Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Mevlevi’

If you must blink, do it now. Pay careful attention to everything you see and hear, no matter how unusual it may seem. And please be warned, if you fidget, if you look away, if you forget any part of what I tell you, even for an instant, then our hero will surely perish. Kırpmak zorundaysanız gözünüzü, bunu hemen yapın. Ne kadar sıra dışı görünürse görünsün birazdan duyacaklarınız. Mühimseyin yine de her şeyi. N’olur verin dikkatinizi. Huzursuzlanır da bakınıp durursanız etrafınıza… Bir anlığına dahi olsa söylediklerimin birazını bile unutursanız… işte o zaman ölür kesinkes kahramanımız (adem-i mana)

mevlevi

Biz sırr-ı aşkı neyle duyan Mevlevîleriz
Jeng-i sivâyı meyle yuyan Mevlevîleriz

Şimdi bir adam gördün ki, kendi eliyle yaptığı bir puta tapmakla o putu kendine ilâh edinmiştir. Bir de iman sâhibi birisini düşünelim. Bu imân sâhibi de gayba inanması dolayısıyla görmesi ve bilmesi muhâl olan Cenâb-ı Allah’a, hâzırmış gibi inanmaktadır. Puta tapanı gördüğünde ise muhakkak ki onu küfür ile itham edecektir. Her surette vecih gösteren Cenâb-ı Hakk olduğuna göre, puta tapanın ibâdeti de aslında Hakk’a râcidir. Ancak putu ilâh edinenin günah, Cenab-ı Hakk’ı tahtadan bir put şeklinde tahdit etmesinden, sınırlandırmasından, el-muhit esmasına muhalif davranmasından dolayıdır. İman sahibi de bu adamı küfür ile itham etmişti. Çok dikkat edelim! Bu imân sahibi de Cenab-ı Hakk’ı tahdit etmektedir. Zirâ onun imânındaki ilâh da yerleri ve gökleri ihâta etmesine rağmen, o putu ihâta edememektedir.

Mutlak iman sahibi ehlullah ise eşyâyı değil, eşyanın hakikatini müşâhede ettiğinden ve eşyânın hakikati de sırrullah olduğundan, hangi yöne dönerse dönsün Cenab-ı Allah’dan gayrısını göremez ki, onu ister put, isterse başka bir isimle adlandırabilsin.

Feeynemâ tuvellû fesemme vechullâh [2:115]

Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah’a çıkar, orada Allah’a dönmüş olursunuz. Bunun için siz, zâhir ve bâtından hangi cihete teveccüh ederseniz, işte cemi-i sıfatıyla  mütecelli olan Zatullah oradadır. 
 
Vâkıf-ı sırr-ı muazzamdır gürûh-u Mevlevî
Semme vechu’llâh’a mahremdir gürûh-u Mevlevî
[tuvellü-mevlevi] her baktığında, her döndüğünde, her gördüğünde ancak vech-i Hakk’a şahitlik edendir…
Zevk-i ruhânîyle dâim eyleyip cünbüşlerin
‘Ayn-ı cennet içre âdemdir gürûh-ı Mevlevî
Dünya haliyle son sözü “En yüce Dost’a” olan hakikatimizin , Hz. Mevlanâ sûretindeki Şeb-i Arûs’u (Dost’a kavuşma gecesi) mübarek olsun, o manadan bizlere de bir nûr dönsün. 
Ey âlemlerin Rabbi, bizi kendimize atfettiğimiz her türlü varlık vehminden, ben-ten hayalinden kurtararak, kendi sırrımızdaki hakikat-ı Muhammediye’ye selâmetle döndür.
Yâ Hakk, kendi hakikatini, bu abdinden seyreyle ki sana dönen bende senden gayrı birşey kalmasın!

Her görünen Dost yüzü
O’ndan ayırmam gözü
Gitmez dilimden sözü
Çağırım: Dost, Dost…

Read Full Post »

Azizim, Mevlevi ve Rıfai tarikatındaki adetlerin Nakşilerde olmamasının sebebi nedir?

Tarik-i Nakşibendiyye’de, öteden beri zikir hâfi, gürültüsüz, kalbî yapılır. Onların zikirleri cehrî yâni sesle olmayıp derûnîdir. Maksadın kalp zikri olduğunu söyleyerek ağızları ile değil içten zikrederler. Cehren zikretmekten maksat yine kalp zikrine varmaktır. İşte onun için de maksat kalbi temizlemek olduğundan zikrimiz de hafidir, kalbidir, derler. Halbuki diğer tarîkatlere mensup olanlar, zikirlerini nefislerine de duyurmak isterler ve onu zikre alıştırdıktan sonra tedricen kalbe giderler.

Sünnet-i seniyyede var mıdır yeri?
Tekkelere kudümlerin, halîlelerin kabulü esâsı, Resûlullah Efendimiz’in Medine’yi teşrif buyurdukları vakit Medine ahâlisinin, sevinçlerinden sütuhlara çıkarak, ellerine ne geçtiyse, sahan kapağı mı olur, teneke mi, def mi ne buldularsa bunlar ile sevinçlerini izhar etmelerinden alınmıştır.

Semâ ve musiki?
Semâhane denilen yer, nefis ile muharebe hâlinde olunduğundan, sanki bir muharebe meydanıdır. Nitekim Resûlullah, cihattan avdet buyurdukları vakit: Biz küçük cihaddan büyük cihâda avdet ettik, buyururlardı. Sancaklar, teberler, topuzlar ve bir arada ilâhîler, naatlar, tevşihler okuyan zâkirlerin, birer asker sayılan dervişleri nefis muharebesine teşvik edip o heyecanı uyandırmaları, hep insanın yüksek duygulara doğru yol alması içindir ve bütün bu ilâhî nağmeler, sesler, sözler bakınız bunlar ile ne diyoruz? Allah diyoruz. Davulla dümbelekle hep onu söylüyoruz, demektir.

Yoksa, kudüm ve halîle vurmak, ilâhî ve naat okumak tarîkatin şartı değildir. Tarikattan maksat, nefsin ıslâhıdır. Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı zikretmesin. Niçin davulun, defin Allah demesini hoş görmeyelim? Kulağın varsa ne ses çıkardığını işit!

Bir gün Hazret-i Ali(kv) Efendimiz yolda giderken bir kilise çanını dinlemek üzere durmuş ve zevkle dinlemeye başlamıştı. Kendileriyle beraber bulunanlar: Yâ Ali, bu kilise çanıdır, neden dinliyorsunuz? dediler. Hazret-i Ali cevaben: Evet kilise çanıdır, fakat Hak! diye bağırıyor, onu dinliyorum, buyurdu.

Yine bir defasında Hz. Pir Mevlânâ’nın “Mûsikî (rebab sesi) cennet kapılarının sesidir” dediği, orada bulunan ve mûsikîyi inkâr edenlerden birisinin; “Biz de o sesi işitiriz fakat neden o sesten sizde hâsıl olan duygu bizde hâsıl olmaz” demesi üzerine Mevlânâ, “Bizim işittiğimiz kapıların açılmasının sesi, sizin işittiğiniz ise kapıların kapanmasının sesi olduğu için aynı duyguları elde edemiyoruz” cevâbını vermektedir..

Ney kuru, değnekler kuru, kudüm üstüne gerilmiş deri kuru o halde bu ALLAH sedası nereden geliyor? [Hz. Pir Mevlana]

Her ne ki seni Allah’tan gafil etmezse ve Allah’ın aşkını sende ziyâde ederse, onu can kulağı ile dinle. Her ne ki seni Allah’tan gafil ederse, ondan kaç! Allah’a olan aşkını ziyâdelendiren ve Allah’a gittikçe seni yaklaştırandan niçin korkarsın?

Read Full Post »

Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Kübreviyye, Çeştiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye, Desûkiyye, Halvetiyye, Müceddidiyye, Mazhariyye, Rifâiyye, Hâlidiyye tarikatlarından hilâfet-i tâmme ile icâzeti olan büyük hadis alimi Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi(K.S.) Efendinin ibret verici bir kıssa:

Kerâmetleri zâhir olan, Gümüşhânevî hazretleri, ihvânına nasihatlerinde her zaman şunu tekrar ederlermiş:“Kimsenin sakalına, bıyığına, tarikine, sigarasına karışmayın.”

Müridlerinden iki kişi bir gün yakınlarındaki bir mevlevi tekkesinde ayin seyretmeye karar verirler. Akıllarına Gümüşhanevii hezretlerinin tenbihi gelir ama, nasıl olsa biz kimsenin işine karışmayız, diyerek giderler. Bir ara birisinin gözüne mevlevi şeyhinin gür bıyıkları takılır, gittikçe zıddına gitmeye başlar ve nihayet dayanamaz arkadaşının kulağına eğilerek hafif bir sesle “Bu adam kızılbaş mıdır nedir?” der. O anda mevlevî şeyhi sunlara gözlerini öyle bir diker ki az daha sıkıntıdan göğüsleri patlayacak olur. Derhal kendilerini dışarı atar dergahın yolunu tutarlar.

Karşılarına çıkan Gümüşhanevi hazretleri:
“Adam öyle bir gözlerini dikti ki… diker ya… Ben size demedim mi ki kimsenin âyinine, bıyığına karışmayın diye tekdîr eder ve ruhî inkıbazı da onlardan giderek merhamet buyururlar.

Read Full Post »

MEVLEVİ TERİMLERİ

Mevlevîlerde, edep telâkkisiyle inançtan meydana gelen terimler vardı. Meselâ kapıyı kapamak, ocağı, yahut mumu söndürmek, ışığı yakmak gibi çeşitli mânaları arasında kötüleri de olan sözler, Mevlevîlikte kullanılmaz, bunların yerine «kapıyı örtmek» yahut «sırlamak», «ocağı ve mumu dinlendirmek», «ışığı uyarmak, uyandırmak» gibi tâbirler kullanılırdı. Ben denmez, «biz», yahut «fakiyr» denirdi. Sen denmez, «siz», yahut “nazarım” denirdi. Bunların çoğunda Mevlevîlerle diğer tarikatler arasında iştirak vardı. Aynı tâbir, bütün tarikat erbabınca kullanılırdı. Bir kısmı ise yalnız Mevlevîlere mahsustu.

asik

Agâh ol. agâh olmak: Kendine gel, kendine gelmek. Bir şeyi anlamak, gerçeğe ermek anlamına geldiği gibi uykudan uyanmak mânasını da ifade ederdi. Uyan, kalk yerine birisi uyandırılırken el uciyle hafifçe yastığına vurularak yine yavaşça «agâh ol erenler» denirdi.

Allah derdini arttırsın: Bir nev-niyazın aşk ve cezbeye ait bir tezahürü görülürse şeyh veya dedeler, ona bu cümleyle duâ ederlerdi. Dert, aşk ve ihlâs, teslim ve vefa, neş’e ve iştiyak mânalarına kullanılırdı.

Aşk olsun : Birisinin yanına gelen şahıs, oturup niyaz edince, yâ ni onunla görüşüp yerine oturarak yeri öpünce ev veya hücre sahibi, o zata «aşkolsun» derdi ki bu söz, «hoş geldin» makamındaydı. Bu söze muhatab olan, söyleyenin makamına ve kemâline göre ya elini göğsüne koyup baş keserek «eyvallah» der, yahut yine eğilip yeri öperdi.

Su veya bir şey içene de «afiyet olsun» yerine «aşkolsun» denirdi. Bütün tarikatlerde müşterek olan bu tâbir, bazanda, karşılıklı ve tamamlayıcı tâbirlerle uzatılmıştı. «Aşkolsun» sözüne muhatab olan, «aşkın cemâl olsun» derdi. Bu söz üzerine «aşkolsun» diyen, «cemâlin nur olsun» der ve «nûrün alâ nûr olsun» cevabını alırdı.

Aşk-u niyaz, aşketmek: Selâm anlamınadır. Şeyh veya dede yahut da birisi, ihvandan birini sorarsa bu soruya karşılık «selâmı var» yerine soranın derecesine göre «aşk-u niyaz ederler, kademlerinize aşk-u niyaz ederler», yahut «aşkederler» derdi. Şeyhe veya dedelerden, yahut da İhvandan birine selâm gönderilirken «kademlerine aşk-u niyaz ederim», yahut sadece «aşk-u niyaz ederim» veya «aşkederim» denirdi.

Aşk vermek, aşk almak: Aşkolsun demeğe, yâni gelene hoş geldin yerine bu sözü söylemiye «aşk vermek», bu söze muhatab oluşa «aşk almak» denirdi.

Ateş-bâz : Mevlânâ’nın aşçısı olduğu rivayet edilen bu zatın adı, matbah ve aşçıbaşı yerine de kullanılırdı.

Avam : Sûfiler, hakikat ehli olmıyanlara zahir, zahit, avam gibi adlar vermişlerdi. Zahir, bilhassa Bektâşîler tarafından kullanılırdı. Zahit, hatta Yezîd ve yabancı sözleri, Alevîlere ait terimlerdi. Diğer tarikatlere « sûfî tarikatleri» diyen Mevlevîlerse tarikat ehli olmıyanlara «avam» derlerdi. Mevlevîlere mahsus olan bu terim, Mevlânâ’nın ve Sultan Veled’in eserlerinde de aynı mânada geçer.

Çerağ: Çırak tarzında kullanılan bu kelime, ışık, mum ve kandil anlamlarına gelirdi ve bütün tarikatlerde müşterekti.

Dede: Çile çıkarmış ve hücre sahibi olmuş derviş. Hurûfîlerde, Halvetîlerin bir kısmında ve bilhassa Gülşenilerde bulunan bu tâbir, daha ziyade Mevleviler tarafından kullanılmış ve âdeta onlara mahsus bir tâbir haline gelmişti.

Derviş : Bütün müntesiblere ve bilhassa çilekeşlere denirdi. Tarikat mensubu anlamına gelen bu tâbir, umumî ve müşterekti.

Dinlenmek, dinlendirmek : Işığın sönmesi, söndürülmesi.

Erenler, erenlerim : Şeyhlere ve dedelere söylenirdi.

Eyvallah : «iyi vallahi»den, yahut «İy vallahi»den bozmadır. Bu söz, çağırılan kişi tarafından, efendim mukabili kullanıldığı gibi «aşkolsun» sözüne karşılık teşekkür mânasını da ifade ederdi. Bir soruyu tasdik yollu kullanıldığı da vardı. «Allah eyvallah» tarzında kullanılırsa yemin makamına geçerdi.

Fahir: Mevlevi sikkesi. Mevlevîlerle Bektâşîler arasında müşterekti. Bektâşîler de Bektaşî tacına fahir derlerdi.

Fakiyr : Yok, yoksul anlamına gelen bu kelime, bütün tarikatlerde müşterekti ve ben yerine kullanılırdı.

Ganisiyim: Müşterek bir terimdi. Bir şey istenmeyip reddedildiği zaman söylenirdi. Bir şeyin çok olduğu da «ganî» kelimesiyle ifade edilirdi.

Göçmek, göçünmek: Ölmek.

Gönül etmek : Bir işin olması veya olmaması için kalben duada bulunmak, olmasını veya olmamasını istemek himmet etmek, birisinin işi için mânevi himmette bulunmak.

Görüşmek : İhvandan iki kişinin, birbirlerinin sağ ellerini, sağ elleriyle, yahut iki elle kavrayıp ağızlarına kaldırarak ve biraz eğilerek aynı zamanda ellerinin üstünü öpmelerine dendiği gibi Mevlevi sâliki, eline aldığı her şeyi, meselâ su içeceği vakit bardağı, eline aldığı kahve fincanını, yatacağı vakit ve kalktığı zaman yastığını, üstüne çekerken ve üstünden atarken yorganını, giyer ve çıkarırken, hırkasının ve çamaşırını yakasını, sikkesinin kenarını… öperdi ki bu öpüşe de görüşmek denirdi. Bu suretle küllî ruhun her şeye sâri olduğu, daha doğrusu her varlık, tek ve mutlak varlığın tezahürü bulunduğu anlatılmış olurdu. Mevlevilere ait bir terimdi.

