Şâhâne sâdıktır

💧
Dem uram evsâf-ı evlâd-ı Ali’den kim müdâm
Mâdih-i al-i Ali müstevcîb-i ğufrân olur

image

Kerremallahu veche’nin şehâdetinin 1397. sene-i devriyesinde vesîle-i şefaat ümidiyle Ali gibi yâri olanlara selâm olsun…

Ezel peymânesin nûş eyleyen “peymân”e sâdıktır
Elest bezmindeki âdâb ile erkâne sâdıktır

Hezârân âh u feryâd etse de çarhın cefâsından
Kazây-ı Hakk’a râzîdır, dem ü devrâne sâdıktır

Şuûnât-ı tenevvü’ seyrin eyler, bîzebân, bîfem
O, “Fa’âlün limâ yürîd” e hayrânâne sâdıktır

O abd olmuştur ancak zâhiren zerrât-ı ekvâne
Velî bâtında yalnız Hazret-i Yezdân’e sâdıktır

Bahâristân-ı âlemde, eğerçi andelîb olmuş
Hakîkatte gariptir, külbe-i ahzâne sâdıktır

Baş eğmez kimseye Hızr olsa ol meydân-ı aşk içre
Seg-i bâb-ı Alî’dir…Sâhibü’l meydâne sâdıktır

Muhammed şârına bâb-ı Alî’dendir duhûl El-hak
Bu sırrın âşinâsı Hayder’e şâhâne sâdıktır

Debistân-ı hakîkatte muallîm Âl-i Tâhâ’dır
Dilâ! Tullâb-ı âşıkı ol mekteb-i irfâne sâdıktır

Muhabbet farz-ı ayn oldu azîzim Âl-i Yâsîn’e
Velî erbâb-ı irfân işte bu imâne sâdıktır

Nedir “Kenz-i Hâfî”nin sırrı hem mazmûn-i “Mâ evhâ”
Şeb-i isrâ’da şâb-ı emrede îkâne sâdıktır

Kim “er-Rahmân alel arş’ istevâ” remzin ki fehm eyler
Olan vâkıf bu sırra, rü’yet-i insâne sâdıktır

Buyurdu “Men reânî, kad reel Hak” Ahmed-i Muhtâr
Bu kavli anlayan, cân içre ol cânâne sâdıktır

Ne anlar zâhid-i hodbîn hitâb-ı “Len terânî”den
Görülmez baş gözüyle Hak…der, ol bîgâne sâdıktır

Rüsûm ashâbı “Hikmet” anlamaz mâ’nâ-yı elğâzı
Değil ilm-i ledünnî, onlara efsâne sâdıktır

Reklamlar

Mürg-i cânım, hoş bahar etsin

Azm-i sefer ettin dil-i nâçârı unutma,
Gittin güzel ammâ bu dil-efgârı unutma… 

(Habibim) seni ebedî yâd-ı cemiline yemin ederim ki, varlığın, bekân hakkı için, hayatın hakkı için, senin ömrüne yemin olsun ki…[Hicr:72]

Nezd-i Hak’da kadrini bilmek dilersen ümmetâ
Gel “le-amrük” ayetin oku ne hoş takrîr ider

Firâkın âteşinden mahz-ı nârım, Yâ Resulallah!
Gönül hicran, gözüm kan, bî-kararım, Yâ Resulallah!
Garip bir andelîbim, zâr ü zârım, Yâ Resulallah!
Visâlindir, demâ-dem, intizârım, Yâ Resulallah!

Açılsın verd-i vaslın, mürğ-i cânım, hoş bahar etsin
Yanan kalbim; Saçın bûyiyle, mest olsun, karâr etsin
Kapından başka yer var mı? günahkârlar firâr etsin
Gamından bilmedim kârım-zarârım Yâ Resulallah!

Esîmim gerçi Hakkâ; rû-siyâhım, elde vârım yok
Velâkin Hânedâna bendeyim, bir gayrı kârım yok
Verirdim olsa bin cânım bu yolda, ihtiyârım yok
Bi-hamdillah budur tek iftihârım Yâ Resulallah!

Ey benim biricik güzelim! Senin ömrüne yemin edirim ki, kemal derecelerinde senin eşin ve benzerin yoktur. Ey benim güvendiğim, dayandığım aziz varlık! Çok kederliyim, gamlara batmışım, artık kalk, gel! Ey beni dertlerden kurtaranım, feraha çıkaranım! Ey benim enîsim, en yakın dostum! Ey meclisimizin ay’ı! Senin yüzün tam bir bedirdir, dolunaydır. Dudaklarının ıslaklığı bana helal bir şaraptır. Senin ruhun vefa denizidir. Rengin ayrılık parıltısı, ömrüne yemin ederim ki, günaha girmekten korkmasam, sana daha neler derdim. Alemdekilerin hepsini eritirsin. Hepsinin de kalpleri rahata kavuşur, onların mana gözleri açılır da görünmeyen şeyleri görürler. Sevgilim senin hayalin bile çok latif, çok güzel! Senin güzelliğin ile insanların ruhları huzura kavusur. Bedenleri de mest olur. Onları ilahi şarabın büyük kadehlerle içildiği bir meclise oturtursun.   Aşk hususunda gönle gelen bütün sorular ve cevaplar hep Hakk’tandır. O sorar, sonra kendi sorusuna kendisi cevap verir. Ben onun elinde bir rebab gibiyim. O bana sık sık mızrap vuruyor. Bana; “İnle, ağla!” diyor. Hz. Pir Mevlana (ks)