Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Kuba’

Ey (aşk ile kulluk yolunda) yolcu,

Âzâd iken esîr idik Allah’a çok şükür

Sultân-ı aşka kul olalı pâdişâhlarız

190ask


12 Rebiülevvel 1430 (8 Mart 2009) itibariyle, beraberce bir Mevlid-i Nebi’ye daha şahid olduk,
Resulu Kibriya, aleyhi ekmelittehaya Efendimiz’in;

Dünyaya Doğumu: 12 Rebîulevvel 571 Pazartesi

Hicreti (Kuba’ya varışı): 12 Rebîulevvel 622 Pazartesi

Hicretin başladığı gece, canına kast etmek isteyenlerin bile,
emanetleri O`nda durmakta. Bu derece el-emin.

Ahirete Doğumu: 12 Rebîulevvel 632 Pazartesi

Bir şehre, bir ülkeye yahut dünyaya değil, âlemlere rahmet olarak gönderilmek ne demektir; bunun anlamını bir ömür düşünsek yeri. Çünkü O’dur ancak, alemlerin (dikkat müslümanların değil!) Rabbi olanın en sevgilisi…

Bu vesile ile Mevlam bizleri de ahlak-ı hamidiyye civarına hicret ettirsin nazındayız. Ve böyle devam edecektik hasbihalimize lakin aşk ülkesinin padişahından uzatılan billur kâseyi ikram etmeyi seçtik, afiyet olsun erenler:

Âzâd iken esîr idik Allah`a çok şükür / Sultân-ı aşka kul olalı pâdişâlarız

Hem azad iken esîr, hem de kul iken sultan…

Azatlıkta esareti hissetmek ve kul (köle ve esir) iken sultan gibi yaşamak…

Aşk, evvela Allah’tan kuladır. Allah kulu sever, sonra kul Allah’ı. Kulu yaratan ve ona aşk kabiliyetini veren Allah bununla kendisini tanımasını istemiş ve bu yüzden kainatı yaratmıştır. Allah’ı tanımak ancak aşk ile mümkündür. Aşk bir meşaledir ve kul (âşık=seven) Allah’ı (maşuk=sevilen) ancak onun ışığıyla görür. Ve gördüğü anda gerçek kulluk başlar. Kulluk mutlak itaattir. Eğer itaat Allah’a yapılıyorsa kul (abd) kelimesinin “hür insan, mal mülk sahibi olan kişi” anlamı; yok eğer kuldan kula itaat ediliyorsa “köle, irade ve özgürlüğü başkasının elinde olan insan” anlamı ön plana çıkar. Böylece Allah’a kul olmakla övünen nice sultanlardan, aşka kul olan sayısız padişahlardan yani şairin ifadesiyle “Aşk sultanının kölesi olan sultanlardan” söz edilebilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde abd (kul) kelimesi “Allah’a iman eden, O’nun sevdiği kişi” anlamında kullanılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kulluk, aslında seven ile sevilen arasındaki bir tavrın adıdır.

Bir kul (âşık), kendisinden istenen hizmeti (ayrılık acısına tahammül) ve verilen emri (kendinden vazgeçme, sevgili için olma, sevgili için can verme, akıl kaydından geçme) yerine getirdiği ölçüde kulluğa (âşıklığa) adım atmış olur. Bunun ötesi Sevgili’nin emrini yerine getirmekle kalmayıp onun rızasını kazanmak üzere gayretle çalışmak, çabalamak, saygı, sevgi, bağlılık vb. alanlarda mertebe kazanmaktır. Nitekim sufiler abd’in âbid (ibadet eden); ubûdiyet’in de ibadet’ten üstün olduğunu söylerler.

Hz. Peygamber de “abd” olmasını, “rasul” olmasından daha önemli bulmuştur. Zaten kelime-i şahadette de “abd” vasfı, “rasul” vasfından önde anılmıştır (abduhu ve rasuluh). Âbid hür, abd ise kuldur. Hür olanlar bir karşılık için, kul ve köle olanlar ise sırf efendilerini memnun etmek için çalışırlar.

Tasavvufta “âbid”in sevap kazanmak, ecir almak ve cennete gitmek için çalışmasından ziyade “abd”in yalnızca emri yerine getirmek ve itaat için çalışması önemli bulunur. Hani koca Yunus’un, “Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver onları / Bana seni gerek seni” demesi gibi.(Nasıl dediği 190. Mestmp3’ün şiir/ilahi suretinde buradan nûş edilebilir)


Nimete sahip olmayı isteyenle nimeti vereni isteyen arasında elbette çok dereceler farkı vardır. Bu durumda efendisinin mülkiyetinde bulunan kulun her şeyi efendisinin demektir. Nitekim kulluğun vasfı fakr u ihtiyaçtır. Âşık sevgiliye kuldur ve her şeyiyle onun uğrunda, yolunda, peşinde, izinde, özündedir. Bütün ihtiyaçları ondandır ve ondan gayrıya ihtiyaç bildirmez.

Bunun için aşk meş’alesinin ışık kaynağına yakın olması gerekir. Işıktan ne kadar uzaklaşırsa gölgesi (masiva) o kadar büyür; ışığa ne kadar yaklaşırsa gölgesi o kadar küçülür, hatta belli belirsiz bir hal alır. O halde hakiki âşık sevgiliye yaklaştıkça küçülen, kendinden geçen, mahviyet gösteren âşıktır. Tıpkı Allah`a yakın oldukça küçülen, tevazu ve hiçlik kazanan kul gibi. İşte bu küçülme ve kendinden vazgeçme halidir ki hem âşıkı, hem de kulu sonunda fenâ (Sevgili`de yok olma) makamına eriştirir, ikilik ortadan kalkar, vahdet gelir, âşık yok olarak hakiki var oluşa erer, orada hayat sürmeye başlar. Ezcümle insan abd (aşk) mertebesi için yaratılmıştır. Bu yolda âbid (âşık) olması için seçilmiştir. Hiç olmazsa müteabbid (âbidlere özenen) olması kendinden beklenir. Riyakar âbidlik ise en kötüsüdür.

Ne diyelim; âzâd iken esir olun inşallah!

Şükrettirene şükürler olsunki, bu haftada sözümüz yine O’nu anmakla kıymet kazandı. Ümmetin olduğumuz izzet yeter / Hizmetin kıldığımız devlet yeter

Güzel(i) düşünün, hoşça kalın, hoş olun efendim..

Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Reklamlar

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: