Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Ladikli Ahmed Ağa’

Yalvaran gönlü boş çevirmez, karşılıksız bırakacağı duayı yaptırmaz. Ne kadar çok vermek isterse, o kadar çok istemek verir lâkin O istemeyince de bir şey olmaz. Bir şeyi isteyebilmemiz için, O’nun o şeyi istememizi istemesi lazım.
ladikli
26 senelik muvazzaf, çarıklı erkân-ı harbten, İstiklal Harbi gâzisi, üveysîmeşrep bir Allah Dostu Lâdikli Ahmed Hüdâi Hazretleri [1888-1969]

Hak hitâbı erişince gizliler olur âyan
Bunca ruhları halkettin sana muhtaçtır cihân
Ol Resulün merkadine yolladık biz armağan
Rabbımız bizimledir her vakitte her zaman
Şefaat Senden isterim Ya Muhammed, Ya İmam

Adetullah öyle cari her gelen devran eder
Dinle Hakk’ın Kur’anını ne esrar beyan eder
Gafil insan gafil olur nefsine ziyan eder
Okunur uhrada defter her işi ayan eder
Asi demez, mücrim demez yolu dergaha gider

Bir melek münadi iner; ey yatan gâfil kişi
Gafil iken geçti ömrün bitmedi dünya işi
Sur münadi vurulunca cem olur erkek ile dişi
Vezn ederler ol ayarda altın ilen gümüşü
Hidâyette olan kullar yerler cennet yemişi

Eylerim Hakk’a münacaat ol kapıda her zaman
Erişir Hakk’tan hidâyet bu acize bir zaman
Her tarafım oldu isyân neylesin ahir zaman
Kabir münâdi çağırır her vakitte her zaman
Şefaat Senden isterim Ya Muhammed, Ya İmam

Ol Hakk’a aşık olanlar Hakk’ın kapısın arar
Bulundum ahid yerinde eyledim kavli karar
Kendini kalbini pakle ol dergaha öyle var
Hayır amelleri işle yareden Hakk’a yarar
Sabah ol mahşer gününde ol Hakk divanın kurar
Alırlar defteri elinden evvela amâl sorar

Açmışım mevtin kapısın ol emanet vermeğe
Okudun mu ilmi ledünnü bu esrarı bilmeğe
Göz hicabın kaldırdın mı Hak yolunu görmeğe
Aciz mi Yaradan Hüdam kula nusrat vermeğe
Din hakkında sen de çalış gül bağına girmeğe

Ey Hüdam bizi yarattın kulları ben-i beşer
Ol Hüda’ya yakın olan aşkın şarabın içer
Buna fani dünya derler gam ile gelir geçer
Kurmuşlar Hakk’a divanı nebiler ümmet seçer
Ol hesabı doğru olan, doğrudan doğru geçer

Sâilim geldim kapına dergaha tuttum yüzüm
Aşkın ateşi yakıyor durmaz ağlıyor gözüm
Bir yerde karar edemem böyle mi benim yazım
Hacer-ül Esved içinde ol ahd-i misak bizim
Dergahına ben varırsam karadır elim yüzüm

Dergahına ben varacam beni Yaradan Hüdam
Semavatlardan duyulur vakt-i seherde sadam
Yetmişbeş yaşıma geldim kahlesiz nasıl yatam
Ol bana ibret değil mi nerdedir anam atam
Fazlaca mal vermedin ki kula tasadduk yapam
Kara yerlere girince çırasız nasıl yatam

Hiçbir Ümmet okumadı Kur’an gibi bir kitap
Hakk Teala ne buyurdu dinle Kur’an da hitap
Hüda Kur’an da bildirdi ahkamı yüzdört kitap
Allah’a kulluk yapana ne sırat var ne hisap

Sabah ol Mahşer gününde ehli Cennet çağrılır
Hakk’a yakın olmayanın yolu başta ayrılır
Kün-Feyekün hitabında yer gök ehli çağrılır
Kurulur Hakk’ın mizanı bir gün ora buyrulur

Sür münadi vurulunca cihana eder nida
Kullarına rahmet eyle Bari yaradan Hüda
Mülk kimindir bildiniz mi ne mekan var ne sada

İşte geldim gidiyorum neyleyim dünyayı ben
Eğer vakıf olduysan bu gizli esrara sen
Eli yüzü pak varayım ol Resulullah’a ben
Ol ahım eflaka çıkar yanıyor kalb ile ten

Bir Üstad’dan okumadım yol nedir, erkân nedir
İlm-i zahir okumadım kalpteki burhân nedir
Ey beni yareden Hüdam cümle bilgi sendedir
Aşk-ı Resül kalbe düştü hem yangınlık tendedir

Cevheri kalbte taşırım kalbdeki cevhere bak
Her gün için her saatte kullara gelir hitap
Hüda Kur’an da bildirdi ahkamı yüzdört kitap
“Eyyühel Mücrim” hitabı cümle kullara hitap

Kalp evinde bir melek var durmaz aşkı söyletir
Yandı sadrimin binası gözlerimi ağlatır
Ol Hüda kılıncı olan Haydar Ali kandedir
Sıdk ile seyret cihanı ibret aşikardedir
Ey beni yaradan Hüdam benim makamım nerdedir
Dertliler geldi kapına hem dermanı sendedir

Hazretimin ruhaniyetinin işbu mânâdan haberdar, ruh-u tayyibelerinin şâd u handan olup biz dâilerine rahmetinden bir kırıntı ihsân buyrulmaklığı için el-fâtiha

Reklamlar

Read Full Post »

Ali Ulvi KURUCU (3 Mart 1922 – 3 Şubat 2002 – Medinetü’n-Nebi)

Efendimiz’in ismi anılırken bile dudağı titrer, gözleri yaşarırdı…

kurucu

Konya’dan Kahire’ye, sonra Mekke´ya gitti. Sevgili’nin yoluna yüzünü sürdü gitti,
Dil de çıksın söylesin vuslatın tarihini, Hey dostlar, “Ali Ulvi Kurucu Dost’a gitti.”

Kendi ilhamıyla “Tecellîlerle mest olmuş seher vaktinde ârifler, semâdan arş-ı âlâdan inen envârı seyreyler” buyurduğu 1422 Haccından mukaddem vuslat şerbetini nûş eyledi…

56 sene Medine-i Münevvere’de mücavir olduğu halde aşk ocağında, halvet der-encümen bir hayat geçiren bir ilim ve irfan erbabı: Ali Ulvi Kurucu “Ümidim var yine mağfur u mesrur olurum” buyurduğu “o gün”ü bugün buldu. Gafur ve Rahim’in gölgesine sığınmaktan başka kurtuluşu yok kulların. El-Ğafur’un “mağfur” ettiğini er-Rahim de “mesrûr” eder elbet…
ali_ulvi_kurucu

Çoğaldı cürm ü isyanım benim pek ya Rasulallah
Kat’i müşkil huzur-i Hakk’a gelmek ya Rasulallah
Erişmezse bana lutfun efendim rûz-i mahşerde
Mekânım nâr-ı duzeh ola bî-şek ya Rasulallah
Bırakma bendeni ol gün açılır çün Liva-ül-hamd
Beni de ol livânın tahtına çek ya Rasulallah
Ümidim var, yine mağfur ü mesrûr olurum ol gün
Girince destime pay-i mübarek ya Rasulallah
Bihakkı Hazret-i Zehra, bihakkı Hazret-i Sıbteyn
Sana geldi kulun Ulvi, dahilek ya Rasulallah!

Aşk-ı Habibi Kibriya yolundan giderek eren, yücelen aziz ruhları için el-fatiha

Merhum ve mağfur Ali Ulvi Kurucu üstada dair müfîd bir okuma için şöyle buyrunuz.

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: