Evimi temiz tut

… Evimi de, tavaf edenler, Allah huzurunda duranlar, rükû ve secde edenler için tertemiz tut. [Hac, 26]

“Kâbe’nin yıkanması merâsimi kılınan iki rekat namazla başlıyor. Daha sonra Kâbe’nin iç duvarları beyaz örtülerle ve gül suyu karıştırılmış zemzem ile temizleniyor. Kâbe’nin zemini ise gül suyu ve zemzem serpildikten sonra sadece, hurma yaprakları kullanılarak süpürülüyor. Kâbe’nin duvarları ve tabanı son olarak yine beyaz örtülerle kurulanıyor. Gül esansı serpilmesinin ardından misk tütsüleri yakılıyor.”

Efendim mâlum-u âliniz Kâbe-i Muazzama, biri Ramazan ayından önce biri de Muharrem ayının 15. gününde olmak üzere yılda iki sefer yıkanır. Muharrem ayında olmamız sebebiyle hâdise bir gazetede haber olarak yayınlanmış. Haberin yıkanma merâsimi kısmını gazeteden iktibas eyledik.

Merâsim fakiriniz hayli etkiledi. Kâbe, insan gönlünün sembolik tezâhürü olduğuna göre, bu yıkamanın da insan gönlünün mânevî yıkanmasıyla ilişkili olduğu doğdu içimize. Ve idrak aleminde her bir cümle için bir mânâ zuhur etti;

Kâbe’nin yıkanması merâsimi kılınan iki rekat namazla başlıyor.

Kâbe’ yi yıkayan kişi devletin zirvesinde olan maddi lider, kral. Önce iki rekât namaz kılıyor, yani önce Allah’ tan ve namazın hakîki sahibi Hz. Peygamber’ den izin alıyor. Kâbe olan insan gönlünü yıkamayı ise devrin mânevi lideri olan mürşid gerçekleştirir. Hz. Peygamber’in, Hz. Ali’ yi omuzlarına alarak Kâbe içindeki putları devirmesi hâdisesinde Hz. Ali’ ye verilen izin gibi, İnsân-ı Kâmil mertebesine erişmiş Hz. Ali meşrepli mürşid de, kalb-i selîm pasaportu ile gönülleri yıkama iznini alır.

Daha sonra Kâbe’nin iç duvarları beyaz örtülerle ve gül suyu karıştırılmış zemzem ile temizleniyor.

Beyaz renk sâfiyeti, temizliği; gül, Hakîkat-i Muhammediyye’ yi, zemzem ise ilmi ifade eder. Mürşid, nefsin aşırı istekleri ve her türlü kötü ahlak tuğlaları ile çevrelenmiş gönül duvarlarını; sâfiyet, ilim ve Hakikât-i Muhammediyye yani Hz. Peygamber muhabbeti ile bir bir temizler. Öyle ki, gönlün içini işgal eden, kibir, kıskançlık, bencillik, aşırı sahiplenme vb. tüm kötü duygular bir bir yok olur ve yerini temziliğe, doğruluğa bırakır.

Kâbe’nin zemini ise gül suyu ve zemzem serpildikten sonra sadece, hurma yaprakları kullanılarak süpürülüyor.

Hurma tasavvufta sabrı, sabırla zuhûr eden güzel hasletleri temsil eder. Hz. Meryem’ e de doğum sancısı çekerken “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün [Meryem, 25] hitâbı gelmişti. Yani sabret ki hikmet zuhur etsin. Mürşid eliyle, gönlüne Hz. Peygamber muhabbeti, yani Aşk ve ilim serpilen kişi artık sabrı kendisine yoldaş edinir. Gönle hücum eden her türlü nefsani istek ve duygu, mürşid himmetiyle sabırla süpürülmeye başlanır ve ilim ve hikmet meyveleri zuhur eder.

Kâbe’nin duvarları ve tabanı son olarak yine beyaz örtülerle kurulanıyor.

Mürşid’in, altı cihetini de yıkayıp temizlediği gönül sabır ile korunmaya alındıktan sonra artık sâfiyet ile dolar ve çevrelenir. Öyle bir gönüldür ki beyaz rengin, sâfiyetin yansıtıcı etkisi ile başka gönüllere aynalık eden bir hale gelir.

Gül esansı serpilmesinin ardından misk tütsüleri yakılıyor.

Ve son olarak iş hakîkatine geri döner. Mürşid, temizlemekle vazifeli olduğu, emânet olarak aldığı gönlü Hz. Peygamber’ e geri verir. O gönülden gül esansı yani Hz. Muhammed’ in mânâsı ve misk gibi kokan, O’ nun ahlâkının vasıfları zuhûr eder. Artık etrafa saçılan Hz. Peygamber nûrundan başka bir şey değildir. Kâbe’ nin maddi temizlenişi dahi, sembolü olduğu gönlün mânevi temzilenişi ile ne kadar alâkalı diye düşündük kendimizce…

Âlemde karşılaştığımız hâdiseler kimbilir bize mânevî boyuttan ne haberler getiriyor ve biz hâdiselerin peşine takılıp gittiğimiz için, kimbilir ne hakîkatleri idrak etmekten yoksun ve buna bağlı olarak huzursuz ve mutsuz yaşamaya devam ediyoruz…

Cümle canlara, gözü Hakk’ a açık, gönlü Hakk’ a bağlı yaşanıp giden, bir ucu cennete varan hayırlı ömürler niyaz ederiz…


Hıdrellez ile yeniden

Mesnevi bahçelerinin dildârı merhaba,
Mana aleminden kağıda düşen kelama Bismillah!
Uyandın, seni perdeler ötesinden hakikate doğuran aşka Bismillah!
Karanlıktan aydınlığa çıkaran duaya, hüzün ile semaya ağan ruha Bismillah!
Ey kalbin üzerinde titreyen hüzün ! Acıya ve gözyaşına Bismillah!
Ne olursa kalpte olur, ey kalbi kırıklarla beraber olan Allah’ım!
Yolunda yürümek için kuluna lütfettiğin, ikbalim olan yol arkadaşıma Bismillah!

hidrellez

Madem ilkbaharda bizim yeniden hayat bulmamız Hıdırellez’le oluyor. Bahar coşkusunu bir de 198. Mestmp3 olan Acem Yegahı’ndan dinlerken Hıdırellez’in iç manalarını derelim. Hıdırellez’de ayrı bir tevhid vardır. Hıdırellez, Hızır(a.s.) ile İlyas peygamberin buluştukları gündür. Muhyiddin-i Arabi Hazretleri Hz. Peygamber’den sonra üç peygamber makamının daima dünya yüzünde bulunduğunu ve bu makamın birinin İdris Peygamber, birinin İlyas Peygamber, birinin de Hz. İsa makamı olduğunu bize bildiriyor. Bunlarla şunu demek istiyor: Peygamberlerden biri daima dünya düzenini kurmak için vardır, diğeri peygamberliğin manasının dünyada sabit kalması için daima vardır. Üçüncü de velayetin yani Hz. Ali makamının sabit kalması için vardır. Fakat devrin kutbu yani devrin Peygamberin varisi olarak zuhura geleni, Hızır makamıdır, diyor. Buradan da şu anlatılıyor: İnsanın gönlü içinde peygamberlik makamını tutan İlyas ile velilik makamını tutan Hızır, yani peygamberlik ve velilik gönülde zuhur eder. Ruh, Rab gibi eğitici hale geçerse o zaman orada ilkbahar çiçekleri açar yani Hıdırellez zuhur eder, diyor Hz. Muhiddin-i Arabi. Demek ki Hıdırellez’in iç manası, insanın gönlüne bahar gelmesidir. Gönlüne bahar gelmesi için kendi ruhunun hem peygamberlik hem de velayeti anlaması, o ruhun vücudu bu makamlarla terbiye etmesi lazımdır. Terbiye zuhur edince gönül içinde bahar çiçekleri tomurcuklanır ve o insandan öyle güzel kokular zuhur eder ki, kokusu bütün dünyaya yayılır. O, belki çok güzel olmayabilir ama kokusu dünyayı sarar. Tadı lezzet verir. Tıpkı Mecnun’un “Leyla çok çirkin niye ona bu kadar aşıksın kara kuru bir kız diyenlere, “Siz kadehle meşgulsünüz. Oysa ki ben içindeki şarabın güzelliğinden baş kaldıramıyorum” demesi gibi…

Gel bu aşkın şerbetinden bir kadeh nuş eylegil
Gel bu aşk ile başını ta ebed hoş eylegil
Gel bu aşk ile bugün katreni deryaya ilet
Gel beru derya ile derya olup cuş eylegil

Hazreti Pîr’in Mesnevi’sindeki, ruhundaki kabalığı ve kalbindeki kasveti tebdil eylemek isteyen tâliblere, gönlündeki baharı baharı bekleyenlere Hak Dostlarının şefkat ve merhamet nazarlarına kavuşmayı teşvik için kullandığı tenbih ile vedâ edelim:

“Der nazar rev, der nazar rev, der nazar!”
(Hak Dostları’nın nazarına iliş, nazarına iliş, nazarına)

 Hem böyle bir kimse bilinmiyor ve bulunmuyor deme ki:
“Arayan, âkibet bulur” İşte ey tâlib, iş, sıdk-ı niyyetde ve ihlâs-ı azîmettedir.

Allah’ım, Efendimiz Hz. Muhammed (sav) ve âline salat eyle ve kazâna gönül hoşluğuyla razı olmamı sağla; hükmünün gerçekleştiği hususlarda göğsümü aç; benden esirgediklerin için sana şükrümü, bana verdiklerin için olan şükrümden bol eyle. Yoksul biri için aşağılık, servet sahibi biri için de üstünlük düşünmekten beni koru. Çünkü gerçek şeref sahibi, sana itaat edişi sebebiyle şereflenen; gerçek izzet sahibi ise sana ibadet edişi sebebiyle izzet bulan kimsedir.

Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola, 
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Yüksek müsaadelerinizle efendim

Ümîd-i bî-nevâyı defter-i uşşâkına kaydet,
Budur senden niyâz-ı kalb-i şeydâ yâ Resûlallah…