Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Ali Rıza Temel’

TEMSİL PROBLEMİMİZ
Bize bakıp müslümanlığa özenen insanlar yoksa imanımızı gözden geçirmeliyiz…

İslam’ın güzellikleri kitaplardan ziyade müslümanların davranış ve sözlerinde kendini gösterir. Hayata yansımayan değerlerin değeri fark edilmez. İman amelle, eylemle ortaya çıkar. İnsanlar söz ve davranışlarına göre değerlendirilirler. İman-amel ilişkisini kelam ilmi açısından ele alacak değiliz. Ancak Kuran-ı Kerim’de elli küsur yerde imanla amelin birlikte zikredilmesi bunların birbirlerinden ayrılmaz değerler olduğunu göstermektedir. Amelsiz iman meyvesiz gölgesiz ağaç gibidir. Hayata aksetmeyen inanç ve düşüncelerin fert ve toplum açısından hiçbir değeri olmaz.

Kuran’ı Kerim’e ve Hz. Peygamberin(sav) sahih hadislerine bakıldığında İslam’ın güzelliklerle dolu olduğu, kıyamete kadar insanlığı ayakta tutacak prensiplerin İslam’da olduğu görülür. Kuran en sağlam rehberdir. “Gerçekten bu Kuran insanları en doğru yola iletir” [İsra,9] Müslümanlar Kuran-ı Kerim’e göre en hayırlı ümmettir. İslam son din, Hz. Peygamber son peygamber, Kuran son kitaptır. Her şeyin sonu, o ana kadarki bütün güzellikleri bünyesinde toplar. Durum bu olmakla birlikte acaba gerçek de böyle midir? İslam’ın hak din olduğunda hiç şüphe yoktur. Fakat asıl problem Müslümanların bugün İslam’ı temsil problemidir. Kıymetli şeyler güzel mekanlarda ve güzel ambalajlar içinde sergilenir. Güzel bir vitrin kalitesiz bir malı bile cazip gösterir. Kötü bir teşhir ise en kaliteli malı bile kalitesiz konuma düşürür.

Güzelim İslamiyet’in bugün güzel olmayan müslümanlar üzerinde sergilenmesi dinimiz açısından olduğu kadar insanlık açısından da bir talihsizliktir. İnsanlığın problemleri azaltmak için çare ve model aradığı bir dünyada Müslümanların aranan modeli ortaya koyamamaları kendileri açısından da son derece acıdır. Müslümanların uzun zamandır yaşadığı hâl-i pür melâli, ümmetin soylu feryadı Mehmet Akif tarafından şöyle dile getirilmiştir:

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlik, bilmem amma, galiba göklerdedir;
İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana…
Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana!

Yaşanan zamanın şartlarını dikkate alıp medeniyet yarışında başarılı olmadan sırf geçmişin zaferleriyle övünmek boş bir avuntu ve kuruntudur. Geçmişin başarıları geleceği tetiklediği takdirde önemlidir. Geçmişte yaşanmaz, geçmişin güzelliklerinden ders alınır. O güzellikler günümüze taşınır. Hz. Peygamber (sav) ne güzel buyurmuş: “Ameli kimi geri bırakmışsa nesebi onu ileri götürmez.” [Ebû Davud, İlim,1] Bazı peygamberlerin hanımları ve çocukları bile hidayetten nasiplenememişler, dünya ve ahiret perişanlığına uğramışlardır. Herkes kendi gayretiyle kendini ve kimliğini ortaya koymak durumundadır. Allah herkese belli krediler vermiştir. İnsanlar bu ilahi krediyi yerinde ve verimli şekilde kullanmak zorundadırlar. Allah bütün kullar için Rahman’dır; öyle olmasaydı kafirleri yaratmazdı. Bu âlemde ve öteki âlemde, herkes amelinin karşılığını eksiksiz görecektir. Allah kimseye haksızlık yapmaz. Zira o adildir. “Gerek dünyayı isteyenlerin ve gerekse ahireti isteyenlerin her birine dünyada Rabbin ihsanından ard arda veririz. Rabbinin ikramı kısıtlanmış değildir.” [İsra,20]

Bir kimsenin sadece sözde kalan bir müslümanlıkla bir şey elde edeceği düşünülemez. İsimden ibaret müslümanlığın bir işe yaramadığı bugünkü müslümanların halinden bellidir. İslam âleminin günümüzdeki tablosu gerçek İslam’la taban tabana zıttır. Allah’ın ilk emri “oku” dur. Fakat en az okuyan müslümanlardır. Kuran’da müslümanların ancak kardeş oldukları söyleniyor fakat en fazla düşmanlık müslüman toplulukları arasında cereyan ediyor. Hz. Peygamber(sav) “Kuvvetli mümin zayıf müminden daha hayırlıdır” buyuruyor. Fakat müslümanlar ekonomik yönden en güçsüz kesimi oluşturuyor. “En hayırlı ümmet” olarak tanımlanan, yeryüzünde Allah’ın şahitleri olarak tavsif edilen İslam toplumunun görüntüsü İslam’la gayr-i müslimler arasında adeta kalın bir perde, bir utanç perdesi gibidir. Görüntü o kadar bozuktur ki, Muhammed Abduh’un dediği gibi “Avrupa’nın müslüman olması için bizim iyi müslüman olmadığımızın bilinmesi gerekir.” Bizim müslümanlığımıza bakarak kimse müslüman olmaz. Halbuki İslamiyet müslümanların özellikle de dünyaya açılan müslüman tüccarların örnek davranışları sayesinde hızla yayılmıştır.

Müslümanın iyi örnek olması görev, kötü örnek olması suçtur. Hz. Peygamberin (sav) ifadesiyle mümin güzel insandır diğerleri arasında parmakla gösterilecek konumda olmalıdır. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuşlardır: “Siz kardeşlerinize varacaksınız, bineklerinizi ve kılık kıyafetinizi düzgün yapın ki adeta insanlar arasında dikkat çekesiniz. Allah kötülüğü ve çirkin görüntüyü sevmez.” [Ebû Davud, hadis no:4089]

Hz. Peygamber(sav) yabancı elçileri karşılarken en güzel kıyafetlerini giyer, başka ülkelere elçiler gönderirken de her cihetten düzgün insanlar arasından seçip gönderirdi. Vahiy meleğinin bile kendi suretinde geldiği “Dıhyetü’l Kelbi” bu elçilerden birisiydi. Bizans’a elçi olarak geldiğinde güzel yüzünü görmek için herkes sokaklara dökülmüştü.

Allah Resulü, müslümanların hep güçlü konumda olmasını arzu ederdi. Kaza ettiği umrede tavaf ve say esnasında müslümanların müşriklere karşı güçlü görünmeleri için canlı ve çalımlı yürümelerini emretmişti. Hervele ve remel bunun ifadesidir.

Bugün müslümanlar güçlerini düşmanlarına karşı sergileyeceklerine dostlara karşı kullanıyorlar. Düşmanlar emin, dostlar tedirgin. Halbuki Kuran ifadesiyle “Kendi aralarında merhametli, kafirlere karşı metanetli” olmaları gerekiyor. İnsanlığa kılavuzluk görevi yüklenen müslümanlar kendi yollarını, hedeflerini şaşırmış vaziyetteler halbuki Kuran gibi şaşmaz bir pusula, Hz. Peygamber gibi bir rehber önlerinde duruyor. Tarihi tecrübe neyin nasıl olduğunu ve olacağını gösteriyor.

Zayıflara, cahillere, ahlaki zaaf içinde olanlara kimse itibar etmez. Dilenci filozof bile olsa kimse sözüne ilgi duymaz. Aklının sana faydası olsaydı dilenci olmazdın, derler. Biz İslamiyet şöyle güzeldir, böyle mükemmeldir desek de halimize bakanlar; İslamiyet güzelse siz neden çirkinsiniz, derler. Size faydası olmayan müslümanlığın bize ne faydası olur, biz de sizin gibi olacaksak neden müslüman olalım. Bizim şimdiki halimiz sizden daha iyi derler. Bizim kötü görüntümüze rağmen müslüman olan ecnebiler İslamiyet’i kaynağından öğrenen kimselerdir. Reklam ve magazin dünyasında kaynaklara inerek İslamiyet araştırması yapacak insan çok değildir. Ayrıca insanları okuduklarından ziyade gördükleri etkiliyor.

Her zaman olduğu gibi bugün de en önemli görevimiz evimizin önünü süpürmek, temiz bir İslam toplum modeli ortaya koymaktır. Bu modelin gerçek anlamda modern olması gerekir. Günümüzün gerçekleriyle uyuşmayan, problemlere çözüm getirmeyen, derinliği ve kalıcılığı olmayan şekli ve iğreti bir modelin işe yaramayacağı malumdur. Ölü yüzüne pudra sürmek, yıkılacak bir binayı boyamak boşuna masraf etmektir.

İslam aleminin gerçek bir model olması için yeniden yapılanması, en şiddetli depremlere dayanıklı şekilde yeniden inşa edilmesi gerekir. Gerileme ve bozulma süreci her şeyi yerinden oynatmış, bütün dengeler bozulmuş, bir kaos ortamı oluşmuştur. Bugün ortada ciddi anlamda bir müslüman kimliği problemi vardır. Fakirliğin, geriliğin, aşağılanmanın, sömürülmenin verdiği aşağılık kompleksi müslümanı adeta kendinden, kimliğinden utanır hale getirmiştir. İkbal’in dediği gibi; “Dağ gibi olan benliği saman çöpüne” dönmüştür. Üstad Necip Fazıl’ın tespitiyle “güneşi ceketinin astarı içinde kaybetmiş olan” İslam Alemi güneşe dokunma ve güneşi idrak etme duygusunu yaşamak istiyorsa müslümanların en önemli görevi Kuranî değerler ışığında güçlü bir islamî kimlik inşasıdır. Kendine güvenen, değerleriyle iftihar eden, maddi ve manevi güçlerle donanan ve sahneye çıkıp “ben de varım” diyen bir İslam toplumuna ihtiyaç vardır. Bu model toplumun oluşmasında en önemli görev iyi yetişmiş müslüman aydınına düşmektedir. Böyle bir toplum inşa etmek ütopik değildir. Zira bir defa olan başka zamanlarda da olabilir. Bu inşa için malzeme de tecrübe de vardır. Bütün mesele “olma iradesi”dir. İnanıyoruz ki, hem ilahi irade hem de şartlar müslümanları yeniden tarih sahnesine çıkaracaktır…

Reklamlar

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: