Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Bayezid-i Bistamî’

Esselamü aleyküm ey çocuklar. (Efendimiz (sav) çocuklara rastladığında kendilerine selam vermiştir.) Cennette “Darü’l ferâh” denen bir eve ancak çocukları sevindirenler girer. [Ramuzelehadis 125:1]

Elbiselerinde yağmur ıslaklığı
Yüreklerinde güneş sıcaklığı
Allahım bu çocuklar
Elimde onları bekleyen
Çiçekleri alsınlar

“Ay doğdu üzerimize” şarkısıyla O’nu karşılayan çocukların yanına kadar gelerek sordu çocukların ve onları yaratanın sevgilisi: “Beni seviyor musunuz?

Çocuklar hep bir ağızdan: “Evet çoook seviyoruz Yâ Resûlallâh!..” cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber de onlara, “Vallahi ben de sizi çok seviyorum” müjdesini verdi.

Bu müjde öylesine güçlü, öylesine kuşatıcı bir sevgi halesine dönüştü ki, tüm Asr-ı Saadet’e şâmil oldu, dalga dalga çoğaldı ve dünyanın bütün çocuklarını kapsayıp kuşattı… Artık çocuklar mutluydu; çünkü onlara değer veren, onları önemseyen ve çok seven; sevilmelerini, kollanıp gözetilmelerini isteyen bir “peygamberleri” vardı.

koprude_imtihan

Tıfıl iken ol, diler idi ümmetin,
Sen kocaldın, terk edersin sünnetin

Habib-i Kibriyâ’nın sevgisini iddiâ edersiniz ama O’nun izini ve sünnetini terk idersiniz, nereye bu gidiş, nereye…

Zikridem dinle.n size bir hoş beyân:

Bir gün Bâyezid-i Bistami (rahmetullahialeyh) Bağdat şehrinde talebesiyle birlikte Şat ırmağına kurulu köprüden geçiyorlarmış. Köprü üzerinde oynayan çocuklar yanına gelerek oynadıkları oyunu söylemişler ve çocuk diliyle onun da kendileriyle oynamasını istemişler. Şöyle ki: Çamurdan yapmak suretiyle insana benzettikleri bir şekle Muhammed (sav) ismini vermişler, diğerine Ayşe (ra) adını koymuşlar ve bunları evlendiriyoruz, demişler. Bu düğüne Bâyezid Hazretlerini de çağırmışlar. Çocukluk buya… Hazreti Bâyezid de çocuklara bu mübarek isimleri çamurdan yaptığınız şekillere koymayın bu oyunu derhal bırakın, doğru değil, başka türlü evcilik oyunları oynayın nasihatinde bulunarak asâsının ucu ile çocukların isimlendirip te bir kenara oturttukları şekilleri köprüden aşağıya itmiş ve yürümüş gitmişler.

Ama iş bu kadarla kalmamış, odasına gelir gelmez hemen halvet etmiş ve murakabeye varmışlar. Murakabe içinde Resulü Ekrem (sav) Efendimizin geçtiğini görüyorlar. Kendi ifadelerine göre ilerleyip Resulullah Efendimizin ayağını öpmek suretiyle muhabbet ve hürmetlerini yenilemek istemişler. Sultanü’l-enbiya (sav) efendimiz,  Bâyezid Hazretlerine hiç bakmıyor ve iltifatta bulunmuyorlar. Bu hal karşısında Hazreti Bâyezid; “Ey iki gözümün nuru Resulullah, ben kulunuza hiç bakmıyorsunuz, hatır-ı şerifiniz bana melûl mudur?” dedim, diyor. Resulû Ekrem sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin de kendisine cevaben: “Beni götürdün asân ucuyla suya attın. Oğlancıkların elinden aldın. Hiç itibar etmedin. şimdi benden itibar mı istersin? Bilmedin mi ki, adıma hürmet, bana hürmettir. Sünnetime hürmet, bana hürmettir” buyurduklarını söylüyorlar. Bâyezid Hazretleri yaptıkları şeyin gayet hata olduğunu itirafla bu murakabelerinin akabinde hemen aynı köprü üzerine varıp o oğlancıkları buluyor, onların gönüllerini alıyor ve yaptıkları oyunu tekrar onlarla beraber baştan oynuyorlar. Çocukların gönlü hoş oluyor, hatırlarını böylece hoş edip geriye dönüyorlar. 

İşte böyle efendim… Allah’a yakınlık nisbetinde işler böylece nezâket kesbeder. Darb-ı meseldir: “Kurb-u sultân, âteş-i sûzan” sözü boşuna söylenmemiştir. Zîra Peygamber Efendimizin çocuklara olan muamelesini ihtiyar etmemekle de O’nu sünneti yapmamış gibi oldukları ve isme de hürmet etmenin adabını böylece amelî olarak talebesinin önünde canlı bir şekilde anlatmışlardır.

Çünkü Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “Çocuğu olan onunla çocuk gibi olsun” ve yine diğer bir hadislerinde “cennette ferahlık ve sevinç evi denilen öyle gösterişli bir yer vardır ki oraya yalnız çocukları sevindirenler girer.” buyurmuşlardır. Kendileri de torunlarına ve sair çocuklarına karşı böyle idiler. Çocuklara ve ailelerine halkın en merhametlisi idiler. Hz. Peygamber’in diğer çocuklara karşı olan sevgisi konusunda, Medine’deki kız çocuklarından herhangi birisinin Hz. Peygamber’in elinden tutup istediği tarafa götürdüğüne dair rivayet (Buhârî, Edeb, 61) ne güzel bir numunedir. 

İşte böylece çocuğa rıfk ile muamale sünnet-i seniyedendir. Hem bunu tebarüz ettirmek hem de ismi şeriflerine her ne hal ve şekilde olursa olsun hürmetin lâzım geldiğini ibretlik bir vakıa ile dinlememiz, netice ile de çoğumuzun gaflet edebileceğimiz bir meseleyi de böylece önümüze koymuş olmaları bugün dâhi istifademizi mûcibtir.

Read Full Post »

İnce fikirli canlara,
O gül, aşkın mihrâbıdır,tende cânım “Gül” diyor,
Mihrâbıdır “Gül” uşşâkın,âh eder bülbül diyor,
Tende cânım âh eder, dil-beste gönül diyor,
“Gül” diyor, bülbül diyor, gönül diyor,Rasûl diyor.
  

gul189
Eskimeyen musikimizde,bir topluluğun programı başlamadan, toplu halde sazların çaldığı küçük saz eserlerine “Medhâl” adı verilir. Tek bir sazla yapılan Taksim formunun derli toplu; bir usûle uydurulmuş nota ile çalınan değişik bir şeklinden ibarettir. Son devir bestelkârları tarafından yazılmış ve benimsenmiştir. Günümüzde bu form üzerinde uğraşan bestekârların başında Prof. Dr. Sayın Alâeddin YAVAŞÇA bulunmaktadır. Bundan sonraki satırları bir taraftan 189. mestmp3 suretindeki üstadın Uşşak Medhâli ile dinlenirken okumanızı istirhâm eyleriz.

 
O, Efendiler Efendisi, Allah’ın müjdesi, insanlığın müjdecisi, O, hem “Halîl” hem “Habîb”, hem “Sıddık” hem “El-Emîn” O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi…

Bakın ne buyuruyor muhabbete ve zıddına dair: Sana günah olarak, husümeti devam ettirmen yeterlidir, çünkü bu, gıybete kapı açar.

Muhabbeti sâdık olanlar, sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder…
O’nun yolunun altın silsilesinden Bayezid-i Bistamî’ye (k.s.) müracaat eden bir derviş:

“Beni Allah’a (c.c.) yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince. Bayezid (k.s.) ona, şu öğütte bulunur: “Allah’ın veli kullarını sev! Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allah (c.c.), her gün o ariflerin kalplerine 360 defa nazar eder. Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!..”

Süleyman (a.s.), Sebe melîkesi Belkıs’a îmana davet eden bir mektub gönderdi. O zaman putperest olan Belkıs mektubu okuyunca: “Beyler, ulular! Bana şerefli bir mektup gönderildi. Mektup Süleyman’dandır. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile başlamaktadır.” dedi. Bu tâzim dolayısıyla bazı alimler: “Belkıs, Süleyman’ın (a.s.) mektubuna hürmet edip değer verdiği için îman ile şereflendi.” demişlerdir.

Peygamberlerin ve evliyanın hakîkatinden uzak kalmış, onlardan feyz alamamış, esrar-ı ilahî’den nasipsiz olan ve şekilden öteye gidemeyen kimseler için Hz. Pir Mevlana (k.s.) buyurur: “Sen, solmuş ve ruhu çürümüş bir gönlü teneşir tahtasına yatırıp taraf-ı ilahî’ye götürüyorsun!..” Cenab-ı Hakk sana buyurdu ki: “Ey küstah ve cür’etkar! Burası kabir midir ki, huzuruma ölü bir kalb getiriyorsun?!.”

Git de huzuruma esrar-ı ilahî ile diri olan bir gönül getir ki, dünyanın yeşillik ve gülistanlığı onun sayesindedir.”

Tasavvuf, Âdem baba mesleğidir. Dünya var oldukça İsâ nefesli yüce insanlar var olacak ve onlar, dikenler içinde yetişen güller misâli kokularıyla kendisini tanıyıp sevmek bahtiyarlığına eren müstaid kişilere âdemiyyet esrârını anlatacaklardır.

Hak bizlere öyle bir ilim ihsan buyursun ki,
Muhabbeti İlim ile Mârifete tebdil edelim! MİMlesin bizi Rahman!
Ya Rab! Kalblerimizi, Kuran’ın nurundan,
Habîb’inin ve velîlerinin muhabbetinden ayırma!..

Bir kutlu gönülle arasını iyi edip, ince bir yol kurana selam olsun..

Güzel(i) düşünün,
Hoşça kalın, hoş olun efendim..

Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: