Farkındalığı Tanımak-2

Farkındalık bir deneyim değildir! Öyleyse neden bu deneyimi düzeltmeye çalışmak için bu kadar çok zaman harcıyorsunuz? Yalnızca Farkındalığı tanıyın.
[W. Hsin]

Dikkat, Farkındalık artı bir nesnedir. Bir nesneye odaklanmasından kurtulan dikkat, kaynağına geri döner ve kendini saf Farkındalık olarak bilir. Benlik duygunuz için farkındalıktan daha temel bir şey bulabilir misiniz?
[R. Spira]

Burada sadece farkındalık üzerine kuru bir söylemde bulunmak değil niyetimiz, uygulanması hayat olan basit bir gerçeğin üzerine ışık düşer gibi bir pratikle başlayalım:

Aynı anda akan birden fazla etkinliğin, tam olarak farkında olma alıştırması yapalım mı?
Meselâ kendi konuşmanızı yaparken başka bir konuşmayı dinleyin.
Okurken nefesinize odaklanın. Ağzınızda lokmayı çiğnerken sokak gürültüsüne kulak verin. Aynı anda birden fazla şeyin farkında olduğunuzda, varlığın akışı olan hayatın içinde meknûz farkındalığında altını çiziyorsunuz….

Eveeet şimdi “Farkındalığı Tanıma” üstüne hazırladığımız yol haritasında evvel kapı olan “Tanırsam fark edebilirim” seyri içre devâm edelim cânım erenlerim

2. Farkındalık nedir?

Farkındalık, her şeyin gelip gittiği, hiçbir sınırı olmayan, düşünceden bağımsız mevcut alandır.

Siz sık sık dinlendikçe görünüşlerin farkındalıktan gelip gittiği daha belirgin hale gelir.

Sınırların deneyimi, birer görünüş olan düşünceler ve zihinsel imgeler yoluyla ortaya çıkar. Bir düşünce veya zihinsel imge göründüğünde, çevresinde sınırı olan ayrı bir nesneye gönderme yapıyormuş gibi görünür.

İşte farkındalık, o düşünceyi ya da zihinsel imgeyi gören ya da deneyimleyen şeydir.

Düşünce ya da zihinsel imge ortadan kalktığında, o nesnelerin kendilerinin ayrı şeyi olarak var olma deneyimi de ortadan kalkar.

Farkındalık, kafanızdaki sesi izleyen veya işiten şeydir.

Farkındalığa deneysel bir giriş yapmak için metaforlar ve betimlemeler kullanmak faydalı olsa da, farkındalığın kelimelerle ya da zihinsel resimlerle anlatılamayacağı ya da yakalanamayacağı hususunda, daha en başından itibaren net olmalıyız.

Kafanızdaki ses size sadece kelimeler ve zihinsel resimler verebilir. Bulduğumuz kelimeler veya resimler ne olursa olsun, sadece farkındalığın anlık görünüşleridir.

Daha temel bir farkındalık içinde gelirler ve giderler.

“Farkındalık” kelimesinin ne anlama geldiği hakkında entelektüelleşmeye, zihne bulamaya başlamayalım derim.

En doğrudan yaklaşım, düşünmeden, düzenli olarak dinlenmektir. Bu dinlenme sâyesinde, tüm kelimeleri ve zihinsel resimleri, daha temel olan farkındalığa gelen ve giden görünümler olarak doğrudan deneyimlemek çok daha kolay bir hâle gelir.

Burada “dinlenmek” kelimesini, bir müddet kendi hâlinde kalmak, olduğu gibi bekleyip kıvâmına gelmek, eylemde bulunmamak, sönmek manâsına kullanıyoruz

Farkındalığı kimse anlamıyor. Çünkü bu “bir şey” değil. Unutmayalım ki insanlar büyük ölçüde düşünceye güvenme eğilimindedir. Dolayısıyla buradaki genel eğilim de bu bölümün sözlerini entelektüel olarak anlamaya çalışmak olabilir.

Sizi, düşüncenin farkındalık zemininde gelip gittiğini görmeye davet ediyorum.
Büyük fikirler ve farkındalığın derin tanımları bile farkındalığa gelen ve giden kavramlardır.

Kendimiz, arkadaşlar, aile, toplum, bilim, Tanrı, aydınlanma, kendini gerçekleştirme, iş, din, felsefe, kültür, politika veya başka herhangi bir şey hakkında kavramlarımız ne kadar derin veya saçma olursa olsun, hepsi ortaya çıkar ve geçici olarak farkındalık zeminine düşer.

Gözlerimiz açıkken renkleri, şekilleri ve nesneleri görürüz; bu optik yanılsama olan foton merkezli görmedir.

Gözlerimizi kapatırsak, tüm renkler, şekiller ve şeyler kaybolur.

Farkındalık, hem gözlerimiz açıkken görünen şeylere, hem de gözlerimiz kapalıyken o şeylerin yokluğuna karşı mevcut ve uyanık olandır. (Yokluğun farkındalığı)

Farkındalık her zaman mevcut kalmaya devam ederken, bu iç ve dış görünüşler ortaya çıkar ve onun görüşüne girer. Bu nedenle farkındalığın tanınması, her düzeyde hayatımızda istikrar sağlar.

Artık benlik duygumuzun gelip giden çeşitli geçici görünümlere sarıldığını hissetmiyoruz.

Burada farkındalık yerine “vâr oluş” kelimesine atıfta bulunmak da faydalı olabilir.

Her zaman mevcut olan basit gerçeği reddetmek zordur. Adını ne koyarsak koyalım, varoluşunuzun hangi yönünün asla gelip gitmediğini, hiç değişmediğini hatırlamak hayatî derecede önemlidir.

Düşünceler, duygular, duyumlar, durumlar, deneyimler, nesneler, renkler, sesler ve diğer tüm fenomenler gelir ve gider.

Varlığın basit gerçeği, gelip geçen ne olursa olsun, her zaman mevcut ve burada kalır. Bu farkındalıktır.

Farkındalık daima var olan bir görüştür. Sadece “bu ânın” açıklığında gerçekleşir. Farkındalık, geçmiş deneyimlere atıfta bulunarak veya farkındalığı daha net bir şekilde anlayabileceğinizi umduğunuz gelecekteki bir ana yansıtarak tanınamaz.

Geçmişin ve geleceğin düşünceleri farkındalıkta gelir ve giderler. Kendinizi geçmişin ve geleceğin düşüncelerinin üzerinde dururken bulursanız, onları rahat bırakın ve dinlenmelerine izin verin.

Bu düşünceler kendi yerlerinde dinlenirken otomatik ve zahmetsizce mevcut olan düşünceden bağımsız farkındalığı tanıyın.

Şimdi bir dakikanızı ayırın ve farkındalığı tanıyın. Olabildiğince basit tutun ve tüm fikirlerin bir an için uçup gitmesine izin verin, say ki öldünüz.

Kendiniz, başkaları, dünya ve hatta farkındalık hakkında öğrendiğiniz tüm fikirlerin ve inançların hemen şimdi dinlenmesine izin verin.

Sadece zamandan bağımsız, uyanık olarak bakmakta olanı tanıyın.

Şimdiye kadar bu metinde okuduğunuz her şeyi unutun. Hepsini bir kenara bırakın ve kendi varlığınızın şu anki gerçeğine bakın.

Bu düşünceden bağımsız farkındalık tüm hayatın boyunca oradaydı. Seninle ilgili asla gelip gitmeyen tek şey bu. Birçok kavram gelip geçti. Birçok duygu, duyum, durum ve deneyim gelip geçmiştir. Bütün bunlar boyunca, bu farkındalık her zaman burada olmuştur.

Burada ve şimdi dinlenirken, eğer bir düşünce ortaya çıkarsa, onu doğrudan gözlemleyin ve gözden kaybolmasını izleyin. Sadece düşmesine ve düşüncesiz farkındalık olarak tekrar dinlenmesine izin verin.

Bu sayfadaki kelimelerin hiçbirini düşünmeye veya analiz etmeye gerek yoktur. Farkındalık, üzerinde görünen herhangi bir işaretçiden çok bu metnin göründüğü beyaz sayfaya benzer.

Şimdi o işaretçi aracını bırakın. Aslında, bu kitabın geri kalanını okurken, belirli aralıklarla metnin ne dediğini unuttuğunuz anlar yaşayın.

Sâdece rahatlayın ve düşüncesiz farkındalıkta dinlenin, tüm görünüşlerin onları vurgulamadan özgürce gelip gitmesine izin verin. Akabinde kelimelere ister dönün ister dönmeyin.

Bu yazının değeri, sözlerini ezberlemekte değil, en temel anlamda sizin ne olduğunuza dair işaretin görülmesinde yatıyor. Farkındalığı kendi doğrudan deneyiminizle birebir tanımak önemlidir.

Farkındalık o kadar hemen buradadır ve tüm durumlarda mevcuttur ki bu temel basitliğiyle, kişisel hikayemize ve farkındalığa görünen diğer kelimelere ve zihinsel resimlere odaklandıkça tekrar tekrar gözden kaçar.

Burada asla hareket etmeyen veya değişmeyen, asla gelip gitmeyen ne var?

Bu temel farkındalığı gözden kaçırma, nesneler, düşünceler, duygular, duyular, durumlar ve deneyimler gibi gelip giden görünümlere çekilme eğiliminiz olabilir.
Bunun olduğunu fark ederseniz, kendinize karşı yumuşak olun, bunun olduğunu her fark ettiğinizde durun ve şimdiki andan ayrılmaz olan temel, düşünceden bağımsız farkındalığı tanıyın.

Bunu, farkındalığın her zaman mevcut olduğu tam görülene kadar mümkün olduğunca sık yapın. Hayatımızda ne olursa olsun farkındalık her zaman mevcuttur.

Farkındalığı tanımayı, yalnızca günün belirli saatlerinde yaptığımız bir uygulama hâline getirmiyoruz.

Farkındalığın tanınmasını bu şekilde ele almak, yaşamı bölümlere ayırma eğilimindedir. Bu, günün geri kalanında “gerçek dünyada” yaşarken belirli zamanlarda yapılan “manevi” bir uygulama değildir.

Farkındalık, iş esnasında, ailemizle birlikte ve hayatımızın her yerinde ve istisnasız her anında mevcuttur.

Farkındalığı ancak huzurlu yerlerde olduğumuzda veya yoğun hayatımızın günlük stresinden kurtulduğumuzda fark ediyor değiliz.

Kayıtlara geçmese de her durumda farkındalığın açıklığında “check-in” yapıyoruz.

İşler yolunda giderken de işler sarpa sardığında da farkındalığı tanırız.
Bu tanıma, nerede olursak olalım ya da ne yapıyor olursak olalım, sadece bir anımızı alır.

Şu anda olan durumla ilgili tüm etiketlerimizi bırakıyoruz ve kendimiz için farkındalığın burada olduğunu keşfediyoruz.

Şimdi bir dakikanızı ayırın ve bunu deneyin.

Bu metinde veya başka bir öğretide okuduğunuz “farkındalık”, “mevcudiyet”, “varlık” kelimelerini ve diğer işaretçileri bile bırakın.

Kafanızdaki sesin yayınladığı şimdiki cümlenin sesinin kısılmasına ve dinlenmesine verin. Az önce okuduklarınıza dönüp bakmayın. Tüm düşüncelerin dinlenmesine izin verin. Bir an için burada dinlenin. Sadece şimdi ve burada olun, hiç düşünmeyin. Biraz bekleyin…

Göle bırakılmış bir çakıl taşı gibi derinlere doğru…

3. Düşünceden bağımsız farkındalığı tanımak bir uygulama mıdır?

Bu kişiye göre değişir ve herkes için farklı olabilir.

Bazı insanlar, düşünceden bağımsız farkındalığı tanımanın, lezzetini alsınlar yeter. Çünkü bu ilk tadış onlara farkındalığın gerçek kimlikleri olduğunu gösterir.

Ziyarete devam etmelerine veya farkındalığın tanınmasına defaatle geri dönmelerine gerek yoktur.

Bu noktadan sonra, farkındalığın daima mevcut olduğu ve tüm görünüşlerin zahmetsizce ve ayrılmaz bir şekilde farkındalığa gelip gittiği görülür.

Sâdece “farkındalık” farkındadır. İnsanlar farkında değil. Köpekler ve kediler farkında değil. Ağaçlar farkında değil. Sadece farkındalık farkındadır. Evrende tek bir boşluk, tek bir sessizlik olduğu gibi, tek bir farkındalık vardır. Bu farkındalık her birimizin zihninde kırılır ve sonuç olarak, her bir binanın kendi alanını içerdiği gibi, her bir zihnimizin kendi farkındalık paketine sahip olduğu görülür. Ama her birimizin kendi deneyiminin farkında olduğu farkındalık, var olan tek farkındalıktır, sonsuz farkındalık, tıpkı tüm binalardaki alanın aynı alan olması gibi.
[R. Spira]

Ve “Farkında olmak” yok sâdece farkındalık var.
Yâr yüzünden yerçekimi, siz yürümeye başlamadan çok önce orada hazırdır, farkındalık da öyle…

SERÎ HÂLİNDE DEVÂM EDİYORUZ.

Farkındalığı Tanımak

Egonun ne olduğunun farkına varın: kolektif bir işlev bozukluğu, insan zihninin çılgınlığı.
[E. Tolle]

Düşünmeden yapılan bir “düşünmenin” farkına varana kadar düşünmeyi gözlemleyin:Farkındalık”
[W. Hsin]

Bir süredir özenle beslediğimiz “farkındalığı tanıma” üstüne bir yol haritası hazırlamak, üzerimize vâcip oldu.

Bu seyrimizde bize eşlik edenlerle, üç kapıdan geçmeye niyetiyle açık bir davetimiz var:

Evvel kapı: Farkındalığı tanımak
(Tanırsam fark edebilirim)

Sonrasında: Tüm görünüşler olduğu gibi olsun
(Olsun bakalım)

Nihâyet: Görünüşlerin ayrılmaz olduğunu görün.
(Bir imiş meğer)

Farkındalığa doğrudan, kendi deneyimlerimizde dayanan bir giriş yaparak, rahatlayarak başlıyoruz.

Farkındalığın altını, mümkün olduğunca sık, gün boyunca, her gün, bu tanıma sarsılmaz ve kesintisiz olana kadar altını çizmeye devam ediyoruz.

Bunu yapmayı her hatırladığımızda farkındalığı derhâl tanırız. Ne yapıyor olursak olalım (rahatlamak, yürümek, oturmak, çalışmak, fiziksel egzersiz yapmak veya geceleri yatakta uzanmak) farkındalığı tanımak, sadece bir anlık bir oluştur.

Her deneyimde farkındalığı kabul ederken, hayatımızda neler olup bittiğine bakılmaksızın farkındalığın her zaman ve zaten mevcut olduğunu anlarız.

İşte bu, bütün anlayışların ötesinde bir huzur ve istikrar sağlar. Farkındalığın her zaman var olduğunu görünce, farkındalığın gerçek kimliğimiz olduğunun da farkına varırız.

Bu sâyede, farkındalık içinde gelip giden türlü görünümlerle (düşünceler, duygular, duyumlar, durumlar ve deneyimler dahil) özdeşleşme eğiliminden de doğal olarak ve zahmetsizce özgürleşmiş oluruz.

Farkındalık Nasıl Anlaşılır?

1. Düşüncesiz farkındalıkla başlayalım

Durun ve hikayenizdeki bir sonraki düşünceye dikkat edin. Bu düşünce yok olurken, geriye kalan düşüncesiz alan olarak dinlenin. Bu, düşünceden bağımsız farkındalıktır.

İnsanlar olarak, hem benlik duygusu hem de başkaları ve dünya hakkında bilgi için, düşüncelere itimat etmeye fenâ hâlde alışmışız bir kere…

İşte bu alışılmış düşünceye güvenme eğilimi, ayrılık inancı yaratır.
Düşünceye ne kadar çok güvenirsek, her düşünce ayrı bir şeye işaret ediyormuş gibi hissettiriyor.

– Arayış içindeyim
– Çatışma hâlindeyim
– Acı çekiyorum

hep bu “ayrılık inancından” kaynaklanır.

Acılar olaydan değil olaya dâir zihindeki yorumdan doğar yâni bütün acılar kişiseldir ve kişisel acılarımız, zihnimizdeki düşünce akışıyla özdeşleştiğimiz için ortaya çıkar.

Bu düşünce akışı olumsuzsa, duygusal ve zihinsel acı çekeriz. Olumlu gibi görünse bile, bir şekilde tehdit edildiğini hissettiğimizde “ben olma imajını” savunmaya veya korumaya çalışırken yine acı çekilebiliriz.

Bu inanç sistemi aynı zamanda arayışın da temel nedenidir. Ayrı olduğumuza inandığımızda, kendimizi zaman içinde var olan “kişisel hikayeler” olarak düşünürüz.

Hikâyenin her noktasında kendimizi “Benim Hayatım” adlı yarım kalmış bir filmin ortasında buluyoruz.

Geçmiş eksik geliyor ve sadece gelecek, eksikleri tamam edebilir gibi görünüyor. Bu, geleceğe yönelik sürekli bir arayış ve yatırımla neticeleniyor.

Durmaksızın “gelecekteki mutluluğu” kovalarız ancak hiçbir zaman kalıcı olacak bir memnuniyet hâli bulamıyoruz. Bu ayrılık hissi içinde kendimizi çoğu zaman bir şekilde eksik görürüz:

– Yeterince iyi değilim
– Henüz varmak istediğim yerde değilim
– Sevilmiyorum
– Yetersizim
– Güven duymuyorum

Bu eksiklik hissi, eksikliği gidermek için bazı girişimlerde bulunmamıza ve diğer insanları ve durumları kontrol etmeye veya değiştirmeye çalışmamıza neden olur.

Bu temel eksiklik hikayesiyle özdeşleştiğimiz sürece memnuniyet, huzur, sevgi ve bütünlük anlamında asla istikrarı bulamayız.

Kendi içimizde ve âlemle çatışma yaşamamızın nedeni de, aynı inanç sistemidir.

Her “ben” diyen yalnızdır.

Ayrılık, kendimizi diğer insanlardan ve hayatın kendisinden kopuk hissetmemize neden olur; mekânda bir ayrılık hissi gün içinde anıt gibi durur orta yerde.

Ayrı nesneler gibi hissettiğimizde, diğer nesnelerin (insanlar dahil) kim olduğumuzu tehdit etme veya değerimizi azaltma gücüne sahip olduğuna inanırız.

Bu, doğru-haklı olmayı istememize ve başkalarını yanlış-haksız yapmamıza neden olur.

Her doğrunun bir yanlışı vardır; hakkı kendimiz talep ediyor ve böylece rakibimizi (kiminle çatışırsak) haksız hale getiriyoruz.

Haklı olmak için kendimizi geliştiririz. Bu, kırılgan benlik merkezini -egoyu- değeri azalmış veya tehdit altında hissetmekten korur.

Ne yazık ki, tam da bu yüzden kendimizi sürekli bir çatışma içinde buluyoruz.

Birçoğumuz için, düşünceler birbiri ardına çok hızlı zuhûr eder ve öyle bir itici güç ve momentum taşır ki düşünce akışı kendini kontrol edilemez hissettirir.

İçimizde, düşünce akışını kapatamayacağımıza dair kuvvetli bir his vardır.

Gün boyunca her türlü yargı, görüş, inanç, zihinsel durum, eleştiri ve diğer kavramlar ortaya çıkar.

Benlik hissimiz, yatırımı düşünce akışına yapar ve kim ve ne olduğumuzu bilmek için hep ona danışırız.

İsimlerimiz, tarihimiz, hatıralarımız, inançlarımız ve dünya görüşlerimiz dahil olmak üzere kimliklerimizle ilgili her şey düşünce akışında bulunur. Düşüncelerimizin büyük çoğunluğu ben merkezlidir. Benlik merkezi, deneyimimizdeki ana nesnedir.

Bu seyrimizde “benlik merkezi” terimini zaman ve mekanda ayrı bir kişi olma duygusunu ifade etmek için kullanıyoruz.

Bu tarz bir yaklaşımla, zihnimizin sakinleşmesini deneyimleyebilmemize rağmen, bu, hayatı tamamen düşüncesiz bir şekilde deneyimlemekle ilgili değildir.

Düşünce akışını kalıcı olarak kapatmaya çalışmıyoruz, bunu yapamayız da. Zîrâ düşünceler hayatın bir parçasıdır. Artık onlarla özdeşleşmediğimizde ve onların ayrı şeylere işaret ettiklerine inanmayı bıraktığımızda, düşüncenin işlevsel, geleneksel, pratik yönünü kullanmakta özgürüz.

Mesela arkadaşlarımızla konuşuruz, marketten yiyecek alırız, araba kullanır, faturaları öderiz ve düşünme imkanı olmasa asla yapamayacağımız şeyleri, çocuklarımıza öğretmeye devam ederiz.

Mesele, düşünceden kurtulmak değil, ayrı olduğumuza dâir inancın derinlerini görmektir.

Bu inanç ortadan kalktıkça düşüncenin yaşamak için değerli ve pek faydalı bir araç olduğu görülür.

Bu, farkındalık içinde ayrılmaz bir görünümdür aslında farkındalıktan başka bir şey değildir.

Düşünceden kurtulmak nihai nokta olmasa da, ayrılığa olan inancınızın kesintiye uğraması için düşüncesiz farkındalıkla başlamanızı tavsiye ederim.

Bu, sürekli olarak ve kontrol edilemez bir şekilde kafamızda oynayan geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin hikayesi olan “benlik merkezinden” bir rahatlama ve salıverme sağlar.

“Düşüncesiz farkındalığı” tanıyarak, düşünmeye çok fazla güvenmemiz gerekmediğini görürüz.

Farkındalık olarak basitçe olabiliriz ki bu, yaşamanın en basit ve en zahmetsiz yoludur.

Farkındalığı doğal, zahmetsiz ve her zaman-mekanda bulunan olarak deneyimlemeye geldik.

Düşüncesiz farkındalığı deneyimledikçe, hikayelerimizin hayatımızda daha az önemli olduğu görülüyor.

Bu sâyede, benmerkezcilik doğal olarak ortadan kalkar.

Sahte kimliğimiz düşünce farkındalığı gerçek kimliğimiz olarak görmeye başlarız.

Bu tanıma, yaşamlarımızda aradığımız huzuru, özgürlüğü, bilgeliği, neşeyi ve refahı sağlar.

“Düşünceden bağımsız farkındalığı tanımak” ne demektir?

Farkındalık sadece öylesine bir sözcük değildir. “Farkındalık” sözcüğü, o düşünceyi ve diğer her düşünceyi gören farkındalığa işaret eder.

Tüm düşünceler ve diğer tüm görünüşler, düşünceden bağımsız temel bir farkındalık zemininde gelir ve giderler.

Bunu en baştan tanımak, kafa karışıklığını önlemek için uzun yolu kısa eder.

Düşünceden bağımsız farkındalıkla ilgili daha önceki izahatını aşk ile bir daha söylemeye değer:

Şimdi durun ve hikayenizdeki bir sonraki düşünceye dikkat edin. Bu düşünce yok olurken, geriye kalan düşüncesiz alan olarak dinlenin. İşte bu, düşünceden bağımsız farkındalıktır.

“Düşüncesiz alan olarak dinlenmek”, birkaç saniye boyunca daha fazla düşünce eklememek anlamına gelir.

Bu, bakış açılarını vurgulamadan, olduğu gibi çıplak hâliyle mevcut deneyime atıfta bulunuyor.

Bu işaretle ilgili bir zorluk yaşıyorsanız, şu basit yöntemle başlayın:

Dikkatinizi göğsünüzde veya iç bedeninizde hissedilen varlık, canlılık hissine getirin, mesela karnınız…

Orada hiçbir düşünce olmadığına dikkat edin. Sadece fark edilen bir varlık hissi vardır.

Dikkatinizi orada daha sık dinlendirdikçe, bu alan, halka halka genişliyor ya da en azından deneyiminizi daha erişilebilir kılıyor.

Burada köklendikçe gitgide daha fazla deneyiminizi kapsamaya başlar. Göğsünüzdeki boşluğun bacaklarınızda, kollarınızda ve kafanızda da bulunduğunu fark etmeye başlarsınız.

Kafanızdaki ses, kesilmez yayınında, birbiri ardına bir diğer düşünceyi oynatırken, filmin bu boşlukta gerçekleştiği görülüyor.

Bu boşluğun, o sesi işittiğinin, algılananları algıladığının farkına varırsınız.

“Benim düşüncem” balonu sönünce, düşünceler gitgide size daha az sana benzemeye başladıkça, bu alan giderek daha çok gerçek siz gibi hissettirmeye başlar.

Hatta bedeninizde ve zihninizde deneyimlemekte olduğunuz ferahlığın, bedeninizin ve zihninizin dışındaki ferahlıkla, aynı olduğunu da fark edebilirsiniz.

Buradaki davet, gün boyunca, her gün mümkün olduğunca daha sık, düşüncesiz farkındalıkta dinlenmek.

Bir seferde üç ila beş saniye gibi çok kısa anlar ayırın. Ama o anları tekrar tekrar ele alın. Her saat, hatta on dakikada bir zaman ayırmayı beklemeyin; öyle bir saat kurmayın.

Bunu yapmayı hatırladığın sıklıkta, tekrar tekrar dinlenin. Anlar doğal olarak uzadıkça daha sık, kendi içinizde dinlenirsiniz.

Anda olanı kendi hikâyeniz içinde bir yere yerleştirmeden, neler olduğuna dair yeni hikayeler ve etiketler koymadan, sonrasını beklemeden, olduğu gibi şimdiki anın içinde dinleniyorsunuz.

Gitgide, düşünceden arınmış bu alanın (thought-free space) nereye giderseniz gidin, nerede olursanız olun, sizinle birlikte hazır ve nazır olarak mevcut bulunduğunu görmeye başlarsınız.

Bunu evde, işte, başkalarıyla birlikteyken ve yalnız olduğunuzda fark edersiniz ve birliğin doğal huzurunu yaşarsınız.

Kendimi evimde gibi hissediyorum

Bu mevcut, rahatlatıcı alanda dinlenmeyi, “yuvaya dönmeyi” hayatınızdaki en önemli şey haline getirin.

Dönüş otomatik hale gelene kadar oraya sık sık geri dönün.

Hiç merâk etmeyin, kendiliğinden otomatik hâle gelecek çünkü o boşluktaki huzurun güçlü bir çekimi vardır.

