Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Hz. Muhammed (sav)’

Ruhlara sûkun veren bedii zevklere âşina canlara,
Hayadan ötesi hayal, aslı yok bir düşünce,
Hayadan öte hayat, esası bozuk günce… [İ. Pala]

Gönülleri inceltmenin zevki selime varmanın bedii duyulara aşina olmanın yollarından biri de san’attır, musikidir. Musiki Allah’ın bedii eser yaratıcı (El-Mübdi) esmasının tecellisi ile seslerin ahenginden oluştuğuna göre; kainatın ve özellikle insan vücudunun ve tabii yaradılışın ahengine; fikirlerini, düşüncelerini ve yaşam biçimlerini hemahenk edenler, zaten aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Rasulullah ile ve “ölmeden evvel ölme” sırrına nail olmakla, daha dünyada iken cennet hayatı yaşamaya başladıklarından, elbette her bedii seste cennet kapılarının açılışını duyarlar.

Bu seslerden bir ses bildiğimiz geleneksel Kadiri Mukabelesi’nden besmele-i şerif ile başlayalım istedik haftaya Neyzen Süleyman Yardım’ın uşşak ney taksiminden sonra Ömer Faruk Belviranlı 180. mestmp3 den sesleniyor aşina gönüllere…

Geçen hafta bir “iradi ölüm” kapısı açıldı ki daha geçmeyenler kaldı söz bahçemizde; Biri iradi diğeri tabii olmak üzere iki ölüm vardır. Nefsini iradi ölümle öldürenin tabii hayatı onun gerçek hayatı olur. İradi ölüm, kötülüğü çokça emredici olan nefsi O’nu varedenin hoşlanmadığı hallerden temizleme, ezme, etkisiz hale getirme sanatıdır. Ki bu yol: Allah’ın seni sende öldürmesi ve kendisiyle yaşatmasıdır. Ölmeden evvel ölünüz buyruğunun işaret ettiği mana da bu olsa gerektir.

Nefsin ölümü/öldürülmesi onun ilahi buyruğun egemenliği/denetimi altına alınması, canının istediği herşeyi yapmaması manasındadır. Bu pencereden bakınca hayatın kökü hayâdır. Bir insanın hayâsı ne kadar fazla ise hayatı o kadar mükemmeldir. Diğer ahlaki faziletler de hayâya tabidir, hayâ demek hayat demektir. Hayâda ilk mertebe, insanın kendisine, Hakk’ın nazarıyla bakmasıyla başlar. Bir insanın, O’nun ölçüleri ve O’nun murâkabesi açısından kendini yakın takibe alması onda temkin derinlikli bir hayâ hâsıl eder ki, böyle bir insan duygu ve düşünceleriyle hep diri sayılır. Hayâ ve hayat birbirine bakan kelimelerdir ve bu yakınlıktan, kalbin ancak, iman ve mârifet sağanaklarıyla beslendiğinde, onun hayattar kalabileceği esprisini çıkarmak mümkündür.

Haya duygusu kaybolan kimsenin kalbi ölür. Hz.Ali (k.v.)

Nefsi temiz kılmanın vesilelerinden biridir Allah’tan hayâ. Kendisini Rabbinin huzurunda bilen can şayet aklına mabudunun rızasına aykırı bir davranışta bulunma cesareti gelse dahi derhal hazır ve nazır bildiğinden hayâ ederek nefsin o cesaretini kırar.

Kendi hayatlarımız dahilinde tecrübe ettiğimiz üzere, hayâyı, yani utanma duygusunu en yoğun biçimde yaşadığımız haller, “görüldüğümüzü ve izlendiğimizi bildiğimiz” hallerdir. Yalnız kaldığımızda yapabildiğimiz çok şeyi, birisi tarafından izlendiğimizi biliyor isek, yapamayız. Ki bu hal, fıtraten kerih, insana sevdirilmemiş olan bazı şeyleri uluorta yapmaktan bizi alıkoyduğu gibi, günahtan da alıkoyar. Kişi, hayâsı ölçüsünde açıkça günah işlemekten sakınır ve hayâsızlığı ölçüsünde aleni günah işler.

‘Bizi tanıyan birinin bizi o halde görmesi’ endişesiyle gelen psikolojik utanç, çoğu kez, nefsin günaha davetine rağmen, bizi günahtan alıkoyar. Ancak, yine bu yüzden, tanındığı ortamlarda utanılası fiillerden uzak duran insanlar tanınmadığı ortamlarda günaha daha rahat düşebilirler. Ki, işte bundan dolayı, yanında bir tanıdığı olmadan tek başına yolculuktan insanı sakındıran, böyle bir durumda şeytanın insana yol arkadaşı olacağını bildiren hadisler vardır. Yine bu bâbdaki hadislere binaen, refakatinde bir başka mü’minin olduğu halde yolculuk, sünnet-i seniyyedendir.

Hayâ âbidesi aleyhi ekmelüttehâyâ Efendimiz, bu hususta  ” Hayâsız olduktan sonra istediğini yap!” buyurur. O(sav) ki kendisinde bulunan hayanın kemalinden dolayı hiç kimsenin sözünü kesmez, yüzüne uzun boylu bakmazdı. Utanılacak veya çirkin görülecek şeyleri açıkça söylemeyip kapalı bir şekilde anlatırdı. Hoşuna gitmeyen bir sözün bir kimseden çıktığını işitince: “Falan kimse, neden böyle yaptı?” demezdi; “Bazı kimseler neden böyle yapıyormuş?” demekle yetinirdi. Hz. Osman’ın bir zirvesi olduğu hayâ hali, günaha çağıran binbir kapıyla yüzyüze gelen şu zamanın biz mü’minleri için de bir kurtuluş reçetesi sunuyor olsa gerek.

Bizler de, Allah’ı Basîr (Herşeyi Gören), Semi’ (Herşeyi İşiten), Habîr (Herşeyden Haberdar Olan), Alîm (Herşeyi Bilen) gibi isim ve sıfatlarıyla tanır ve de bu isimlerden gafil olmaz isek, ayrıca hayatımızın her anında meleklerin bize yoldaş ve arkadaş olduğunu unutmaz isek, nefis ve şeytanın bizi günaha sevketmesi ne kolay, hatta nemümkün olacaktır.

Hem Hayyiyun, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerindendir. Bunun böyle olduğu hadisle sabittir, Öyleyse gel, sen de bundan nasibini al a güzel! Evet O Hayâ sahibidir; yâni Cenâb-ı Hak hayâ eder, utanır. Kerem sâhibidir; yâni cömerttir, güzel bağışlarda, davranışlarda bulunucudur. Ekremül-ekremîndir hattâ,kulundan istihyâ eder, hayâ eder, utanır. Sübhànallah!.. Efendimiz böyle buyuruyor: Allah-u Teàlâ Hazretleri utanır kulundan… “O kulu, Rabbine, Allah’a iki elini kaldırmış, ellerini açmış duâ ediyor da; Allah da o duâ eden kulunun açmış olduğu avuçlarına hiçbir hayır koymuyor. Böyle yapmaktan utanır Allah…” Yâni, duâ için açılmış olan iki elini, kolunu, içine hiçbir hayır koymadan, boş çevirmez, boş çevirmeye hayâ eder. Kereminden, lütfundan, merhametinden dolayı kulu boş çevirmez. Elini boş döndürmez, avucunu boş bırakmaz. Mutlaka duâ edene lütfeder, ihsân eder. Allah-u Teàlâ Hazretleri, kulun istediğini bazen aynen verir, bazen daha hayırlısını verir, istediğinden âlâsını verir. Bâzen de en güzel mükâfat olarak, âhirette ona çok büyük sevaplar verir. Ama elini boş döndürmez, eline mutlaka bir şeyler koyar. Avucu boş dönmez. Çünkü Kulu istediği halde, onu vermemekten utanıyor Allah-u Teàlâ Hazretleri.

Mevlam bizlere utanma duygusu versin, hayâ duygusu versin…
Yaptığımız eğrilikleri anlayıp, onlardan kurtulmayı nasîb eylesin…

Ey İbn’ül vakit olan Sufi,
Hak Teala geçmekte olan Vakt-i şerifin,
ömr-ü azizin kıymetini idrak edebilmeyi müyesser kıla!
Hem Muharrem’dir bugün, ister Kerbela’ya ağla ister Filistin’e
ama unutma! Neyi kaybettiğini hatırla!

Vakt-i şerif, Cuma, Muharrem ile gelen yeni sene,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Reklamlar

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: