Mevlevî

If you must blink, do it now. Pay careful attention to everything you see and hear, no matter how unusual it may seem. And please be warned, if you fidget, if you look away, if you forget any part of what I tell you, even for an instant, then our hero will surely perish. Kırpmak zorundaysanız gözünüzü, bunu hemen yapın. Ne kadar sıra dışı görünürse görünsün birazdan duyacaklarınız. Mühimseyin yine de her şeyi. N’olur verin dikkatinizi. Huzursuzlanır da bakınıp durursanız etrafınıza… Bir anlığına dahi olsa söylediklerimin birazını bile unutursanız… işte o zaman ölür kesinkes kahramanımız (adem-i mana)

mevlevi

Biz sırr-ı aşkı neyle duyan Mevlevîleriz
Jeng-i sivâyı meyle yuyan Mevlevîleriz

Şimdi bir adam gördün ki, kendi eliyle yaptığı bir puta tapmakla o putu kendine ilâh edinmiştir. Bir de iman sâhibi birisini düşünelim. Bu imân sâhibi de gayba inanması dolayısıyla görmesi ve bilmesi muhâl olan Cenâb-ı Allah’a, hâzırmış gibi inanmaktadır. Puta tapanı gördüğünde ise muhakkak ki onu küfür ile itham edecektir. Her surette vecih gösteren Cenâb-ı Hakk olduğuna göre, puta tapanın ibâdeti de aslında Hakk’a râcidir. Ancak putu ilâh edinenin günah, Cenab-ı Hakk’ı tahtadan bir put şeklinde tahdit etmesinden, sınırlandırmasından, el-muhit esmasına muhalif davranmasından dolayıdır. İman sahibi de bu adamı küfür ile itham etmişti. Çok dikkat edelim! Bu imân sahibi de Cenab-ı Hakk’ı tahdit etmektedir. Zirâ onun imânındaki ilâh da yerleri ve gökleri ihâta etmesine rağmen, o putu ihâta edememektedir.

Mutlak iman sahibi ehlullah ise eşyâyı değil, eşyanın hakikatini müşâhede ettiğinden ve eşyânın hakikati de sırrullah olduğundan, hangi yöne dönerse dönsün Cenab-ı Allah’dan gayrısını göremez ki, onu ister put, isterse başka bir isimle adlandırabilsin.

Feeynemâ tuvellû fesemme vechullâh [2:115]

Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah’a çıkar, orada Allah’a dönmüş olursunuz. Bunun için siz, zâhir ve bâtından hangi cihete teveccüh ederseniz, işte cemi-i sıfatıyla  mütecelli olan Zatullah oradadır. 
 
Vâkıf-ı sırr-ı muazzamdır gürûh-u Mevlevî
Semme vechu’llâh’a mahremdir gürûh-u Mevlevî
[tuvellü-mevlevi] her baktığında, her döndüğünde, her gördüğünde ancak vech-i Hakk’a şahitlik edendir…
Zevk-i ruhânîyle dâim eyleyip cünbüşlerin
‘Ayn-ı cennet içre âdemdir gürûh-ı Mevlevî
Dünya haliyle son sözü “En yüce Dost’a” olan hakikatimizin , Hz. Mevlanâ sûretindeki Şeb-i Arûs’u (Dost’a kavuşma gecesi) mübarek olsun, o manadan bizlere de bir nûr dönsün. 
Ey âlemlerin Rabbi, bizi kendimize atfettiğimiz her türlü varlık vehminden, ben-ten hayalinden kurtararak, kendi sırrımızdaki hakikat-ı Muhammediye’ye selâmetle döndür.
Yâ Hakk, kendi hakikatini, bu abdinden seyreyle ki sana dönen bende senden gayrı birşey kalmasın!

Her görünen Dost yüzü
O’ndan ayırmam gözü
Gitmez dilimden sözü
Çağırım: Dost, Dost…

Mevlevi nakşı

Azizim, Mevlevi ve Rıfai tarikatındaki adetlerin Nakşilerde olmamasının sebebi nedir?

Tarik-i Nakşibendiyye’de, öteden beri zikir hâfi, gürültüsüz, kalbî yapılır. Onların zikirleri cehrî yâni sesle olmayıp derûnîdir. Maksadın kalp zikri olduğunu söyleyerek ağızları ile değil içten zikrederler. Cehren zikretmekten maksat yine kalp zikrine varmaktır. İşte onun için de maksat kalbi temizlemek olduğundan zikrimiz de hafidir, kalbidir, derler. Halbuki diğer tarîkatlere mensup olanlar, zikirlerini nefislerine de duyurmak isterler ve onu zikre alıştırdıktan sonra tedricen kalbe giderler.

Sünnet-i seniyyede var mıdır yeri?
Tekkelere kudümlerin, halîlelerin kabulü esâsı, Resûlullah Efendimiz’in Medine’yi teşrif buyurdukları vakit Medine ahâlisinin, sevinçlerinden sütuhlara çıkarak, ellerine ne geçtiyse, sahan kapağı mı olur, teneke mi, def mi ne buldularsa bunlar ile sevinçlerini izhar etmelerinden alınmıştır.

Semâ ve musiki?
Semâhane denilen yer, nefis ile muharebe hâlinde olunduğundan, sanki bir muharebe meydanıdır. Nitekim Resûlullah, cihattan avdet buyurdukları vakit: Biz küçük cihaddan büyük cihâda avdet ettik, buyururlardı. Sancaklar, teberler, topuzlar ve bir arada ilâhîler, naatlar, tevşihler okuyan zâkirlerin, birer asker sayılan dervişleri nefis muharebesine teşvik edip o heyecanı uyandırmaları, hep insanın yüksek duygulara doğru yol alması içindir ve bütün bu ilâhî nağmeler, sesler, sözler bakınız bunlar ile ne diyoruz? Allah diyoruz. Davulla dümbelekle hep onu söylüyoruz, demektir.

Yoksa, kudüm ve halîle vurmak, ilâhî ve naat okumak tarîkatin şartı değildir. Tarikattan maksat, nefsin ıslâhıdır. Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı zikretmesin. Niçin davulun, defin Allah demesini hoş görmeyelim? Kulağın varsa ne ses çıkardığını işit!

Bir gün Hazret-i Ali(kv) Efendimiz yolda giderken bir kilise çanını dinlemek üzere durmuş ve zevkle dinlemeye başlamıştı. Kendileriyle beraber bulunanlar: Yâ Ali, bu kilise çanıdır, neden dinliyorsunuz? dediler. Hazret-i Ali cevaben: Evet kilise çanıdır, fakat Hak! diye bağırıyor, onu dinliyorum, buyurdu.

Yine bir defasında Hz. Pir Mevlânâ’nın “Mûsikî (rebab sesi) cennet kapılarının sesidir” dediği, orada bulunan ve mûsikîyi inkâr edenlerden birisinin; “Biz de o sesi işitiriz fakat neden o sesten sizde hâsıl olan duygu bizde hâsıl olmaz” demesi üzerine Mevlânâ, “Bizim işittiğimiz kapıların açılmasının sesi, sizin işittiğiniz ise kapıların kapanmasının sesi olduğu için aynı duyguları elde edemiyoruz” cevâbını vermektedir..

Ney kuru, değnekler kuru, kudüm üstüne gerilmiş deri kuru o halde bu ALLAH sedası nereden geliyor? [Hz. Pir Mevlana]

Her ne ki seni Allah’tan gafil etmezse ve Allah’ın aşkını sende ziyâde ederse, onu can kulağı ile dinle. Her ne ki seni Allah’tan gafil ederse, ondan kaç! Allah’a olan aşkını ziyâdelendiren ve Allah’a gittikçe seni yaklaştırandan niçin korkarsın?

Aman karışmayın

Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Kübreviyye, Çeştiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye, Desûkiyye, Halvetiyye, Müceddidiyye, Mazhariyye, Rifâiyye, Hâlidiyye tarikatlarından hilâfet-i tâmme ile icâzeti olan büyük hadis alimi Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi(K.S.) Efendinin ibret verici bir kıssa:

Kerâmetleri zâhir olan, Gümüşhânevî hazretleri, ihvânına nasihatlerinde her zaman şunu tekrar ederlermiş:“Kimsenin sakalına, bıyığına, tarikine, sigarasına karışmayın.”

Müridlerinden iki kişi bir gün yakınlarındaki bir mevlevi tekkesinde ayin seyretmeye karar verirler. Akıllarına Gümüşhanevii hezretlerinin tenbihi gelir ama, nasıl olsa biz kimsenin işine karışmayız, diyerek giderler. Bir ara birisinin gözüne mevlevi şeyhinin gür bıyıkları takılır, gittikçe zıddına gitmeye başlar ve nihayet dayanamaz arkadaşının kulağına eğilerek hafif bir sesle “Bu adam kızılbaş mıdır nedir?” der. O anda mevlevî şeyhi sunlara gözlerini öyle bir diker ki az daha sıkıntıdan göğüsleri patlayacak olur. Derhal kendilerini dışarı atar dergahın yolunu tutarlar.

Karşılarına çıkan Gümüşhanevi hazretleri:
“Adam öyle bir gözlerini dikti ki… diker ya… Ben size demedim mi ki kimsenin âyinine, bıyığına karışmayın diye tekdîr eder ve ruhî inkıbazı da onlardan giderek merhamet buyururlar.