Derin mevzular

Ey âşık, ölürüm diye mi korkuyorsun, ölümüm ancak sûretimin gözünden kalkmasıdır, iyi bak her surette görünen benim! [Fakîrullah Zekâi Efendi]

asimbaba

[Nev-NİYÂZ ve DEDESİ]

– Gene birikti sorular, size rastlamak ne saadet… bir nutk-u şeriften hatırımızda kalmış olmalı:
“Her yerde fakat ârifin kalbindedir Allah
Yoksa sen onu arz-ı semavatta mı sandın?”
tekrarıyla teselli olur dururuz, yapıştı dilimize mübârek…

– Anahtarımız ser-levhâya aldığımız sözden zuhur etsin, altına astığımız surette tam sağ üst köşede yazılıdır aslı, başa dön yavaş yavaş bir daha oku!

– Resimdeki Dede kim?

– Ankara’da, Hacı Bayramı Veli Sultân(ks) dâmeninde mukîm, Zekâi Efendi ahfadından Tesbihçi Asım Baba. Daraldıkça nefesine uğrayıp nazar alırız. “Arifin kalbi” dedin ya yâdımıza düştü hazretim… Buradan varalım kûyi dilâra’da seni yakan beyitlere; Erenlerim bilmiş ol ki kalp tasfiye olup saflaştığında hâsıl eylediği mârifet nuru sâyesinde kendisinde Hak hissedilir surette tecelli eder. Bu halde hakîkat zâhir olup şek ve şüphe tamamen zâil olur gider.

– Kalbin tasfiye olması ne demektir? Nasıl anlaşılır?
– Kalbin tasfiyesinden maksat kalpten gayriyat kir ve bulaşıklarını silip temizlemek oradan Allah’dan gayrısını, Hak olmayan suretleri def etmektir. Çünkü gerçek Beytullah müminin kalbidir. Dışarıdaki Beytullah onu temsil eden bir âlemden ibarettir. Âlemlerin Sultanı, Mekke’nin fethinde Beytullahı putlardan, cümle kirlerden temizleyip gayriyattan boşaltıp tahliye etmedi mi? Orada putların bulunması eve de ev sahibine de yakışmaz. Esasen orada putlar bulundukça ev sahibi oraya tenezzül etmez. Daha doğrusu orada ikamet ettiğini o kimseye haber vermez. Bunun için gönül hânesini tam temizleyenlerden Şemseddîn-i Sivâsi hazretleri (v. 1597) şu tavsiyede bulundu:
Sür çıkar ağyarı dilden tâ tecelli ede Hak
Pâdişah konmaz saraya hâne ma’mur olmadan

– Kalbi zikirle mi temizlemeli?
– Cümle mevcûdât zâkir, kâinât dergâhdır. İnsan olana bu ilahi koroya eşlik etmek, alemin ritmiyle hem-aheng olmak düşer. Bilmez misin ayeti?

ve in min şey’in illah yüsebbihu bi hamdihi… ve hattâ hiç bir şey yoktur ki onu hamdiyle tesbih etmesin ve lâkin siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız! [17:44]
Hiçbir şey yoktur ki O’nu överek tesbih etmesin. Agâh olasın bir şeyin “överek anması” için onda idrak gücü bulunması zorunludur. Hakk’ın tecelli ettiği bir mazhar kendini bilmese bile Hak o mazharda kendini bildirir. Mazhar kendini bilince kendisinde zikredenin Hak olduğunu da bilir. Kendini bilen mazharda zikir, zâkir ve mezkûr bir olur. Böylece o mazhar kendisinde Zâhir ve Zâkir olanı överek anlamış olur.

– Mazhar dedinizde Hz. Musa kıssasında geçen bir ayet var ağaçtan ses geliyor hani “Şüphesiz Ben Allah’ım…” diye?

– Ağacın “İnni ene Allah” Hiç şüphesiz ben Allah’ım (28:30) demesi belki bir ihtâr ve bir delildir. Bu söz eşref-i mahlukât olan bir insandan sâdır olduğunda bu ayetten mülhem itibar görür.

Hani diline dolanan nutku şerifin evvelinde de geçer:
Hak suretidir âlem-i imkân ile Âdem
Bundan güzeli nerede ki, cennette mi sandın?

Madem ki bütün alem Hak suretinden ibarettir. Şu halde her kim(insan) veya herhangi bir şey(ağaç) “Ben O’yum” dese şeksiz doğrudur. Çünkü buradaki Ben kelimesi âlemin bir parçası olan ve insanî nutka mazhar bulunan şahsa, nesneye değil belki âlemin sûretinin sahibi olan Hakka işaretidir.

Oraya gelince kutlu yerde bulunan vadinin sağ tarafındaki ağaçtan kendisine nida edildi: Ey Musa, şüphe yok ki ben, alemlerin Rabbi Allah’ım. [28:30]
Ayette “Ben Allah’ım” hitâbı ağaçtan sâdır olmuş olsa da nasıl ağaca izâfe edilemez ise bir insandan sâdır olduğunda o insana değil ancak Allah’a izâfe edilebilir.
Her eserde ol müessir
Her eser O’ndan eser

Çünkü ağaç da insan da Allah’ın mazharlarından olup tecelli sahibi mazhar değil ondan zuhur eden ez-Zâhir’e aittir. Bir aynaya güneş vursa, ayna ben güneşim diyebilir mi?

Mademki Allah her yerden ezelde bahşedilen yetenek ve istidâdına göre konuşur, insandan da kendi istidadına göre konuşması yadırganmamalıdır. Aslında o mazhar bilse de bilmese de her gözden gören, her kulaktan işiten Allah’tan başkası değildir. Burada açıklanan fark “bilen ile bilmeyen” farkıdır.
Tam da buraya işaret eden Mısri hazretim ne güzel buyurmuş:

Zât-ı Hakk’ı anla zâtındır senin
Hem sıfâtı hep sıfatındır senin
Sen seni bilmek necâtındır senin
Gayre bakma, sen de iste, sende bul!

Bunu bir misalle daha açıklayalım: Mehmed konuşup “Ben Mehmedim” dediğinde bu söz doğrudur. Halbuki buradaki “Ben” kelimesi bir et parçasında bulunan, dondurma yaladığımız dile değil belki Mehmed’in zatına ve hüviyetine işarettir. İşte bir insanın bir şeyin hatta her zerreden kürreye her şeyin “Ben Allah’ım” demesi de bu kabildendir. Yani bu söz dahi şeksiz doğrudur. Söz çıktığı yere değil sözün sahibine işaret eder.

Lakin şurasını hatırlatalım ki dil “Ben Mehmedim” dediğinde bu söz doğru olduğu halde başkaları bunu hikaye ederek “Bu dil Mehmeddir” veya “Mehmed o dildir” demesi doğru olmadığı gibi bir ağaç veya bir insan “Ben Allah’ım” “Enel Hak” dediğinde bu söz hakikatte doğru olduğu halde diğer bir kimsenin o şeye “İşte o Allah’tır” veya “Allah odur” demesi de doğru olmaz.

Zikri geçen Sivâsî hazretleri nutku şerifin devamında
Mest olanların kelâmı kendiden gelmez veli
Ya niçin söyler Ene’l-Hak, kişi Mansûr olmadan
buyurması dahi buna işarettir.

– O kadar ismi geçti “mazhar” ne demektir?
– Bir şeyin görünür duruma geldiği, göründüğü, açığa çıktığı, zâhir olduğu yer veya kimse, tecellî yeri. Allah’ın güzel isimlerinden biri de ez-Zâhir’dir. Zahir görünen demektir. Görünmek ise ancak mekanda ve maddede olur. Allah Zahir ismiyle eşyada, tüm görünen nesnelerde isim ve sıfatlarından tecelli ederek Görünen’dir. Hayalde görülen ve manada tasavvur edilen şeyler Allah’ın el-Bâtın ismi kapsamında kalır. Allah isim ve sıfat mazharlarından tecelli ederek görünür. Zatı ile hiçbir zaman hiçbir yerde görünemez, bilinemez. İşte Allah’ın işlerinin ve sıfatlarının göründüğü yere mazhar denir.

Bundan dolayı mazharlardan birisi “Ben Hakkım” dediğinde bu söz mutlak olarak (Herhangi bir şart ve kayıtla sınırlı olmadan) doğrudur. Yine bunun gibi “Mazharlardan herbiri Allah’dan gayrıdır” sözü de doğrudur. Çünkü görünüş bakımından hiçbir mazhardan bütün eşya sudur etmemiştir.

Bu babdan bildiğimiz en güzel izâh Erzurumlu İbrahim Hakkı(ks) hazretlerine (v. 1780) aittir:
Mansur “Ene’l Hak” söyledi
Haktır sözü Hak söyledi
Nâdân mukayyet anladı
Amma ki mutlak söyledi

Kulunun dilinden kendini birleyen de öven de ancak Haktır. Bundan dolayı zât bakımından çokluk ve aykırılık olmayıp bunlar anlayış ve itibar bakımındandır. Çokluk ve aykırılık evham ve hayaller kabilindendir.
O’ndan başka herşey fanidir, yok olmaya mahkumdur…. Külli şeyun hâlikun illa vecheh (28:88) sadaqallahulazim.

Erenlerim mevzu derin biz de çok hızlı gittik, bundan öteye gidersek mânâ suratten kaçacak, su bulanacak; hele bir sindirelim, vâdemiz dolmadıysa devem ederiz elbet, kusurlar affola…

Ez serimâ reşte nümuden ve be-dest dâd nîst
Ez yârân kûşiden âlem-i dil hod bî-payanist
Her zaman be-haseb-i vakt ruh-ı tacilnümâ bâyed kerd ki her meyverâ
Vaktest ve lâkin der ciddi mücahade tacil bayed kerd ki ni taksîr

Bizden ipin ucunu göstermek lakin ele vermek değil,
Yârândan da gönül alemini açmak ki o âlem dar değil
Dem be dem vakitçe ruh acele eder ki meyve versin
Vaktidir ancak ciddi çaba gerek ki noksan kalmasın

Reklamlar

Ver de ki versin

Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaç kimselersiniz. Hâlbuki Ganî, (hiçbir şeye muhtaç olmayan) Hamîd (hamd edilmeye yegâne lâyık olan) ancak Allah’dır. [Fâtır:15]
seyenlillah

Efendi hazretlerinin has odasında kulağımıza taktığı küpeyle oynarken, sohbetten kalanların etrafında dönüp durduk:

Dünya için etme cedel, Âhirete verme halel
Allah için eyle amel, Mevlâ’dan al Mevlâ’ya ver
Evladım! Helâl maldan verilen her bir sadakayı, Rahmân olan Allah (kudret) eliyle alır ve kabul eder. Hiç şüphesiz ki sadaka, muhtaç onu almadan önce Allâh’ın (kudret) eline geçer. Hz. Aişe (ra) annemizin fukaraya tasadduk ettiği akçelere güzel kokular sürmesini iyi anlamak lazım gelir…

Ezberledik kolayca ama hakikati neydi tüm bunların derken köprünün üstünde dilenen iki fukaraya rastladık, birisi elindeki nây-i şerifle demlendiği halde diğeri hep aynı cümleyi fısıldıyordu:
Ver de ki versin, ver de ki versin, ver de ki versin…

Ne biçim adamlardı bunlar… Şöyle eğilip ikisi arasındaki levhayı okumaya çalıştık, yaklaştığımızı görünce üflediği neyi bir bûse ile koynuna aldı, içimi eriten bakışlarıyla gözlerime bakarak buyurdu:
– Sana diyor oku bakalım!

Harflerin bazısını çıkarsak da o kağıtta ne yazdığını tam olarak çözemedik. Elimizden tuttu:
– Ana dilini unutturdular sana değil mi! Gerçi biz ümmiyiz amma “şey’en lillah” biliriz. Allah için bir şeyler…

Sanırım sadaka istiyor, ne kadar vermeli ki diye elimiz cepte düşünüyorken birden atıldı:
– Amma düşündün, bey baba! Eğer bana bir şey uzatacaksan, veren Hak’tır; sen me’mûrsun. Yok eğer benden bir şey saklayacaksan, vermeyen de Hak’tır; sen mâ’zûrsun.

https://soundcloud.com/mit-akdemir/seyen-lillah

Bu sözlerin sarhoşluğunda can havli bir sayhayla “Allaaah” deyip feryad ü figan eylerken, hiç istiflerini bozmadan birbirleriyle fısıldaştılar, kulak kesildik:
– Be hey erenler! Ne yapmış da zengin olmuş, zengin olmuş da ne yapmış!

Ta böylece, fukaranın ihtârı ile kendimize geldik, son uyarı ile kendimizden geçtik:

– Hey be gâfil! Her ne dilersin sensin ol; sen, sana gel; sende iste, sende bul.
Şimdi var git yoluna da gölge etme, tezgahı kapatıyorsun!

[UMUTREHBERİ KİTABI’ndan]

Nefhatü’l Anberiyye

Ey âşık, ölürüm diye mi korkuyorsun, ölümüm ancak sûretimin gözünden kalkmasıdır, iyi bak her surette görünen benim! Zekâi Efendi
seyyidomer

Vaktiyle 5 sene boyunca vazife gördüğümüz, kainatın kalbinde sohbetlerinde bulunduğumuz Seyyid Habib Ömer el Geylani hazretlerinin meclisinde okunan bir ibtihâl vardır ki her dinleyişimizde bizi alır götürür, belki bir hayra vesile olur diye bir ucunu da size uzatalım istedik…

يا عالم السر منّا لا تهتك الستر عنا .. وعافنا واعفوا لنا وكن لنا حيثُ كنا

Ey bizim sırlarımızı bilen, üzerimizdeki örtümüzü kaldırıp gizlediklerimizi açığa vurma. Bize afiyet ver ve bizi affet. Nerede olursak olalım bizimle ol (bizimle olduğunun idrakine erdir.)

seyyidler

ياربّ يا عالم الحال … إليكَ وجهتُ الآمالْ
فامنُنْ عَلَينا بالاقبال … وكُن لنا واصلحِ البالْ

Ey yüce Rabbim, halimi bilensin, ümitlerimi sana yönelttim
Dualarıma icabet lutfet, yardımcım ol, işimi rast getir
Bizi maksud ikbalimize ulaştır, bizimle ol ve üzerimizdeki ataleti ıslah eyle

ياربِّ ياربّ الارباب… عبدُك فقيرُك على البابْ
أتى وقد بتَّ الاسباب … مُستدرِكاً بعد ما مالْ

Ey yüceler yücesi Rabbim, aciz ve fakir kulun kapında,
Kulun bütün esbabı geride bırakmış olduğu halde kapına geldi,
Yollarım kapanmış, azığım bitmiştir 

يا واسع الجود جودك … الخير خيرك وعندك
فوق الذي رام عبدك … فادرك برحمتك في الحال

Ey cömertler cömerdi Rabbim, hayrın tamamı sendendir, sana aittir
Kulunun idrakinin de üstündedir bunlar, lutfet, rahmetinle yetiş, bana imdad et 

يا موجد الخلق طرا … وموسع الكل برا
أسألك اسبال سترا … على القبائح والاخطال

Ey bütün mahlukatı var eden,  herkese taatini in’am eden Rabbim
Hatalarımı örtersin diyedir ümidim, kusurlarımı, günahlarımı affetmendir niyazım

يا من يرى سرَّ قلبي … حسبي اطِّلاعُكَ حسبي
فامحُ بعفوِكَ ذنبي … واصلح قُصودي والاعمالْ

Ey kalbimin sırlarına muttali olan, herşeye hakkıyla vâkıf olman yeter
Niyetlerimi ıslah et, amellerimi müstakim kıl, günahlarımı imha et.

ربّي عليكَ اعتمادي … كما إليكَ استنادي
صدقاً وأقصى مُرادي … رضاؤكَ الدائم الحالْ

Ey Rabbim güvendiğim sensin, dayandığım da sen
Gerçek şu ki en son emelim, rızan üzerine sebat etmektir

ياربِّ ياربِّ إني … أسألُكَ العفوَ عني
ولم يخِب فيكَ ظني … يا مالك المُلك يا والْ

Ey Rabbim, Ey Allahım beni affet;
Ey herşeyin ve her varın sahibi; affolunma ümidimi kırma benim

أشكو إليكَ وأبكي … من شؤم ظُلمي وإفكي
وسوءِ فِعلي وتَركي … وشهوةِ القيل والقالْ

Sana derdimi şikayet ediyorum ağlayarak, kendi zulmümden ve töhmetlerimden
Hatalarımdan, tutamadığım emirlerinden, boş ve faydasız sözlerimden

وحب دنيا ذميمه … من كل خير عقيمه
فيها البلايا مقيمه … وحشوها آفات واشغال

Dünya sevgisi yerilmiştir ki birçok hayırdan yoksundur
Hep belalar sıkıntılar getirmiştir hem afetler ve faydasız meşguliyetlerle kuşatır insanı

يا ويح نفسي الغويه …عن السبيل السويه
أضحت تروح عليه … وقصدها الجاه والمال

Yazık azmış nefsimin haline ki doğru yoldan ayrılmıştır
Mal-mülk edinmek, şöhret derdine pek dalmıştır

يا رب قد غلبتني … وبالاماني سبتني
وفي الحظوظ كبتني … وقيدتني بالاكبال

Emellerim beni esir aldı ey Rabbim
Lezzetlere daldım, tutuklu kaldım onlara

قد استعنتك ربي … على مداواة قلبي
وحل عقدة كربي … فانظر إلى الغم ينجال

Kalbimin şifasına senden yardım istiyorum, kördüğüm olmuş sıkıntılarıma …
Sen lutfetsen açılır düğümler, gider dertlerim

يا رب يا خير كافي … احلل علينا العوافي
فليس شيء ثم خافي … عليك تفصيل وإجمال

Ey benim Rabbim, ey herşeye kâfi olan
Afiyetler ihsan et kuluna, her ne ayrıntı varsa ve de icmal
hepsi sana âyândır, senin ilminden gizli kalan hiçbir şey yoktur

يا رب عبدك ببابك … يخشي أليم عذابك
ويرتجي لثوابك … وغيث رحمتك هطال

Ey Rabbim azarlanmaktan korka korka, beklemektedir kulun kapında
Ümidiyle sarf-ı nazardan, rahmetine garketmeni…

وقد أتاك بعذره … وانكساره وفقره
فاهزم بيسرك عسره … بمحض جودك والافضال

Özrüyle gelmiştir, kırgındır, mağlub ve fakir…
Lutfet; kolaylaştır da gideriver zorluklarımı
Cömertsin sen, cevadsın sen, mahd-ı ikramınla fakrımı gideriver

وامنن عليك بتوبه … تغسله من كل حوبه
واعصمه من شر أو به … لكل ما عنه قد حال

Kuluna minnet et de tövbe etsin, her zerresi arınsın isyandan,
Koru rabbim her şerden sen, ona yazılmış her imtihandan başarı ver

فأنت مولى الموالي … المنفرد بالكمال
وبالعلى والتعالي … علوت عن ضرب الامثال

Sen ki her mevlanın Mevlasısın, en yüce tek varlıksın ,
Kemalde münferidsin, benzerin yoktur, eşin yoktur, misilden de berîsin

جودك وفضلك يرجى……وبطشك وقهرك
يخشى وذكرك وشكرك لازم … وحمدك والاجلال

Her yüceden yücesin, lütfun umulur senden, ikramın ve in’amın
Hem kahrından korkulur  ve intikamından endişe edilir

يا رب أنت نصيري … فلقني كل خير
واجعل جنانك مصيري … واختم بالايمان الآجال

Ey Rabbim tek yardımcım sensin, her hayrı lutfedensin
Cinânını yurdum, imanla eceli karşılamayı son halim kıl

وصل في كل حالهْ … علي مزيل الضلالهْ
من كلمته الغزاله … محمد الهادي الدال

Salat kıl en anlaşılır kelimelerle anlatıp da hidâyeti
O dalaleti imha eden, Muhammedi’ne(sav) Hâdi’ne ve Delîl’ine selam kıl…

والحمد لله شكراً … على نعم منه تترى
نحمده سراً وجهراً … وبالغدو والآصال

Hamdolsun sana Ey Rabbim, sonu gelmez ikramlarında
Sabah-akşam, gizli ve alenen şükrederiz nimetlerine

habib_omer

Kasidetü’l Nefhatü’l Anberiyye fi’s saati sehariyye
İmam Abdullah ibni alevi el-Haddad

وهذه قصيدة “النفحة العنبرية في الساعة السحرَيّة” لسيدّي الإمام عبد الله بن علوي الحداد وقدّس سرّه