Kelime-i Tevhid

… Tarikatın sırrı, sâdık bendegâna meftuhdur ve bil cümle ibâdât u taat tezkiye-i nefs ve tasfiye-i kalb içindir. İslam beş esas üzere bina olunmuştur. Binayı niçun yaparlar? Öylece dursun diye mi? Binanın inşasında bir maksûd vardır. Lezzetle müşahede edildiğinde bu beş esâsın tezkiye-i nefs ve tasfiye-i kalb  için olduğu ârif olanların ve birazcık insaf sahibi olanların nazarından kaçmaz.

Bu beş esâsın ilki şehâdettir. Eşhedu en lâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu… Yâni şehâdet ederiz. Ne deriz, “Ya Rabbi, ben kendi benliğim vehmindeyim. Amma ruhlar alemindeki sözümü hatırladım ve bu nefs benliğinden sıyrıldım. Bu zevk ile Senin birliğini müşahede ettim. Ben yokum, Sen varsın Allah’ım. Buna şâhidim ve benim kendi şeriatim, kendi aklım ve fikrim sana kulluk etmek üzere kurban olsun. Ben bu zevk ile senin gönderdiğin Resulunu tasdik ettim. Kendi yoluma değil, kendi nefsimin çektiği yere değil, Resulunun yoluna gitmek tercihine, zevkine eriştim ve O’na tabi oldum. Benliğimi Muhammed’in (sav) yolunda sarfettim, hakiki kulluğu onda müşahede ettim.” diyerek şehâdet etmez miyiz? Bak gördün mü, şehadet bizlere tezkiye-i nefs ve tasfiye-i kalbi nasıl işaret ediyor.

Mevlam sizleri iki cihanda aziz eylesin, maddi ve manevi müşküllerinizi hall ve âsân eylesin. Cenâb-ı Hakk son kelamımızı kelime-i tevhid, son nefeslerimizdeki müşahedemizi de o kelime-i şehadetin, şehâdet mertebesinde eylesin.