Korumalı: Gül-i Rana

Bu içerik şifre ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağıya şifrenizi girin:

Yaklaştıkça yaksın

Yaklaştıkça yanana,
Her kim Ramazan ayının gelişiyle sevinirse Allah da onun cesedini ateşlere haram kılar. [Hadis-i Şerif]

Derd-i aşkı vermeden uşşaka cananım benim
Bir gün elbette devâ-yı vaslın ihsandır garaz

Medinetü’n Nebî den avdet eylediysek de halen ateş-i aşkı taze, aziz hatırası gönüldedir erenler, Aah ne günlerdi ki yarenler; “Kadeh o kadar ince, şerab o kadar saf ki birbirinden farkedilmiyor…” halinde, vahdet şerabının cemâl tecellileriyle kendimizden geçtik… Gönül, ezel şerabıyla mest olmuş, kendinden geçmiş de güzel güzel bu gazeli söylemededir. Fakat şu anda nefesini tutar, susarsa; dilsiz dudaksız olarak bundan da daha güzel bir gazel söylemis olur. Daha biz kendimize gelmeden, siz bize bir buyrun hele… [251. Mestmp3]

Cân û gönülden dilersen yalvar kul Allah’a yalvar
Maksuda ermek istersen yalvar kul Allah’a yalvar
Ümmet isen peygambere yalvar kul Allah’a yalvar
Mahrum olmaz Allah deyen yalvar kul Allah’a yalvar


Mezkur hadisin manasından nasiplenelim evvela, gönlümüzü bir sürur kaplayıversin, pek uzaklardan gelen, yollarını gözlediğimiz can dostun kokusu düştü diye…

Malumâliniz “ramazan” denilince hatıra genellikle bir perhîz mevsimi ve irade eğitimi gelir. Lisan-i Arabî’de “ramazan” kelimesinin kökü olan “rameda” yanmak, kavrulmak anlamınadır. Ateşe vurulan toprak nasıl sudan arınır, pişer, tuğla, kiremit, çanak, çömlek gibi kullanılabilir hâle gelirse insan da ramazanın perhîz fırınına vurulmak sûretiyle âdetâ pişer, ham tarafları kemâl bulur, irâde eğitimiyle kendisi olmanın farkına varır.

Eğer Allah Teâlâ olmazsa insana yâr, insanoğlu günahtan nasıl olur perhîzkâr?

Bu güzelim ayda nefse ağır gelen açlık ve cinsellik perhîzi, nefsin direncini kırarak irâdeyi güçlendirir, şahsiyet ve kimliğin daha diri bir biçimde kulluğa yönelmesini sağlar, insanı nefs rüzgârı önünde savrulan çer-çöp gibi olmaktan kurtarır. Perhîz ve ibâdetlere devam gönül dünyasında aşk ateşinin uyanmasını sağlar. Aşk elsiz, ayaksız olan canın elini tutar ve önüne düşerek ona yol gösterir. Korku ve ümid duyguları ancak perhîz sâyesinde aşkın emrine râm olur. Çünkü aşkın gözü canlara can katar.

Bugün gaflet kulağımıza pamuk dolmuş, onu tıkamış; göze de hakîkati göstermeyen perdeler inmiştir. Bu yüzden biz, sevda vesvesesine kapılmış ve yârının gam ve endişesi ile çırpınıp duruyoruz. Safa ehli gibi, sen de, hakîkati duyurmayan gaflet mumuna aşk ateşi düşür, onu yak da sağırlıktan kurtul. Aşk ile buluşma zamanı yakınlaştı, bu sebeple kendine çekidüzen ver, buluşma günü için güzelleş! [Hz. Pir Mevlana]

Medet ey ateş-i aşkınla yak ya Rabbi,
El-firak bir göz açıp kapayıncaya dek de senden ayırma ya Rabbi!

Meded ey server-i âlem tut elim
Başka yok aşkından özge emelim
Meded ey rûh-i revânım yetişir
Aşktan özge gam ü sevdâ nemedir?
Var mı başka ilticâmız, kimedir?
Meded ey mahzen-i esrâr meded ey
Meded ey bâbına bendeyle beni
Çok harâb etti beni nefs-i denî
Meded ey şânına işle düşeni
Meded ey tut beni her bâr meded ey
Meded ey aybımı vurma yüzüme
Aşkını bahşediver can gözüme
Hasretin kâr eyledi tâ özüme
Meded ey âşık-ı dîdâr meded ey

Ey adını açıkça söyleyeni parçalayan, gizlice söyleyeni yakıp yandıran güzel! Ey gönlüme ateş düşüren! Bizlere kasvetli, kararmış, katılaşmış adeta taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşatacak oruçlar nasib eyle, feryadımızı, ah u vahımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin. Ya Rabbi! bizleri Ramazan-ı şerifin şefaatine nâil kıl, şikayetinden emin eyle, Gönlümüzü hakiki oruç ile saflaştırıp aşkın ile terbiye eyle…

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
Mah-ı nebi olan Şaban-ı Şerif,
Yaklaştıkça yakan Ramazan-ı Şerif
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş; yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da

huzur bulasınız efendim

Âh eyleme

Ey â aşık,
Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibâdet et! [Hicr, 99]

Âşığım dersin belâ-yı aşktan âh eyleme
Âh edip âhından ağyarı âgâh eyleme
Dertliyim dersen belayı dertten âh eyleme
Âh edip dertsizleri derdinden âgâh eyleme

Aslında yazmaya hiç mecalimiz kalmadı lakin madem ibadet vecdini hiçbir zaman kaybetmemek şarttır ve az da olsa ibadetlerin devamlı olanı makbuldür, Bismihu ve Teala, kulub-u aşikan münevver ola deyip çıktık yola…

Su uyur, düşman uyur, haste-i hicran uyumaz…
Böyle buyurdu ya Şeyh Gâlip Dede Hazretleri, el-hak öyledir, hasretiyle yanan gecenin nuruyla başladık mektubu uyandırmaya…

Cihan bahçesine gül dermeye geldik, ama ne yazık ki diken topladık. Bize sıhhat, âfiyet ve rahatlık verildi, fakat heyhât ki hepsinin şükründe kusûr eyledik. Bunca acziyetten gayri bir de geçmekte olan şu Mah-ı muharrem deminde Hz. Ali (kv) Efendimiz’in hatırası yaktı kalbimizi. Buyuruyorlar ki:

Senin bana Rab olman, bana övünç olarak yeter yâ Rabbi! Benim Rabbimsin ya, övünç olarak bana yeter yâ Rabbi!.. ve sana kul olmak, bana şeref ve itibar olarak yeter yâ Rabbi!.. Yâ Rabbi, sen tam benim istediğim gibisin! Cömertsin, erhamür rahimînsin, ekremül ekremînsin, ahsenül halikînsin, kadir-i mutlaksın!.. Sen benim tam idealimdeki gibisin. Beni de senin istediğin gibi yap yâ Rabbi!.. Sen tam benim istediğim gibi bir rabsin; tam benim hayalimdeki, idealimdeki şekildesin… Beni de senin istediğin gibi bir kul eyle yâ Rabbi!..”

Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır ya bu ne güzel duâ, ne edîbâne söz, ne ateşîn bir gönüldür bu Ya Rab!

Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar, suya hasret satırlarda geldik bu aşk meclisine, Cuma bayramına… Bir ucu kıyamete dek varan ulvî aşk kafileleri, O’nun muhabbet, vecd, aşk ve göz yaşlarıyla teskin ve tesellî olacaklardır; bu teselliye mütevazı bir katkı da Hüseyni bir nefes ile olsun.

Bu seslerden birini kabul ettin mi, öbürünü duymazsın bile! Çünkü, seven bir kimse, sevdiğinin zıddı olan şeylere karşı adeta kör ve sağırdır. [Hz. Pir Mevlâna]

Dini bir emir ve yasaklar mecmuası sananlara inat ne makbul bir haldir, Allah’ı sevmek ve O’nun sevdiğini sevmek. Sevdiğinin sözünü dinlemek, dosdoğru yolundan gitmek ve rızasını kazanmak. Ehl-i Beyt-i Mustafa, nûrunu Hakikat-i Muhammediyye’den aldığı için seçkindir. Hz. Peygamber, nûrun alâ nurdur ki bu nur; nûr-ı Muhammedî, Hakikat-i Muhammedî’dir. Hz. Fatma o nûrun ilk zuhûrudur. Hz. Ali Hz. Fatma’nın nûrunun tecellisidir. Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan, Peygamber Efendimiz’in nûrunun varisleridir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki,: “Her kadının doğurduğu çocuk nesebi itibariyle babasına tâbîdir. Fakat Fatma’nın evlâtlarının nesebi bana aittir.” Yine Peygamberimiz: “Âdem’in ilmini, Nuh’un azmini, İbrahim’in hilmini, Musa’nın heybetini, İsa’nın zühdünü görmek isteyen Ali’ye baksın.” buyuruyor.

Bilmez misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin hüznü sebebiyle insana azâb etmez. Öyleyse biz dahi O nurun varisleri olan Hz. Hüseyin efendimiz ve Kerbela şehitleri matemiyle ağlarken asırlardır bir tefrika sebebi kılınan bu halin ümmetin tevhidine vesile olmasına da duacıyız.

Hangi renk camdan bakarsan güneşi o renkte görürsün. Camı kır ki nur görünsün! [Hz. Pir Mevlâna]

Ya Rabbi, elimizden tut ve bizi satın al! Gönlümüzdeki gaflet perdesini kaldır! Fakat tesettür (mahfiyet) perdemizi yırtma ve bizi rezîl etme!

Ya Rabbi! Bizleri, kalpleri nûr-i ilahî ile ışıldayan, marifet denizinden nasîb alan, lütuf ve kerem tecellîlerine mazhar olan kullarından eyle!

Yâ Rabbî! Bu âlemde bizleri, hikmet ve esrâr hazîneleri olan gül kokan kullarınla beraber eyle! Biz âciz kullarını onlarla beraber haşret!..

Ya Rabbi, muhabbetin ve rızan, saadet cennetlerimiz olsun! Amin Yâ Mûin

Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler