Ölüm yoktur âşıklara

Vuslatının 738. sene-i devriyesinde ateş-i aşkının ziyâde olmaklığı niyâzıyla

Gerçeği bilerek ölen âşıklar, sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler… tatlı tatlı ölürler; bir başka şîve ile ölürler hâsılı; elest hitâbından sonsuzluk şarabı içenler… Melekler kıskanırken güzelliklerini, Ademoğulları gibi ölmezler onlar. Sen arslanlar da köpekler gibi kapının dışında mı ölürler sanırsın? Yolculukta ölen âşıkları karşılamaya pâdişah çıkar. Onlar ölmezler, gayb gözlerini açarlar. Âşık olmayanlarsa, kör ve sağır can verir gider! O ay yüzlünün ayak ucunda solar âşıklar, güneş gibi apaydın olurlar, birbirlerinin canına cân kesilenler, birbirlerinin aşkı ile ölürler. Gönüllerinde aşk suyu; su gibi ölürler. Âşıklar gökyüzüne kanat açarlar, münkirlerse cehennemin dibinde geberip giderler.

Geceleri sevgilinin derdiyle, korkusuyla, uyuyamayanlar korkusuzca huzur içinde ölürler… Burada ota tapan öküzlerse eşek gibi çürür giderler. Sevgilinin bakışına kapılanlar, güle oynaya feda ederler kendilerini o bakışa. Pâdişah onları kucağına alır, bağrına basar. O bakışa kul köle olan, hor hakîr bir halde ölmez. Mustafa’yı arayanlar Ebu Bekir gibi Ömer gibi ölürler…

Ölüm yoktur âşıklara…

Ben bu sözleri öylesine söyledim.

Ey Şems! Pâdişahım!
Seni inkâr eden ölmez sadece
Gerçeği bilmeyen kapkara kalbi ile kapkara gider.

Ey Hak âşığı! Sen güzellik Yûsufusun. Bu dünya da bir kuyu gibidir. Allâh’ın takdirine şikâyet etmeden boyun eğmek, sabretmek ise seni kuyudan çıkaracak, kurtaracak iptir. Ey dünya kuyusuna düşmüş olan Yûsuf! İp uzandı, onu iki elinle sıkıca tut. İpten gafil olma ve yakalamışken bırakma; çünkü ömür tükendi, akşam oldu. [Hz. Pir Mevlana]