Ya içindesindir ya hasretinde

Derd-i aşk ile mahzûn gönüllere,
Canı, cânân istese, aşık gerek candan geçe
Geçmeyen candan, gerek didâr-ı cânândan geçe
Aşk derdin isteyen âşık ki, dermân istemez
Ey hoş ol derdin çeken âşık ki, dermandan geçe


aliulvikurucu

 “İslâm çirkini güzel yapar, güzeli daha da güzelleştirir.” dilinden düşürmedi, halinden de eksik etmedi bu sözü. Bir münezzeh güzelliğin peşine düşürülmüştü, besbelli. İslâmı güzellikle anlayan ve güzellikle anlatan bir ortamda dünyaya geldi ve sonra da sanat denen güzelliğin birkaç dalıyla birden tanıştı; sözün, sesin, süsün ve yazının güzelliklerine daldı. Bir başka zemin, başka zaman çerçevesinde, Eşsiz Güzelin vaslına ermek hevesinde. Ali Ulvi Kurucu’nun bir başka güzellikle kabul gören duasıydı. Habibi, onu yanına aldı. Ve altmış yıl boyunca dizinin dibinden ayırmadı. Bülbül, artık gülünün yanı başında şakıyordu. Medine-i Münevvere’de mücavir olarak halvet der-encümen bir hayat geçiren, ilim ve irfan erbabından bir aşık-ı sâdık… 197. Mestmp3 olarak, Acem makamında ney taksimi eşliğinde “Derdimendim ya Resulallah devâ ol derdime…” nidasıyla bülbülleri mesteden, Naat-ı Şerifini, kendi seslerinden ikram ederek başlayalım muhabbet demine…  

 

Felekde hasılı insan isen bir canı incitme, Günahkar olma fahr-i âlem-i zî-şanı incitme… Madem günahlardan Efendim, müjdecim, peygamberim inciniyor. Hele bir anlat mîrim, insan neden Hak ile arasına bir perde çeker de günah işler?
Günahta zevk vardır, bir unutuş ve gaflet ânı, kime karşı işlendiğine bakılmaksızın günahı küçük görme vardır, oysa hiç Allah’ın hatırını kırmaya değer mi, Resulu Kibriya Hazretlerini incitmeye değer mi!

 

Bir de yaratıcıyı kendinden uzak görme var m’ola günah anında?
Sana şahdamarından daha yakın Allah;
Günah mı dedin, O’ndan uzağa düşmek günah.

 

Yoksa insanı ve dünyayı yeterince tanımıyor muyuz aziz üstadım?
BİLİN Kİ [ey insanlar,] bu dünya hayatı, sadece bir oyundan, geçici bir eğlence ve güzel bir gösteriden, birbirinizle büyüklük yarışı[na girişmenizden] ve daha çok servet ve çocuk sahibi olma hırsın[ız]dan ibarettir. [57:20]

 

Eyvah aldandık…
Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur. Bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider… Mevlam, “Dünya kuru bir istek, faydasız bir oyuncaktan ibarettir, siz de çocuklarsınız” dedi. Hak doğru buyurur. Oyuncağı terk etmedikçe çocuksun. Ruh arınmadıkça nasıl temiz olabilirsiniz?
Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Derviş daima orta yerde…

 

Yerinde duramayan bu nefisle durmak ne mümkün efendim?
Nefsi arındırmak gerek kardeşim, nefsi eğitmenin önemli bir yolu, onun arzu ve isteklerini dizginlemek, kontrol altında tutmak, tasavvufi ifade ile heva ve hevesi öldürmektir. Agâh ol! bak ne der Hazreti Pirimiz Mevlânâ;  Birisi, kızgınlıkla anasını hançerleyerek, döverek öldürdü. Biri, ona “Huyunun kötülüğü yüzünden ana hakkını gözetmedin. Çirkin herif, ananı neden öldürdün! Niye söylemiyorsun, o sana ne yaptı ki?” dedi. Adam, “Çok ayıp bir iş işledi, ben de onu öldürdüm. Ayıbını toprak örtsün” diye cevap verdi.  Kınayan “Be adam, ananı öldüreceğine o kişiyi öldürseydin” deyince dedi ki: “Her gün başka birisini mi öldüreyim?Onu öldürdüm, halkın kanına girmekten kurtuldum; halkın boğazını keseceğime onu boğazladım, bu daha iyi!”  O kötü huylu ana, fesadı her tarafta zâhir olan nefsindir. Her an onun için bir azize kastedip duruyorsun; kendine gel, onu öldür!

 

Nefis neden öldürülmelidir?
Onun yüzünden bu güzel dünya sana dar geliyor. Onun yüzünden Hak ile de savaşıyorsun, halkla da. Nefsini öldürürsen özür serdetmeden kurtulursun, ülkede hiç bir düşmanın kalmaz. Yani aşağılık nefs, insanı Tanrı, tabiat ve halk ile savaşmaya ittiğinden dolayı öldürülmeyi hak etmiştir.

 

Ya nefs,ego, benlik öldüğünde?
Aşk gelecek, cümle dertler bitecek. Hem zaten aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. 

 

Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım yoksa dünyevi, semavi ya da cismani?
Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde…
 

Rabbim irademizi inayetsiz bilgimizi hikmetsiz, vakitleri aşksız bırakmasın inşallah…

Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
 
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Reklamlar

Feryad-ı gam aşığa sermayeyi candır

Ey sevgi çemberinin mahremleri,
Sakın bu dünya, göze görünür ve görünmez her şeyiyle doğacak bir çocuğu kandırmak için, bütün insanların birlik olup uydurduğu müthiş bir yalan olmasın? Ve sakın o çocuk ben olmayayım!

Yalan Dünya

İşsiz kalırsanız bir iş bir vazife ararsınız. Uzaklarda bulunan bir dostunuz varsa adresini sorar ve kendisini bulup görmeye çalışırsınız ama gerçek dostunu kaybeden insan (ki bütün eğlenceler dostunu kaybeden insanın boşluğunu doldurmak için icad olunmuştur) Allah’ı kaybeden can, hatta hiç görmediği halde, neden arayıp görmek arzusunu iştiyakını duymaz?


Duymaz mısınız,
Pirim Efendim Mısrî hazretleri asırlar öncesinden feryad ediyor:
İşit Niyazi’nin sözün: bir nesne örtmez Hak yüzün
Haktan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş

“…Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” [Hadid, 4] Siz neredesiniz?

Evet görmek yok, lakin görür gibi olmak var? Mümkün mü diyen canlar birazcık sayfa çevirip “ihsan nedir?” sualine bir cevap arayadursunlar huuu
Feryad-ı gam aşığa sermayeyi candır amma
Aşk ehline bütün dünya feryad ü figandır
Derd ehline derman yine derdindedir amma
Bi derd olanın bu alemde hali yamandır
Medet ya tabibel kulub…

Ey can! Sine-i sûzan, aşk-ı Rahman, muhabbet-i Yezdan, âyine-i devran sendedir. Aşk ile yan ki nur olasın.

Vakitler aşk ile dola da Cuma ve akibet hayrola,

Kainatın kalbinden, Beyt-i Atik civarından aşk u niyaz ederiz
Ne olur dua buyrun efendim, huu


MÜHİM NOT:
Güzellik onların töresinde var ve Onsekiz Mevlevilerde uğurlu bir rakamdır. Mevlevilerin kendileri de uğurludur. Günümüzün toplumunda kendilerini yanlışlıkla Mevlevi sayanların da bir gün uğur ve feyz sahibi olacakları umulur. Bu düşünceden hareketli Habibi Kibriya Efendimiz’in, Cuma Evrâd-ı Şerifi’nden derlediğimiz 18 ismi ile süslediğimiz “KUTLU DOĞUM 1430” isimli sunumuza buradan ulaşabilirsiniz. Bu gayretimizin kemâle ermesine vesile görüş ve önerilerinize muntazırız.