istidat ile istikamet

Aşk meydanından, kendi özüne bir yol bulana,
Daima savm u salatla şuğl idenler nûr olur
Sahib-i irfan olub o akibet mağfur olur
Bir kişi Hakk’ı severse hakkı söyler daim
Bir mahalden bir mahalle nakl iden mesrur olur

berat_1434

Resulu Kibriya Efendimiz’in “Bu mübarek, pırıl pırıl, ışıl ışıl, şaşaalı bir gündüzdür” buyurduğu Beratımıza açılacan bir Cuma aydınlığında daha geldik kapınıza, irfan sofralarından derlediğimiz azıkların kapağını açmazdan evvel âdetimiz olduğu vech ile bu haftanın mestmp3 kaydını ikram eyleyelim: 

Bahriye nâzırı Mehmet Emin Paşa’nın oğlu oyuncu, ressam, bestekâr ve udi Kemal Emin Bara’ya(1875-1957) ait bir saz eserini istifadelerinize sunmak isteriz. Lübnan ve Yemen’de uzun süre yaşayan Fransızca, Arapça, Farsçada mahir, velud bir sanatçı olan bestekarımızın Türk Musikisine hediyye ettiği 15 kadar şarkı, türkü ve fantezi bestesi vardır. Bunlar içinde bir inci tanesi misali parıldayan Sultaniyegah Medhali  Neyzen Salih Bilgin nefesinden dinlerken dünyanın süslerinden içinize doğru bir seyre başlayıp huzur bulasınız…

Allah, benim sözlerimi duyduğunda (onu iyice) dinleyip onu duymayanlara ulaştıranın (yüzünü) nurlandırsın. Ey insanlar, burada olanlar, olmayanlara da ulaştırsın; zira nice fıkıh (idrake layık söz) taşıyan vardır ki, kendisi derinlemesine onu anlamaz. Ve nice fıkıh taşıyan kimse vardır ki onu kendisinden daha derin düşünen kimseye ulaştırır. [Tirmizi:2658]

Allah’ın zikri olmadan çok söz söyleme. Sözün çokluğu kalbin kasvetine sebebtir. Muhakkak ki insanların Allah’a en uzağı, kalpleri kasvetli olanlardır. [R. Ehadis 478:11]

Aleyhi ekmelittehaya Efendimizin bu nidası erişmeseydi cana, söz söyleyecek mecalimiz, huzurunuza çıkacak yüzümüz kalmamıştı erenler…

Kul için ne güzel faide ve ne güzel hediyedir; bir adam duyduğu hikmet sözünden bir kelimeyi kavrar ve onu müslüman kardeşine nakleder. [R. Ehadis 453:1]

Bu güzel faydadan nasiplenmek, hediyye nail olmak için söz söylemek hoştur amma söz dinlemek zordur efendim hele dinleyip de mucibince amel etmek, gereğini yapmak! Hak vere.

Yolumuzdaki zahmet gibi görünen ibadetlerin herbiri aslında birer ilaç. İnsanın yapısındaki, tehlikeleri, hastalıkları, karşılayan, önleyen, geçiren, tedavi eden birer ilaç. Gelin görün ki her bünyedeki tesiri farklı oluyor, kimini bir adımla maksuda erdiriyor kimini bir ömür yerinde saydırıyor. Bu meyanda Dedemizden dinlediğimiz bir menkıbe geliverdi hatrımıza şöyleki:

Şeyhlerden biri yanındaki kadim dervişi ile bir su kenarına yaklaşınca biraz ileride bir alay sarhoşun çalgı çalarak eğlendiklerini görürler. Hz. Şeyh dervişine “bana şu tarladan yüz tane sap topla” diye emreder. Derviş yüz tane ekin sapını getirince “git o sarhoşların içinde davul çalanını bana çağır” der. Derviş hemen şeyhinin emrini davul çalan sarhoşa iletir. Şaşkınlığından davulunu bırakan zât hemen Hazret-i Şeyh’in huzuruna gelir. Hz. Şeyh elindeki yüz sapı bir kere o zâta vurur ve “gel benimle” der. Postunu suya koyar, ikisi beraber suyun üzerinde giderken Hz. Şeyh’in eski dervişi feryâd eder: “Efendiciğim bu yaptığınız mürüvvet değil, fâkir zât-ı âlinize yirmi senedir hizmet etmekteyim, beni bıraktınız o adamı alıp gidersiniz, herifin ağzı daha içki kokuyor” deyince Hazret-i Şeyh: “Evlâdım o’nda istîdâd-ı ezelî var, sende yok. O’nun bir günahı vardı; içki illeti. Ona da tevbe etti, Hadd-i şer’i vurduk, tamam artık biiznillah hidayete erer. Amma seninle yirmi yıldır uğraşıyorum: Yalanını kırdık kinin çıktı. Kinin kırdık, gayzın çıktı. Gayzını kırdık hasedin çıktı. Hasedini kırdık şehvetin çıktı. Şehvetini kırdık, kibrin çıktı. Şimdi de kibrinle uğraşıyoruz, gene de uğraşırız…

İşte böyle canlar…Kimin elinde ne var ki! Sahibi dilerse verir. Sonra ezeli istidât olması da mühim. Bize düşen çalışmak ve beklemek, olmak değil. Çünkü olduran ancak O’dur.
Kendini gören, kendini beğenen, birisinde suç gördü mü içinde cehennemden şiddetli bir ateş parlar. O, bu kibre, bu benliğe “din gayreti” adını takar da kendi kâfir nefsini görmez. [Hz. Pir Mevlana]

Canlardan birini çirkin bir işte görürsen yapanı değil, yaptığını gör. Eğer bu kerahetinde sadık isen, onun yaptığı fenalığı sen yapma. Eğer yaparsan asıl riyakar sensin. Allah’dan mağfiret isterken, günahlardan Allah’ın seni korumasını da iste. Günahı işlemişsen cezasından korumasını iste. Allah’ın bildiği ve olduğun halin tersini gösterme. Göründüğün gibi ol da rıfk ile muamele et. Mülayim, yumuşak olmayanlar birçok hayırlardan mahrum kalırlar. [Hz. Osman Kureyşi]

Günah işlemekten çok o günahı yeniden işlemekten, günahta ısrarcı olmaktan çekinmek gerek hem ne buyurdu Hak Nebi (sav): “Günahına tevbe eden hiç işlememiş gibidir”

Gaffar, Settar, Rahman, Rahim’dir O
Onu nasıl bilirsek ve öylece seversek üzerimize o sıfatlarıyla tecelli edecektir. Evet günahlarımızın affını dileyelim ama yazboz tahtasına dönen kulluk sayfamız için, O’nun rızasına muhalif işlerde, günah ve nisyan hallerinden uzak durmak için neden yardım dilemeyelim!

Hâfız, Mûin’dir O ve hem Nâsır
Bizi kendisinden, dostlarından uzak düşecek hallerden uzak eyleyip rızasına varacak yolları, halleri bizlere kolaylaştırsın. O’nun yardımı ve ikramı ile bir kere tövbe edeceğiz; günahlardan, kusurlardan pişmanlık, nedamet duyarak, gözyaşı dökerek Hakk’ın yoluna döneceğiz. İyi kul olmaya şöyle bir yöneleceğiz. Hem bakalım Allah bir dahaki seneye bir sonraki fırsata eriştirir mi, eriştirmez mi?

İşte o şaşılacak ay yüzlüyü görmeye, yolda yanıp yakılanları, onların isteklerini seyretmeye recep ayı çıkageldi. Bir adam, secdelere kapanarak gelirse emniyete erer, amana kavuşur. Edepsizlik ederse terbiye için silleler yer. Hakkın hükmüne razı olur, neşelenirse ne âlâ; baş çekerse ipi boynunda görür. Aşka lâyık olursa can gibi kutlu bir hale gelir; gönüle gönül vermezse nefs gibi viran olur gider. Sebebi nedir ki der, o mamûr da bu yıkık dökük? Fakat sebebin canını, özünü görmek için Hızır canı gerek. Rızık veriş de Hakkın ihsanındandır, vermeyiş de; bunu böylece görmemiz için, bu hususta da bize bir berat vermesi için dileye isteye Şaban da çıkageldi. Oruç kadehi geldi, bu işreti inkâr edenin şarapsız zevki, şarapsız neşeyi görmesi için tuttu, bütün kadehleri kırdı. Ramazan ayı geldi, ağzı mühürleme zamanı gelip çattı; dudaktaki lezzeti göstermek için oruçla dudakları mühürledi. Mâna kasesini sun bomboş mideye, gizli sevgiliyi can gözü görür elbet. Devlete mağrur olana de ki: Bu nöbet de gelir geçer elbet. Hem de bu nöbet geçince devlet sahibi sıtma nöbetine tutulur, sıtma nöbeti görür. Nöbeti boşla da çabucak Ahmed’in nöbetini çal. Çal da varlık kann erisin, Hak güneşini gör. Sus, az söyle; mevki, şeref dileyen, ad san sahibi olmak isteyen kişi çok söyler. [Hz. Pir Mevlana]

Kardeşlerimiz fırsat elde iken Allah’a bağlılıklarına yeni bir neşe, yeni bir şevk, yeni bir aşk ile taptaze sarılsınlar, tevhid zevkini, şevkini, tadını, lezzetini daha iyi yaşasınlar. Mâh-ı Nebi, şehr-i Şaban ile kalplerimizden masiva ihrac ola, gönüllerimize ilhamat-ı rabbani havale ola, cümlemiz iki cihanda aziz ola, cümle dertlerimize devalar ihsan-ı inayet ola! Aşk-ı Mevla Nuru Nebi hu diyelim huu

Şu bedenimize baktığımız süslediğimiz kadar içimize bakmayı manevi hastalıklarımızdan bizleri haberdar eyleyip bu hallerimizden de halas eyleyiver Ya Rabbi! Cümlemizin ruhlarımızı Ruh-u Resulallah Efendimiz ile âşina eyleviyer, Gönüllerimizi ta böylece mesrur eyleyiver Ya Rabbi!

Vakt-i şerif, Cuma, Şaban-ı Şerif, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Reklamlar

Bir kutlu gönle gir

İnce fikirli canlara,
O gül, aşkın mihrâbıdır,tende cânım “Gül” diyor,
Mihrâbıdır “Gül” uşşâkın,âh eder bülbül diyor,
Tende cânım âh eder, dil-beste gönül diyor,
“Gül” diyor, bülbül diyor, gönül diyor,Rasûl diyor.
  

gul189
Eskimeyen musikimizde,bir topluluğun programı başlamadan, toplu halde sazların çaldığı küçük saz eserlerine “Medhâl” adı verilir. Tek bir sazla yapılan Taksim formunun derli toplu; bir usûle uydurulmuş nota ile çalınan değişik bir şeklinden ibarettir. Son devir bestelkârları tarafından yazılmış ve benimsenmiştir. Günümüzde bu form üzerinde uğraşan bestekârların başında Prof. Dr. Sayın Alâeddin YAVAŞÇA bulunmaktadır. Bundan sonraki satırları bir taraftan 189. mestmp3 suretindeki üstadın Uşşak Medhâli ile dinlenirken okumanızı istirhâm eyleriz.

 
O, Efendiler Efendisi, Allah’ın müjdesi, insanlığın müjdecisi, O, hem “Halîl” hem “Habîb”, hem “Sıddık” hem “El-Emîn” O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi…

Bakın ne buyuruyor muhabbete ve zıddına dair: Sana günah olarak, husümeti devam ettirmen yeterlidir, çünkü bu, gıybete kapı açar.

Muhabbeti sâdık olanlar, sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder…
O’nun yolunun altın silsilesinden Bayezid-i Bistamî’ye (k.s.) müracaat eden bir derviş:

“Beni Allah’a (c.c.) yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince. Bayezid (k.s.) ona, şu öğütte bulunur: “Allah’ın veli kullarını sev! Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allah (c.c.), her gün o ariflerin kalplerine 360 defa nazar eder. Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!..”

Süleyman (a.s.), Sebe melîkesi Belkıs’a îmana davet eden bir mektub gönderdi. O zaman putperest olan Belkıs mektubu okuyunca: “Beyler, ulular! Bana şerefli bir mektup gönderildi. Mektup Süleyman’dandır. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile başlamaktadır.” dedi. Bu tâzim dolayısıyla bazı alimler: “Belkıs, Süleyman’ın (a.s.) mektubuna hürmet edip değer verdiği için îman ile şereflendi.” demişlerdir.

Peygamberlerin ve evliyanın hakîkatinden uzak kalmış, onlardan feyz alamamış, esrar-ı ilahî’den nasipsiz olan ve şekilden öteye gidemeyen kimseler için Hz. Pir Mevlana (k.s.) buyurur: “Sen, solmuş ve ruhu çürümüş bir gönlü teneşir tahtasına yatırıp taraf-ı ilahî’ye götürüyorsun!..” Cenab-ı Hakk sana buyurdu ki: “Ey küstah ve cür’etkar! Burası kabir midir ki, huzuruma ölü bir kalb getiriyorsun?!.”

Git de huzuruma esrar-ı ilahî ile diri olan bir gönül getir ki, dünyanın yeşillik ve gülistanlığı onun sayesindedir.”

Tasavvuf, Âdem baba mesleğidir. Dünya var oldukça İsâ nefesli yüce insanlar var olacak ve onlar, dikenler içinde yetişen güller misâli kokularıyla kendisini tanıyıp sevmek bahtiyarlığına eren müstaid kişilere âdemiyyet esrârını anlatacaklardır.

Hak bizlere öyle bir ilim ihsan buyursun ki,
Muhabbeti İlim ile Mârifete tebdil edelim! MİMlesin bizi Rahman!
Ya Rab! Kalblerimizi, Kuran’ın nurundan,
Habîb’inin ve velîlerinin muhabbetinden ayırma!..

Bir kutlu gönülle arasını iyi edip, ince bir yol kurana selam olsun..

Güzel(i) düşünün,
Hoşça kalın, hoş olun efendim..

Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim