebilir.

Bunu fark edenler içinde az da olsa bu davetin bir yankı bulacağı kimseler de yok değildir hani…

Onlar sanki şimşek çakması gibi âniden görecekler ve bütün arayışları bırakmaya hazır olacaklar; “aydınlanma” dedikleri şeyi bile…

BAŞLARKEN

Bütün insanlar uykudadır
Ölünce derhâl uyanırlar
[Sözlerin Gündüzü]

Aşmamız gereken bir varoluşta nefes alıp veren “ayrı bireyler” olmanın görünüşteki deneyimine kendimizi hapsettiğimiz, aslı rüyâ olan geçici bir hâli yaşıyoruz.

Bu rüyâ hâlinde yaptığımız her şey, sözde her olumlu eylemin tam ve eşit olarak karşıtıyla dengelendiği “zıtlar yasası” tarafından yönetilir.

Bu yüzden, hayatımızda başarılı olmaya, mükemmelliğe ulaşmaya veya kişisel kurtuluşa ulaşmaya yönelik tüm bireysel girişimlerimiz etkisiz hale getirilir.

Derin murakabeyle gelen idrak yoluyla, bu rüyayı görmeye devam ettiğimiz sürece, gerçekte dairesel bir döngü içinde yaşadığımızı keşfederiz. Her şeyin farklı görüntülerde sürekli olarak kendi desenini tekrar ettiği bir çarkın üzerindeyiz; dünyâ zemininde, aldanış yurdundayız.

Hem kısıtlanmış hem de serbest bırakılmış bir yaratılıştan zevk alan mutlak bilincin kendisidir. Bireyselliğimiz ve özgür irademiz hakkında inandıklarımıza rağmen yalnızca bir dizi şartlanmaya, tarihî inanç sistemine dayalı olarak tepki ve yanıt veren, rüyâ karakterleri olduğumuzu görürüz.

Gelişmiş sandığımız çağdaş bir dünyada klasik din, sanat ve bilimin tümü, yalnızca başka bir olasılığı yansıtmaya hizmet eden, mükemmel olarak dengelenmiş ve tam olarak tarafsız bu rüyâ durumunun (dualite) parametreleri içinde yer alır.

Gerçek kurtuluş açısından hiçbir şey olmuyor. Görünüşe göre yarattığımız şey görünüşe göre yok edildi. Ve görünüşte yok ettiğimiz şey görünüşte yeniden yaratılıyor. (Ân-ı dâimde halk-ı cedîd)

Orijinal ve zamansız doğamızdan, özdeşleşmiş bilince geçerek, yaşadığımız rüyanın, ondan uyanışımızdan başka kesinlikle bir amacı olmadığını, yeniden keşfetmek için bu durumu biz yarattık.

Bu uyanış, rüyanın ve zamanın dışında ortaya çıktığı gibi, her türlü bireysel çabanın, her çeşit yolun, sürecin veya bir inanç kalıbıyla anlaşılıvermenin de iyice ötesindedir.

BAĞLAM

Henüz çok gençken, bir şeyler yapmak ya da bir şey olmak ihtiyacı duymadığım, zamanın dışında büyülü bir dünyada olduğum hissine kapıldım.

Tanımlanamayan bu bir birlik, bütünlük ve tam olarak bütün ihtiyaçlardan azâde olmak hissinin, aslının ne olduğuna dair bir merak giderek sarmalıyordu beni.

Aynası berrak her çocuk için, durumun aynı olduğunu hissediyorum.

Ve sonra elbet oyun bozuldu. Bir gün bunların hepsi değişti ve ayrılıklarla dolu, ihtiyaç dünyasına girdim.

Ayrı bir annem ve babamın, bir adımın ve şunu ya da bunu yapmak için bariz bir seçimim olduğunu keşfettim. Zaman ve mekan, sınır ve keşif, çabalama ve manipülasyon içinde, “her zevke koşma her acıdan kaçma” dünyasına taşındım.

Bu deneyimlere sahip olmak için dünyaya geldiğime ve bunların benim doğal vâroluş tarzım olduğuna inandım.

Ayrıca çok çalışırsam, uslu durursam, seçtiğim veya dayatılan işimde başarılı olursam, evlenirsem, çocuklarım olursa ve kendi sağlığıma iyi bakarsam mutlu olma şansımın yüksek olduğuna da inanmaya başladım.

Bunların hepsini oldukça başarılı bir şekilde yaptım ve zaman zaman kendimden zevk aldığım da oldu ama aynı zamanda şunu da fark ettim: maddî olmayan, dışarda bulunmayan ve çok temel bir şeyin eksik olduğu apaçık görülüyordu, evet belki de bir tür sır.

Nihâyetinde “eksik olanı” din aracılığıyla aramaya karar verdim.

Yine bana çok çalışıp kendimi çeşitli disiplinlere, ritüellere ve arınmalara adayacak olursam, sonunda “ruhsal tatmin”i hak edeceğim söylendi.

Kurtuluş için uygun görünen her şeye kendimi tamamen kaptırdım… Ama yine de “kayıp duygumun” nedenini keşfedemedim.

Ne olduysa bir gün, sanki bir tesadüfmüş gibi, büyük sırrı yeniden keşfettim ya da belki de o beni yeniden keşfetti.

Ne olduğunu kelimelerle açıklamam imkansız. Buna en yakın tarif; kesinlikle hayal gücünün ötesinde bir sevgi ve tam bir anlayışla boğulmuş olmaktır.

Bu yeniden keşfe eşlik eden ilhâm, o kadar basit ve o kadar devrimciydi ki, bana öğretilen veya inanmaya başladığım her şeyi bir çırpıda silip süpürdü.

Hayat tarzımı değiştirme çabamın ötesinde hatta hayatı hepten değiştirmemin bile ötesinde bir aydınlanma olduğunu fark ettim; yaşayanın, aydınlanmayı planlayanın çok ötesinde tam bir dönüşümdü bu.

Çünkü ben zaten aradığımmışım meğer.

Aradığımı ya da istediğimi düşündüğüm şey, ve bunun için “yapılacaklar listesi” ne kadar uzun olursa olsun, bütün arzularım sadece “yuvaya dönme” özlemimin bir yansıması imiş meğer.

Ve hiç ayrılmadığım o yuva birliktir, yuva benim özgün doğamdır.

O tam burada, basitçe anda olanın içinde. Gitmem gereken başka bir yer yok ve olmam gereken başka bir şey yok.

Elbette kelimelerle ifade edilemez olanı nakletmek imkansızdır ama yine de bu beyan, bu ilhâm hakkındaki anlayışımı ifade etme girişimimdir.

Aydınlanma, zaman, amaç ve ruhsal doyuma ulaşma çabam hakkındaki inançlarımın, sürekli ve doğrudan mevcut olan birliği nasıl kesintiye uğratabileceğini açıklamaya çalışıyorum.

Ayrılık, korku, suçluluk ve soyutlama illüzyonu ve bu yanılsamanın bulaşıcı etkileri, bu etkileri de içeren ve dönüştüren “özgürlükten” nasıl uzaklaştırabilir ki beni?

Bu özgürlüğe açık olmanın ne kadar zahmetsiz ve doğal olduğunu da elimden geldiğince ifade etmek isterim.

Bu çalışmayı meditatif bir yaşam sürmeye ya da “şimdi burada olmaya” yönelik bir teşvik olarak görmek, asıl noktayı tamamen gözden kaçırmak olur.

Bu bildirim, gerçekte ne olduğumuza dair algıda tekil ve devrimci bir sıçramadan bahsediyor.

Öyle ki laf kalabalığı ile süslenmeyi, uzun uzadıya izahı gerektirmez ve bir kez fark edildiğinde söylenecek başka bir şey bırakmaz.

Şunu da açık ve net olarak söyleyelim ki aydınlanma, özgürleşme, uyanma, mutmain olma, kendini gerçekleştirme, birlik ve benzeri terimlerin tümü, burada, herhangi birinin “gerçekte ne olduğunu” mutlak olarak gerçekleştirmesiyle aynı şey olarak görülüyor.

SIR AÇIKTIR
SERÎ HÂLİNDE DEVÂM EDİYOR…

Tony Parsons’un “Open Secret” adlı henüz tercümesi tamam olmamış eseri üzerinden serbest okumalar…

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.