Zuhûrât-1

Dışın içe hayâlâtı, için dışa zuhûrâtı
Birinden ol birine tuhfeler her bâr olur peydâ
[N. Mısrî]

Dışarda ayrı bir dünyadan, içerdeki ayrı ben’e gelenler birer hayâl, gerçekte içerde ne varsa dışarda o zuhûr ediyor; iç-dış arasında hediyeleşmeler her seferinde bâtından zâhire kesintisiz olarak açığa çıkıp duruyor, iç ve dışın bir bütün olduğu tam anlaşılınca gerçek hayat yâni kulluk akışı başlıyor. Sıfatı ve eylemleri zâhirde, zâtı ise bâtındadır ve her ikisi birbirine hediyedir.

Sevgilinin dâvetini dinlemek, farkındalık olarak dinlenmek. Hayatın her bir görünümüne hayran olmak ve formun ötesindeki hakikati tanımak için insan formuna sahip olmanın lütfu…
[I. Shapiro]

Bu yazı dizisine başlarken, ana dâvetimizi hatırlayalım

Evvel kapı: Farkındalığı tanımak
(Tanırsam fark edebilirim)

Sonrasında: Tüm görünüşler olduğu gibi olsun
(Olsun bakalım; zîrâ olanda hayır vardır)

Nihâyet: Görünüşlerin ayrılmaz olduğunu görün.
(Bir imiş meğer)

Şimdi paylaşacaklarımız, görünüşlere genel bir bakıştır; her bir görünüm kategorisi, sonraki bölümlerde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Bu bölümdeki materyal, öğrenmeniz veya ezberlemeniz için yeni bilgiler sağlamayı amaçlamamaktadır.

Bilakis farkındalığı doğrudan deneyimlemenize ve görünüşlerin farkındalığa ayrılmaz bir şekilde gelip gittiğini görmenize yardımcı olmak için tasarlanmıştır.

SONRASINDA GÖRÜNÜŞ
Varlığın, gözlemciye duyu organlarıyla algılanabilir şekilde belirmesi demektir:

Bâtında olanın zuhûr etmesi
Gizli olanın meydana çıkması
Örtülü olanın açılması
Görünmeyenin sahneye çıkması
Hazır olanın isbât-ı vücûd etmesi

Görünüşler Nelerdir?

Basit bir “görünüş” tanımıyla başlayalım. Bir görünüş, temel, sürekli mevcut olan farkındalıkta beliren ve kaybolan her şeydir. Tüm görünüşler kendiliğinden ortaya çıkar ve ayrılmaz bir şekilde farkındalığa görünür.

Tüm görünüşler geçicidir. Genel olarak konuşursak, görünüşler şu sınıflardan birine girer: düşünceler, duygular, duyumlar, durumlar veya deneyimler. Bu sınıflandırma, katı değil esnektir ve bazı görünüşlerin birden fazla sınıfa girdiğine şahit olabiliriz.

Düşünceler,
inançları, fikirleri, yorumları, kavramları, zihinsel imgeleri veya resimleri, görüşleri, yargıları, hikayeleri, kimlikleri, rolleri ve pâyeleri içerir.

Duygular,
Arzu, korku, kaygı, endişe, sevinç, mutluluk, kin, öfke, hüzün, nefret, utanç, suçluluk, üzüntü ve umutsuzluğu içerir.

Duyumlar,
Koku alma, dokunma, tat alma, görme ve işitme gibi temel duyularımızla deneyimlediğimiz her şeyi içerir. İlâveten, ağrı, kasılma, baskı, karıncalanma ve zevk gibi türlü fiziksel duyumlar yaşarız.

Durumlar,
Uyanma, rüya görme, rüyasız derin uyku, çatışma, kafa karışıklığı, şüphe, belirsizlik, kesinlik, gevşeme, sinirlilik, huzur, hüsran, özgürlük, depresyon, aşırı düşünme, hastalık ve can sıkıntısı da dahil olmak üzere tüm geçici varoluş biçimlerini veya koşullarını içerir.

Deneyimler sayılamayacak kadar çoktur. Bu kategori, kelimenin tam anlamıyla, pikniğe gitmekten, tuvalette oturmaya kadar çok çeşitli, olası insan deneyimlerini içerir.

Yaşanarak elde edilen bilgilerin bütünü olan deneyimi, sözlükler “kişisel olarak karşılaşılan, maruz kalınan veya yaşanılan herhangi bir olay” olarak tanımlar.

İlk başta, fenomenleri bu şekilde sınıflandırmak, tamamen akademik veya entelektüel görünebilir.

Neden sadece hazır deneyime bakıp basit tutmuyorsunuz?

Elbette, basit ve deneyimsel tutmak önemlidir, bu yüzden “ana davet” her durumda farkındalığa güvenmenizi hatırlatmak için bu yazı dizisi boyunca tekrarlanır.

Bununla birlikte, böyle bir hayâtî mesaja gelmeden önce, dünyayı düşünceler, duygular, duyumlar, durumlar ve deneyimlerden oluşan ve ayrılmaz bir şekilde farkındalığın içinde ortaya çıkan yâni “geçici olan” olarak deneyimlemiyoruz ki!

Dünyayı insanlar, yerler ve şeyler dahil olmak üzere birbirinden tamamen ayrı nesneler olarak düşünmeye meyilliyiz. Oysa farklı bir açıdan baktığımızda, ayrı nesnelerin olmadığını apaçık görürüz.

Bölünmez bütünlüğün yâni ayrılmazlığın en basit ve en doğrudan ifadesi şudur:

Nesneler, düşünceler, duygular ve duyumlar olarak görünürler ve bunlardan ayrılamazlar. Düşünceler, duygular ve duyumlar da farkındalıktan ayrılamaz. Bu kesintisiz bir deneyimdir. Bu sahneye, dış ve iç deneyimlerimiz arasındaki ayrımın yanıltıcı olduğunu görmeye geldik.

Tüm görünüşlerin geçici, kendiliğinden ve ayrılmaz bir şekilde farkındalığa gelip gittiğine dikkat edin.

Görünüşlerin bu şekilde gelip gittiğini görünce, onları manipüle etme eğilimi -onlara tutunarak, değiştirmeye, kaçınmaya veya onlardan kurtulmaya çalışarak- doğal olarak rahatlar. Bu bir görüştür, olmaktır, yapmak değil!

Sadece kendi doğrudan deneyiminizde görünüşlerin zaten yapılmakta oluğunu fark edin.

Bunlardan herhangi biri hakkında kafa karışıklığı yaşamaya başlarsanız veya kendinizi söylenenleri kavramak için arayış içinde bulursanız, bir dakikanızı ayırın ve rahatlayın.

Bu karmaşanın kendisinin de farkındalığa gelen ve giden bir görünüm olduğuna dikkat edin.

Rahatlayın ve yükselmesine, doğal olarak kendi kendine düşmesine izin verin. Düşüncesiz farkındalıkta dinlenmek için bir dakikanızı ayırın. O zaman her şeyin nasıl zahmetsizce farkındalık içinde göründüğüne ve yine farkındalık içinde kaybolduğuna dikkat edin.

Bu kelimelerin bu sayfada görünmesine izin vermek çaba gerektiriyor mu?

Odadaki seslerin çıkmasına izin vermek çaba gerektiriyor mu?

Işığın odayı aydınlatmasına izin vermek çaba gerektiriyor mu?

Nefes almak, koltuğunuzda oturmak, sadece şimdi burada olmak çaba gerektiriyor mu?

Mesela bir kanepe gibi odadaki herhangi bir eşyâyı seçin. O kanepenin orda, öyle olmasına izin vermek için herhangi bir çaba gerekiyor mu?

“Kanepe” düşüncesinin veya başka bir düşüncenin olduğu gibi olmasına izin vermek için çaba gerekiyor mu?

Farkındalığı tanımak zahmetsizdir çünkü farkındalık her zaman ve zaten buradadır, görünüşler bu farkındalığa zahmetsizce gelip gider.

Doğrudan deneyimde, zaten dolaysız olarak görünen, hemen ortaya çıkan şeyi “aramanın” bir yolu yoktur.

Özgürlük için geleceğe bakmaya devam etmeniz gerektiği hissine sebep olan, “Henüz orada değilim” diyerek yükselen bir düşüncedir.

Basitçe şunu fark etmek iyi gelecektir: Bu düşüncenin kendisi bile zaten mevcut olan farkındalığa gelip gidiyor işte…

Görünüşler Geçici, Kendiliğinden ve Bölünmezdir

Kendi doğrudan deneyiminize baktığınızda, tüm görünüşlerin geçici, kendiliğinden ve ayrılmaz bir şekilde “farkındalıkta belirdiğini” göreceksiniz.

Bu yüzden, ana davetiyenin ikinci kısmı sizi “tüm görünümlerin olduğu gibi olmasına” izin vermeye davet ediyor.

Bir şey olduğunda genellikle, analiz ederek, inkar ederek, kaçınarak, bastırarak, değiştirerek veya etkisiz hale getirmek suretiyle hissettiğimiz, deneyimlediğimiz şeyleri saklamaya veya onlardan kurtulmaya çalışırız. Böylece görünüşleri “manipüle etmeye” teşebbüs ederiz.

Bunun yerine sizi, tüm görünüşlerin olduğu gibi olmasına izin vermeye davet ediyorum.

Tüm görünüşlerin olmasına izin verirken, hayatın kontrolünü elinde tuttuğunu sanan “ayrı bir benlik” kavramı açıkça görülür. Bu kavrayışta, ıstırap, arayış ve çatışma doğal olarak serbest bırakılır.

1. Görünüşler geçici, fânîdir.

Bu da geçer yâ hû

Her görünüm geçicidir ve hiçbir istisnası yoktur. Hayatın tamamı fânidir. Tüm görünüşlerin geçici olduğunu görerek, onları öylece bırakır, sâdece olmalarına izin veririz. Özgürce ve kesintisiz bir şekilde gelip gitmelerine izin veriyoruz.

Bu rızâ kapısı, hayatın mükemmel kabulüne açılır. Doğrudan deneyimimizle bu süreksizliğe dikkat ettiğimizde, muazzam bir özgürlüğün farkına varırız.

Görünüşlere karşı kişisel irademizi kullanmak zorunda kalmadan, gelip giden, sürekli akan ve değişen zuhûrâta doğal bir teslimiyet vardır.

Aslında, “kişisel irade” hissinin, bir benlik merkezine, belirli görünüşleri değiştirmesi, etkisiz hâle getirmesi, idâre etmesi, kontrol etmesi, kaçması veya kurtulması gereken merkezde duran “ayrı bir kişiye olan inancı” nedeniyle yaşandığını görüyoruz.

Hiçbirini vurgulamadan tüm görünüşlerin yükselmesine ve düşmesine izin vererek, bu ayrı ben-merkezine olan inancımızı görmeye başlıyoruz.

Benlik merkezinin, hafızada tutulan bir dizi geçici görünümden başka bir şey olmadığını fark ediyoruz. Görünüşler ayrı bir benliğe olmuyor. Farkındalığa geliyorlar ve gidiyorlar.

Zuhûr eden her ne ise, değiştirmeye, etkisiz hâle getirmeye, yönetmeye, kontrol etmeye, kaçmaya veya ondan kurtulmaya ihtiyaç duymadan farkındalık olarak rahatlayabiliriz.

Her görünümün olduğu gibi olmasına yâni farkındalık içinde geçici bir hareket olarak belirmesine izin verebiliriz.

Bir görünümü değiştirme, etkisizleştirme, yönetme, kontrol etme, kaçma veya kurtulma ihtiyacını deneyimlesek bile, o düşünceyi gördüğümüz anda, yine farkındalık olarak rahatlayabiliriz.

Her görünümün sınırlı bir ömrü vardır. Gelir ve sonra iz bırakmadan gider.

Mesela “Ben bir insanım” diyen bir düşünce ortaya çıktığında, bu düşüncenin geçici olduğunu görün. Birdenbire ortaya çıkıyor. Kısa bir süre ortalıkta dolanır ve sonra hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Bütün düşünceler böyledir.

Bazı düşünceler uzun sürüyormuş gibi görünebilir ancak durum gerçekten böyle değil. Münferit her düşünce, kısa ömürlü, anlık bir görünümden ibârettir.

Görünüşte kalıcı olan ayrı bir benlik (benlik merkezi) hissi yaşanır çünkü o benlik hakkındaki düşünceler tekrar tekrar vurgulanır.

Bu düşünce hikâyesinde ana karakter sizsiniz. Ancak hikayeniz göründüğü gibi değil. Bu sizin gerçek kimliğiniz değil. Siz, önemli, zamana bağlı, uzun ömürlü bir varlık değilsin.

Size bir şeyler olmuyor. Onlar sadece oluyorlar işte.

Düşünce, hayatı sanki bir benlik merkezine oluyormuş gibi yorumlar. “Siz” olarak kabul ettiğiniz şey, aslında birbiri ardına ortaya çıkan bir dizi düşüncedir. Bu geçici düşünceler, bir ana karaktere işaret ediyor gibi görünüyor çünkü bunlar birbiri ardına, hızlı bir şekilde art arda oluyor.

Kendinizi tüm bu düşüncelerin ortaya çıktığı temel farkındalık olarak tanımakla, gerçekte neler olduğunu görmeye başlarsınız.

Bir fotoğraf albümündeki anlık görüntüler gibi bir dizi geçici düşünce ortaya çıkıyor. Doğal bir benliğe işaret etmiyorlar. Sadece kendilerini işaret ediyorlar.

Senin hikâyen sadece kendini gösteriyor. Hikayenin ötesinde, altında veya arkasında bir benlik yoktur. Yalnızca hafızada tutulan ve her tekrarda kendini büyüten, inatçı bir hikâye var.

Hikayenizdeki düşünce dizisi içinde bir yerde, ortaya çıkan ve “Bütün bunlar benim başıma geliyor” veya “Bütün bunlar benim düşüncelerim” diyen “bağlayıcı” bir düşünce var.

Bu “bağlayıcı” düşünce, diğer düşüncelerden daha fazla güç veya hakikat içermez. Yükselir, doğar ve sonra düşer, batar. Ama düşünceye fenâ hâlde inanılır. İşte, sahte benlik ve ayrılık duygusunu pekiştiren, yanılgıyı kemikleştiren de bu inançtır.

Siz adınız, iş unvanınız, rolünüz veya farkındalığa gelen ve giden diğer düşünceler değilsiniz.

Gerçek kimliğiniz, farkındalığın ta kendisidir. Düşünceler en iyi ihtimalle geleneksel bir varoluş yaratır. İletişim amaçları, pratik dünya işleri için uygundurlar.

Meselâ, otelin girişinde kimlik formunu doldururken kendinize “Ümit Akdemir” dediğiniz düşünce faydalıdır. İmza atmanız gereken yerlerde “farkındalık” kelimesini kullanmazsınız.

Düşünce, pratik amaçlar için faydalı olsa da, hayattaki “Ben kimim?” veya “Kesinlikle doğru olan gerçek nedir?” gibi daha derin sorulara cevap veremez.

Farkındalığın tanınmasında, bu sorular basitçe ortadan kalkar; bunlara fikren cevap vermeye gerek olmadığı görülür.

Geçici olan sadece düşünceler değildir; tüm görünüşler gelir ve gider. Her duygu, duyum, durum ve deneyimin de kısa bir ömrü olduğuna dikkat edin.

Ortaya çıktıklarında bu geçici görünümleri fark etmeye başladığınızda, çok hızlı bir şekilde yok olduklarını da görürsünüz. Nihâyetinde etrafta hiçbir şey kalmaz.

Görünüşleri manipüle etme eğilimi, onların geçiciliğini gördükçe kaybolur; zâten manipülasyon ve kontrolün gereksiz olduğunu görmeye geldiniz.

Dahası, manipülasyon ve kontrolün mümkün olmadığını da görüyorsunuz. Hayatı manipüle etme veya kontrol etme fikri, sadece farkındalıkla ortaya çıkan bir düşünce olarak görülüyor.

Doğrudan farkındalığın tanınmasından gelen daha derin bir güven ve bilgelik kendini gösteriyor.

Her şey gelir ve gider. Beğensek de beğenmesek de onların doğası bu. Gerçek teslimiyetin anlamı da işte budur.

Geçici görünüşler, en derin anlamda gerçekten ne olduğumuzu asla tanımlayamaz. Ne olduğumuza dair herhangi bir kavramsal tanım, yalnızca kısacık bir görüntüdür; hızla gelen ve farkındalığa geri dönen bir düşüncedir.

Aynısı, duygular, duyumlar, durumlar ve deneyimler dahil olmak üzere başka herhangi bir görünümle özdeşleştiğimizde de geçerlidir.

En derin sorularımıza zihinden cevap arayışını bıraktığımızda, hayatımızda gerçek kabulü, barışı, özgürlüğü, sevgiyi, şefkati ve bilgeliği yaşamaya başlar ve nihayet aradığımız huzuru buluruz.

Yıllarca kendini sürekli geçici düşüncelerle etiketleyerek gerçek kimliğini bulmaya çalışan bir çiçek düşünün.

Bir gün, çiçek bir kimlik duygusu için bu etiketlere bakmayı bırakır ve sadece kendini güneşe doğru uzatır, kendini basit var olma eylemine açar. Ne olduğunu bulmaya çalışmak yerine, sadece olduğu gibi olmaya başlar.

Aynı şekilde, geçici görünümlerle gerçek kimliğimizi bulmaya çalışmayı bıraktığımızda, doğal olarak neysek o olmaya başlarız.

Bir düşünceyi vurgulamak, onun üzerinde durmak, bir düşünceyi analiz etmek, başka bir yere izâfe etmek, ondan kurtulmaya çalışmak veya bir düşünceyi değiştirmek anlamına gelir.

Mesela “Ben yetersiz biriyim” düşüncesi ortaya çıkarsa ve neden yetersiz olduğunuza dair yüzlerce sebep bulursanız, yetersiz bir insan olmanın hikâyesi uzun süre ortalıkta dolanıyor gibi görünecektir.

Gerçekte olan şey, birçok kısa ömürlü düşüncenin birbiri ardına ortaya çıkmasıdır. Bir düşüncenin basitçe olmasına izin verildiğinde, hiçbir iz bırakmadan düşer. Geçici doğası gerçekleşir. Düşünce düştüğünde, bir dakikanızı ayırın ve düşüncesiz farkındalık olarak dinlenin. Bu farkındalık, gerçekte olduğunuz şeydir.

Unutmayın, ana davetin ikinci kısmı “tüm görünüşlerin olduğu gibi olmasına izin vermektir”. Bunu gerçekten basit tutun.

Bir düşünce veya başka bir görünüm ortaya çıktığında, sadece onu fark edin. Yargılamadan, bağlanmadan, direnmeden bakın.

Görünüşün sizin için ne anlama geldiğini, benlik merkezini anlamaya çalışmayın.

Sadece düşüncesiz farkındalık olarak rahatlayın, görünümün ortaya çıkmasına ve doğal olarak farkındalığa düşmesine izin verin. Tüm görünüşlerin olduğu gibi olmasına izin verirken, derin bir teslimiyet gerçekleşir.

Hayat, benlik merkezinin hayal edebileceğinden, kavramsallaştırabileceğinden veya kavrayabileceğinden daha derin bir anlam kazanır.

Bu sâyede, biz insanlar, birbirimizden ya da başka hiçbir şeyden ayrı olmadığımızı görmeye başlıyoruz. Bunun yaşamlarımız üzerinde derin bir etkisi var ve bizi, insanlığa bu kadar acı çektiren “ben-merkezci” kalıplardan kurtarıyor.

SERÎ HÂLİNDE DEVÂM EDİYORUZ

Farkındalığı Tanımak-4

Farkındalık farkında olmaktır
Şu anda olanlardan
Farklı olmasını dilemeden;

Hoşa giden durumdan zevk almaktır
Ama durum değiştiğinde tutunmadan
Ki değişecek…

Hoşa gitmeyen durumda korkusuz olmaktır
Hep böyle olmaz ya
Ki olmayacak…
[J. Baraz]

Eveet efendim, farkındalığı tanımak için her an kullanıma hazır araçlardan bir sonraki olan “aynada seyrimize” devâm ediyoruz. Öyle ya:

Su sustuğunda ayna olur
Ateş sakinleştiğinde ışık yayar
[Liu Xie]

3. Boş alandan bakmak

Aynaya bakın.
Geriye bakan bir form olduğuna dikkat edin.
Aynadaki yansımam bana bakıyor yani bana ve konum olarak benim arkamda kalan alana…

Yansımada, gözleri, burnu, ağzı, kulakları ve saçları olan fiziksel bir formu açıkça görebilirsiniz.

Sonra aynaya arkanı dön ve yürü, uzaklaş aynadan.

Yüzünüzün gerisinde kalana artık dışardan bakan boş bir alan olduğuna dikkat edin.

Yansımanın fiziksel bir form gösterdiği o alanda artık dünyaya sadece dışa doğru bakan, boş bir alan kalıyor.

Bu görünümden, yüzün arkasından dışarıya bakıldığında ne bir form ne de bir yüz yoktur. Göz, burun, ağız, kulak veya saç da yok. Sadece dünyaya bakan geniş bir farkındalık vardır.

Genellikle katı, ayrı bir form olarak görülen şey, gerçekte geniş farkındalıktır. Aslında bütün dünyanın, baktığımız o geniş farkındalıkta göründüğüne dikkat edin.

Ben varsam var, ben bakarken var her şey ama her şey ayna, gerçekten ayna yani -mış gibi filan değil, sembol değil! Kendim de tabi! Bir bakış…

O alan ile içinde, görünen dünya ile gören arasında hiçbir ayrım olmadığını görün.

Bir bölünme veya sınır çizgisi belirirse, bunun nedeni bir düşüncenin ortaya çıkmasıdır. En yaygın düşünceler “ben” ve “bedenim”dir. “Orada” bedenin içinde “dışarıda” ayrı bir dünyaya tanık oluyormuşsunuz gibi göründüğünde, bazı ince düşünce veya zihinsel görüntülerin ortaya çıktığına dikkat edin.

Bu sadece “ben” düşüncesi veya adınız olabilir. Vücudunuzun, zihinde çok ince bir şekilde görünen bir görüntüsü olabilir. Sadece bul. Doğrudan o düşünceye veya zihinsel görüntüye, zihninizde göründüğü şekliyle bakın. Onu doğrudan fark edince, uzaklaşıyor.

İmge uzaklaşırken, düşüncesiz farkındalık olarak dinlenin. Artık sizinle, farkındalık içinde ortaya çıkan dünya arasında hiçbir sınır veya ayırıcı çizgi yoktur. Dışarıdan ayrı bir içerisi yoktur.

4. Duygular ve duyumlar

Bir duygu veya duyum ortaya çıktığında, ister olumlu ister olumsuz olsun, etrafındaki boş alana dikkat edin. Onu tanımlamak için ortaya çıkan herhangi bir zihinsel etiketi gevşetin (yani korku, gerginlik gibi.). Bir duygu veya duyum ortaya çıktığında, bunun ham enerji olduğunu gözlemleyin. Ve sonra o etiketi bile gevşetin.

Ham enerjiyi etiketlemek, analiz etmek veya ondan kurtulmak isteyen bakış açılarına dikkat edin. Bu bakış açılarını vurgulamak, bizi sürekli daha iyi hissetmek isteyen bir durumda bırakıyor.

Bu bir arayış….
Bu bakış açıları, hiçbirinin altını çizmeden fark edilirken, doğal olarak ortadan kaybolurlar. O zaman, duyguyu etiketlemeden veya onun hakkında bir hikâye anlatmadan, olduğu gibi bırakarak “farkındalık olarak” daha kolay dinlenebilirsiniz.

Düşüncelerin duygu veya duyumla bir şeyler yapmak için, her zaman bir gündemi olsa da duyguyu veya duyumu tanıyanın yani farkındalığın, böyle bir gündemi yoktur.

Bir duygu-duyumun olduğu gibi olmasına izin verirken, farkındalığı sınırları olan bir alan ya da boşluk olarak maharetle! deneyimlemeye başlarsanız, şu ilkeyi hatırlayın:

Farkındalığın, herhangi bir türden bir sınırı ya da çerçevesi olduğunu deneyimlediğinizde ya da kurnazca hissettiğinizde, sınırın veya çerçevenin ince bir zihinsel görüntü veya ana hat olduğuna dikkat edin.

Bu görüntünün veya ana hatların onu tanıyan farkındalıkta görünmesine ve kaybolmasına izin verin.

Duyguların ve duyumların çevrelerinde sınırları varmış gibi görünebilir. Bu sınırlar aynı zamanda ince zihinsel resimlerdir. Bu imgeleri doğrudan gözlemlerseniz göreceksiniz ki tüm zihinsel imgeler geçicidir.

Bu imgeleri doğrudan gözlemlemezseniz, bu duygu ve duyumların bir bedende, bu resimlerin içinde sıkışıp kaldığı sanılabilir.

Zihinsel resimleri doğrudan gözlemlemek, onların kendi kendilerine dönüşmesine, çözülmesine izin verecektir. Böylece akıştaki enerji, bir yere takılma, sıkışıp kalma hissi olmadan daha doğal bir şekilde hareket edebilir.

Duyguların ve hislerin üzerlerine düşünce ve resimler yansıtılmadan ortaya çıkıp düşmesine izin vermek, derin bir iyileştirici etkiye sahiptir.

Duygu-duyumlarla giderek daha az özdeşleşmeye başlarız.

5. Sessizliği tanımak

Nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım, ya da hangi sesler yükselirse yükselsin, sessizlik her zaman burada, hayatın gürültüsünün hemen altında; tuval olmadan resim olmaz ya…

Burada zihin bir sonraki düşünceyi, bir sonraki durumu veya bir sonraki deneyimi ararken gözden kaçan bir sessizlik vardır. Bu sessizlik düşünmekle bilinemez. O ancak düşüncesiz farkındalık içinde dinlenerek deneyimlenebilir. Bu sessizlik de farkındalığı tanımak için bir kapıdır.

İki kelime, iki nefes arasındaki boşluğu yakalamakla başlayın…

Bedenin “içinde” ve bedenin “dışında” sessizlik vardır. Bu bölünmemiş sessizliktir. Gün içinde mümkün olduğunca bu sessizliğe dikkat edin.

Bu, düşüncesiz farkındalıkta dinlenmekle aynıdır.
Kendinizi bu sessizlik olarak tanıyın.

6. Farkındalığın yerini belirleme

Şimdiye kadar yapılan uygulamaların her birinde sanki gözlerimizden yayılıyormuş gibi, bedende veya zihinde bulunan bir farkındalığa işaret ediyormuşuz gibi görünebilir.

Bu kelimeleri okurken farkındalığın sabit bir yeri olduğuna inanma eğilimi vardır. Bu inanç, farkındalığın benim farkındalığım olduğu ve diğer insanların kendi “farkındalıkları” olduğu varsayımına eşlik eder.

Gelin buna daha yakından bakalım.

Farkındalık bir “şey” değildir. Bu bir nesne değildir. Mekânda yalnızca nesnelerin konumu var gibi görünüyor. Farkındalık daha çok mekân gibidir; aslı lâ-mekân…

Zemîni, uzayı, mekânı bir yerden alıp başka bir yere yerleştirmek mümkün değildir. Buradaki “boşluk” kelimesi sadece bir işaretçidir. İşâret ettiği temel özünüzün bölünmemiş, sınır tanımayan “farkındalık” olduğunun farkına varmanıza izin verin.

Bu bölünmemiş alanın coğrafi konumu yoktur. Düşünce göründüğünde konum belirir. Farkındalığın bedende ve zihinde bulunduğu fikrini düşünmek için bile, ortaya çıkan bir beden ve zihnin süptil, incecikten bir zihinsel görüntüsü veya ana hattı olmalıdır.

Genellikle çok ince, daha çok sanal bir varsayım gibidir ama oradadır işte. Sadece göründüğünde fark edin. Dikkat edin, bu düşünceyi her ne görüyorsa, yeri belirlenemez farkındalıktır.

Mekânı belirli bir yere yerleştirmeye çalışan düşüncenin “farkına varıldığında”, o düşünce ya da görüntü dinlenir.

Düşünceyi ya da görüntüyü fark edenin bir düşünce ya da görüntü olmadığını anlarsınız. Farkına varan, farkındalıktır.

Düşüncelerden tamamen arınmış bir an için sadece dinlenmede, mekânın konumlandırılamayacağı ve hiçbir yerde bulunmadığı görülür. Bu, farkındalığın yalnızca bedende ve zihinde yer aldığı fikrinin silinip süpürülmesine yardımcı olacaktır.

Kesinlikle beden, zihin, anne, şehir, dünya, fincan, sandalye, adalet, kötülük, iyi ve kötü dâhil olmak üzere aklınıza gelebilecek her şey ve ayrıca bu bölümde bahsedilen her şey, “mekân” ve “farkındalık” kelimeleri de dâhil olmak üzere, bu şeyleri görene geliyor ve gidiyor.

Bütün film perdede oynuyor. Her şey farkındalıktan akar; her şeyi gören farkındalıktır.

Bu nükteye dâir son bir not

Serînin diğer yazılarını okumadan önce, düşünceden bağımsız farkındalığı tanımanın basit uygulamasıyla biraz zaman geçirmenizi tavsiye ederim.

Bu, mevcut deneyiminizin doğasını araştırmak için güçlü, yaşamı dönüştüren bir yol olabilir.

Zihninizdeki düşünce temelli hikâyenin, her zaman “size âit” olduğuna inanmış olsanız bile, bu, düşünceden önce farkındalığın olduğunu görmenin bir yoludur.

Bu hikâye size, ayrı şeylerden oluşan bir dünyada, ayrı bir “ben” olduğunuzu söyledi. Farkındalığın tanınması yoluyla, bu hikâyenin, farkındalığın içinde ortaya çıkan ve kaybolan bir şey olduğu görülür.

Düşünceden bağımsız farkındalığı tanımak, ayrılık inancını serbest bırakır.

Zihinde tekrar tekrar oynayan, acıya, arayışa ve çatışmaya neden olan belirli düşünce yapılarıyla artık özdeşleşmememize yardımcı olur.

Şeylerin aslında nesnel olmadığını, büsbütün tek bir şey olduğunu ve sadece düşünce yoluyla ortaya çıktıklarını gördüğümüzde, doğal bir rahatlama olur.
Hayat daha özgürce akmaya başlar.

Gerçekten yapmamız gereken tek şeyin, benlik duygusu veya hakikat için onları vurgulamadan tüm bakış açılarının gelip gitmesine izin vermek olduğunu görmeye geldik.

Hayatımızdaki gerilim, stres ve direnç bu farkındalıkla doğal olarak serbest kalır.

Her şeyin olduğu gibi olmasına izin verilir. Sebepsizce devam eden sevinç, kabul ve bağışlamayı deneyimliyoruz.

Deneyimlerimizin temelinde temel bir bilgelik ve huzur buluyoruz. Hayatımız boyunca tam olarak aradığımız şeyi buluyoruz – sınırlama duygusundan, diğerlerinden kopuk, ayrı, yalnız bireyler olma duygusundan, deneyimden ve yaşamın kendisinden özgürlük.

Devâm etmeden önce, farkındalığa deneyimsel bir giriş yapmak faydalı olacaktır. Peki “deneyimsel” ne anlama geliyor?

Bu, farkındalığın her zaman mevcut olduğuna dair entelektüel bir anlayıştan, ilme’l-yakîn’den daha fazlasına sahip olmanız gerektiği anlamına gelir.

Farkındalığın doğrudan şimdiki anın temel, bilişsel, düşünceden bağımsız, açık alanı olarak kabul edildiği, gün boyunca birçok an yaşıyor olmalısınız.
Bu bölümdeki uygulamayı yaptıktan sonra bile düşüncesiz farkındalığı tanımakta zorluk çekiyorsanız, kendinize karşı daha yavaş, daha anlayışlı ve yumuşak olun!

Bazı insanlar bu zorluğu yaşar. Gelen ve giden görünümleri araştıran sonraki bölümlere geçin. Bu geçici görünümleri fark etmeye başladığınızda ve onları manipüle etmeden oldukları gibi olmalarına izin verdiğinizde, görünümlerin gelip gittiği farkındalığı tanımak daha kolay hale gelecektir.

Sözün özü

Farkındalık, farkında olmanın temel kapasitesidir. Düşünceler, duygular, duyumlar, durumlar ve deneyimler gibi tüm görünüşlerin geçici olarak gelip geçtiği, ayrı bir şey olmayan şeydir.

Farkındalığı tanımak, farkındalığı her zaman olduğu gibi deneyimlemek demektir. O, her zaman burada, ne olup bittiği ya da ne yaptığımız hiç önemli değil.

Hayatta olan her şey geçici bir görünümdür, sürekli mevcut olan farkındalığa bir gelirler ve bir giderler.

Ayrı bir kişi olma fikri bile, farkındalığın içinde bir görünümdür.

Düşünceden bağımsız farkındalıkla başlayın.

Durun ve bir sonraki düşünceye dikkat edin. Bu düşünce yok olurken, geriye kalan düşüncesiz alan olarak dinlenin. Birkaç saniyeliğine başka bir düşünce eklemeyin. Düşüncesiz alanın tadını çıkarın. Bu, düşünceden bağımsız farkındalıktır. Olan olduğu gibi, ziyâde bakış açıları olmadan mevcut deneyimdir.

İlk başta bu basit uygulamaya sâdık kalın: Her gün, gün boyunca tekrar tekrar düşüncesiz farkındalık olarak kısa dinlenme anları ayırın.

Ne kadar kısa?
İlk başta, bir seferde sadece üç ila beş saniye.
Bu kadar basit mi?
Bu kadar basit.

Peki hangi sıklıkta?
Yapabildiğin kadar sık yap. Dinlenmeyi farkındalık olarak birinci önceliğiniz hâline getirin. Tekrar tekrar yapın. Bunu daha çok yaptıkça, farkındalık anları doğal olarak uzar.

Nihâyet her durumda farkındalık olarak dinlenmek kendiliğinden, doğal hâliniz oluverir…

Ben gidem bu ten sarayı yıkıla vîrân ola
Şeş cihâtım açıla, bir haddi yok meydân ola
[N. Mısrî]

SERÎ HÂLİNDE DEVÂM EDİYORUZ

Farkındalığı Tanımak-3

Kendinize sessizlik fırsatı verin ve içinizin derinliklerinde kendi ruhunuzun müziğini işitmek için sessizliği dinleyin, ödülü duyacak, ödül olacaksınız.
[J. O’Donohue]

Farkındalık her zaman mevcuttur…

Birinci elden deneyimlerimizle bunun farkında olmadığımızda meselâ zihnin gürültüsüne, düşünce akışına kapılmışken bile farkındalık bunun farkındadır.

Öyleyse anda akan deneyim ne ise, büyük küçük fark etmeksizin onun farkında ol:

Dişlerini fırçalamanın farkında ol
Kuş cıvıltılarının farkında ol
Serin bir esintinin farkındalığı ol
Bütün deneyimler için farkındalık ol
Bütün deneyimleyenler için
Bir farkındalık var
“Ben farkındayım” değil
Burası kişisel bir alan değil
Yalnız farkındalık var

Sâdece rahatlayın ve “olsuuun” deyin…
Bu gevşeme, farkındalığın kendini tanımasına imkân sağlıyor.

3. Düşünceden bağımsız farkındalığı tanımak bir “uygulama” mıdır?

Bu kişiye ve onunla birikenlere göre değişir, seyir herkes için farklı olabilir.

Bâzı insanlar, düşünceden bağımsız farkındalığı tanımanın, lezzetini alsınlar yeter. Çünkü bu ilk tadış onlara farkındalığın gerçek kimlikleri olduğunu gösterir.

Ziyarete devam etmelerine veya farkındalığın tanınmasına def’aten geri dönmelerine gerek yoktur.

Bu noktadan sonra, farkındalığın dâimâ mevcut olduğu ve tüm görünüşlerin zahmetsizce ve ayrılmaz bir şekilde farkındalığa gelip gittiği görülür.

Bâzı insanlar ise istikrara kavuşana ve “her zaman mevcut” olarak deneyimlenene kadar, düşünceden bağımsız farkındalığı tanımak için tekrar tekrar bu kısa anları yaşamaya, tekrar tekrar yuvaya geri dönmeye ihtiyaç duyabilir.

Bu kısa anlara dikkat kesilerek “yakalamanız” gerekiyorsa, deneyimin başlarında bu anların yalnızca birkaç saniye sürebileceğini unutmayın.

Farkındalığı bir anlığına da olsa tattınız ya…

Başlangıçta, sizden tek istediğim bu. Nerede olursanız olun veya ne yapıyor olursanız olun, sizi gün boyunca, her gün mümkün olduğunca daha sık, düşüncesiz farkındalığı deneyimlemeye dâvet ediyorum.

Şimdi’nin yakınlığı ve dolaysızlığı, düşünmenin giremeyeceği tek yerdir.

Düşünme ivmesi, başlangıçta o kadar güçlü olabilir ki tek yapabileceğiniz kısa anlar yakalamaktır. Ancak bu anların daha fazlasını alıp gün boyunca düşüncesiz farkındalıkta dinlenmeye devam ettikçe, anlar doğal olarak uzar hâ uzar…

Ve bu anlarda daha sık dinlenmek doğal olarak daha kolay hale gelir. Bir noktada, yaptığınız bir uygulama gibi hissettirmeyi bırakır ve farkındalığın her zaman mevcut olduğu görülür ki zâten ziyaret ettiğiniz bir şey değil, uyguladığınız bir şey değil, en derin anlamda ne olduğunuzdur!

Farkındalığı tanımak için kısa süreler ayırarak tekrar tekrar yapılan bu basit uygulama, sürekli düşünmeden çılgınlığından dinlenmeyi sağlar. Gelen ve giden bütün düşünceler, duygu-duyumlar, durumlar ve türlü deneyimlerle özdeşleşmek zorunda olmadığınızı görmeye başlamak için sizi mükemmel konuma getirir: farkındalığa!

Ayrıca, deneyiminize gerçekten bakmaya başlamak ve ayrılığın gerçek olup olmadığını görmek için bu mükemmel konumda sâbit kadem eyler.

Farkındalığa işâret etmenin en iyi yolu; belki de farkındalığın, farkında olmamız gereken doğal kapasitemiz, gizli hazînemiz olduğunu söylemektir.

Ondan bir “kapasite” olarak bahsederek, onu bütün görünüşlerin altında, arkasında veya ötesinde aşkın bir şey olarak düşünme eğilimini azaltabiliriz.

“Altında”, “arkasında” veya “ötesinde” yattığı da dâhil olmak üzere, farkındalığın tüm tanımları gelir ve farkında olma temel kapasitemizden geçer.

Bu kapasite gözlemlenen veya görünen bir şey değildir. Tanımların ve görünüşlerin gelip geçtiği şey budur; kabın içeriği değil kendisidir!

Şimdi dur ve bir an içim şunu fark et!

Düşünmeden birkaç saniye dinlen hele. Olanları etiketlemeden, renklere, ışığa, seslere, duyumlara ve duygulara dikkat et. Sâdece fark et.

Düşünce ortaya çıktığında ise “işte düşünce ortaya çıkıyor” diye fark edelim. İşte bu, farkındalığın tanınmasıdır.

Bu tanıma sürecini bizzat deneyimlemeyi kolaylaştırmak için pek kullanışlı âletlerimizde yok değil efendim, gönlünüze hangisini daha hoş, uygulaması daha kolay geliyorsa onu tercih edebilirsiniz.

Farkındalığı Tanıma Araçları

1. Odanın merkezi

Bir odanın ortasında, döndürebileceğiniz bir sandalyeye oturun. Sâdece bir duvara bakarak başlayın. O duvara baktığınızda görünen bütün nesnelere, iyice dikkat edin. Orda, dışarda gibi görünen nesneler var; renkler, dokular, çizgiler, lambalar, kapılar, resimler, artık her ne varsa…

Ancak şuna da dikkat etmeliyiz ki bir düşünce ortaya çıkana kadar onları “ayrı nesneler” olarak kaydedemeyiz.

Öyle hiçbir nesne kendini ayrı bir şey olarak ilan etmiyor.
Bu işi, bütün anonsların yapıldığı zihindeki, şeylerin kimliklerinin yazdığı etiketleri üzerine yapıştıran “düşünce” yapar.

Bir lambanın kendi başına ayrı bir şey olarak görünmesi için, “lamba” kelimesinin veyâ başka bir zihinsel tanım ya da imgenin, idrak edende belirmesi yâni farkındalık alanına çıkması gerekir.

Yâni “Şeyler, her şeyden önce düşüncelerdir!” Burada düşüncenin sözde içsel bir nesne olduğuna dikkat edelim.

Düşünceler içsel olarak, zihnin içinde oluyor gibi görünüyor. Zîrâ düşünceler içsel olarak ortaya çıkmadan, dışsal olarak ayrı nesneleri deneyimleyemezsiniz. Diyebiliriz ki kendi ayrı doğası olan oda için “dışarıda” hiçbir şey yoktur.

Başka bir deyişle, zihninizde “lamba” düşüncesi ortaya çıktığında veya lambanın zihinsel bir görüntüsü belirdiğinde, dikkatiniz bir alana odaklanır, sanki o alan -bir lamba- kendi başına ayrı bir şeymiş gibi görünmeye başlar.

İşte bu düşünce veyâ zihinsel görüntü yok olurken, birkaç saniyeliğine düşüncesiz farkındalıkta rahatlayın.

Açık, odaklanmamış, gevşemiş bir şekilde rahatlayın, şimdiki anın tüm deneyimini yaşayın ancak hiçbir şeyi etiketlemeden. Bu geniş açılı görüş sâyesinde, bireysel formları olmaksızın yalnızca kesintisiz bir deneyim dokusu vardır.

Düşünce, orada bağımsız olarak var olan şeyler kavramını yaratır. İster iç ister dış olsun tüm görünüşlerin “farkındalığa” göründüğüne dikkat edin. Etiketleyen yani isim veren zihin ama farkındalık etiketleme yapmıyor. Şeyler, lamba ya da masa olarak değil sadece “bir şey” olarak farkındalıktan akıp geçiyorlar işte…

Gün boyunca, görünüşler sürekli değişiyor ve bir gelip bir gidiyor, birer birer kayboluyor….

Ne var ki farkındalık ne hareket ediyor ne de değişiyor. Gelip gitmesi yok!
Her şeyin gelişine ve gidişine karşı daima hazır, anda mevcut ve uyanıktır.

Şimdi sandalyenizi bir sonraki duvara, ardından bir sonraki duvara ve ardından bir sonraki duvara döndürerek bunu kendiniz de test edebilirsiniz.

Her bir duvara baktığınızda, tamamen yeni görünümler ortaya çıkıyor. “Sandalye”, “resim” ve “kapı” gibi yeni nesneleri adlandıran yeni düşünceler veya zihinsel imgeler ortaya çıkar.

Siz duvardan duvara geçerken, deneyimin değişmeyen tek yönü, tüm bu görünümlerin gelip gittiği açık ve net idrak alanıdır; işte o boş alan farkındalıktır ve hayatınızdaki tek sabittir.

Şimdi aynı uygulamayı dışarıda deneyin. Bu temel, bilişsel farkındalık, siz dışarıdayken de mevcuttur.

Görünüşler farklı olsa da -belki bir yol, bazı ağaçlar, bazı yeni düşünceler, duyumlar ya da duygular- farkındalık hala oradadır, değişmemiştir. Nerede olursanız olun veya ne yapıyor olursanız olun, her zaman mevcuttur.

Hem iç hem de dış her şeyin aynı farkındalığa göründüğünden emin olduğunuzda, “içsel” ve “dışsal”ın da yalnızca düşünceler olduğunu, farkındalık içinde bir belirip bir kaybolduğunu görün. Öyle ya içi dışı birse araya sınır çizmek niye!

2. İki nesne

Bir diğer yöntem olarak, oturduğunuz odada, aralarında en az bir metre mesafe bulunan iki ayrı nesne tespit edin.

Herhangi bir şeyi kullanabilirsiniz – bir lamba, masa, bitki, bilgisayar veya etrafta ne varsa. Bunlara A nesnesi ve B nesnesi diyelim. Gözlerimizin aynı anda yalnızca bir nesneye odaklanabildiğine dikkat edin.

A ve B arasında gidip gelebilirsiniz ancak dikkatinizi aynı anda her iki nesneye birden yönlendiremezsiniz. Yalnızca iki nesne arasında ileri geri salınabilirsiniz. Önce A, sonra B, sonra A’ya ve sonra B’ye geri dönün, aralarında gidip gelin.

Şimdi her seferinde bir nesneye odaklanmayı bırakın.
Bunun yerine geri çekilin ve tâbiri câizse kendinizi tüm odanın aynı anda farkında olan rahat, düşünceden bağımsız, odaklanmamış farkındalık olarak tanıyın.

Hani fotoğraf çekerken, objektif-lens bir nesneye odaklanır ve görüntü netleşir ya bu daralmayı yapmasak ne olur?

Oda, kendiniz, odadaki herhangi bir nesne veya başka bir şeyle ilgili hiçbir kavramı vurgulamadan sadece oturun, şimdi ve burada olun, sâdece olun.

Sadece ânın gerçekleştiği düşünceden arınmış alan olun.

Şimdiki anın, şimdiki anı deneyimleyen farkındalıktan ayrılamaz olduğuna dikkat edin.

Bu şekilde farkındalık olarak dinlenirken odanın, renklerin, ışığın, tonların ve şekillerin kesintisiz ve büsbütün bir dokuması gibi hissettirdiğine dikkat edin.

Siz düşünmeden önce “sandalye” veya “zemin” gibi ayrı nesneler yoktur.

Şimdi odadaki bir nesne, belki bir sandalye hakkında bir düşüncenin ortaya çıkmasına izin verin. Diyelim ki sandalye kahverengi, yuvarlak bir şekle sahip.

“Sandalye” düşüncesi ortaya çıktıkça gözler sandalyeye odaklanır. Veya tam tersi olur. Gözler o yöne odaklandıkça düşünce ortaya çıkar. Görünüşte ayrı bir nesne olarak sandalye ancak “sandalye” düşüncesi ortaya çıktığında ortaya çıkar.

Bu, zihnin düşünme ve üzerindeki etiketlere isimlerini yazma yoluyla ayrı nesneler yarattığını ortaya koymaktadır. Zihin dâhil olana kadar ayrı nesneleri deneyimlemiyoruz.

Varlığın kesintisiz ve bütün olan hayat akışı içinde, zihin karıştığında ayrı nesneler belirmeye ve ayrı kişisel hayatlarını yaşamaya başlar.

Eğer siz de çoğu insan gibiyseniz, düşünceleriniz birbiri ardına yarışıyor demektir.

Bu, dünyanın, onları düşünseniz de düşünmeseniz de ortalıkta duran ayrı şeylerden oluştuğuna inanmanıza neden olur.

Birçok insan, düşüncenin, zaten orada dünyada “dışarıda” olanı yansıttığı veya temsil ettiği duygusuna sahiptir.

Ama düşünce olmadan, orada ayrı nesneler yoktur.

Gördüğünüze inandığınız tüm nesnelerin, her şeyden önce birer kavram olduğunu görün.

Odadaki renkler, ışık, gölgeler ve şekiller gibi temel şeyler bile kavramlar veya zihinsel izlenimlerdir. Örneğin, bir şeyin mavi olduğunu bilmek için mavinin hatırasının kendisini bir düşünce olarak sunması gerekir. “Mavi” bir kavramdır.

Gördüğünüz her şey kavramlar yoluyla ortaya çıkar. Başka bir deyişle, bireysel şeyler tanımlayıcı özellikleriyle birlikte yalnızca düşünceler mevcut olduğunda ortaya çıkabilir.

Ne var ki düşüncesiz anların nâdir olduğu, yoğun bir sözlü dünyada yaşıyoruz ama sen bir kavram değilsin. Zihin ve düşünceden önce gelensin!

Diğer tanıma araçlarına geçmeden önce burada biraz demlenmek iyi gelecektir.

Şeyler, eşyâ size gerçek yüzünü göstermeye hazırdır, yeter ki siz eşyâya dâir zihinde tuttuğunuz kavramları bırakmaya hazır olun…
[W. Hsin]

SERÎ HÂLİNDE DEVÂM EDİYORUZ