Sen de hizmet et

Her şeyin kendisine hizmet ettiği cana,
Görmedin mi ki Allah yerde olan her şeyi ve Kendi emriyle denizlerde yüzen gemileri, sizin hizmetinize verdi… [Hac, 65]

Allah, kendisine isteyerek hizmet etmeyeni, istemeyerek kullarına hizmetkâr eyler. Hâk Teala, dünyaya şöyle emretti: “Ey dünya ! Bana hizmet edene sen de hizmet et. Sana hizmet edeni de yor.”

Hizmet-i dîn iledir seyr-i cemâl-i irfân
İsmet-âyîn iledir hem-demî-i sohbet-i cân

Hak Teala hayvanları, bitkileri, madenleri ve dahi cümle mevcudâtı halifesi kıldığı Hazreti insan’ın hizmetine vermiştir. Bizlere de “Hak yolunda hizmet ile ömür sürmek nasib ola” niyetiyle, içip yârin şerbetinden kanasınız diye bu haftanın ikramını sunalım. Pes heman sadırlardan içeri alalım siz cânım misafirlerimizi: [256. Mestmp3 Hüseyni ilahi]

 Seyyâh olup yâr yolunda
Yanayım Hu diye diye
İçip yârin şerbetinden
Kanayım Hu diye diye

Dergâhına varsam anın
Anda karar kılsam demin
Dâmenine sürsem yüzün
Ağlasam Hu diye diye

Terket ey gönül sivâyı
Olma dünyada mürâi
Koş bekler vahdet sarayı
Düş yola Hu diye diye

[Nev-Niyâz ve Dedesi]

– Şu dünya zindanında dertlerimiz bitmedi dedem, hep problem, hep problem..

Kesme nevânı,içine salsalar da keder,
Kırılsa gönül medd-ü cezr ile hepsi geçer,
Bu da geçer ya huu, hepsi geçer…

– Erenlerim daha ne kadar kendisiyle uğraşılan dertleri bitmeyen insan olacağız bilmem amma ilacın hizmet yoluna düşmekte olsa gerektir.

Ey sırlar sahibi, efendiler efendisi! Ey nurlar güneşinin güneşi olan aziz varlık! Yarın, öbür gün diye diye şu yan kesici nefis, ömürleri aşırır durur. Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yaşadığın ömürdür, başka gün değil! Geçip giden dünü, gelecek olan yarını düşünme! Bugününü iyi kullan, dînî ve insanî hizmetlerini bugün yap, yarına bırakma, aklını başına al da hileci nefsin vadesine inanma! Benlikten, varlıktan kemerini çöz, bunlardan kendini kurtar da, hizmet kemerini kuşan, sana yabancı olan nefîsten uzaklaş! [Hz. Pir Mevlana]

– Hizmet?

– Hizmet ya… İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere yaptığın cehd ü gayret. Amma hizmet, Hakk’ın kullarına yine O’nun rızâsını gözeterek yapılır. Hizmetin özünde önce Rabbın rızâsı, sonra insanlara duyulan şefkat, merhamet ve sevgi vardır. Bu yüzden hadis-i şeriflerde: “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. Kavmin efendisi onlara hizmet edendir” buyrulmuştur.

– Nerede okuduk hatırlayamadık şimdi ama Allah Teâlâ hazretlerinin Hz. Davud’a (as): Şöyle vahyeylemiş: “Ey Dâvûd! Bana talib olan ve beni isteyen birini gördüğün zaman, onun hizmetçisi (hadimi ol)” Velhasılı dervişlik yolunda da hizmet vardır değil mi?

– Olmaz mı! Dergâha yeni gelen ve henüz mübtedî sayılan derviş, hizmete yönlendirilir. Öncelikle ihvâna, ardından şeyhine hizmetle insanları sevmeyi; nefsinin direncini yenmeyi öğrenir. Nihâyet şeyh olan zât da “Hâdimü’l-fukârâ” ünvânı ile taltif edilir ki “Dervişlerin hizmetkârı” demektir.

– Bu yolun ulularının hizmetlerinden bahsetseniz?

– Karşılık beklemeden yardımcı olmak manasına hizmetin tasavvuf yolunda yeri pek mühimdir. Hem çeşit çeşittir: Sûfîlerin halka hizmeti, hayvanlara hizmeti, mürîdlerin şeyhe hizmeti, şeyhin mürîdlerine hizmeti… Ez cümle Şâh-ı Nakşibend (ks) hazretleri, intisabının ilk yıllarında, gurur ve kibrin zıddı olan “hîçlik” hâline ulaşmak için yedi yıl yaralı hayvanlara, yedi yıl hasta ve muzdarip insanlara hizmet etmiş, yedi yıl da insanların geçeceği yolları temizleyerek tam yirmi bir sene kâbına varılmaz bir hizmet hayatı yaşamış. Hazret şöyle anlatır:

“Hocamın emrettiği yolda uzun süre çalıştım. Bütün hizmetleri îfâ ettim. Benliğim o hâle geldi ki, yolda geçerken, Allâh’ın bir mahlûku karşısında olduğum yerde durur, önce onun geçip gitmesini beklerdim. Bu hâlim yedi sene devâm etti. Bu hizmetin mukâbilinde öyle bir hâl tecellî etti ki, onların inilti sûretinde hazin hazin sesler çıkarıp Hakk’a ilticâ etmelerini hisseder hâle geldim.”

– Hâlık’tan ötürü mahlûkâta, Hâlık’ın muhabbetiyle nazar eden fedâkârâne hizmet… Peki Nereden başlamalı hizmete?

Hâcegân tarikatinde vaktin icabı ne ise ona göre davranılır. Zikir ve murakabe ancak bir müslümanı rahatlatacak olan hizmet bulunmadığı zaman yapılır. . Gönül almaya vesile olacak bir hizmet, zikir ve murakabeden önde gelir. Bazıları zan ederler ki nafile ibadetlerle uğraşmak hizmetten üstündür. Halbuki gönül feyzi, hizmet mahsulüdür. Hizmetin semeresi gönüllerde muhabbet ve huzurdur. “Kalpler, kendisine iyilik eden kişiye sevgi duyan bir yapıda yaratılmıştır” sözü bunu açıklamaktadır. Nâfilelerin neticeleri, mü’minlerin sevgisinin neticeleriyle aslâ bir olamaz… Ben bu yolu sûfîlerin kitaplarından öğrenmedim, halka hizmetle elde ettim”. [Hz. Ubeydullah Ahrâr]

Göklerdeki, yerlerdeki eserlerde görülen değişmeyi, halden hale girmeyi görmüyor musun? Sen de ibadetle, aşk ile insana hizmet ile kendini yenile! Bugünün dünkü gününden daha iyi olsun! [Hz. Pir Mevlana]

– Aksırdığı zaman “Elhamdülillah….” demeyi, bu, hamdi yerine getireni duyduğumuz zaman da «Yerhamükellâh….» duasında bulunmayı, o kardeşimize Cenâb-ı Hak’dan iyilik ve rahmet niyaz etmeyi unutmayalım. Aksırmak kula, bir ihsandır. Bu ihsanı bilen insanın hamd ü senada bulunması nasıl vazifesi ise, bu hizmeti yerine getirene, hakkı olan duada bulunmak da mü’min kardeşinin vazifesidir. Mü’min mü’minin kardeşidir. Her ikisinin de muhâbbeti, yekdiğerinin gönlünde yer etmişdir. Onlar biri birlerine her zaman için muhtaçdırlar.

Bir kimse din kardeşinin bir işini yapmak için giderse, her adımında birçok günahları affedilir ve yetmiş sevap yazılır. Bu, iş bitinceye kadar böyle devam eder. İş yapılınca bütün günahları affedilir. Bu işi yaparken ölürse hesapsız cennete girer. [Hadis-i Şerif]

– Aman dedem bu mudur hizmet !?

– Allah için hizmete nereden ve kimden başlayalım demiştin ya: “Hakkın rızası belki onda gizlidir” deyip büyük küçük gözetmeden başla… Başla amma aileni ihmal etmeden düş yola… Unutma ki Haktan emanet aldığınız cennet hazinelerinden bir hazine olan eş ve çocuklarının da hizmete ihtiyacı var. Allah (c.c) için hizmete kendini vakfetmişsin; ne mutlu. Ama eşinin ve çocuklarının da hizmete ihtiyacı ve hizmet alma hakkı var. Hep ihmal ederiz ama diğer canlara hizmet ederken en yakınlarına hizmeti unutmamak gerek. Sizlere ev halkına hizmeti, muhabbeti, merhameti, onları eğitmeyi, yetiştirmeyi ısrarla tavsiye ederiz.

– Hizmetten eve vakit mi kalır?

– Habib-i Kibriya Efendimiz (sav), vakit ayırabildiğine göre… Hak Nebi’den (sav) daha mı zor daha mı ehemmiyetli bir hizmet içindesin?! O ki bir yandan müşriklerin, kâfirlerin, münafıkların eziyetlerine sabrediyor, bir yandan halka Hakk’ı anlatıyor, hem ne savaşlar oluyor, bir yandan ashaba İslam’ı yaşamayı öğretiyor; ama evini ailesini de asla ihmal etmiyordu. Efendimiz (sav); kutlu gününün bir bölümünü ibadet ve taate, bir bölümünü mescitlerde ashabına, bir bölümünü ailesine, bir bölümünü istirahata ayırmıştır. Uğruna canlar feda olsun! O’nu sevenler olarak bizler de O’nun izinden giderek O’nun gibi hizmete koşmalıyız. Böyle muhteşem bir misal, güneş gibi parlarken, hayatımızın her anında yolumuzu onun ışığı aydınlatmalı.

– Aman aileye dikkat, etrafını sulayarak başlamalı gül yetiştirmeye…

– Bunlar küçük hizmetler değil mi?

– Hakk yolundaki hizmette büyük küçük, yakın uzak fark etmez eğer irfan ve sadâkatle, tam bir tevekkül ve teslimiyetle yapılıyorsa keşifler açılır, görülmedik tecellilerin müşahedesi ihsan olunur.

Bel bağlayanlar hizmete
Tâlib olanlar vuslata
Ermiş Hüdâyî vahdete
Esrâr-ı zikrullah ile

– Biz hissemizi aldık, bir de dua buyursanız de perdeyi kapatıp hizmete koşsak…

Önce, bizi adam et, aşka layık bir can haline getir! Sonra, bize aşk şarabını sun; kadehi durmadan döndür! Bizim hizmetimizden ne çıkar? Mademki binayı sen kurdun, onu yine kendin tamamla! Bizim selamet evimizi melâmet evi yaptın; melâmet evimizi de selamet evi yap! Bu aşk yolu, sonsuzdur, uzundur! Onu, sonsuz lütfunla kısalt, iki adımlık yol yap! Bizi, nefs-i emmare’ye esir ettin fakat kötülüğü emreden nefsin de emîri sensin; sen, bizi emir yap da, onu bize kul et! Herkese ait olan lütuflarını has kullarına nasip ettin! Bugün de, has kullarına ihsan ettiğin lütufları herkese, bütün kullarına lütfet! Her zerreye, lütfunla, bir başka güneş ver; lütuf ve ihsan güneşini, herkese tam olarak ver! Duayı bize tatlılaştır; dua, ağzımıza süt gibi, bal gibi tatlı gelsin! “Amin!” diyene de lütfet, onu herkesin iyiliğini ister bir hale getir! [Hz. Pir Mevlana]

Ya Rabbi! Yollarımızı; dost edindiklerinin otağına ulaştır. Onların hizmetinde bahtiyar ve ihtiyar eyle. Yüzlerimizi onların iksir dolu nazarları ile münevver eyle. Başlarımızı mübarek dizlerinin üzerinden kaldırma, beşeri hüviyetimizi, onların yüzü suyu hürmetine melekî sıfatlarla tebdil buyuruver. Ellerimizi ellerinden ayırma. Şefaat, iltimas, himmet ve irşâdları ile bahtiyar kıl…

Ya Rabbi! Bizleri râzı olduğun hizmetlerle rızıklandır. Zâhirlerimizi senin hizmetinle, bâtınlarımızı mârifetinle, kalplerimizi muhabbetinle, sırlarını müşahedenle , ruhlarımızı yardım ve muavenetinle süsle ve güzelleştir.

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Reklamlar

Aşk ile hizmet

Ey azîzân-ı pür-vefâ,
…Eğer onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allah’tan af dileseler, sen de resul olarak onların affedilmelerini isteseydin, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden, pek merhametli bulacaklardı. [Nisâ, 64]

Gönül bunda sebât et ravza-i fahr-i cihandır bu
İçinde Fahr-i Âlem var metâf-ı âşıkandır bu

Hidâyet râhının şâhı, saâdet tahtının mâhı
Bu yerdir işte dergâhı, mekân-ı ârifandır bu

İşte böylesi bir dergahta iki hafta boyunca misafiri olduk Risaletpenah Efendimizin “Şefaatî, li-ehlil kebairi min ümmetî / Benim şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir” hadis-i şerifine mazhar düşmüş yüzsüz âsi, itikafa giremeyen ihvan-ı ba-sâfa canların kendisinin eza ve zulmünden bir müddet rahat edeceklerini tefekkür ederek, kemal-i rahmetinden hisse almak için gönül hanesinin sahibine misafir oldu efendim…

Bu günlerin latif bir hâtırası olarak “Aşkın ile bülbül gibi artmaktadır âhım, kaydet beni de defter-i uşşaka a mâhım” buyuran nağmeleri “geçmiş bayram hediyesi” kâbilinden kabul buyrula: 255. Mestmp3


Mescid-i Nebevî’de feyizli ve bereketli günler geçirdik, Ravza-ı Mutahhara’nın gölgesinde huzura gark olduk. Rüya gibi erenlerim aynı kubbenin altında, aynı kutlu huzuru teneffüs ettik.

Huzur-u Nebî’de, Rasûlullah’ın(sav) dizlerine dizimizi, gözlerine gözümüzü, kalbine kalbimizi bağlayıp, bir kaynaktan bir nuru emer gibi… O kaynağı bulmak, o kaynağa gönül pınarımızı dayamak… Rabbim, hepimize bu kaynağa kavuşmayı, aşk ile yudumlamayı nasib eylesin.

Günlerim geçti bütün oldu yalan
Çün revâ kendimi döğsem taş ilen
Ey beni böyle bu sevdâya salan
Fahr-i Âlem ile haşreyle beni

Ve bir bayram sabahı, ezan-ı Muhammediye susayan canların saatler öncesinde doldurduğu mescidinde canlara zemzem ikramı nasib olmuşken bir Sudanlı piri fani’nin dilinden geldi müjde:

“Yarın mahşerde Kevser şerabını yed-i Mustafa’dan nûş ide gör…”

İbadet ü taat ile dem-güzâr olduğumuz günler boyunca nasib olmayan inşirah için meğer bayramı beklemek lazımmış… Oysa “Günahkarlarınıza sâkilik yaptırınız (su dağıttırınız)” mealindeki hadisinden cesaretle uzatmıştık ilk bardağı; bu ne isyan, bu ne ikram…

Seneye Ramazan’ın sonunda yine burada buluşmak üzere itikaftan ayrılan cemaatteki kardeşlerimin müşterek duasıydı: Su testisi su yolunda kırılır, derler. Mevlam Habib-i Kibriyasının huzurunda ruhumuzu teslim etmeyi nâsib eylesin.

Gel ey gönül! Hakîkî bayram, Cenâb-ı Muhammed’e vuslattır. Çünkü cihânın aydınlığı, O mübârek varlığın cemâlinin nûrundandır.” [Hz. Pir Mevlana]

Lutfuna nisbetle ey Rabb-i Celîl
Yedi deryâ bile bir katre değil
Bana rahmeyle değilsem de ehil
Fahr-i Âlem ile haşreyle beni

Cenâb-ı Hak, gönlünü o mübârek beldelere bağlayanlara, rızasına ulaştıracak nice ziyâretler lûtfetsin!, Gözlerini ve gönüllerini Nûr-i Muhammedî ile nurlandırsın! Umarız ve dileriz ki bizi bu güzel duygulardan, bu aşk ve heyecandan ayırmasın…

Ve madem “yeryüzü bize mescid kılındı” Mescid-i Nebevi’deki huzuru siz güzelim canlara da ikram etmek niyetiyle yöneldik fani dünyaya, vakit buldukça, müsaade buyruldukça itikaf boyunca vâki olan halleri bir hayra vesile olur diye siz güzelim canlarla da paylaşmak muradındayız. Bu haftaki mektubumuzdan da bir faide hasıl olsun diye (bir gün boyunca sürecek) ilk ders ile başlayalım:

8. GÜN “FENÂ DERSİ”: Hz. Allah’ın kudret ve azametini ve biz kullarına olan ihsan ve ikramı karşısında kendi günahlarımızı, kötü ahlakımızı düşünerek, hatırladığımız her günahımızla daha bir küçülüyoruz ve düşünülebilen en ufak zerre haline gelip LAFZA-i CELAL ZiKRİ’ne devam ediyoruz. GÜN BOYUNCA TEFEKKÜR EDİLECEK AYET: Hz. Allah siz ne yaparsanız hakkıyla görücüdür, bilicidir, haberdardır. [Bakara 265, 271, 283]

İtikaf sona erdi ve dünyaya döndük efendim; arınma cehdini, bir hayat neşesi halinde yaşama niyetiyle, aşk ile hizmete talib olma gayesiyle. Öyle ya aslolan Hazret-i Allah’a aşk ile kulluk ve halifesi olan Hazret-i insana aşk ile hizmet değil mi?

Âşıkların hizmetleri de, hizmetlerine karşı aldıkları da, Hak Teâlâ’dır (Ancak O’nun rızası, lutfu ve ihsânıdır) [Hz. Pir Mevlana]

Hz. İbn-i Abbâs (ra) birgün Peygamberimiz’in mescidinde îtikâfta iken bir kimse yanına gelerek selâm verdi. İbn-i Abbâs (ra): “–Kardeşim, seni yorgun ve kederli görüyorum.” dedi. Adam: “–Evet, ey Rasûlullâh’ın amca oğlu, kederliyim! Falan şahsın benim üzerimde velâ hakkı var (mal mukâbilinde beni âzâd etmişti), fakat şu kabrin sâhibi (Allah Rasûlü) hakkı için söylüyorum ki, onun hakkını ödeyemiyorum.” deyince Hz. İbn-i Abbas (ra) “Senin için o şahısla konuşayım mı?” diye sordu. Adam; “–Olur.” deyince de hemen ayakkabılarını alıp mescitten çıktı. Adam: “–Îtikâfta olduğunu unuttun mu, niçin mescitten çıktın?” diye ardından seslendi. Hz. İbn-i Abbâs (ra): “–Hayır! Ben, şu kabirde yatan ve henüz aramızdan yeni ayrılmış olan muhterem zâttan duydum ki, (bunları söylerken gözlerinden yaşlar akıyordu):

«Her kim, din kardeşinin bir işini tâkip eder ve o işi görürse, bu kendisi için on yıl îtikâfta kalmaktan daha hayırlıdır. Hâlbuki bir kimse Allah rızâsı için bir gün îtikâfa girse, Cenâb-ı Hak o kimse ile cehennem arasında üç hendek yaratır ki, her hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.» [Beyhakî, Şuab, III, 424-425]

Allah Teâlâ insanların ihtiyaçlarını temin etmek üzere birtakım insanlar yaratmıştır ki, insanlar ihtiyaçları için onlara koşarlar. İşte onlar, Allâh’ın azâbından emin olan kimselerdir.[Hadis-i Şerif]

Rabbimiz, kalplerimizi, Hâlık’tan ötürü mahlûkâta şefkat, merhamet ve muhabbetin bereketli bir menbâı eylesin! Cümlemizi, elinden, dilinden, hâlinden, kālinden mahlûkâtın istifâde ettiği sâlih kullarından kılsın!

Rabbimiz, dünya sürgünümüzde geçen vakitleri oyalanma ve avunma hali olan israftan sıyırıp gönüllerimize hizmet heyecanı ve canlanışı lutfetsin, rızâsına muvâfık bir şekilde gayret edebilmeyi hepimize nasîb eylesin!

Ruh-u Resulullah ile ruhlarımızı aşina eylesin, Efendimiz ile kalbî irtibâtımızı dâim kılsın! O’nun sünnetini, hayatımızın mihveri eylesin! Habîbi hürmetine İlâhî rahmetine, inâyetine, af ve mağfiretine mazhar eylesin!

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Nur ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim