BİR OLsun

Ey kendini arayan dost,
… O’nun Zât’ından (ve rızâsına uygun olandan) başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve hepiniz O’nun huzuruna götürüleceksiniz. [Kasas:88]

Gören candır yine canan yüzünü
Temaşa kendi eder yine kendi özünü


Gören ve görünen oldur hakikât
İşiten, söyleyen oldur sözünü

Zaman zaman içindeydi, ben zamânın içinde, yerin göğün bilmediği devrân benim içimde… Gönül gönül içindeydi, ben gönülün içinde. İns ü cinnin bilmediği hicran benim içimde…

O zamandan, o devrandan hâsılı yerinden ve yurdundan ayrılan bir canın feryadıdır nağmenin başı, nâmenin sonu… [291. Mestmp3]

Saymaya kalkışsak 291 Cuma geçmiş ilk mektuptan beri ama şimdi de gönlüm bana öfke ile bakarak diyor ki: “Artık sözü kısa kes, sözlerimdeki binlerce nükteden hiç olmazsa birini dinlesen ne olur?” Gönül ile aşk, Muhammed (sav) ile Hz. Ebubekir(ra) gibi beden mağarasının dostları. Mağara dostlarının canları bir olduğu halde adları ayrı olursa ne çıkar? Tatlı bir narın içindeki taneler bin olmuş, bir olmuş ne önemi var? Nar sıkılınca onların hepsi bir olur ya, bu yüzden taneyi saymak ne işe yarar? Sayının değeri kalır mı?

Şems-i Tebrizî bunu bilir
Ahad kalmaz fenâ bulur
Bu âlem külli mahvolur
Hemân bâki kalır Allah

Burası kâinatın kalbi, bu şehrin diğer adı Ümmül Kura (Şehirlerin anası)… Burada yaşarken kendimizi hiç yabancı bir ülkede hissetmedik bilakis ana kucağında saydık kendimizi, anasını bulan kimi arardı artık…

Bir resim çektirdik ve dönüyoruz, samimi pozlar verdik ve dönüyoruz… (Kendisi için sefere çıkılabilecek) Üç mescidde namaz kılmaya gelmiştik, huzurda niyaza durduk, şimdi dönüyoruz… Anladık ki Hüküm O’nundur… O’na (hakikatimiz olan Esmâ mertebesinin farkındalığına) döndürülüyoruz!

Anladık ki bu topraklarda müslümanca yaşamak “suya girmiş balık olmak” gibidir… Ayrılık vakti geldi ve o söz aslına döndü: “sudan çıkmış balık” oluyoruz…

Bu topraklarda her içtiğin su zemzem, ayrılığı matemdir, en azından her Cumanız harem, Harem-i pâkinde bir bayramdır…

Yıllar var ki Cuma mektuplarını bu topraklarda aşk ile bes(te)ledik, yeniden karar kılana, ayağımız yere basana dek ara veriyoruz…

Gamlara, kederlere batmayayım, yine sevgilinin bulunduğu yere gideyim. O cennete, o gül bahçesine, o yeşilliğe varayım. Zamanımızın, yaprak döken, ayrılık sonbaharına doydum, bıktım, usandım. Bir sonsuz gül bahçesine, o solmayan zevalsiz bağa gideyim. Balık, suya kanmaz, ben ne yapayım? Ben su gibi secdeler ederek ırmağa doğru gidiyorum. Aşkın gamı, önünde sonunda beni çeke çeke götürecek. İyisi mi, ben şimdi kendiliğimden gideyim. Padişahların padişahlığı bile aşk eseri, aşkın bir lütfu. Aşkın peşinde koşmayayım da hangi işin peşinde koşayım? [Hz. Pir Mevlana]

Megû ashâb-ı dil reftend u şehr-i ışk şod hâlî
Cihan pür Şems-i Tebrizî mürîdî kû çü Mevlânâ
Gönül ehli gitti de aşk şehri boş kaldı deme
Cihan Şems-i Tebrizî ile dolu, Mevlânâ gibi mürid nerde?

Ağzımızdaki dil, gönül kapısının halkasıdır; hep konuşup durarak neden kapı halkası olup kalıyorsun? Sus, konuşma; cana kavuşmak için kapıyı kır da içeri gir! Mademki biz benlikten, senlikten kurtulunca hep bir oluyoruz. Yeter sus! Sen bu sözleri kime söylüyorsun? Bir olmak; kesretten kurtulup vahdete gelmek, tevhide ulaşmaktır. Bu dünyadan ne bekliyorsun? Eğer sen bizden isen, gönlünü bize bağlayanlardan isen aşk meyhanesinin köşesine gel!

Ya ilahi geçmekte olan dem, Cuma, Şehrullah-ı muazzam, ömrü aziz hürmetine halifetullah olduğumuzu idrakle noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf, ahlak-ı hamide olan Habibullah Efendimizin yüce ahlâk ve rûhâniyetinden kalblerimize hisseler nasîb eyle! Kulluğumuzu ve haddimizi bilip vazîfe ve mes’ûliyetlerimizi kemâl-i edep üzre, aşk û şevk ile îfâ edebilmemizi müyesser eyle!

Bi ismi zâtike, Ya Allah huu

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân, Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma, Şehrullah olan Receb-i Şerif, ömür ve şahsiyetlerimiz, âhir ve âkibet, zâhir ve bâtınlarımız hayrola,

Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

HAMİŞ: Ahvâl-i tevhid ile hallenip BİR OLMA provaları yapmak için Ramazan 1432 itikâfına, sevgili ile aynı kubbe altında, aynı nefesi solumaya bekleriz efendim… Sakın ha cennet bahçesinde nasıl buluşuruz diye gam yemeyin, gönülden gönüle ince bir yol vardır, yol üzerinde sabırla bekleyin…

Su göründü

Suya girmiş balıklara,
… ve tövbe edin hepiniz Allah’a ey inananlar ta ki kurtulun, erin muradınıza. [Nûr:31]

Bu şeb fahru’l-leyâlî, leyle-i pâk-i Regâib’dir
Bu şeb takdîse şâyân bir şeb-i âl-i merâtibtir

Receb ayının, diğer aylar üzerine fazileti, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer sözlere olan üstünlüğü gibidir… [Hadis-i Şerif]

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış gibi 3 ay süren 4 mevsime benzer 3 aylık nurlu bir devre, bir mânevî hayır ve bereket, feyiz ve fazilet mevsimi başlıyor…

Hem Allah’ın ayı hem Muharrem bir ay olan Receb-i Şerif’te bir mübarek gün olan Cuma’ya eriştirene, aziz olan ömür içre bir ucu Ramazan-ı mağfiret-nişân’a varan kolayından bir aşk yolu ihsan edene şükre güç yetiremeyiz, böylesi bir nimetin farkındalığını bahşeden Nur-u mübin’i hakkıyla övmekten de âciziz…

Akılla bildik ki şükretmek lazım gel gör ki akıl bile O’ndan nimet iken işin mâhiyeti anlaşılmıyor, aah!

Biz nice zamandır yoldan ayrı düştük, çok sıkıntılara katlandık, sonunda sana kavuştuk, yol armağanı olarak sana zavallılığımızı, acizliğimizi getirdik, şüphesiz pek susadık; bize su ver! Bunca acziyet içre Ey sevgili, sen âb-ı hayatsın, sen manalar denizisin; biz susamışlar sana geldik, bize su ver! Biz istek testilerini aldık, sana geldik, ey can bize su ver, testilerimizi doldur! Ey can deryası, bizim balık gibi olan canlarımız seni istiyor. Sudan ayrı düşen balık yaşayabilir mi? Bize acı, bizi suya kandır! Şu aşk yolunda zavallı akıl, şüphelere, vesveselere düştü. Sen şüphelerden vesveselerden de üstünsün, bize su ver, bizi kurtar!

Aklı yarım olan, senin aşkınla ne yapar? Seni gereği gibi sevmemiz için o aklı da bizden al! Çünkü sen akıllıların, akıldan akılla geçildiği makamı bilirsin, bize su ver! Bizim aşk susuzluğumuzu gider…

Kulak bir hassedir, ruh bu âlemi o pencere ile işitir. Eğer bu pencereyi nura açmayıp nefis hesâbına çalıştırsan, kalbe verdiğin bozuk ritimle, gün ve ömür boyunca yalan yanlış melodileri tekrar edip durursun, bir de bakarsın dilinden gönlüne açılan yoldan ne karanlıklar akmış ülkene..

Madem oluklar çift akar, birinden nur, birinden kir… Niyaza durmuş gönlünden nefes verdiği Neyzen-Hattat Emin Dedemin hüzzam terennümle başlayan nurdan bir nefes sunalım kandil simidi niyetine, ister süte bandırıp afiyetle yersiniz diye:

Salik merâtib kateder Tekrâr-ı hu ya hu ile Âşık hicâbın ref eder Ezkâr-ı hu ya hu ile Keşf ü keramâta erer Cümle makamâtı geçer Vahdet gülün dâim derer Gülzâr-ı hu ya hu ile Kesrette buldu vahdeti Mihnette buldu rahatı Firkâtte buldu vuslatı Her bâr-ı hu ya hu ile Gel ey Senaî daima Hu zikrin et subh u mesa Ta keşf ola sana likâ Esrar-ı hu ya hu ile [289. mestmp3]

Manevi ilimlerin dürüldüğü bir nokta olan şu nutk-u şerifin üstüne hiçbir şey söylemeksizin mektubu sırlasak o bir yol bulup diyeceğini derdi amma neylersiniz “ben” diyen cahiller o noktayı çoğalttılar…

Peki neymiş inanan bir canın, mertebeleri geçip de karar kılacağı ideal durak? Bu hüzzam ilahide “tekrar-ı hu ile” yolun mertebeleri geçildiği gibi, dühulu ile müşerref olduğumuz üç aylar da her yıl tekrar eden büyük bir imkân, kıymetli bir fırsat, pek uygun bir zaman, ideal bir durakdır.

Gece ile gündüz seni işlerler. Onları sen işle. Onlar her gün senden bir şey koparıyor, sen de onlardan bir şey koparmaya bak. [Hz. Ali k.v.]

Vaktiyle bir abdesthane’nin kapısında rastladığımızda pek bir şaşırmıştık: “Çokları namazın burada başladığını bilemediler!” Evet, namazdan önce temizlenme, taharet mecburidir ama bu manaya ermeğe henüz vakit varmış meğer…

Bilmem Cebrail aleyhisselam’ın üç büyük ikazını işittiniz mi? En büyük meleğin bedduası ve Alemlere rahmet olanın bu bedduaya icabeti yeterince şok edici bir ikaz değil mi! Bir ikaz daha ne kadar acı verebilir: “Burnu yere sürtsün, rahmetten uzak olsun!”

Alemlerin Rabbi’nin, alemlere rahmet olan Habib-i Kibriyâsı minberde üç sefer amin, amin, amin buyurdular. Ashab-ı kiram şaşırdılar: “Bir muhatab, bir dua eden yok oysa siz amin buyurdunuz!”

“Cebrail(as) geldi üç şey üzerine rahmetten uzak olsun dedi ben de icabet ettim” buyurdu Efendimiz(sav)… İlki: “her kim Ramazan-ı şerif’e girer ve affolmadan çıkarsa rahmetten uzak olsun…” Büyük bir kadrin, lütfün faciası rahmetin en uzak kıyısına atıyor muhatabını…

İşte senin ayın olan Ramazan-ı şerif’te rahmete gark olmanın yolu Allah’ın ayı olan Receb-i Şerif’te bir keskin dönüş ile tövbe ile yola girmekden geçiyor…

Allah, bir kulunun tövbesine, sizden birinizin çölde devesini kaybettiği haldeyken devesini bulmasından daha çok sevinir. [Hadis-i Şerif]

Hâsılı Receb ayının kutsal bir ay olduğu önemli. En önemli sıfatlarından birisi Receb ayının, tövbe ayı olmasıdır. Tövbe Arapça’da dönüş demek. Yâni kulun yanlış yolu bırakıp, günahı, haramı, isyanı bırakıp Cenâb-ı Hakk’ın yoluna dönmesi, hak yola girmesi, cennet yoluna teveccüh etmesi, dönüş yapması demek…

Numune-i imtisalimizin “Benim ayımdır” buyurduğu Şaban-ı Şerif’de, Hak dostun güzelliği ile güzelleşmenden, O’nun rengine boyanmaktan geçiyor…

Andolsun ki; sizin için Allah Resulü’nde pek güzel bir örnek vardır. Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için. [Ahzâb, 21]

Sonunda “eyvah ki yaman aldandık” dememekse maharet, Akıllı insan, yolun sonunu başından görendir!

Ve sen şimdi Aziz kardeş! Bu büyük lütfun kadrini bil! Acaba bir dahaki tövbe mevsimine erebilecek misin? Fırsat geçirme, tembellik ve gafleti kov, gayrete gel, Hakk’a dön! O’nun engin rahmetine talip ol, yolunda kâim, zikrinde dâim ol ki cümle felah bundadır.

Gözüm seğiriyor. Acaba sevgili mi geliyor? Yüreğim hızlı hızlı çarpıyor. Anlıyorum, gönlümü elemden alan gelmededir. Bu hüdhüd kuşu, Hz. Süleyman’ın ordusundan, şu bülbül de gül bahçesinden uçup gelmedeler. Canına karşılık bir kadeh şarap satın al, yok eğer müflis isen canını değil, kendini sat gitsin! Çünkü alıcı geliyor. O bekleyiş kulağı, müjdeli haberler alıyor. O ağlayıp duran göz de sevgilinin yüzüne kavuşmada. Bağın, bahçenin perişanlığı geçti gitti. Güzel İşte vuslat ordusu yola düşmüş de o eyvahlara çare bulmaya geliyor. Çekinme, açıkça söyle! Şu fâni bedene ait istekler kaçtı gitti, çünkü Hakk’ın sıfatları gelmede. Ey bahçenin müflisleri, sonbahar yolunuzu kesmişti, varınızı yoğunuzu almıştı. İlkbahar sultanı ihsanlarda bulunmak, elinizden çıkanları tekrar bağışlamak için yola düşmüş geliyor. [Hz. Pir Mevlana]

Hoşgeldin Receb-i Şerif, Receb-i Esabb (Sağnak halinde rahmetin yağdığı ay) ve hoşgeldin ey Leyle-i Regaib (adını meleklerin verdiği pek çok lütuf ve ihsanla dolu gece)… Mevlam, cümlemize meded ü inayet eyler de Seni hoşça karşılarız, seninle bir hoş oluruz…

İndi penhây-ı zemîne eser-i feyz-i Hüdâ Çıktı tâk-ı felege velvele-i hayr duâ

Mevlam, Receb ve Şaban’da bizleri mübarek kılıp Ramazan-ı mağfiret-nişâna eriştirsin! Bizi Ramazan’ın kıymetini idrâke eriştirsin! Bizi Ramazan’da vaad ettiği yüksek müjdelere eriştirsin! Bizi Ramazan bereketiyle rahmetine ve mağfiretine eriştirsin! Bizi Ramazan hürmetine rızâsına eriştirsin!

Mevlam, yüzümüz karasına bakmayıp avn ü inâyetini dest-gîr ve tevfîkini bize refîk eylesin de bizi emir ve yasaklarda mükellefiyetlerde kalanlardan değil aşkla, muhabbetle yükselenlerden eylesin.

Niyaz ederiz ki Allah-ı Zülcelâl bize her hususta meded ü inayet buyursun. Resulullah Efendimiz’in şefaat-i seniyyelerini, ahiret hayatında “günah silici” olarak değil dünyada da kendimize O’nu örnek almayı, bu suretle şefaat-i Mustafa’ya hakikaten nâil olmayı nasib buyursun

Bi ismi zâtike, Ya Allah huu

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân, Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma, Şehrullah olan Receb-i Şerif, ömür ve şahsiyetlerimiz, âhir ve âkibet, zâhir ve bâtınlarımız hayrola,

Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah, Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun, sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . . Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş; Yüksek müsaadelerinizle Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da huzur bulasınız efendim

Hâmiş: Madem su göründü. Pınarbaşında susuz kalanlardan olmayalım diye, bir farklılığın ilk adımı olarak söz dinlemez nefsimize deriz ki: Regaib kapısından geçerek Allah’ın rağbet ettiğine sen de rağbet et ki Şehrullah olan Receb-i şerif’de Allah’ın ahlakı ile ahlaklanasın. Okuyup yazmak güzel ama hesap ne bildiğinden değil ne yaptığından… Madem “iman ile yalan bir arada bulunmaz” ey nefsim yeni mevsimde bırak artık şu yalanı! Madem örnek aldığın Habibi Kibriya Efendin “ömr-ü azizinde hiç cemaatten uzak durmamış” artık sen de sahte bahanelerini bırak ta namazlarını cemaatle kıl, ehl-i tevhidden ol!

Zeyl:Yeni bir ay doğdu üzerimize, Receb-i şerifin nuru içimizden aleme yansıyan kirlerden arındırsın cümlemizi; önce duyuşlarımızı, aleme açılan pencerelerimizi temizleyerek başlayalım işe… Onun için şu muhabbet işini, şu Receb-i şerif vesilesiyle bir tamir edelim. Aramızdaki muhabbetleri bir takviye edelim. Birbirimize muhabbetimizi göstermelik yapmaktan hazer eyleyelim, birbirimizi candan sevelim, birbirimize candan bağlanalım. 

Tevbe ile yıkayıp aslına döndürdüğümüz muhabbetimiz nefsin ve alemin dertlerine şifâ olsun ya huu

Küfrân-ı Nimet

Ey mânâ sofrasının misâfiri can,
…Nihâyet o gün (dünyâda faydalandığınız) nîmetlerden elbette ve elbette hesâba çekileceksiniz. [Tekâsür, 8]

Gül-i gülzâr-ı kelâm-ı kadîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

Yâ İlâhi başlayalım İsm-i Bismillâh ile
Bu duaya el açalım İsm-i Bismillâh ile
Sen kabul eyle duamız Besmele hürmetine
Aşkını eyle müyesser yâ İlâhe’l-âlemin

Serlevha olsun deyu nakşettiğimiz ayet-i kerime nâzil olduğunda Zübeyr (r.a) Hz. Peygambere: “Bize hangi nimetler sorulacak: Bütün yiyeceğimiz iki kara şeyden (hurma ve su) ibaret. Kılıçlarımız ise her zaman yanımızda (sürekli tehlike içindeyiz) diye sorunca: “Haberiniz olsun ki ileride, nail olacağınız birçok nimetler olacaktır” buyurmuştun ya: El-hak öyledir nice nimetlere gark olduk da kıymetini bilip şükrünü edadan aciz düştük, senin nimetlerini yiyip sana isyankâr olduk diye affına geldik…

Bilmemki hangi nimetini sayarak başlasak… Daha 14 asır evvelinden, gözünün nuru emanetlerin, Ehl-i Beyt’in ilk nazlı çiçekleri, öpüp kokladığın reyhanları, Fatıma’t-üz Zehrâ’nın körpecik fidanlarına küfranı nimet eyledik, koruyamadık, böyle bir Mâh-ı muharrem-i mâtem’de bahar-ı gülşen-i gâm eyledik…

Gözüm ki kâne boyandı şerâbı neyleyeyim
Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyleyeyim
Ne yâre yaradı cismim ne bana bilmem hiç!
İlâhi ben bu bir avuç turâbı neyleyeyim
[265. Mestmp3]

İşte ahval-i perişanımıza Hazreti Saffet’in bu nutku şerifi pek muvâfık düştü.

Bu dünya hayatı bir rüyaya benzer. Rüyada yersin, içersin, zengin olursun, uyanınca bakarsın ki elde bir şey yok, yine açsın, yine züğürt… Rüyadaki oyun ve eğlencelere pek yaman aldandık el-medet… Ten kafesinden ayrılanlar, el-aman nerdesiniz?

Aşkın kime yâr olur dâim işi zâr olur
Dinmez gözünün yaşı yanar içi nâr olur

Kanatları henüz teşekkül etmemiş bir kuş yavrusu, uçmaya kalkışacak olsa düşer ve yırtıcı bir kedinin lokması olur… Kanatları teşekkül edince de yükseklere zahmetsizce uçar. Yükselerek uçmayı öğrenen bir kuş, hedefe ulaşamazsa da topraktan kurtulmayı öğrenmiştir ya. Sen de rûhunu bedenden kurtarıp uçmayı öğren. Gördüğün renkler, şekiller, tattığın lezzetler, zevkler sana kalmaz. Bütün gönül darlıkları dünyaya bağlandığın nisbettedir. Bunları düşünüp anladığın gün, gam ve üzüntün kalmayacaktır! [Hz. Pir Mevlana]

Bu vesile ile size ufak bir hikâye, bir hikmet levhası arz edeyim: Bir avcı av peşinde koşar, yorulur ve nihayet avını yakalar. O, ben kovaladım, yakaladım, vurdum der durur. Av da ona sesleniyor: “Be hey şaşkın, ben Rabbimden emir aldım da sana gözüktüm. Yani sen beni avlamadan evvel ben seni avladım; senin evinde namazında niyazında bir kadın var onun canı keklik yani beni istedi. Ben de kendimi ona kurban ediyorum.”

Bir kul istediği şeyi kendi aklınca ister amma Cenab-ı Allah verdi mi kendi azameti nispetinde verir. Kulun çok farz ettiği şey Hakkın nazarında ehemmiyetsizdir. Her şeyi bırak O’na teslim ol!

Bilmem bu haftaki şu kadarcık mektubun neresindedir nasibiniz amma kısmet işte bize sözü bu taraftan yazdıran da o taraftan okutan, ihtiyaç sahibine duyuran da ancak O!

Leyla’yı aşkın senin her kimi Mecnun eder
Firkat oduna yanup her gece bima
̂r olur

Sabah olunca bekçiler sokaklardan çekilirler, Siz azımızı çoğa sayın emi; yüksek müsaadelerinizle…

“Yarın, öbür gün” diye diye şu yankesici nefis, ömürleri aşırır durur. Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yaşadığın ömürdür, başka gün degil! Geçip giden dünü de gelmesi şüpheli olan yarını da düşünme! Bugününü iyi kullan, dînî ve insanî vazifelerini bugün yap, yarına bırakma, aklını başına al da hileci nefsin vadesine inanma! Benlikten, varlıktan kemerini çöz, bunlardan kendini kurtar da, hizmet kemerini kuşan, sana yabancı olan nefisten uzaklaş! Göklerdeki, yerlerdeki eserlerde görülen değişmeyi, halden hale girmeyi görmüyor musun? Sen de ibadetle, insanî vazife ile kendini yenile! Bugünün dünkü gününden daha iyi olsun! [Hz. Pir Mevlana]

Rabbimiz bizleri kendisine yaklaştıracak her vesîleyi lâyıkıyla değerlendirebilen, basîret, firâset ve gayret ehli kullarından kılsın. Üzerimizdeki vakt-i şeriflerin değerini bilip israftan uzak bir ömür sürerek, iç ve dış âlemimizde dengeyi tesis edebilmemizi ve lutfettiği zaman nîmetini hayr u hasenâtla tezyîn edebilmemizi cümlemize nasîb eylesin!

Âmîn bi hakkı Bismillahirrahmanirrahim ve bi hakkı ehl-i beyt ve bi hürmeti nuru cemali seyyidil murselin El-fâtiha

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
Mah-ı matem olan Muharrem-i Haram,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,


Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim