Küfrân-ı Nimet

Ey mânâ sofrasının misâfiri can,
…Nihâyet o gün (dünyâda faydalandığınız) nîmetlerden elbette ve elbette hesâba çekileceksiniz. [Tekâsür, 8]

Gül-i gülzâr-ı kelâm-ı kadîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

Yâ İlâhi başlayalım İsm-i Bismillâh ile
Bu duaya el açalım İsm-i Bismillâh ile
Sen kabul eyle duamız Besmele hürmetine
Aşkını eyle müyesser yâ İlâhe’l-âlemin

Serlevha olsun deyu nakşettiğimiz ayet-i kerime nâzil olduğunda Zübeyr (r.a) Hz. Peygambere: “Bize hangi nimetler sorulacak: Bütün yiyeceğimiz iki kara şeyden (hurma ve su) ibaret. Kılıçlarımız ise her zaman yanımızda (sürekli tehlike içindeyiz) diye sorunca: “Haberiniz olsun ki ileride, nail olacağınız birçok nimetler olacaktır” buyurmuştun ya: El-hak öyledir nice nimetlere gark olduk da kıymetini bilip şükrünü edadan aciz düştük, senin nimetlerini yiyip sana isyankâr olduk diye affına geldik…

Bilmemki hangi nimetini sayarak başlasak… Daha 14 asır evvelinden, gözünün nuru emanetlerin, Ehl-i Beyt’in ilk nazlı çiçekleri, öpüp kokladığın reyhanları, Fatıma’t-üz Zehrâ’nın körpecik fidanlarına küfranı nimet eyledik, koruyamadık, böyle bir Mâh-ı muharrem-i mâtem’de bahar-ı gülşen-i gâm eyledik…

Gözüm ki kâne boyandı şerâbı neyleyeyim
Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyleyeyim
Ne yâre yaradı cismim ne bana bilmem hiç!
İlâhi ben bu bir avuç turâbı neyleyeyim
[265. Mestmp3]

İşte ahval-i perişanımıza Hazreti Saffet’in bu nutku şerifi pek muvâfık düştü.

Bu dünya hayatı bir rüyaya benzer. Rüyada yersin, içersin, zengin olursun, uyanınca bakarsın ki elde bir şey yok, yine açsın, yine züğürt… Rüyadaki oyun ve eğlencelere pek yaman aldandık el-medet… Ten kafesinden ayrılanlar, el-aman nerdesiniz?

Aşkın kime yâr olur dâim işi zâr olur
Dinmez gözünün yaşı yanar içi nâr olur

Kanatları henüz teşekkül etmemiş bir kuş yavrusu, uçmaya kalkışacak olsa düşer ve yırtıcı bir kedinin lokması olur… Kanatları teşekkül edince de yükseklere zahmetsizce uçar. Yükselerek uçmayı öğrenen bir kuş, hedefe ulaşamazsa da topraktan kurtulmayı öğrenmiştir ya. Sen de rûhunu bedenden kurtarıp uçmayı öğren. Gördüğün renkler, şekiller, tattığın lezzetler, zevkler sana kalmaz. Bütün gönül darlıkları dünyaya bağlandığın nisbettedir. Bunları düşünüp anladığın gün, gam ve üzüntün kalmayacaktır! [Hz. Pir Mevlana]

Bu vesile ile size ufak bir hikâye, bir hikmet levhası arz edeyim: Bir avcı av peşinde koşar, yorulur ve nihayet avını yakalar. O, ben kovaladım, yakaladım, vurdum der durur. Av da ona sesleniyor: “Be hey şaşkın, ben Rabbimden emir aldım da sana gözüktüm. Yani sen beni avlamadan evvel ben seni avladım; senin evinde namazında niyazında bir kadın var onun canı keklik yani beni istedi. Ben de kendimi ona kurban ediyorum.”

Bir kul istediği şeyi kendi aklınca ister amma Cenab-ı Allah verdi mi kendi azameti nispetinde verir. Kulun çok farz ettiği şey Hakkın nazarında ehemmiyetsizdir. Her şeyi bırak O’na teslim ol!

Bilmem bu haftaki şu kadarcık mektubun neresindedir nasibiniz amma kısmet işte bize sözü bu taraftan yazdıran da o taraftan okutan, ihtiyaç sahibine duyuran da ancak O!

Leyla’yı aşkın senin her kimi Mecnun eder
Firkat oduna yanup her gece bima
̂r olur

Sabah olunca bekçiler sokaklardan çekilirler, Siz azımızı çoğa sayın emi; yüksek müsaadelerinizle…

“Yarın, öbür gün” diye diye şu yankesici nefis, ömürleri aşırır durur. Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yaşadığın ömürdür, başka gün degil! Geçip giden dünü de gelmesi şüpheli olan yarını da düşünme! Bugününü iyi kullan, dînî ve insanî vazifelerini bugün yap, yarına bırakma, aklını başına al da hileci nefsin vadesine inanma! Benlikten, varlıktan kemerini çöz, bunlardan kendini kurtar da, hizmet kemerini kuşan, sana yabancı olan nefisten uzaklaş! Göklerdeki, yerlerdeki eserlerde görülen değişmeyi, halden hale girmeyi görmüyor musun? Sen de ibadetle, insanî vazife ile kendini yenile! Bugünün dünkü gününden daha iyi olsun! [Hz. Pir Mevlana]

Rabbimiz bizleri kendisine yaklaştıracak her vesîleyi lâyıkıyla değerlendirebilen, basîret, firâset ve gayret ehli kullarından kılsın. Üzerimizdeki vakt-i şeriflerin değerini bilip israftan uzak bir ömür sürerek, iç ve dış âlemimizde dengeyi tesis edebilmemizi ve lutfettiği zaman nîmetini hayr u hasenâtla tezyîn edebilmemizi cümlemize nasîb eylesin!

Âmîn bi hakkı Bismillahirrahmanirrahim ve bi hakkı ehl-i beyt ve bi hürmeti nuru cemali seyyidil murselin El-fâtiha

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
Mah-ı matem olan Muharrem-i Haram,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,


Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Oruç ile tevhid eyle Ya Hû!

Ey oruca yol arkadaşı olan cân,
Âşıkların hayatı, beden mutfağı yüzünden kararmıştı.
İşte oruç, o mutfağı aydınlatmak için çıktı geldi…

Aşık olur, kalmaz benim kararım,
Aşkı bulur beni benden ararım,
Aşık görsem kalmaz benim hiç varım . . .


Bambaşka bir sevda ile özleyip hasretle beklediğimiz Ramazan-ı şerif’e yetiştik. Bizi kötü işlere, günahlara teşvik eden kirli nefsimiz, arınmaya, temizlenmeye öylesine muhtaçtı ki! Nasıl ki yağmur pis şeyleri de arıtmak için gökten yağar ya, işte bizi de her hali kusur ve hatadan ibaret halimize bir rahmet yağmuru olan Ramazan-ı Şerif’e erdirdin ya şükür ya rabbi.

Canın oruca iştiyakı Hakk’ın kulunu kendisine çekişindedir. Bu neşe ile şükrünü ifa mümkün mü bu nimetin.. Nazlı nazlı yalvarmalarla, Mevlaya nazımızın geçtiği iftar ve sahur vakitlerinde dua marifetiyle manasına da erenlerden oluruz inşallah.

Oruç, özlem çekenlerin gönüllerini, canlarını öyle tazeleştirir ki, zavallı balığı bile su o kadar tazeleştirmez. Sen vahdet denizinden ayrı düşmüş bir damla gibisin. Sen aslına nasıl ulaşacaksın? İşte oruç, sel gibi, yağmur gibi seni alır, denize ulaştırır. [Hz. Pir Mevlana]

Oruç maddeden kesilmek değildir aslında maddeden kesilme talimi ile mâsivadan kesilmektir. Malum ya oruç sabır ile temam olur. Sabır, hoş bir buluttur; ondan, hikmet, manevî lütuflar yağar! Bu sebeptendir ki, Kur’ân-ı Kerim de bu sabır ayında nâzil olmuştur. Bu sabır ayının ilk mestmp3‘ünü Nihavend makamında bir Ramazan ilahisini ikram eyleyip girelim gönül kapılarınızdan içeri, yüksek müsaadelerinizle…

Aşk ile Allah diyelim tenden geçelim
Ol Mevlaya varalım aşk ile hû diyelim
Semalara yücelen zikr u tesbih çekelim
Mübarek olsun mü’minlerin Ramazanı

Ey gönül! Oruçlu iken Allah’a misafirsin; sana gökyüzü sofrası yakışır! Sen, bu mübarek ayda cehennemin kapısını kapadın! Böylece sen, cennetten binlerce kapı açarsın! Topraktan, ateşten, sudan, rüzgârdan dikilmiş olan beden hırkasını çıkar, at! Can, aşkın kapısına geldi de; “Beni affet; sen, özürlerin canısın!” diye yalvardı! “Ey aşk!” diye sızlandı. “Bu ayda özrümüzü kabul et; hata ettik!” Aşk da, gülerek cana dedi ki: “Senin elini tuttum! Biliyorum ki sen, elsizsin, ayaksızsın! Hekimim; ben, sana perhize girmeni emrettim! Çünkü sen, bu korkunun ve ümidin hastasısın! Perhize gir de, sana bir şerbet yapıp sunayım; onu içince sen, hiç kendine gelmeyesin!” Sustum; artık bunu aşk anlatsın! Çünkü onun gözü, canlara can katar!

Madem Resul-u Kibriya Efendimiz her ayın ilk gecesinde uzun uzun dua edermiş biz de Ramazan-ı mağfiret-nişân’ın ilk gecesinde dua etmeye çalışalım:

Teşrifi ile müşerref olduğumuz Ramazan-ı mağfiret nişânın cümlemiz hakkında teyemmünü mübarek, mahza hayr, vesile-i necât kıl ya Rabbi!

Elveda diyen mah-ı nebi olan Şaban-ı Muazzam’ın şikayetinden emin, şefaatine nâil eyle ya Rabbi!

En uzun süreli ve en çok cemaatin iştirak ettiği ibadet olan ORUÇ taki feyzi lezzeti bizlere tattır ya Rabbi! O tevhide bizleri erdiriver ya Rabbi!

ORUÇ ibadeti ile yakaladığımız o tevhidi, hayatımızın bütün safhalarında yaşamaya evvela kendi kendimizle barışık ve tevhid halinde, sonra din kardeşlerimizle tevhid halinde, bütün insanlar ile tevhid halinde, bütün mahlukat ile tevhid halinde ve bu mertebelerden sonra zat-ı uluhiyetinle tevhid halinde olmaya cümlemizi eriştir ya Rabbi!

Her zaman ve mekanda senin kulluğunu unutmadan, seni göz ardı gönül ardı etmeden, bizi görüp bildiğini,muhafaza ettiğini unutturma ya Rabbi! bizi seninle yaşat, seninleyken emanetini teslim al ya Rabbi!

Şu Ramazan-ı şerif’te, Ümmet-i Muhammed’e Tevhid halinden koklat ya Rabbi! Çünkü Tevhide erince bütün problemler hal safhasına girer ya bizi bu ayrılıklardan muhafaza eyle ya Rabbi! Siyasi sınırlardan, takım tutmaya varıncaya dek birbirimizi sevemiyoruz, cami cemaati bile birbirini sevmiyor, bize birbirimizi sevecek gönül ihsan eyle, Allah’ı zülcelal’ın kulluğunda bizleri bir eyle, Dilde dilberi bir eyle, birliğinin hatırı için ya Rabbi! Tevhidinin hatırı için, bizi bu ayrılıklardan muhafaza eyleyiver ya Rabbi!

Vakt-i şerif, Cuma, Ramazan-ı Şerif, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,

Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin,
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da huzur bulasınız efendim

Fakîr Ed-dâi Nâyi AKDEMİR

Bir şâir olarak Itrî

Bir şâir olarak Itrî

Büyük Itrî’ye eskiler der:
Bizim öz musikimizin pîri,
O kadar halkı sevkedip yer yer
O şafak vaktinin cihângîri

Bir “Segâh Tekbîr” ile uyanıp “Segâh Salât-ı Ümmiye” ile ürperenler aşkına!… ‘Mâye Cum‘a Salâtı’ ile ‘Dil-keş Hâverân’ olup ‘Gece Salâsı’yla hâmûş olanlar aşkına!… Ve dahi Zât-ı Zülcelâl aşkına! O nûr-ı Nebî aşkına âyîne-i pâkteki temiz çehreler aşkına!…

Türk Musikisinin dahi bestekarı Buhurîzâde Mustafa Itrî Efendi Mevlevî terbiyesiyle yetişmiş olan bu büyük insan, aynı zamanda neyzen, hanende, hattat ve şairdir. Itrî’nin binlerce bestesi gibi Divanı da kayıptır. Günümüze az sayıda beste ve şiiri intikal edebilmiştir. İşte bunlardan biri olan ve yine Itrî tarafından Ağır Dûyek usûlünde Nühüf makamında bir tevşih olarak bestelenen aşağıdaki gazel, Itrî’nin hem şâirlik kudretini hem de eserindeki mânâ zenginliğinin peygamber sevgisiyle nasıl iç içe olduğunu gösteren güzel bir misal teşkil etmektedir:

Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun
Mihr-i âlem-gîrsin başdan ayağa nûrsun

Târik-i gülzâr-ı âlem mâlik-i mülk-i adem
Münkirîne mahz-ı mâtem mü’minîne sûrsun

Sensin ol şâh kim Süleymanlar kapında mûrdur
On sekiz bin âleme hükmetmeğe me’mûrsun

El benim dâmen senin ey rahmeten li’l-âlemin
Şöhretim isyan benim sen afv ile meşhûrsun

Padişah-ı evvelîn ü kıblegâh-ı âhirîn
Evvel ü âhir imâmu’l-enbiya mezkursun

Ya Resûlallah umarım diyesin rûz-ı cezâ
Gerçi cürmüm çoktur ammâ, “Itrî’ya mağfûrsun!

Şiirin bütününde hem Hz. Peygamber’in yüceliği ve sahip olduğu hususlar derin bir anlam örgüsüyle ifade edilmekte, hem de şairin O’na olan sevgi ve hürmeti samimî bir dille ortaya konmaktadır. Itrî’nin musikîsinde de Hz. Peygamber’e duyulan sevgi ve özlemin altın nağmelerle kâinata yayılışı vardır. Kalbimizi açtığımız takdirde, bu feyizden biz de nasipdâr olabilir, biz de tutuşabiliriz.

Gazele dair bir şerh denemesi için tıklayınız