Dünyada kendimi cennette sansam

Aziz yolcu,
…Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır… [Âli-İmran, 97]

Gözünü aç da dikkatle cana bak! Ben onu tuttum ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye götürüyorum.[Hz. Pir Mevlana]

İşte geldi iyd-ü edha*,
İdelim canlar fedâ
Gidelim hac yoluna,
Eyleyelim Haccı eda.

Râzı olsun kullarından
Mağfiret etsin Hüda
Dinle âşık bu kelâmı,
Olma aşkından cüdâ
(*Kurban Bayramı)

Saba temcidin güftesinde gelen bayram olsa da bu topraklarda mevsim Hac mevsimidir belki de bu yüzdendir komşuların “Bayram ancak Ramazan, Hac illa Arafat’tır” darb-ı meselleri…

İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar. [Abese, 34-36]

El Hak; gelecek olan gün gelecek… Kıyamet kopup diriliş için sûra üfürüldükten sonra bütün insanların hesap vermek üzere toplanacak… Bu büyük mahşerin dünyadaki küçük misali ise Arafat Mahşeri’dir.

Arafât, kabirden kıyâmet sabâhına kalkışı ve fevc fevc mahşer meydanında toplanışı hatırlatır. Bütün kullar, Allâh’ın huzûrunda âciz ve muhtaç bir halde af beklerler. Aynı zamanda bu af, Hazret-i Âdem ile Havvâ vâlidemizin Arafât Vâdisi’nde buluşup ağlaşarak istiğfâr etmelerinin bir sembolüdür. Öyle ki, ihsân ve keremi sonsuz olan Cenâb-ı Hakk, onların duâlarını kabûl etmenin yanında, bir de onların neslinden olup kıyâmete kadar her sene aynı gün ve saatte oraya gelip af taleb edecek olanların cümlesini de affetmek vaad ve lütfunda bulunmuştur.

Sanki mahşerdeki gibi bir şefaatçi arayışı… Gözyaşı ve ter… Şahsi günahlarımızdan, ümmet olarak zalim güçlerin, baskı ve sömürüsünden kurtulma arayışı… Canı ve alemi zilletten tekrar eski izzet günlerine döndürme umudu… Çaresizlik ve ümidin yan yana olduğu, duygu ve heyecanların doruğa çıktığı anlar bunlar… Mahşerdeki bekleyişin Şefaat-i Muhammedi ile neticeleneceği gibi, Arafat’taki yalvarış, yakarış ve arayışın da dünyevi ve uhrevî bir kurtuluşla neticeleneceği umudu…

…Hac esnasında kadına yaklaşmak(rafes), günah sayılan davranışlara yönelmek(füsuk), kavga etmek(cidal) yoktur… [Bakara, 197]

Hac, fiziki coğrafyada kâinatın kalbine, Mekke-i Mükerreme’ye bir yolculuk olduğu kadar, zaman tünelinden hem geçmişe hem de geleceğe bir yolculuktur. Geçmişe yolculuktur; çünkü hac mekânları ilk insan Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın cennetten yeryüzüne indirildikten sonraki buluşma alanlarıdır. Kâbe, ilk defa Hz. Âdem tarafından inşâ edilmiştir.

Hacda “rafes yasağı” ile âdetâ cennetteki Âdem ile Havvâ’nın yaşadığı hayata bir dönüş ve ilk varoluş sürecini idrak vardır. “Füsûk yasağı” ise cennette Âdem ile Havvâ’nın şeytan tarafından günaha düşürülmesi gibi insanların hacda şeytanın tuzağına düşmemeye direnmesidir. “Cidâl yasağı” ile şeytanın, kendisi yüzünden taşlanıp kovulduğu Âdem ve evlâdı ile mücâdelesi hatıra gelmektedir. İnsan hacda başkalarıyla tartışıp kavga ederek böyle bir akıbete düşmekten sakındırılmaktadır. Dolayısıyla insan hacda, ihram yasaklarının câri olduğu süre içinde ilk insanın yaşadığı tecrübeleri yaşamakta ve ilk devirlere seyahat etmektedir.

Nihayet insan, Allah Rasûlü’nün Arafat’ta toplanan 124 000 sahabeye Cebel-i Rahme’den irâd buyurduğu insan hakları evrensel beyannamesi niteliğindeki hutbeyi dinler gibi olmaktadır. Orada insanlığa ilân edilen gerçekler yüreklere nakşolunmakta, Arafat’tan ayrılırken Allah Rasûlü’nün ashâbına söylediği şu sözler gönüllere düşmektedir: “Burada beni dinleyenler sözlerimi burada bulunmayanlara ulaştırsınlar. Umulur ki burada bulunup da dinleyenlerden bulunmayıp da duyanlar sözlerimi daha iyi anlarlar” hacda bulunanlar bu sözü kendisine verilmiş bir emanet gibi düşünüp hac dönüşü çevrelerine ve ulaşabildikleri herkese taşımalıdır. Çünkü 124 000 kişilik sahâbe ordusu öyle yapmış ve bu sözleri yeni yüreklere ve yeni ufuklara taşımak için Orta Asya içlerine, Afrika’ya, Endülüs’e ve İstanbul’a kadar koşmuşlardı.

Hacceden insan zaman tünelindeki yolculuğunu geçmişten geleceğe de çevirerek âhiret yurduna doğru kanat açmakta ve ölmeden evvel ölmenin sırrına ermeye çalışarak bir âhiret provası yapmaktadır. Arafat meydanını Arasât meydanı gibi düşünüp dîvân-ı ilâhide hesap vereceğini düşünmeli beyaz kefeniyle âdeta ba’sü bâde’l-mevti; öldükten sonra dirilmeyi yaşamalıdır. Ölüm terbiyesi insana Müslüman olarak ölmeye hazırlık sağlar. Çünkü insan nasıl yaşarsa öyle ölür. Nasıl ölürse de öyle haşrolunur. Bu dünyada nihâi gaye Hazret-i insan olup Müslüman olarak ölmektir.

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekirse öylece sakının! Ona lâyık olduğu tazimi gösterin ve ancak O’na teslim olan Müslüman olarak can verin! [Âli-imrân, 102]

Hac mektebinde ihram ile kendisine meşrû ve helâl olan şeyleri süreli olarak yasaklayan insanoğlu aslında irâde eğitiminin en yükseğine talib olmaktadır. Helâl ve meşru şeylere bile Allah için tenezzül etmediğini; tercihini kendi nefsani arzularından yana değil Allah’ın rızasından yana koyduğunu; dünya ve mâsivânın kendisini ilgilendirmediğini ifâde etmiş olmaktadır.

Hem nice işaretler mahfuzdur bünyesinde; özellikle şeytan taşlama, nefsi taşlamayı, traş olma dünya ile kalbi bağı kesmeyi, kurban nefsi, dünyayı ve masivayı kurban etmeyi sembolize etmektedir. Kâbe’nin etrafında tavâf, sevgilinin yüzünü görmek isteyen âşıkın sevgilisinin evinin etrafında dolaşmasını andırmaktadır. Emirlerin her birinde bir derinlik ve ince mânâ vardır. Bu emir ve hükümler hacc boyunca insanı eğitmeye yönelik duygular aşılamaktadır.

Hayvana ve yeşile zarar vermeyi yasaklayan ihram yasağı ise ziraata elverişli olmayan o vâdide çevre bilincini aşılayan ve ekolojik dengeyi ilâhî bir emirle muhafaza etmeyi emreden bir hükümdür.

Tâbiîn büyüklerinden Mutarrif ibni Abdullah’ın hassasiyeti ile niyaza duruyoruz: O ki Bir hac mevsiminde Arafat’ta, “Allahım!” diye yalvardı. “Bu kadar güzel insanın duasını ne olur benim yüzümden reddetme!”

Duanın en makbulü Arefe günü (Arafatta yapılan) duadır [Tirmizî, Duavât 122]

Vedâ haccı esnasında, Arafatta Sevgili Resülüne “Bu gün dininizi kemâle erdirdim, size olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” âyetini indirip Müslümanlara müjdelerin en büyüğünü verdin. Bu mükemmel ve seçilmiş dine sahip olmak, bu tamamlanmış ilâhî nimeti tam da yerinde solumak, bizim burada bulunuşumuzun ve şu anda yüce huzurunda duruşumuzun gerçek manasını oluşturmaktadır. Bizleri bu oluşa, bu duruşa ve bu dine lâyık olanlardan eyle ya Rab!

…Âdem Rabbine karşı geldi de yolunu şaşırdı. Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.” buyurdun. İnsanlık tarihinin ta başlangıç noktasında olan biteni bizlere duyurdun. Biz de Hz. Âdem’in çocuklarıyız. Bizi de bağışla ya Rab! Bu yerde, şu Arafât vadisinde sevgili Peygamberimizin ifadesiyle “Babamız İbrahim’in miras bıraktığı bu yerler” de vakfede bulunan bizler, senin sınırsız rahmetini diliyoruz, mahrum eyleme ya Rabb! Bize müstehak olduğumuz hal ile değil de şanına lâyık bir surette, cemal tecellileriyle muamele eyle ya Rabb!

Rabbimiz, bizlere tevekkül ve teslîmiyyet içinde bir ömür bahşeylesin! Sığınağımız ve barınağımız yalnız kendisi olsun! Hisseden bir gönül ile haccetmeyi müyesser kılsın! Rabbimiz bizlere Harameyn’in rûhâniyetinden istifâde ederek yanık bir gönülle müslümanca bir ömür nasîb buyursun!

Âmin Yâ Mûin

Huccac-ı müslimine selametler ihsan ola, kurbanlarınız makbul ola, canlar Hakkı bula ya huuu

Gönül kulağıma gelse bir sâda
Ey kulum gel eyle haccını eyle edâ
Etsem malı mülkü canımı feda
Geçip mâsivadan vuslata ersem
Nurunla mest olup feyzinle doysam
Tecelli-i Zatı ruhumda duysam
İlahi aşkınla tutuşup yansam
Deryayı rahmetinle ruhen yıkansam
Dünyada kendimi cennette sansam
Diyerek Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk
Lebbeyke la şerike leke Lebbeyk

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
Bir mahşer provası olan Hacc
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Hâmiş: Sizlere o övülmüş kutlu mekânlardan bir soluk taşımak istedik. Duyanlara, meyledenlere selam olsun… Fakir kardeşinize bu sene İslam Konferansı örgütü refakatinde bir mübarek sefer nasib oldu. Madem Arafe günü dualar pek bir makbul 9 Zilhicce’de [15 Kasım 2010 Pazartesi] günü bu satırları okuyan cümle canlar mümkünse oruçlu bulundukları halde bizleri bir lahza dahi olsa hatırlayıverirlerse gönülden gönüle varan ince yoldan elbet mânâ ehline ulaşacak, binler nur û sürur ile aks û seda bulacaktır.

Reklamlar

Kıyamet Hayatımızda

KIYAMET HAYATIMIZDA

Cenâb-ı Hakk’ın üzerimizdeki sonsuz rahmet tecellilerinden biri de bizleri imtihan dünyasına son ümmet olarak getirmiş olmasıdır. Eğer evvel gelenlerden olsaydık biz Âd ve Semûd’lardan değil, onlar bizden ibret alacaklardı. Yine O’nun rahmetinin bir başka tecellisi, yarın göreceğimiz kıyameti bütün sahneleriyle daha bugünden gözlerimizin önüne getirmesidir.

Kur’an’da kıyamet günü olarak haber verilen gün, dünyanın ve mahlûkatın yaradılışından, kıyametin kopup tek canlının kalmayacağı güne kadarki bütün zamanlara eşdeğer bir gündür. Bu sebeple asırlar boyunca dünyada olup biten ne varsa hepsinin hesabı tek günde sorulacak, ondan sonra herkes ebedi yerine gidecektir. Kıyamet sahneleri gerçek sahneler olarak Allah ve Resulü tarafından teferruatıyla anlatılmış, dünyadaki şu birkaç günlük hayatımıza kıyametin yön vermesi ve mânâ kazandırması tavsiye edilmiştir.


Resul-i Ekrem (sav), Kur’an’daki Zilzal suresini “Kur’an’ın yarısına denktir” diye tanımlamış böylece Kur’an’ın yarısının kıyametten bahsettiğine dikkat çekmiştir.

Kim ölürse muhakkak ki onun kıyameti kopmuştur. [Hadis-i Şerif]

Bu sebeple kıyamet üç beşyüz sene sonra kopacak zannedenler yanılmaktadırlar. Hayata gözlerini yuman bir insanın kıyameti kopmaktadır. İnsanı düşündürmesi ve meşgul etmesi gereken nokta burasıdır. Dünyanın daha ne kadar ömrünün kaldığı yalnızca Allah’ın bildiği bir şeydir. Bu sebeble biz kendimize dönelim ve hayatımızı kendi kıyamet ışığımız altında yeniden düzene sokalım.

Dünyada yaptığın hangi amelin kıyamette karşına nasıl çıkacağım merak ediyorsan, Resul-i Ekrem (sav) bunları bütün teferruatıyla açıklamıştır. Bunları araştır. İslâm’ın ne muazzam bir din olduğunu daha iyi anlamış olursun.

Bu sebeple, daima Allah’ın huzurunda gibi yaşa. Kimsenin hatırı için ahiretini satma. Ahiret sahnelerini hiçbir zaman gözünden ve gönlünden eksik etme. Unutma ki, dünyanın hiçbir sıkıntısı cehennem azabından daha şiddetli değildir. Cehennem azabının en şiddetlisi de Allah’ı görmekten mahrum olmaktan daha acı değildir. Dünyanın bütün nimetleri cennet nimetlerinin yanında hiçtir. Cennetin bütün nimetleri ise Allah’ı görmenin yanında hiçtir.

Kıyamet sahası, cennet veya cehennemin bekleme sahasıdır. Herkes ebedî yerine oradan sevk olunacaktır. Hac sahneleri sana kıyametten bir işarettir. Büyük üstadlarımızdan Muhammed Parsa hazretleri, Faslulhıtâb isimli şaheserinde haccın kıyamete nasıl benzediğini ve Allah dostlarının hacca neden bu kadar önem verdiklerini şöyle anlatmaktadır: “Halkın hacca sel gibi akışlarının ve ariflerin hac yoluna can vermelerinin, mecnunlar gibi çöllere düşmelerinin sebebi, kendi sır gözlerine kıyamet henüz görünmediği için kıyametin bir misali olan hacda O’nu hatırlamak ve görmek arzusudur.”

Hac, kıyameti hatırlamaktır. Avama göre dünya hazırdır, kıyamet gaibdir. Yani dünya şimdi mevcud, kıyamet ise daha geç gelecektir. haccın hakikatına eren havassa ise dünya gaibdir, kıyamet hazırdır:

Muhakkak ki kıyamet gelmiştir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların pek çoğu buna inanmazlar. [Ğafir, 59]

Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Ölçülmeden evvel kendinizi ölçünüz. [Hadis-i Şerif]

Böylece onlar o hale gelmişlerdir ki, kıyameti gözle görür gibi görmüşlerdir. Kim kıyameti gözle görür hale gelirse, onun zahiriyle batını arasında hilaf kalmaz, vahdete erer.

Hacının kendi başına evini, barkını, ehl ü iyalini, vatanını terkedip yollara düşmesi, hastalık ve ölüm hallerini temsil eder. Yolda ona gelen herhangi bir zorluk ve sıkıntı ölüm sıkıntısını temsil eder. Yoldakilerin, hacının metaını kapmaları iki hasmın birbiriyle kapışmaları gibidir. Gelir gelir, tam çölün ortasında azık biter. Dünyanın azığı yiyeceklerdir. Ölüm azığı ise ibadettir. Her kim azığını tam tedarik etmeden yola çıkarsa helak korkusuna kapılır. Kıyamette de kimin taatı yoksa azab korkusuna düşecektir. Burası bir cenaze merasimi gibidir. Dostlar karanlığın başına kadar gitmezler. Hacıların uğurlanması da çölün başına kadar devam etmez. Çölün ortasında su istemek, ölürken dirilerden meded bekleyip su istemek gibidir. Hacılardan haber kesilmesi, dostlarının onları unutmaları gibidir.

Mikat mahalline ulaşmak sûr’un üfürülmesidir ki artık hacılar karanlıklardan kurtulmuşlar, dünya elbiselerinden soyunmuşlar, kıyamet sahasına gitmektedirler. (Arafat’a gidiş)

Lebbeyk çığırmak, kıyamet gününün davetçisine icabettir:
O gün Allah sizi çağırır ve siz de O’na hamdederek icabet edersiniz. Zannedersiniz ki kabirlerinizde pek az bir müddet kalmışsınız! [İsra, 52]

Aynı zamanda bu, ehl ü iyâlinden uzaklaşmak, temizlenmek, teberri etmektir:
İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar. [Abese, 34-36]

Arafat’a koşmak, halkın kıyamet gününde arasata koşmasıdır:
O gün onlar sür’atle kabirlerinden fırlayarak mahşere çıkarlar. [Mearic, 43]

Arafat’ta toplanmak, kıyamet gününde toplanmaktır:
O sizi toplanma gününde toplar. [Teğabün, 9]

Arafat’taki vakfe, kıyamet gününde ki vakfedir:
O gün insanlar alemlerin Rabbinin huzurunda dururlar! [Mutaffifin, 6]

Evvela imamın gidip, hacıların da onun izini takib ederek vakfe alanına kadar gitmeleri halkın şefaat için Cenab-ı Peygamber’in izini takib etmeleridir. Burada öyle durmak, Cenab-ı Rasul’ün şefaati için durmaktır.

Arafat’tan Müzdelife’ye, yani el-Meş’aru’l-Haram’a çıkış, ilk duruşmadan sonra büyük mahkemenin son duruşmasına gitmektir. Müzdelife ile Arafat, bir terazinin kefeleri gibidirler. Eğer hacılar oraya kadar helal binekle, helal yemekle, helal giymekle gelmişlerse hacları kabul olunur. Eğer haramlarla gelmişlerse boşuna zahmet çekmişlerdir. Çünkü haberde varid olmuştur ki:
Kul lebbeyk deyince nida gelir: Senin Lebbeykine cevap yok! haccını tebrik de yok! Bindiğin haram, giydiğin haram, yediğin içtiğin haram. Nasıl olur da sana icabet olunur? [Hadis-i Şerif],

Bundan sonra ziyaret tavafı için Mekke’ye gitmek, Dost’un didarını gözetmektir. Haccı kabul olunanların
Yüzleri o gün taze ve parlaktır. Rablerine bakmaktadırlar. [Kıyamet, 22-23]

Haccı kabul olunmayanlar ise:
Onlar bugün rablerinden perdelenmişlerdir, O’nu göremezler! [Mutaffifin, 15]

Beyt’i tavaf, Arş’ın etrafında dönmek ve gölgesinde yer aramaktır. Dudağını taşa koymak, yani Hacer-i Esved’i öpmek ahdini tazelemek ve yerine getirmektir:
Allah’dan söz almış olanlardan başkaları şefaate nail olamazlar! [Meryem, 87]

Veda tavafı ise, kıyamet ehlinin ebedi yerlerine gitmek üzere yerlerinden ayrılmalarıdır. Bundan sonra ne mü’min kafiri görür, ne kafir mü’mini görür. Elindeki kaseyi Zemzem’den doldurmak, Muhammed ümmetinin kaselerim Kevser havzından doldurmalarım temsil eder. Başların açılması, kıyamette her şeyin açığa çıkmasını temsil eder:
O günde bütün gizliler yoklanıp ortaya çıkarılacaktır! [Târık, 9]

Evini ve gönlünü tekrar açmak ve misafirlere ikramda bulunmak perdelerin kaldırılmasıdır:
Nice yüzler o gün taze ve parlaktır. Rablerine bakmaktadır. [Kıyamet, 22-23]

Haccın kıyamete benzemesi budur. Sırdan haberi olan kimseye hac bir tembihtir, bir ikazdır. Kıyamet böyle zor olacaktır. Ömürlerin sonu nasıl ölüm ise, ibadetlerin sonu da hacdır.

İşte Allah dostlarının hacca her vesile ile meyletmeleri ve onu tam yapmaya çalışmaları, kıyametin hakikatini gönüllerinden uzak tutmamak içindir. Çünkü onlar her an o güne hazırlıkla meşguldürler.

Dervişlik ölüme hazır olma sanatıdır. [Prof. Dr. M. Es’ad Coşan]

…Ben sadece gücümün elverdiği kadar ıslah etmek istiyorum; ama (bunda ne kadar) başarı göstereceğim bütünüyle Allah’a bağlıdır. Ben O’na güvenip dayanıyor ve her zaman, her konuda O’na yöneliyorum!… [Hud, 88]

Buyur Allah’ım buyur

Ey Sevgili!
Zincire hürriyet, müştâka su, canlara cânân olan ey!
Sevdiklerin hatırına, gelecek olan gün geldiğinde, bizleri de hatırlar mısın?


Hak Teala ömrümüzün tamamını kendisine hizmetle geçen bir ân-ı vâhid kılsın,
o anı da bayram eyleyiversin, vakitler aşk ile dolsun ki Akibet bayram ola, huu

Hazır kurbanın gölgesi üzerimizde iken bir elimizi aşk ile Hazreti Pire sunalım:
“Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.”

Ve avare âşıklar gibi düşelim yollarına;
Varalım kûy–ı dilârâya gönül Hu diyerek
Gidelim kûyuna yârin bir içim su diyerek.

Arayalım sonunda izini, izinin tozunu, tozunun…

Pervaz vurup Hakka çağıran bir Hac nasib oldu ki fakire sormayın efendim
Malum hac seferi bir ahiret yolculuğudur. Evinden çıkarken kendini ölmüş bileceksin.
Herkesle helalleşerek öyle çıkacaksın. Bindiğin vasıtayı tabuta benzeteceksin.
Gasilhaneye götürülüp temizleneceğini düşüneceksin diye işitmiştik vaktiyle dedemizden.

Bu 1430 haccımızda el-hak öyle oldu; Terviye günü (8 zilhicce çarşamba) bir davet ile çıktık yola, lakin ahiret yolculuğumuz tam bir facia ile kesildi,yaşadığımız şehirde gözümüz önünde bir afet cereyan etti ki sormayın; yüzlerce aracın kibrit kutusu misali ters düz oluverdiği; insanın acziyetin dibini bulduğu bir sele maruz kaldık, yol yarıldı ve sel yutuverdi yüze yakın can göçtü bu alemden (Ruhu Tayyibeleri için el-fatiha)

– İhram giymeni kefen giydirilmiş gibi kabul edeceksin. Bütün dünyevî elbiseleri çıkardığın gibi içindeki kötü huyları da atmağa çalışacaksın. Nefsi kayıt altına alıp zincire vuracaksın. Çünkü o belde şerefli bir beldedir. Allah’ın evi, hacc ibadetinin merkezi Ka’be oradadır. Orası harem ilan edilmiştir. Emin belde gösterilmiştir. Herkes orada hürdür. Ruhlar da hür olmalı değil mi?..

-“Lebbeyk Allahümme Lebbeyk (220.mest mp3)Buyur Allah’ım buyur” diyerek Mekke’ye gelişini, aşkına tutulmuş bir sevgiliyi arayışına benzeteceksin. O aşkla telbiye getireceksin ve Kabe’yi görünce sevgilinin cemalini görmüş gibi telbiyeyi bırakarak, sesin soluğun kesilmiş bir vazıyette, donup kalacak ve aşk deryasına dalacaksın.


– O aşkla, arşın etrafındaki melekler gibi tavafa başlayacaksın. Kapısını aramak için sevgilinin evinin etrafında dönerek, boynu bükük rahmetine gireceksin.
Varalım kûyuna cânânı ziyâret edelim
Dâhil-i cennet olup lâyık-ı dîdar olalım

Aklı terkeyleyelim ışk ile şöhret bulalım
Sûreta mest olalım, ma’nide hüşyâr olalım

Hak nasib eyleyip aşk kapılarını açtı da bir yol bulup dahil olduk ve Arafe gününe (9 zilhicce perşembe) dua ettik kardeşlerimize:

Ey kullarına kurtuluş yolu bahşeden Mevlam, Üzerinde bulunduğumuz bir ucu Rıza-i ilahiyyene varacak bu yolu bize aç ve bu aşk yolun üzre ömür sürmeyi bizlere kolaylaştır. Ey mahzun gönülleri sevindiren Mevlam, Lütf û kereminle kadr û kıymetimizi yücelt, işlerimizi kolaylaştır, işlerin dağınıklığını ve tembelliklerimizi giderip fakr û zaruretimizi zenglinliğe tebdil eyle, Hayırlı ömürlerimizi ziyade eyle! Ya ilahi, bizleri bütün gam ve kederden, karamsarlık ve elemden koru ve kurtar ne olur!

El-aman ya hu, aşk ile ya(n) ya huu

Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma, Kurban olana bayram

ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim
(Huzur’da olmadan huzur bulunmuyor)

El ele vermişler Hakk’a giderler

Gönül kabesini tavaf eden Aşk yolcularına,
“Ve bütün insanları hacca çağır: yaya olarak ve hızlı yürüyen her (türlü) binek üstünde, (dünyanın) en uzak köşelerinden sana gelsinler. ” [22:27] “..Arafat’tan kalabalıklar halinde dalga dalga indiğinizde kutsal mahalde Allah’ı anın; ve O’nu, yolunuzu gerçekten kaybetmişken size doğru yolu gösteren bir ilah olarak anın..” [2:198]

Gani mevlam nasib etse

Yürük değirmenler gibi dönerler / El ele vermişler Hakk’a giderler

Gönül kabesini tavaf ederler / Muhammed’in kösü çalınır bunda

Hz. Yunus Emre (ks)

 

Derd-mendim mücrimim, dermâne geldim yâ Resul

Sâilim muhtâcınım ihsâne geldim yâ Resul

Kâbe-i vaslın yolunda sâ’y edip düştüm garip

Gayri nem var cânımı kurbâne geldim yâ Resul

Nâr-ı hasret câna geçti, cân atıp cânım sana

Aşk ile didârını seyrane geldim yâ Resul

İnstisâb-ı zât-ı pâkin afv-i cürme çün sebep

Âsitân-ı rahmet-i rahmane geldim yâ Resul

Akl-ı küllüm aldı elden, râh-ı Hak düşmanları

Bâş açık yâlın ayak divane geldim yâ Resul

Etme Mahvî bendeni red, ey şefaat menba’ı

Sen gibi ihsânı çok sultâne geldim yâ Resul

Hz. İsa Mahvi (ks)

 

İşte bu sadırları böylesine söyleten hac meclisidir ki aşık ile maşukun vuslatına sahne… Daha doğar doğmaz kulağımıza okunan ezan ile haberdar olduğumuz iki isim vardır alemde: Allah(cc), Muhammed(sav).

Cân olanın dünya sürgününün ilk gününde duyduğu bu kelimelerle ilgili

aşk ve sevdası her zaman diri, her zaman canlıdır veya canlanma potansiyeline sahiptir. Her müslüman adeta bir Hazret-i Musa’dır. “Erinî” diyerek O’nu görmek, O’nun cemalini müşahade etmek ister. Tur Dağı’nda değilse bile Hira Dağı’nda, orada da olmasa gönül dağında bu devletle yüzyüze gelmek içincan atar. Aslında her müslüman bir Veysel Karânî’dir. O’nu görmek, O’nun sesini duymak, O’nun tenini koklamak, O’nun ardında namaz kılmak, O’nun sohbetine katılmak ister.


İşte bu hac sayesindedir ki;

Bütün işlerimizi “arka” ya atarak yola koyulup “Kûy-i yâre” doğru yürümeye başlıyoruz. Aşıklar kabesine yüzümüzü dönüyoruz. Secde hayatımızdaki merkezi yerini alıyor. Beş vakti cemaatle kılmanın “Devlet” ine eriyoruz. Gündelik endişelerden uzak günlük yaşantımız ezanlara göre şekilleniyor.
Kul olduğumuzun farkına varıyoruz.


İşte bu hac mevsimi ki aç, susuz, yalın ayak, başı açık gelinir…

Sevgililer sevgilisinin adımladığı topraklara, secde ettiği zeminlere…

Aah Dokunulan Haceru’l-esvedler… Bedirler, Uhudlar, Hayberler, Taifler…

Taifler’in cemalî ve celâlî tecellileri… Ve Beytullah: Allah’ın evi.

Ve dayfullah: Allah’ın misafiri. Allah’ın evi de, Resulullah’ın evi de orada.

Müslüman, doğduğu gün adını duyduğu bu iki varlığın adını yeniden duymak istemektedir. Allah, Muhammed, O’nun evinde O’nun misafiri, onların evinde onların misafiri olarak. Bir vuslattır, Beytullah’a el sürmek. Bir sevdadır, onun etrafında deli-divane dolaşıp, aşk ilahîleri okumak. Bir diriliştir, sabah ezanında Bilal’i dinlemek. Bir hüzün denizidir, Vedâ kapısından Beytullah’a el sallamak. Aşıkların kabesinde secdeye varmak ve ağlamak ne büyük bir heyecan ve ne bitmez tükenmez saadettir. İşte haccı doyumsuz hale getiren şey bu duygudur. Bu aşktır bir gideni bir daha çeken. Bu gözyaşlarıdır insanın gönül bağlarını her zaman sağlam ve zinde tutan.


O kabe ki
bunca aşığın nazarını celbetti, Bugüne dek milyonlarca âşık

bu topraklara yüz sürdü, ve aşkın sonsuz deryasından kana kana içti.

Bunlardan bir kısmı bu aşka dair  bize hiçbir şey söylemediler.

Birşey söylemeyi “sırrı ifşa” olarak algıladılar.

Bir kısmının beste ve güflerinden bazı ipuçları
yakalamak mümkün olmaktadır.


Hüccac döner yana / Ciğerim döndü büryana

Şol zemzemden kana / İçsem ağlayı ağlayı

feryad ü figanındaki canlara

Vardır bizi beytullaha, erdir bizi aşkullaha

niyazı ile bayram hediyyemizdir 177. mestmp3  doya doya nûş eyleyin erenler..

İslam’ı bir inanç sistemi değil bir hayat tarzı

Bir mükellefiyetler mecmuası değil bir muhabbet deryası bilen canlar!

Mevlam sizlere lütfu ile muamele eyleye

vakt-i şerif ahir ve akibetinizi bayram eyleye, hu diyelim huuu