Bir nefes boyunca

Ey â tâlib,
“Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki: Benim rızam için, benim aşkıma birbirini sevenlere, Benim rızam için oturup sohbet edenlere, Benim rızam için birbirlerini ziyaret edenlere ve birbirlerine harcamada bulunanlara muhabbetim haktır. [İmam Malik, İbn Hıbban]

…ve ey â âşık,
Sevgilinin hasretiyle seherlerinde ah ederek göz yaşı döktüğün geceler miktarınca,
aşkın sana kutlu olsun!..

Hâcemiz aşk-ı ezeldir bize andandır hitâb
Dersimiz ilham-ı Hakk’dır gönlümüz ümmü’l kitâb


Nutk-ı şeriflerinde: “Hocamız ezel aşkıdır, bize hitap ondandır. Dersimiz Hak ilhamıdır. Gönlümüz kitabın anasıdır.” diye ifade buyuran Kütahyalı Hz. Gaybî Sun’ullah Efendi’nin bu güzel sözleriyle sohbetimize başlıyoruz.

Günü ve mektubu sabahın ilk nuruyla uyandırıyoruz; sanki donmuş, uyuşmuş bir hayatın üzerine, ruh üfleniyor ya her sabah ılık ılık… Kim farkında? Ezanlarla başlıyor her sabah uyanış. Bu seslerle doğuyor yeni bir gün. Tevfik Fikret’in dediği gibi: Bütün tabiat o dem / Kıldı secde-i şükran. 

Kâinat ayakta, insan yatakta. Olur mu hiç?  Uyur idik uyardılar ölü idik diriye saydılar La fahre … Bir Hüseyni beste çıktı Şah Hatayi nefesinden 217.mestmp3 diye göründü, can dostların payine sunuldu; şifa olsun…

Madem uyardılar önce duraklayıp derin bir nefes alalım da bu nefes boyunca kendimizi dinleyelim; duraklayıp nefes almak birlikte yol aldıklarından bir süreliğine olsun ayrılmaktır; tamamen ayrılmamak için bir süreliğine ayrılmaktır.

Ayrılmak yolda yalnız kalmak demek… yalnızlığın o muhteşem sessizliğine gömülüp o sukunet içinde hayatı, yapıp ettiklerini düşünmek, gözden geçirmek dünya yolunun yolcularına verilen en büyük nimet olsa gerek…

Çünkü yalnız kalamazsan kendine dönemezsin, sürekli etrafı seyretmekten yorulmuş gözlerini kendine, bizzat özüne çeviremezsin. Kalabalıklar arasında yavaş yavaş erir gidersin. Bir kez bile kendinle sohbet etmeye, kendinle başbaşa kalmaya zaman bulamadan “yolculuğun sona erdiğini sana söyleyecek olanlar” gelir ve bu sefer ebedi istirahata çekilirsin. Bu bakımdan yalnızlık büyük bir lütf-ı ilahidir. İnsanların bunca hay-huy içinde çırpınıp durmaları da en nihayet biraz olsun yalnız kalabilmek, kendilerine vakit ayırabilmek için değil midir? Yoldaki canlar ise henüz imkan varken, kendilerini gam ve telaştan uzak tutarlar; yalnız kalabilmek için hay-huya gömülmek yerine kendilerini o hay-huyun taleplerinden uzak tutarak, daha mütevazı bir hayatı seçerek daha yolun başındayken yalnızlık lütfuna gark olurlar.

Durup nefes almak, kendiyle yalnız kalmak her zaman o kadar kolay değildir hani; hayatın dizginleri zaman zaman insanın elinden çıkar, durmak istersin duramazsın, kenara çekilmek istersin ama yapamazsın… Bizzat insanın kendine muktedir olamadığı anlardan bir andır bu da… İşte o an Cenab-ı Hakk’ın yardımı gelir ve seni usulce kenara çeker, “Biraz nefeslen, kendine gel” demek ister… Artık bir türlü frene basmak, durmak, dinlenmek, hayatını gözden geçirmek iktidarını kaybettiğinden Kadir-i Mutlak’ın iktidarından yardım alır kişi, eğer o da nasibi varsa…

Cümle ihvana böylesi bir halvet ile kendine geliş nasib ola amma unutmamalıki Hakk’a varan yolda kurda kuşa yem olmamak, türlü eziyet ve belâlara mâruz kalmamak için yol arkadaşlarına da ihtiyaç vardır: Sen de ey can dünyaya döndüğünde Hazreti Pir’in bu hitabını unutma:

“Yol, nasıl yoldur? Gidenlerin ayak izleriyle dopdolu bir yol… Dost nasıl dosttur? Akıl ve tedbir merdiveniyle seni yücelten dost. Diyelim ki ihtiyatlısın da seni kurt kapmadı. İyi ama, topluluk olmadıkça o neşeyi bulamazsın ki! Yalnız olarak bir yolda neşeli neşeli giden kişinin neşesi, dostlarla, yoldaşlarla giderse, birken yüz olur. Eşek bile emsâliyle gezip dolaşsa, bir canlılık ve sevinç elde eder. Kervandan ayrılıp, yalnız başına yol almaya kalkışan eşeğe o yol, yüz kere daha uzar, o derece yorulur. O çölü yalnız olarak aşıncaya kadar kaç sopa fazla yer, kaç kere fazla nodullanır. O eşek sana der ki: “Eşek değilsen, yola böyle yalnız düşme!” Sen de bu öğüdü iyi dinle! Yolu gözeterek tenhaca ve güzel güzel giden, şüphe yok ki dostlarla daha güzel gider.” [Mesnevi VI/43-44; Nahîfî Terc VI/118-119]

“Sus (kâfi), zira şiir senin etrafına perde çekmeye başladı.”

Ya ilahi! Gönüllerimiz, hayâllerin, vesveselerin ayakları altında kalmış, çiğnenip dümdüz olmuş, katılaşmış; başarı yağmurlarıyla, ibâdetler Hızır’ıyla beze de kızarmış, kızgın bir hâle gelmiş tabiat sacımızı, taş yüreklilerin delmesinden koru. Ölüm çağında, can kuşumuzun, beden kafesinden çıkacağı zaman, ona yemyeşil kutluluk ağacının dallarını göster de onları dilesin, istesin; o dilekle, o istekle bir hoşça kanat çırpsın, ürkmeden, sevinçle kafesten uçup gitsin. [Hz. Pir Mevlana]

Ya ilahi! Tevhid etmenin yaşantısıyla, zevk u safasıyla büyük, sonsuz lütuf ve kereminin karşısında aşkla zevkle kemâl-i edeple eğilir, kulluğumuzu ispat için, kullukta sultanlığı yaşamak için, râbıtamızın telkin ettiği zevk u safayla Allah deriz, Hak deriz, Hû deriz.

El-aman ya hu, aşk ile ya(n) ya huu

Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim 

Allah diyen mahrum kalmaz

Ey Yârenler,
Huu deyince böyle mi coşar cümle yârenler,
Hâyy dedikçe neden hep yaralarım kanar!

Allahdiyen
Bu hafta dilimize pelesenk olan,
andıkça yandığımız bir nefes var erenler
t
amamını hatırlayamadık ama bazı beyitlerine yakıldık;

Hak ismin okur dilimiz…
Kimse bilmez ahvalimiz…
Gaza-yı ekber ederiz…
Allah diyen mahrum kalmaz
Her seher açılır solmaz…
Muhyi sana olan himmet
Aşık isen cana minnet
Elif Allah Mim Muhammed
Kisvemizdir dalımız


E bu bizim “Zahid bize tan eyleme” değil mi yahu
[176.Mestmp3 Hüseyni Nefes]



Bu topraklarda direnişin tarihinin ne kadar eski olduğunu gösteren bir türkü, bir deyiş, tüm dönemlerin baskıcı ve ayrımcı politikacılarına devrimci dilinden bir cevaptır bence
Ecille-i azizan-ı Halvetiyye’den  Bezcizâde Muhyi Efendi (k.s) Hazretleri’ne  (i.1611 Üsküdar) ait bir nutku şeriftir o dediğin.

“Gaza-yı ekber” diyor işte yaşasın direnişimiz.

Aşk ile bir daha oku sen sözleri hem fakiri dinle akabinde
Resulu Kibriya Efendimiz Tebük seferinden dönerken ashâbına şöyle demiştir: “Küçük cihattan, büyük cihada dönüyoruz.” Burada büyük bir ordu ile gerçekleştirilen savaşa; “küçük cihat”, aslını göremediğin nefis ve şeytanla olan cihada; “büyük cihat” denilmiştir.Zira insanlar, daha çok nefis ve şeytana karşı mağlup olmaktadırlar. Çokları nefis ve şeytanın oyuncağı olmuştur.


Yani insanın nefsi insana düşman adetâ…
Nefsi kendisi demek, insanın kendisi, kendisinin kötülüğünü istiyor. Sanki kalenin içine casus girmiş, kaleyi içten fethetmeğe çalışıyor.Sanki içinde bir düşmanı var, kendi aleyhine çalışıyor.

İnsan kendini böyle kötüler mi erenler?

Ama “Ve
Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında var gücüyle kötülüğü emredendir.” [12:53] diyor Kitabımız. Hem nefistir bütün kötülüklerin anası. Hz. Pir Mevlâna, bunu şöyle bir temsille anlatır:
“Biri annesini öldürür. ‘Niye anneni öldürdün?’ derler. ‘Zina yapıyordu’ cevabını verir. ‘Anneni öldüreceğine adamı öldürseydin’ dediklerinde şöyle der: ‘Her gün bir adam mı öldürmeliydim?’“Ey insan! O kötü tabiatlı ana senin nefsindir ki, onun fesadı her tarafa yayılmıştır…”


Bu nefsi terbiye etmek onun için mühim yani?
Hem de farzdır azizim, işte ayeti:Ona hem kötülük, hem de ondan sakınma yolu ilham eden hakkı için ki:Nefsini maddî ve manevî kirlerden arındıran, tezkiye eden kurtulmuştur, muradına ermiştir. [91:9]

Sahi bu “tezkiye-i nefis” de ne demektir?
Tezkiye temizlenmek demektir. zekaha” dan gelir. Zekat da zekaha” dan gelir. Malın temizlenmesidir. Tezkiye temizlenmesi, tasfiye kalbin boşaltılması. Nefsin tezkiyesi ve kalbin boşaltılması. Kalbin tasfiyesi demek; kalbin nefsani arzulardan boşaltılması demektir. Kindi ihtirasdı, kıskançlıktı, cimrilikti, dedikoduydu bunlardan kalbin boşaltılması. Tahalli; kalbin cemali sıfatlarla hallenmesi. Tezkiye zaruri; tezkiye olmazsa, nefsin emrinde öyle bir hale geliyor ki nefs onu vahşete götürüyor.

Bu temizliğin kolayından bir yolu var mıdır erenler?
En büyük nimet nefsin arzularından kurtulmaktır. Çünkü nefis kişi ile Allah arasında bulunan perdelerin en büyüğüdür .İşte bu yüzden bu perdeleri kaldıracak olan, İslâm’ın özü, hakîkatı, esası, can damarı, belkemiği tasavvuftur, nefsin terbiyesidir. Nefis terbiye olacak, insan kendisini frenleyebilecek… Nefis terbiye olacak, insan kötü huyları atacak, iyi huyları alacak… Nefis terbiye olacak, insan Allah’ın istediği işleri yapmağa koşan, hayırlı faydalı bir insan olacak.

Gene dervişliğe bağladın ya işi pes yani…

Bak ne der Feriduddin Attar:
Nefsi en iyi şu dört şey terbiye eder: Susmak, açlık, yalnızlık ve uykusuzluk.
Kolayından dedik sen işi zora sürüyorsun ama!
Sancısız doğum, zahmet olmadan rahmet olmaz a güzel!
Pirim ne güzel manayı inci gibi dizmiş de söylemiş
Anneler doğum sancısı çekmeden, doğmak için bir yol bulamaz çocuk. Bu emanet yürektedir. Yürek gebedir. Bu öğütler ise ebe gibidir. Ebe, kadının sancısının olmadığını söyler. Sancı lazım. Sancı çocuk için bir yoldur. Acısız olan yol kesicidir. Çünkü acısızlık, “Ben Hakk’ım” (Ene’l-Hak) demektir. Vakitsiz “ben” demek lanettir. Vakitli ben demekse rahmettir. Mansur’un “ben”i elbette rahmetti. Firavun’un “ben”iyse bil ki lanettir. Elbette vakitsiz öten her horozun ibret için başını kesmek gerek. Baş kesmek nedir? Cihad yoluyla nefsi öldürmek ve terk etmektir. Öyle ki akrebin iğnesini çıkarırsan, akrep ölümden kurtulup güvene erer.
Aynı şekilde yılanın zehir dişinin sökülmesi de onun taşla ezilmekten kurtulmasını sağlar.

Demek Akrebin iğnesini çıkarırsan, akrep ölümden kurtulur!
Yaktın bizi erenler…
Kıyamet kopup hesap zamanı geldiğinde, kimin ne yaptığı ortaya çıkacak. O gün, günahtan kaçınanlar sevinecekler, günahlara dalanlar ise kıvranacaklar. Hz. Pir Mevlâna bunu şöyle anlatır:
“Dünyadaki halimiz, denize inci niyetiyle dalan dalgıçlara benzer. Herbiri cevher ve inci ümidiyle eline ne geçerse torbasına doldurur. Dışarı çıktıklarında kimin inci, kimin boncuk veya taş topladığı ortaya çıkar. İşte, mahşer günü buna benzer.” “O gün herkes, iyilik ve kötülükten yaptığı herşeyi karşısında hazır bulur [3:30] 
Bir dua buyursan da sözü bağlasak..
Ey âlemin yaratıcısı! İçimizdeki can sıkıntılarımızın sebebi olan boşluğa sana olan imanı yerleştir, marifetin ile doldur, muhabbetin ile tamamla. Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdetâ taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşat,feryâdımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin. Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al. O nefis bıçağı kemiğe dayandı (zulmü canımıza yetti).
Ve bizlere dünyada ibâdet lezzetini nasip ettiğin gibi cennette ru’yet-i cemâline kavuşmak lezzetiyle kendinden geçen kullarından olmayı ihsan et..Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola, Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah, Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola, Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim