Birlik şarkımız

İşitecek kulağı olanlar Ruhullah olandan işitir durur: “The Father and I are One”

Tanrı • Evren • İnsan

Birlik ideali, kutsal olmayanın kalmadığı ilâhî kaynaşma deneyiminin, insanların zamanı tasavvur edebildiğinden beri vâr olduğuna inanıyorum.

Ve Cenâbı İsa’nın yekten söylediklerine benzer birlik şarkıları, âlemi bayram yeri bilen nice ruhun yüreklerinde, coşkulu bir sevinçle söylenip duruyor.

Malzemesi su olan her ırmağın, büyük birleşme anının farkındalığı için denize doğru aktığı gibi, her ruh da bir beden formunu deneyimledikten, sahnede biraz eylendikten sonra, sessiz kaynağına geri dönüyor işte.

Biz O’ndan geldik, O’nunla, O’na dönücüleriz.
[Bakara:156’dan]

Dalgaya kapılanlar için okyanusa inanmak bazen zor gelebilir ve varlık komasında, ayrılıktan inleyenler için “birlik” bir fantezi gibi görünebilir ama bence asıl fantezi
“Her Yerde Olan”
[Hadîd:4’ten]
dan ayrı olmak…

Ay Ali’dir gün Muhammed
Okunan seksenbin ayet
“Balıklar suya hasret”
Çarha döner göl içinde
[Pir Sultan Abdâl]

 

Sudaki susamış balığın ciddi bir profesyonel danışmanlığa ihtiyacı var demektir

Ol mâhîler ki deryâ içinde deryâyı bilmezler…

SU her yerde hazır ve nâzır olan
“El-mevcûd: Hak” varlığı ise
Biz BALIK görünümlü
Yaşayan muhterem geçiciler

Dışı olmadığı halde
O’nun içindeyken
O’nun gözleriyle
O’nu arıyoruz

Hayır seninle oynamıyor
“Sen olarak oynuyor” anla artık!

Kelâm-ı kadîminde bir ağaçtan apaçık
İnnenî ene’llâhû
[Tâ-hâ:14]
diye seslenebildiği halde

Her birimizde içkin olanın, giyindiği kadınlar ve erkekler aracılığıyla konuşma olasılığını reddetmek, aşkın bilip tenzih edeyim derken O’nu ​​sınırlamak değil midir?

O’nun ağzına mühür vurup kesintisiz akıştaki varlıkla iletişim kurma yeteneğini sınırladığımız anda, toplumu ve bireyi parçalayan, bizi güçlendirmek ve birleştirmek yerine zayıflatan ve ayıran bazı sağlıksız dini önyargıları, hurafeleri, nevrozları ve korkuyu pekiştirmiyor muyuz?

Zamana ve mekana, tanrıya ve insana dair bütün algılarımızın henüz emekleme devresinde olduğunu düşünüyorum.

Sorgulamadan teslim olduklarımız o kadar çocukça ki onlar için savaşa bile girer, tanrı adına seve seve öldürebiliriz, insanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu, barış ve huzur sahnelerde pek nadir görünüyor.

Âh kime ne diyemmm…

Kalp güzelliği göremediğinde, birliğe dokunamadığında acı çeker oysa güzelliğin hiç de gizli saklısı yoktur, utangaç değildir; vâroluşla birlikte akar.

Ayırmadan bir olup birlikte birliğe biriken
Güzel âşıklara, gül rengi bir selâm olsun…

Ayrı şey-tan-rı

Yazısı ay-rı şey-tan-rı üzerine birlik okumaları…

İnsanların çoğunluğu ancak müşrikler olarak, ayrı bir şey sandıkları sanal varlıklarıyla, sanal tanrı yaratarak Allah diye iman ederler.
[Yusuf:106 zevkiyle]

ŞEY-TAN-RI

“Şeytan” recm edilmiş
“Ayrı” tutulmuş
Uzaklık azâbının simgesidir

Ayrı benlik, iki dünyada da bütüne kavuşamaz çünkü Allah şirk yâni ikilik cehâletinde yanmanın dışında her şeyi affeder.

Nihâyetinde ayıran kendini ayırır.

Çerçeveyi sen çizdin, şimdi dışarda kaldım diye ağlama; kendin ettin kendin buldun

Kendini ayrı sanan,
ayrı bir Şey-Tan-rı’ya
tapınmaktan da kurtulamaz
ve bu tanrı eninde sonunda
hem kendini hem de dokunduğunu yakar

Bir kere Ayrı-k otu sarmaya görsün tarlayı kendi gibi olmayanı cennetine de almaz artık…

Böylesinin dünyada çizdiği cennet tablosu da kendine benzer:

Burada iç geçirip de yapamadığın her haltı orda yapacağın bir cennet…

Burada kıvam tutturamayınca
Aman ne alâ her istediğin orda serbest;
şaraplar, huriler, zevk bahçeleri

Misal yollu anlatımı “O söylüyor” diye
ayrı bir şey-TANrı’dan anlayınca
kendi ayrı zihnimin kabında
manâyı dibine kadar boğarak
keyfimce anlayan gene ben

Ene ‘inde zanne abdî bih
[Hadîs-i Kudsî]
Ben, bana kulluk edenin sandığı gibiyim

Güzeli görmek boylu boyunca
Sizde bir türlü bizde bir türlü

Mâdem O bir ayna, sen kendin gibi bir ilâh yaratmış olmayasın boylu boyunca?

Kendi kitabındaki sözde acı, keder, zevk, arzu, yargılama, yargılanma, affetme, affedilme ihtiyâcına pek münasip bir tanrı meselâ?

Suçları öyle birikir ki kendini affetmek için bir tanrı yaratır insan…

Acılarla, intikam biriktirir ve ötekini yargılamak, infaz etmek için de bir tanrı yaratır insan…

Böyle iman edenleri eşelersen görürsün ki hayale, vehime nihâyetinde kendilerine tapmaktadılar.

Hevasını, kafasında yarattığını kendine ilah edineni gördün mü?
[Furkan:43’den]

Peki âlemlerin rabbi olan
TEK ve kendiyle dolu Allah bu mudur?
Böyle midir?

Gerçek tevhîd! O senin fıtratındaki dîndir
Saklı rûhunu çıkar! Ortak koşmayı dindir
Kâbe’de HAK DOST’un yaptığı gibi, sen de
İçinde ve dışında, her putu kırıp indir

Vechini hanîf olarak, ayrı bir şey-tan-rıya tapınmaksızın, Allah’a ortak çıkmaksızın o Tek Dîn’e doğrult…
[Rum:30 zevkiyle]

Bir âlem olmuş “tek olana” ayna
Bu beden çerçevedir anlayana

Her nefes ezan okuyan hem duyan
Deri örtülü mâbette bulunan

“Ben bilmem” deyû aklın batsın kalbine
Abdal Kadrî aşka uyan derdin ne

– Evet bunca saydın döktün yıktın perdeyi eyledin vîran amma bu düğüm şimdi nasıl çözülür, şirk kiri nasıl yıkanır cânım erenlerim?

Her şey sevgiyle yıkanır, ayrı sansa da buzun da aslı su…

Ayrılık sadece bir yanılsama ve farkındalık ışığı muhabbetle üzerine düştüğünde erimek doğasında var güzeller güzeli…

Canlı âyet


Zaman: MS 4. yüzyıl
Mekan: Sina çölünün kalbinde bir Rum Ortodoks Manastırı
Hedef: Zorlu koşullarda, zorlu uygulamalarla Tanrı ile bir olma deneyimi
Saat: Sabah karşı 3 suları

Başka bir ibadet gününde daha, rahipleri uyandırmak için zil çalınıyor.

Kardeş Thomas da küçük hücresinde uyanır, keşiş cüppesini giyer, zünnâr kemerini ince gövdesine bağlar, bir kandil yakar ve ezberine kazınan mezmurlardan okumaya başlar.

Saat beşte kapşon başlığını başına çeker ve keşişlerin sessizce yulaf lapası yedikleri ortak yemek odasına gider.

Birlikte ibadet edildikten sonra hücrelerine dönerler.

Thomas, sabah ışığının ve temiz havanın içeri girmesi için rutubet dolu hücresinin ahşap penceresini ardına kadar açık bırakır.

Bir ışık huzmesi onu şaşırtan ve bir an için sersemleten bir şeyi ortaya çıkarır.

Kumlu zemin ve duvarın birleştiği yerde küçük bir çiçek yüz göstermiştir.

Bütün gün dikkati dağılır, vücudunda tuhaf bir enerji hisseder. Bu küçük oda arkadaşı onu nasıl bu kadar etkileyebilir? Sessizlik yemini ettiği için bunu kimseyle tartışamaz.

Ertesi gün o çiçek açar;
güzel, narin ve kusursuz.

Güzel çiçeğin görüntüsü Thomas’ın dikkatini dağıtır ve içinde uyuşmuş duygular uyandırır.

İçini kıpır kıpır yapan bir heyecan hisseder ama zihni ona, zevkin manevi çalışmaya müdahale ettiğini, ilâhî olanla bağlantı kurmak için maddi olandan uzaklaşması gerektiğini hatırlatıyor.

Manastırda dünyevi zevkler yasaklanmıştır çünkü bunların ilahi olanın aşkınlığını gizlediğine inanılır.

Bütün gün aklı ve duyguları çatışır. Akşam olduğunda aklı galip gelir ve Kardeş Thomas çiçeği kökünden söküp çitin üzerinden atar.

Bu dinlediğiniz sadece efsane değil gerçek bir hikaye. İlgili manastır hâlâ çetin ceviz keşiş adaylarını kabul ediyor ve bu vâkıa kendi kayıtlarında belgelenmiştir.

Sizi bu tür uygulamalara sevk edebilecek ruhani mezhepler bugün de vardır, hem de inanın çok uzakta değiller.

Tenzihte takılı kalan Musevî zihniyetinde olanlar, yaradanı yaratılıştan ayırırlar ve zuhurda olanı kirletilmiş görürler. Onlara göre maneviyat, ruhu, fiziksel olandan (zâhir) ayırarak yüceltmekle ilgilidir.

Bu idrakle beslenen İrlandalı Katolik ve Rum Ortodoks rahibeler asla çıplak duş almazlar, banyo yaparken bornozlarını giyerler.

Nietzsche’yi, insanların kalplerinin içini görebilen, ancak kıyafetlerinin içini göremeyen garip bir Tanrı’ya inandıkları yorumunu yapmaya yönelten de bu idraktir.

Sevgili Kardeş Thomas,
Aradığın Tanrı,
Sana çiçek gönderendir
Issız, kasvetli, küflü, kurumuş hânene
Canlı bir şeyler gönderdi.

Thomas Kardeş,
Dualarla bastırmaya çalıştığın
O üryân rahibelerin kıvrımları da
Tanrının kendi kudret elinden çıktı

Thomas kardeş,
Altı yüz yıl önce
Kemiklerin unufak oldu
Yine de o küçük çiçek
Çölde bir yerde hâlâ hayatta

Sevgili Kardeş Thomas,
Sadece gerçek olan kalır.

Nihâi amaç ve aslî öz nesnelerin arkasında bir yerde aşkın (bâtın) değil onların içindeydi, her şeyde zâhir olarak…

“Bilinmekliği seven” bilindikçe parlar, bâtından zâhire sızar.

Evvel ve âhirini, bâtın ve zâhirini bir bütün bilen, kemâliyle bâtın, cemâliyle zâhir olanlara malûmdur:

“Ol•an Güzeldir”

O hâlde anda her ne zuhûrda ise akışa açık ol, kapanma, kendini sâdece bir yere bağlama. Zâhire râzı ol, kabul et, sev: bâtının seni teslîm alıp durur; evirir çevirir kendine getirir vesselâm

BIRAK EZBERİ; SEV BENİ der gibi…