İnsan beşer, elbet şaşar…

“Düşüncesiz farkındalık” ile ne kastedildiğini unutursanız, bu bölüme geri dönün ve tam sindirene dek tekrar tekrar okuyun.

Hem aslı olan şeylerin tekrârı olmaz, devamlılığı olur güzeller güzeli…

SERİ HÂLİNDE DEVÂM EDİYORUZ

Rüyâdaki rüyâmız

 

Bir şeyi çerçeve içine almadan bilemezsiniz. O hâlde mükemmellik bilinemez ancak kusur bilinebilir.
[N. Maharaj]

Ne olmadığını bilebilirsin ama gerçek varlığını bilemezsin sâdece neysen o olabilirsin. Varlık probleminin çözümü “yanlışın yanlış olarak görülmesi” anlayışından geçer.

Hem hayat hem de ölüm esnâsında anahtar, yanılsamaları yanılsama, yansıtmaları yansıtma ve fantezileri fanteziler olarak tanımaktır. Bu şekilde özgürleşiriz.

[L. T. Yeshe]


Bir gölge, üç boyutlu dünyanın iki boyutlu bir izdüşümüyse, o zaman dört boyutlu evrenin izdüşümü olduğunu bildiğimiz üç boyutlu dünyayı varsayabiliriz.
[M. Duchamp]

Şeylerin göründüğü gibi olmadığı âlem sahnesinde, hayâl perdesindeki boyutlar, görünenle sınırlı olmasa gerektir!

Şu halde dünyanın bir hayâl bir rüyâ olduğu ilahi gerçeğini “dünya” dan başka bir boyutun farkında olmayanların dillendirmesi, deneyimi olmayan ezbere söz tekrarından yâni boş sözden ibarettir.

Bir şey, ancak onun gerçekliği, daha önce bulunmuş olan daha yüksek bir gerçekliğin altında kaldığında bir yanılsama haline gelir. O zamana kadar, göreceli de olsa hâlâ bir gerçektir.

Bu dünyayı bir illüzyon, bir rüyâ olarak adlandırmaya yalnızca farkında olanın kesin hakkı vardır. Kendini “kişi” sanan bir kimse bunu yaparsa, böyle bir konuşma sâdece gevezeliktir.

Rüyâ da olsa göreceli gerçekliktir, ayağımız nereye basıyorsa oranın yasalarına tâbiyiz, böyleyken şöyleymiş gibi yapmak rüyâ içinde rüyâdır.

Peki rüyâdayken uyanık gibi yapmak da n’oluyor.

Rüyayı değiştirmeye çalışmayın, onu değiştirmeye çalışmak rüyadaki başka bir harekettir.

Rüyaya bakın.
Rüyanın farkında olun.
O farkındalık O’dur.

Rüyanın kendisinden çok, “rüyanın farkındalığıyla” ilgilenin.

Uyandığını düşünen, rüyâdadır
Rüyâyı rüyâ olarak gören, uyanmıştır

Nedir o farkındalık? Kim bu farkındalık?
Gösterecek bir cevap çıkarmaya çalışmayın
Sadece cevap olun
Olun yeter.

Ruhun ışıltılı boşluğu olarak kendinize uyanmak için gerekli olan tek şey, daha fazla veya daha iyi veya farklı bir şey aramayı bırakmak ve dikkatinizi içinizdeki hep uyanık sessizliğe çevirmektir.

Hâsılı kişisel aydınlanma, kişilikten uyanma diye bir şey yoktur. Aydınlanma, uyanma basitçe kişinin sonudur.

Bütün sözler gecedir, bu gündüzüdür
Zira Varlığın Sevinci’nin sözüdür:

(Biriktirdikleriyle kendini -kişi- sanan)
Bütün insanlar uykudadır
(Fizikte veya idrakte birikenler dağılınca)
Ölünce derhâl uyanırlar