Yüz Söz’den

Light glorifies everything. It transforms and ennobles the most commonplace and ordinary subjects. The object is nothing, light is everything.
[Leonard Missone]

Ġāfil olma gözüñ aç ‘ālem-i kübrāsın sen
Sidre vü levĥ ü ķalem ‘arş-ı mu’allāsın sen
Ħoşça baķ źātuña kim zübde-i ‘ālemsin sen
Merdüm-i dįde-i ekvān olan ādemsin sen

Kendine hoşça bakan insanı, “evrenin gözbebeği” olarak târif ediyor irfan geleneğimiz.

Sanki gözbebeğindeki o noktadan güneş sızıyor, üzerine ışık düşmeyince, var bile yok oluyor.

Aslolan gören öznedir, görünen nesne ise hayâlin giydirdiği elbisedir; üzerine farkındalık ışığı düşünce yoğu var gibi gösterir.

ALLAH yerin, göklerin nûrudur diyor âyet
Yâni evren yok durur aslı nûr ise şâyet

Rüyâyı dışta olmuş gibi gösterir zihin
Kurgu film•indir içte! Gülersin sabahleyin

Bütün ilmi bir noktaya, noktanın sonsuzluğuna sığdıran bir manâdan sızanları paylaşmak dileriz.

Çünkü başladığında biten, noktadır. Noktadan sızan filmin gâyesi, kendi özüne dönüştür ve zaten orada olduğunu farkeden için, canlı sandığı filmin sonu gelmiştir.

Bir kez uyandığında, artık öteki göremez olursun. Her yer karanlık, herkes uykuda zannediyordun ya, meğer gözleri kapalı olan senmişsin! Sen uyandığında, uyandıracak kimse de bulamazsın.

Ben susayım da varlığın sevinci, insanlığın târifi olan İLMİN ŞEHRİ’nin kapısı: Şâh-ı Velâyet nûrundan, rağbet ettiği mevzûya ışık doğsun:

Belâ esnâsında sızlanma! Zîrâ kaygılanıp sabırsızlık göstermek belâyı arttırır.
[Sad Kelâm-ı Şâh-ı Velâyet]

İnsan, topraktan bir çanak anten. Mâdem âlemde çekim yasası var; dert yanma, aslâ sızlanma.

Sızlanmak, en yakın bir zâlime etrafta bir kurban olduğundan haberler verir…

Varlığın sevinci buyurdu:
“Sadaka, malı azaltmaz”

O’nu işiten ve görenden duyuldu:
Fakirleştiğinizde, sadaka vererek Allah ile muamele ediniz.
[Sad Kelâm-ı Şâh-ı Velâyet]

[TEVBE TEVBE]
Bir kimse, secdede “Rabbiğfirlî” diyerek bağışlanma dilerse, başını secdeden kaldırmadan mağfiret olunur.
Ramuz El-Ehadis [436:3]

Özrü yinelemek, günahı tekrar akla getirmektir. Günâhı hatırlamak günahtır, ona da özür gerektir.
[Sad Kelâm-ı Şâh-ı Velâyet]

Cimrinin malını, vukû bulacak bir hâdise veyâ malını sahiplenecek bir vârise müjdele.
[Sad Kelâm-ı Şâh-ı Velâyet]

Çokça mal toplayan stokçu, zengin olamaz. Zîrâ çok malı olana değil çok verene zengin derler

Zengine sual basît:
Ne yapmış da zengin olmuş
Zengin olmuş da ne yapmış

Cimri, Allah’ı yanlış tanıdığından fakirlikten çok korkar; fakirliği âcilen üzerine çeker!

Her kim cimri olursa, yoksulluk kapısını peşin peşin açmıştır. Zîrâ bu dünyâda fakirler gibi yaşar, âhirette de zenginler gibi uzun uzun hesap verir.
[Sad Kelâm-ı Şâh-ı Velâyet]

Güneş değilse de güneşten hüzme, deniz değilse de denizden damla kâbilinden, azımızı çok sayan siz güzelim canlara bâki muhabbetle…

Devâmı için:
https://umutrehberi.com/2021/01/22/yuz-sozden-ii/

Bak yeşil yeşil

Bilinmeyi seven bir noktanın, bir damla su yüzünden toprağa düşmesiyle başladı bütün hikâye; formsuz özün giyindiği ilk don!

Secde yeri öpmektir toprak tene girerek
“Rahmet” olana mutlak toprağa düşmek gerek

Yağmur düşen toprak, misss gibi hayat kokuyor hâlâ…

Bir yazara şöyle dense ne hisseder acaba?
“Sizin vasıtanızla kendini ifâde eden bu güzel cümle için hayli müteşekkirim güzel insan.”

İşte hayat(ın) dolu cümlesi:

Ben, bütün hayat kıvılcımlarını yayan aşkın ve ateşli doğurgan gücüm. Bana ölüm yok ama onu dağıtan da benim.

Dört bir yanda hikmetle kolan vurup kanat çırpan benim. Çayırlara yayılan güzelliğin bağındaki o dipdiri ve ateşli öz benim.

Suda parıldar; güneşte, ayda ve yıldızlarda yanarım. Gözün göremediği rüzgarın gizemli gücü benimdir. Bütün hayat soluğunu ben beslerim. Bütün yeşilliklerde, bütün çiçeklerde ben soluk alıp veririm.

Sular canlıymış gibi aktığında o benimdir. Bütün dünyayı tutan şu sütunları ben yükselttim. Esen yellerin ardındaki gizli güç benim; benden kaynaklanır onlar.

İnsan soluklanarak yürürse, ateş de işte öyle; benim soluğumla yanar. Bütün bunlar, içlerinde ben olduğum için, onların hayatlarından olduğum için yaşarlar.

Her görünende kendini ifâde eden, başka başka yüzlerde açığa çıkan benim.

Ben hikmetim. Her şeyin kendisinden türediği, yıldırım gibi düşen sözün gümbürtüsü bendendir. Ölmesin diye her şeyin içine yayılan dirilik benim. Ben hayâtım.

Yeşil: Eski Türkçe yaş-ıl “yaş bitki rengi”nden tâze can buluyor ki dirilik yâni hayat ALLAH’ın HAYY ismidir.

Yeryüzü suyla yeşil ve yeşil HIZIR demek
İlyas’ı bulmak için sarfet ömrünce emek

Kesilip odun olur yeşil olmayan ağaç
Yağmur, rahmet aynı söz! Kurumadan çiçek aç

Mûsâ iki ırmağın birleştikleri yere
Varmadan rastlamadı HAKK’a en yakın ere

O er kayığı deldi, geçer iken ırmağı
Nefsini del Rûh’u bul! Yırtılsın benlik ağı

Söz verdiğin RABB’ini hatırlamaktır zikir
Sana Şah damarından yakın O! Eyle fikir

Hazreti’ni gaflettir arzda en büyük günâh
Tövbe et! Özür dile özünden; O’dur İLÂH

Özünü yüzüne yansıtmak için geldiğini ne bilsin içine bakmayan, dışına sızmayan nâdân…

“İnsan, kendi gerçeğini görmek için sahnede görünüyor” dedi ayna taşıyan yazar gülümseyerek, “herkes hemen selfie çekmeye başlıyor!”

İnsan görünme.z

Görünmezlik, gerilim sineması için vazgeçilmez bir nimet. Bir şeyin varlığını hissediyor ama onu göremiyorsanız, bu varlık iyi veyâ kötü olsun mutlaka sizi gerer ve tedirgin eder!

İşidirem sözünü göremezem yüzünü
Yüzünü görmekliğe cânım veresim gelir

Hüve’l-bâtın değil perde, hüve’z-zâhir O her yerde

Velâyet berâtı olan sûre-i ihlâs’tan biraz ışık d.olsun hânemize:

O Allah, Ehâd olandır:
Parçaların birleşmesinden oluşmamış ve parçalara ayrılmamış tek bir bütün!

O Allah, Samed olandır.
Som altın için samed denir, içinde altından başka hiç.bir.şey yok diye okunur.

Tek bir öz, her yerde zâhir iken duygu, düşünce, kimlik içinde kaybolanlar için bâtına çekilmiştir. Düşünce, dikkat, enerjiden ibâret olan insan yüzünden, doğal hâlini “dikkat dağınıklığı” oyunuyla gizlenmiş!

Yoğu var ve muhteşem gösterdin
Yeli gizledin, tozu gösterdin
[Cenâbı Mevlevî]

İşitecek kulağı olanlar İnsanlığın Târifi’nden işitti:
Dilinizde aşırılık (tecâvuzu’l hudûd) işlerinizde karışıklık (teşevvuşu’l emr) olmasa, siz de benim gördüklerimi görebilirsiniz.

Şimdi ve burada olan, gizli görünse de saklanmıyor.

Sûret-i Leylâ’dan sîret-i Mevlâ
Cemâlin arz edip hicâb gösterir

Doludur Hak ile âlem muhakkak
Nereye baksan anda görünür Hak
[Bak.ara:115]

İşte okumasını bilenlere bir de muammâ:
Çok görülen yoktur da yok görünen çoktur!

Şâhsi bir iltifat olarak anlamazsan sana verilecek bir müjdem var, almak için zahmetsizce ve doğal olarak farkında olman yeter:
Bunca zamandır misâfirsin bu tende
Yazıktır bilemezsen aradığın sende

İnsan yarım elma gibidir; öteki yarısı dosttur; onu bulamazsa ömrüne yazık!
[Pythagoras]

Şimdi ve burada duyacağın her şeyi duydun ammâ bunları güvenilir bir kaynaktan, doğrudan doğruya tecrübe etmediğin, sahnede kendin olarak deneyimlemediğin sürece, zihne ait bir beyan olarak kalır ve geçicidir!

Hakikatin etrafını koklayıp durarak, ikinci el bilinçle hiçbir yere varamayacaksın!

“Bildiğim tek bir meditasyon var” dedi güzel gören biri:

Yemek yerken, yerim
Yürürken, yürürüm
Uykum geldiğinde, uyurum

One thing at a time…

Her ne oluyorsa sâdece O olur.
“Ben” asla karışmam.

Araya ikilik:kişilik girmeden sâdece olan’a uyum

Hem OL•AN güzel değilse güzel ne ola ki?

El-hayru fî mâ-vakâa
Hayr ve güzellik olandadır

İnsanın gerçekliği, kendinde olmak murâdıdır.

Kendinizi bilemezsiniz ancak kendiniz olabilirsiniz! Bir bilen olduğunda bir de bilinen olur ki bu ikilik demektir. İkincisi her zaman ego-nefs, sahte benliktir.

Gerçek özünüz asla bir fiilin nesnesi olmaz o tektir ve dâimâ ÖZ•NEdir.

Nasıl buyurmuştu Varlığın Sevinci’ni duyan:
Eğer perde-i gayb, (bilinmezlik perdesi) açılsa yakînim ziyâdeleşmeyecek!

Görüşüm keskinlik kazanıp geçmişte ve gelecekte benim için neyin hayr ve güzel olduğunu görecek olsam vallahi yine şimdi ve burada olanı tercîh ederdim

Nasıl okumuştu bütün bu cümleyi birdenbire uyanan:

Gerçek özgürlük ve ızdırâbın sonu, şimdi, şu anda her ne hissediyor ve deneyimliyorsanız, onu tamamen siz seçmişsiniz gibi kabul edin ve seve seve yaşayın.

Her ne olmuşsa, başka türlü olamazdı!
Evvel ve âhirini, bâtın ve zâhirini bilen bilir ki:
“Ol•an Güzeldir”

Lâkin tam burada pek ince bir ayar vardır:
“Olan güzeldir” teslîmiyetiyle seve seve yenilen rızâ lokması, “artık bir değişim başlatamam, harekete geçme konusunda âcizim” pasifliği demek değildir.

Artık hareket geçme motivasyonu, yüzeydeki egonun arzu ve korkularından değil daha derinlerde, bütünle uyumlu tek merkezden doğar.

Sanki bedenin ölmüş ama üstünde olduğun at hâlâ koşuyormuş gibi…

Araya ikilik girmeden, yağmurun yağışı, güneşin doğuşu, gülün açışı gibi bir ırmak misâli bulanmadan, donmadan doğal olarak akar gider sonsuza…

Îmdi sen de ey tâlip!
Dışarda ve uzakta var.sayılan ilâhlara, latîf hakikatin kaynağı olarak tapınma! Böyle yaparsan sînende saklı hazîneyi elde etmek için dışarıya göz diken, başkasına el açan dilenciye benzersin.

Birliği önce kalbinde keşfet, için dışa zuhûrâtı ile istesen de ikilik giremez araya güzeller güzeli…