Hakta: «Yok» sözü yerine kullanılırdı. Meselâ para yok yerine «mangır hakta» denirdi. Umumî ve müşterek terimdi.

Hak   vere : Aynı mânada kullanılırdı. «Yok» sözü, hoş görülmez ve söylenmezdi. Bunun yerine bir şeyin bittiğini, tükendiğini anlatmak için «Hak vere oldu» denirdi. Müşterekti.

Hak erenler: Allah ve erenler anlamını ifade ettiği gibi gerçek erenler, yahut Hak olan erenler mânalarını da tazammun ederdi. Erenler hakkında söylenen müşterek terimdi.

Hâmûşân : Susanlar anlamına gelen bu terim, Mevlevîlere aitti, mezarlık ve ölüler yerine kullanılırdı.

Hâmûş-hâne: Bu da aynı mânayı ifade ederdi, Mevlevîlere aitti.

Hora geçirmek: Yemek anlamına gelen farsça «horden» kelimesinden yapılmaydı. Bir şey yemek anlamını ifade ederdi. Tarikatlerde müşterek bir terimdi. Halk dilinde de vardır.

Hora geçmek: Makbule geçmek mânasına gelen müşterek ve hattâ halk dilinde de mevcut bir tâbirdi.

İhvan : Bütün Mevleviler birbirlerine «ihvan-kardeşler» derlerdi. Umumî olmakla beraber daha ziyade Mevleviler tarafından kullanılırdı.

Kanını içine akıtmak: Cezbe ve neş’e halinde o hali izhar etmemek. Mevlevîlere ait bir terimdi. Coşkunluk gösterene «Kanını içine akıt» derlerdi.

Köçek : Nev niyaza ve bilhassa yeni semâ’ çıkaran genç muhibbe «köçek» ve «Mevlânâ köçeği» denirdi. Ayrıca herhangi bir dedenin, yahut şeyhin hücre veya daire hizmetine bakan ve onun terbiyesi altında bulunan dervişe de «filânın köçeği» derlerdi.

Mangır: Para. Bu da müşterekti.

Mihman : Farsça konuk anlamına gelen bu kelime, aynı mânada kullanılırdı. Müşterek ve umumi bir tâbirdi.

Nazarım : Sen yerine kullanılırdı. Mevlevîlikte nazarın, yâni bakışın büyük bir ehemmiyeti vardı. Hamzaviler gibi Mevleviler de mürşidin bakışının, insanı cezbeye ulaştıracağına inanırlardı. Devr-i Veledî’de karşılaşanlar birbirlerinin yüzlerine ve kaşlarının aralarına bakarlardı. Aynı zamanda karşımdaki, benimnazarım olur, ben de ona nazar kesilirsem birleşmiş oluruz ki bu takdirde kelime, birliği de anlatır. Umumî olmakla beraber daha ziyade Mevleviler ve Bektâşîler tarafından kullanılırdı.

Nev-niyaz: Tarikate yeni girmiş ve bilhassa genç muhib ve semâ’zene denirdi. Mevlevîlere mahsustu.

Nezir-i Mevlânâ: Mevlânâ nezri, dokuz ve dokuzla kabil-i taksim olan sayılardır. Dokuzun iki misli olan onsekiz sayısı tam nezir sayılır ve onsekiz sayısı, nezr-i Mevlânâ’yı ifade ederdi. Tekkeye giden, derğâhtan çıkarken, dedesiyle görüşür ve bu sırada sır olarak, yâni gizlice avucuna, yahut niyaz ederken postunun altına, kudretine göre onsekiz kuruş, yahut onsekiz yirmibeşlik, yarım lira… koyardı. Kudreti yoksa yeşil bir yaprak, nezir yerine geçerdi.

Onsekiz sayısının Mevlevîlerce kudsiyeti nerden gelmektedir? Huseyn Fahreddin Dede, mecmuasın da nezr-i Mevlevi’yi şöyle izah etmiştir:

«Nezr-i Mevlevi onsekiz olmak, Hazret-i Mevlânâ azzamallâhû zikrehû ve kuddise sırrahul a’lâ’ya yevmiyye onsekiz defa vürud eden tecelli-i zâta mebnidir. Her biri bin derece itibariyle müşahedatı onsekiz bin âlemi cami’ olduğu gibi Hayy ism-i şerifine dahi mutabıktır. Kezalik nezr-i Şems altı olmak, altışar bin itibariyle üç mevalid de cem’i adette envâını nezr-i Mevlevi câmi’dir.»

Bu izahattan anlaşılıyor ki Mevlevîlerde bir de «nezr-i Şems» vardır ve bu nezrin sayısı altıdır.

Sûfîlerce mutlak varlık olan Allah, zatî iktizası olan hakıykat-i Muhammediyye’ye tenezzül etmiş ve bundan da kâinat zuhur eylemiştir. Yaratıcı kudretin aktif kabiliyeti olan «akl-i küll» le pasif kabiliyeti olan «nefs-i küll», dokuz göğü meydana getirmiş, bunların hareketi, dört unsuru izhar eylemiştir. Dokuz gökle dört unsurdan cemat, nebat ve hayvan vücut bulmuştur. Böylece kâinat, kısa ve toplu bir bakımla onsekiz varlıktan meydana gelmektedir. Mübalâğa ve tafsil bakımından bu onsekiz âlemin her biri, Araplarca son sayı olan binle ifade edilmiş ve «onsekiz bin âlem» sözü meydana çıkmıştır.

Aynı zamanda Mevlânâ, Mesnevi’nin ilk onsekiz beytini bizzat yazmıştır. Mevlevîlerce bu onsekiz beyit, Kur’ânın Fâtiha’sı gibi bütün Mesnevi’nin özüdür. Allah adlarından «Hayy-daimî diri» adı da ebced hesabında onsekizdir. Bizce bu dokuz ve bilhassa onsekiz sayısında daha ziyade bu inancın ve Mesnevinin ilk onsekiz beytinin tesiri vardır.

Nezr-i Mevlânâ, edebiyata da girmiş ve tarih düşürülürken bu sayı, tarih mısraına eklenerek veya mısradan çıkarılarak tam sayının bulunması yoluna gidilmişti. Bu terim de Mevlevîlere mahsustur.

Niyaz: Baş kesmek de denir. Mukabeleyi anlatırken niyazdan bahsetmiştik. Mukabeleden başka zamanlarda bir Mevlevi, diğer bir Mevlevi ile ayakta buluşunca her ikisi de şu suretle birbirlerine niyaz ederlerdi: Niyâz eden, şehadet parmağını, diğer parmaklara nispetle düz olarak tutup sağ elini dudağına götürür ve şehadet parmağını sükût işareti yapar gibi dudaklarının üstüne biraz mail olarak koyup hafifçe öper ve derhal yine parmaklar biraz açık olarak elini kalbinin üstüne koyup başını eğerdi. Karşıdaki de aynı tarzda sağ eliyle aynı hareketi yapar ve baş keserek niyaz etmiş olurdu. Bu, parmağı ağza götürmek, sırrı fâşetmemeğe ve sükûta, baş kesmek de insanı takdise alâmetti.

Dergâha, şeyhe, dedeye ve canlara verilen hediyeye de niyaz denirdi. Bu bakımdan niyaz, aynı zamanda nezir müradifiydi. Umumî bir terimdi.

Rızâ: Allah razılığım ve yol uğruna çekilen zahmet ve mihnetlere razı olmayı bildiren bir terimdi. Müşterek olmakla beraber Mevleviler, bu tâbiri daha fazla kullanırlardı. «Rızâ» kelimesi, ebced hesabında 1001 sayısını ifade ettiğinden ve Mevlevi çilesi, binbir gün hizmetle olduğundan bu kelime, Mevlevi edebiyatına da girmişti.

Safa-nazar : Temiz bakış anlamına gelen bu söz, mürşidin sâlike nazarı ve sâlikin herkese ve herşeye birlik gözüyle bakışı hakkında kullanılırdı. Sâlik, hiç bir şeye kem nazarla, yâni kötülükle ve Allahdan ayrı bir görüşle bakmıyacaktı. Bu suretle yol eri, daimî bir huzur ve mücahede içinde bulunurdu ki bunun sonucu, vahdetin tahakkukuydu. Nazar tâbiri, Melâmî-Hamzavîlerde de aynı anlama gelirdi. Ancak safa-nazar terimi, Mevlevîlere aitti.

Sırrolmak: Gizlenmek, kaybolmak, sönmek, ölmek. Müşterekti.

Sırlamak : Gizlemek, kapıyı, pencereyi, yahut bir şeyi kapatmak, mumu, lâmbayı, kandili, elektriği söndürmek, ölüyü gömmek. Müşterekti.

Sırlanmak: Gizlenmek, kapanmak, söndürülmek, gömülmek. Umumî ve müşterekti.

Uyanmak, uyandırmak, uyarmak: Mumun, kandilin, ocağın ve sairenin yanması, yakılması, yakmak. Birisinin gerçek sırrına ermesi, erdirilmesi. Umumî ve müşterek bir terimdi.

TığIamak : Kurban kesmek. Bu da umumî ve müşterekti.

Tığlanmak: Kesilmek. Kurban hakkında kullanılırdı ve müşterek bir terimdi.

Vahdet: Uyku.

Yürümek: Ölmek.

Read Full Post »

Ey sevgi çemberinin mahremleri,
Sakın bu dünya, göze görünür ve görünmez her şeyiyle doğacak bir çocuğu kandırmak için, bütün insanların birlik olup uydurduğu müthiş bir yalan olmasın? Ve sakın o çocuk ben olmayayım!

Yalan Dünya

İşsiz kalırsanız bir iş bir vazife ararsınız. Uzaklarda bulunan bir dostunuz varsa adresini sorar ve kendisini bulup görmeye çalışırsınız ama gerçek dostunu kaybeden insan (ki bütün eğlenceler dostunu kaybeden insanın boşluğunu doldurmak için icad olunmuştur) Allah’ı kaybeden can, hatta hiç görmediği halde, neden arayıp görmek arzusunu iştiyakını duymaz?


Duymaz mısınız,
Pirim Efendim Mısrî hazretleri asırlar öncesinden feryad ediyor:
İşit Niyazi’nin sözün: bir nesne örtmez Hak yüzün
Haktan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş

“…Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” [Hadid, 4] Siz neredesiniz?

Evet görmek yok, lakin görür gibi olmak var? Mümkün mü diyen canlar birazcık sayfa çevirip “ihsan nedir?” sualine bir cevap arayadursunlar huuu
Feryad-ı gam aşığa sermayeyi candır amma
Aşk ehline bütün dünya feryad ü figandır
Derd ehline derman yine derdindedir amma
Bi derd olanın bu alemde hali yamandır
Medet ya tabibel kulub…

Ey can! Sine-i sûzan, aşk-ı Rahman, muhabbet-i Yezdan, âyine-i devran sendedir. Aşk ile yan ki nur olasın.

Vakitler aşk ile dola da Cuma ve akibet hayrola,

Kainatın kalbinden, Beyt-i Atik civarından aşk u niyaz ederiz
Ne olur dua buyrun efendim, huu


MÜHİM NOT:
Güzellik onların töresinde var ve Onsekiz Mevlevilerde uğurlu bir rakamdır. Mevlevilerin kendileri de uğurludur. Günümüzün toplumunda kendilerini yanlışlıkla Mevlevi sayanların da bir gün uğur ve feyz sahibi olacakları umulur. Bu düşünceden hareketli Habibi Kibriya Efendimiz’in, Cuma Evrâd-ı Şerifi’nden derlediğimiz 18 ismi ile süslediğimiz “KUTLU DOĞUM 1430” isimli sunumuza buradan ulaşabilirsiniz. Bu gayretimizin kemâle ermesine vesile görüş ve önerilerinize muntazırız.

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: