Canım yanıyor

Çağırırım ey dost seni,
Sizi çağıracağı ve sizin de onu överek (bu çağrıya) cevap vereceğiniz ve kendinizi [yeryüzünde] çok kısa bir süre oyalanmış gibi hissedeceğiniz bir Gün[İsrâ, 52]

Hep yaptığımız gibi feryadımızı bir nağmeye yükleyip başlamak isterdik mektuba ama nafile… Hissettiklerimize biz dahi tercümân olamazken mecmua-i saz û söz neylesin efendim!

… ve neylersin mevsim sonbahar işte; yaprak nasıl düşerse, gözyaşıda öyle düşer bu mevsimde; öylesine yavaş yavaş, öylesine hiç durmayacakmış gibi, öylesine damladıkça çoğaltır dumansız ateşimiz…

İlk önce kımıldar hafif bir sancı; ayrılık sonradan kor yavaş, yavaş…



Halimizi görenler “zavallı nereleri bırakıp gelmiş” deyip sual eyler:
– Kesin dönüş yapmışsınız diyorlar doğru mu?
Suretler sahnesi âlemde ne kesinlikle kesin olabilirdi ki!
Allah döndürmesin yolumuzdan ve ayırmasın bizi aşk kapılarını açtığı yolundan…

Âşık seni dünyaya, gamın âleme vermez,
Bin ömre, firâkınla geçen bir demi vermez!..

Çocukken gün battı mı bir köşede ağlardım; nihayet dönüp dolaşıp aynı noktaya vardım…

Gün battı, Hicaz seferimiz Cuma mektuplarının sırlandığı yerde nihayet buldu, üç mescidin süslediği zevk-i tahattur artık bir tatlı düştür bu ülkede…

Geciktiyse de mektubum… affola; garipliğim mahzunluğum duyurmamak içindir…
“Şu halime bir nefes olmaz mı” feryadıyla susuzluk talep eden canların açtığı yol olmasaydı daha bir nice de beklerdik hani…

Bir tatlı dilliye düşen canın gönlünde gizli şeyler kalır mı hiç! Haydi kalk! Ey sevgilisinin hayaliyle uyuyan kalk, kalk ve kulunun da senin de bildiğin o şeyden kadehi doldur getir! Ey kırık gönülleri sevindiren sevgili, gönlüm kırılmadan önce kalk! [Hz. Pir Mevlana]

Hicaz’da geçen yıllardan sonra gurbet nedir, sıla neresidir bilmez olduk ama “sudan çıkmış balığa döndüğümüz” muhakkak… Şimdi gâh olur gurbet vatan, gâhi vatan gurbetlenir…

Ben gurbet rüzgârının üflediği kamışım
Bir su başında mahzûn, yapayalnız kalmışım…

Aah ki şimdi bir Cuma’nın daha nuru düşüyor üzerimize, haftalar geçmiyor ki tam da bu saatlerde CUMA’dır, bayramdır diye gönderilmemiş mektuplar yakmayalım, lakin göndermeye elimiz varmaz, mecalimiz kalmaz … Öyle ya vaktiyle bu satırların yazarı, Mescid-i Haram’da cem olmadığı günü Cuma saymamıştı, cana erişen her “gel muştusu”nda bir kararda duramayıp Huzur-u Nebi’de almıştı nefesi…

Döner döner bakarım kûy-i yâre aahederim, ve ne gün aah etsem, kanar dîldeki firkât yarası

Neyse efendim perde kapandı, şimdilik buralardayız, doğup büyüdüğümüz topraklarda, buruk bir gönül, yaşlı gözlerle, sevgiliden kalan hatıralarla teselli olmaya çalışıyoruz, Gök kubbe altında her mekâna harem gözüyle bakıp, her suyu zemzemdir niyetine içiyoruz. Hayata alışmaya, hatırası acıtıyor olsa da, her unutuşta bir parçamız eksilse de yeni dönemde, yeni görevlerle tutunmaya çalışıyoruz.

Heyhat bırakın alışarak ve unutarak hayata tutunmayı, andıkça yandığımız hatıralardan ayakta durmak, kendimize gelmek ne mümkün… Dua bekleriz efendim, muhtacız, ya huu

Gönlünden öptüğümüz şairin

Ya topla yaralı kırlangıçları
Ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
Özgürlüğe giden tutsaklar gibi
Siyah gözlerine beni de götür

makamında yandığı yerde dua bekleriz canlar…

Artık susayım da, bundan sonra gizli dua edeyim, fakat padişah “Amin” derse, dua nasıl olur da gizli kalır?…yine de eksik olmayasınız, siz şimdi gönlünüzü bize uzattınız ya melekler size dua buyursun, Sultanım lütf û inayetiyle, cemaliyle şâd eyleyip kulum diye yâd eylesin de huzur bulasınız ya huu

Göğsü göz göz ayrılık delsin de bir, sen o gün benden işit özlem nedir?… Sen, ayrılık nedir, görmedin. Allah sana ayrılığı göstermesin. Bu bir duaydı ama, bundan daha iyi dua da olamaz. [Hz. Pir Mevlana]

Ümit AKDEMİR

Antalya, Türkiye (şimdilik)  

Hâmiş: Gerek google grup gerekse facebook umutrehberi üzerinde mülahazalarımız sürerken bir ucunu bu tarafa uzattığınız elinizin delili sayılacak e-posta adreslerinizle buradan https://groups.google.com/group/umutrehberi/boxsubscribe abone olup buradan http://twitter.com/#!/umutrehberi hemhal olabiliriz vesselam

Reklamlar