Serbest Tercüme’den 1


Ötede yatan şey ancak zihin hareketsizse bulunabilir… Espriyi anlamak için mühim olan yegâne şey, zihnin hareketsiz olmasıdır. Ancak durgun su, derinlerini gösterebilir.
[Krishnamurti]

Bu sahnede var görünen her ne varsa, dört ananın (hava-ateş-su-toprak) üç evladından (mâden-bitki-hayvan) süzülerek sûretlenebilir.

Dünyada bu kadar su var, hepsinin aktığı musluğun ardına geçmek gibi.

Bu kadar balonda hava bu kadar ocakta bunca ateş var, bütün bunların kaynağına, madenine, doğduğu yere, bütün sayıların, bütün kitapların kaynağına “O” noktasına inmek, zâhirden bâtına, âhirden evvele geçmek mesele…

Bunun için eve ışık dolması gerek…

Aydınlanma anında her şey, ama her şey düşer
(öyle ya tutunacağı bir kimse kalmayınca)

Âniden altınızdaki zemîn yok oluyor ve hooop yalnızsınız.

Âlem dolu ama ben tenhadayım da ondan yalnızım değil, başkasının olmadığını anladığın için yalnızsın; ayrılık yoktur.

Sadece sen varsın, sadece Öz, sadece sınırsız Boşluk, mutlak bilinç, saf farkındalık, adına ne dersen, hoş demesen daha hoş zira diyecek olandan boş.

Zihin ve ondan beslenen ego, bu manzarayı korkunç görünüyor. Sınırsızlığa ve boşluğa baktığında anlamsızlık ve çaresizlik görür.

(Öyle ya boşluğun neresini değiştirecek, neyi kontrol edecek, kime ne gösterecek)

Ancak, zihin bir kerecik serbest bırakıldığında, korku dolu bu görünüş, bitmeyen bir neşeye ve tatlı bir meraka dönüşür.

Evet aydınlandığınızda yalnız kalırsınız.

Artık herhangi bir desteğe ihtiyacınız yok çünkü desteklenecek bir şey yok; ayrı bir sen yok artık. Birikmiş tüm ego deneyiminin çürük bir yanılsama olduğunun farkındasın.

Tek başınasın ama asla asla yalnız değilsin çünkü baktığın her yerde tek gördüğün O ve Sen O’nun bir ismi olarak sahnedesin.

– Uyanış, kişinin sahip olduğu başka bir manevi deneyim midir?

Uyanış, senin uyandığın anlamına gelmez. Bu sadece “uyanıklık” olduğu anlamına gelir. Senden, benden uyanmaktır.

Bunca uyuyan kimse arasında uyanık olan “sen” yoktur, sadece uyanıklık vardır.

Uyanık olan ya da olmayan bir “sen” ile özdeşleştiğin sürece, hâlâ rüyâ görüyorsun demektir. Uyanış, “ayrı bir kendim” rüyasından basitçe “Uyanıklık” olmak için uyanmaktır.

(İrfan ocaklarında, uykuya mihman olmuş canlar, sabahın seherinde yastıkları hafifçe pış pış edilerek: “Âgâh olasın erenlerim” dâvetiyle, kalıba sokulur.
ÂGÂH: Uyanık, basîret sâhibi, haberi olan, farkında olan)

– Bir kişi uyanıp aydınlandığında, aynı zamanda aşk ve irfan dolu olur mu?

Tekrarında faide var: uyanan bir kişi yok, kişi hâlinden uyanmak var.

Uyandığında, kişiyi yel alır nesi varsa sel alır. Kişi-sel her şey sona erer.

Uyanık olmak, kim olmadığınızı ve ne olduğunuzu doğrudan deneyimleyerek fark etmek anlamına gelir.

Hiçbir şey olmuyorsun, ayrı bir şeye dönüşmüyorsun.

Tüm oluşlar, zihinde tutulan zamandadır. Uyanış zamanın ötesindedir; bir anda, zamandan zamansız olana uyanırsınız. Bilgelik ve sevgi, kendi benliğinizin doğal veçheleridir ve bu nedenle yaratılmaları veya sürdürülmeleri gerekmez.

Birçok insan daha bilge ve daha sevecen olmaya çalışır ve kendileriyle sürekli bir savaş içinde kalırlar.

Bu yaklaşım asla işe yaramaz çünkü daha iyi bir insan olmak isteyen ayrı bir “siz” olduğunu varsayar.

Rüya olan sensin, ve bu da sadece zihinde tutulan bir düşünce. Varlığın akışı olan hayatın bir eylemi olan “Kendinizi” ayrı bir varlık olarak kabul ederek, kendi doğal parfümünüz olan aşk ve irfanı da örtmüş, bütünü sınırlamış oluyorsunuz.

(Allahümme yâ Settâr u Yâ Settâr)

– Aydınlanmayı elde etmiş gibi göründüğüm anlar oluyor, bir ışık çakıyor… Akabinde ve devamında, bir süre sonra bu durum ortadan kayboluyor. Kaybetmediğimiz zamanlar da gelir mi?

“Aydınlanma” kelimesi kim olduğunuzu gösterir. Kim olduğunuz, kazanılabilecek veya kaybedilebilecek bir durum değildir.

Bu manevi bir deneyim değildir. Tüm durumlar ve deneyimler gelir ve gider. Kim olduğunuz, durumlar ve deneyimlerden bağımsız olarak şu anda var olan kalıcı saf farkındalıktır.

Aksi halde kişi maneviyat yaşarsa karanlıkta şimşek çakmasıyla yürümeye benzer. Sokma akılla yedi adım yürüsen sonra sağa sola bakarsın “ben nerdeyim” diye…

Neredeyse gözlerini kapıverecek olan şimşek önlerini aydınlattığında onun ışığında yürürler; üzerlerine karanlık çökünce dikilip kalırlar.
[Bakara:20’den]

Aydınlanmış yaşam bir anlamda tam bir güvensizliktir; Bilinmeyen’de-n yaşıyor ve hareket ediyorsun.

Konfor alanında, zihnimizin sağladığı çarpık güvenlik duygusuyla hareket etmeye alışkınız ancak “Gerçek Özgürlük” bu şekilde işlemez.

Aman ya rabbi nasıl bir paradoks.

Tam olarak bilmediğin ve bilmediğini bildiğin için, her an tâze bilmeye kapı sonuna kadar açık.

İşte o zaman her an yeniden bilebilirsiniz, yeniden boşaltır bilmeyiverirsiniz.

Bilmemenin içinde yüzerek her nefes dinlenince anda lazım olan bilgi doğal olarak gelir.

Kendi içine bakmak’ ve “ben diyeceğini” bulamamak, bulmaktır!

Ben ve benim’e olan hayranlık ortadan kalktığında, artık farkındalığınızın merkezinde “benlik üssü” yer almadığında, o zaman ben’in yokluğunda geriye kalan her şey açığa çıkar vesselâm.

Söyleyecek sözüm var...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.