Büyüklere masallar II

Masallar… ah şu masallar! Kahramanlarımızı masallardan seçeriz; hep kendileri gibi olmayı istediğimiz kahramanları. Düşmanlarımızı da hakeza! Kızdığımız, nefret ettiğimiz düşman tipini önce masallarda buluruz, sonra onları hayatın içerisinde ararız. Düşmanlarımız gibi olmak istemeyiz asla; ya kaçarız kendilerinden, ya savaşmayı seçeriz.

karga_tilki

Ya şu La Fontain masalları?!

Hadi önce masalın aslını bir dinleyelim:

İçinizde kargayı bilmeyeniniz yoktur hani…  Kuşkusuz hepiniz görmüşsünüzdür. Sivri gagalı, kapkara bir kuştur karga. Tüyleri çok parlaktır, ürkek bir kuştur. Çıt diye bir ses duysa pır diye uçuverir hemen. Kargaların büyük bir kusuru vardır: hırsızlık yapmaya bayılırlar. Yeni ekilmiş tarlalardaki tohumları yerler. Çiftçileri büyük zararlara uğratırlar. Çiftçiler insan var sanıp ta korksunlar, ekinleri yemesinler diye korkuluk dikerler tarlalarına. Ama bazı kargalar korkuluktan korkmazlar, dahası onların üstüne bile konarlar. O zaman çocuklar taş atarak kaçırmaya çalışır onları. Sık sık hırsızlık yaptıkları için adları hırsız kargaya çıkmıştır.

İşte böyle hırsız bir karga varmış. Bu hırsız karga bir gün nerden çaldıysa biri parça peynir çalmış. Çaldığı peynir parçasını gagasının arasına sıkıştırmış, uçarak gelmiş, bir ağaç dalının üstüne konmuş. Peyniri yemeye hazırlanmış. Tam o sırada açlıktan karnı zil çalan bir tilki dolanıyormuş orda. Peynirin kokusunu alınca ağzı sulanmış, iştahla dudaklarını şapırdatmış, karganın tünediği dalın altına gelmiş, demiş ki: “Günaydın karga kardeş, bugün ne kadar güzelsiniz. Tüyleriniz ne kadar parlak öyle. Eğer sesiniz de tüyleriniz kadar güzelse kimse boy ölçüşemez sizinle.” Hırsız karga bu sözlere öyle sevinmiş öyle sevinmiş ki sevincinden uçacakmış nerdeyse.

Tilki karganın sevindiğini görünce devam etmiş: “Lütfen bir şarkı söyler misiniz bana? Sesiniz de kendiniz kadar güzelse bu ormana kral olursunuz siz” Karga tünediği yerde dimdik durmuş. Sesinin güzelliğini göstermek üzere şarkı söylemeye hazırlanmış: “Gaagg!” diye koskocaman açmış gagasını. Gak der demez de gagasındaki peyniri yere düşürüvermiş. Kurnaz tilki bunu bekliyormuş zaten. Hemen peynirin üstüne atılmış göz açıp kapayana dek yutuvermiş peyniri. Sonrada aptal aptal kendisine bakmakta olan kargaya dönmüş: “Sana verdiğim bu dersi hiç unutma. Sen sen ol bir daha her yüze güleni, güzel sözler söyleyeni dost sanma. Dalkavuklar aptallara güzel sözler söyler böylece onların sırtından geçinirler. Verdiğim bu derse karşılık yitirdiğin peyniri çok görme bana. Bu derse değer doğrusu.” demiş…

Âgah olun da kendinizi altından koruyun erenlerim; zehiri hiçbir zaman teneke kadeh içinde sunmazlar.  Biz masalı gene bir duaya bağlayalım evvel:  Allah bizlere makyajla saklanan sahte yüzleri, kamufle edilerek süslü kaplarda sunulan zehir içecekleri ayırt etme feraseti,  yeteneği, kabiliyeti versin, idrakimizi güçlendirsin.

Gelelim masalın bir başka okumasına… Zavallı kargalar, sadece çirkin değil, aynı zamanda aptaldırlar da. Tilkiler ise kurnaz, sinsi, uyanık ve çıkarcı.

Hadi bir şarkı söyle dostum!

Karga gaklar gaklamaz peyniri düşürür. Şarkı söylemenin bedeli, peyniri kaptırmaktır! Aldatılmak, kandırılmak. O halde şarkı söylemeyin, yoksa yiyeceğinizden olursunuz.

Oysa yazar şöyle bir ders vermeyi de deneyebilirdi: şarkımı söyledim ya keyfimce, peynirimden olduysam ne gam! Peynirini kaptırmaktan korkup şarkı söylemekten kaçınmak yerine şarkı söylemeyi yeğleyin; varsın olsun, bu arada peyniriniz elinizden alınsın, n’olur!?

La Fontain’e böyle dersler vermek yakışmazdı; bu nedenle o, saf çocuklara akıllı olmayı öğütledi: -Sakın açmayın ağzınızı; yoksa peynirinizden olursunuz!

Bizler de çokluk tilkiler karşısında açmadık ağzımızı; böylelikle titizlikle korumayı başardık peynirlerimizi. Peyniri kaptırmamayı, şarkı söylememeye yeğledik hayatımız boyunca. Bilemedik ki o bed sesimizle şarkı söylemeyi göze almadıkça/alamadıkça, peynire sahip olmanın bir anlamı kalmayacaktı hayatımızda. Aldatılmamak için, ne çağırdık, ne çığırdık, sadece sessiz sessiz peynir temin etmekle uğraştık; bütün vaktimizi temin ettiğimiz o peynirleri korumakla geçirdik.

Şahsen, şarkı söylediği için ölenlere değil, şarkı bile söyleyemeden ölenlere acırım; O halde ne çekiniyorsun dostum, hadi bir şarkı da sen söyle!

Buraya da bekleriz:  Büyüklere Masallar I

Reklamlar

Küçük şeylere dair

Küçük şeylerle uğraşana,
Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onu görür ve kim zerre kadar bir kötülük yapmışsa, o da onu görür.
[Zilzâl:7-8]  

… ve mavi tükendi. Renklerin en neşelisi ve en çocukçasını yitirdik. Göz ve gönül aydınlığımız; içimize ümit, özgürlük ve sonsuzluk duygusu getiren renk uçup gitti… Karardık. 

Cür’etimizi mazur görürseniz, gönül hânemizi süsleyen hatıralarla çalmak isteriz kapınızı…

Bir masalın sayfalarını aralayarak başlayalım söze… “Kırmızı başlıklı kız” Bilmem kaç asırdır çocukların rüyalarını süsler durur ama ilk duyduğumuz andan beri bir başkadır bizde yeri. Mavisini yitirmiş yaşayanlar için masalı bir daha hatırlatalım isterseniz:

Her dinleyişimizde orijinal sonunu beğenmeyip alternatif senaryolarla neler geldi başına bir bilseniz…  (Belki de pek bir safdîl oluşumuzdandır) Sen ey yırtıcı mahluk, korkunç kurt! Şunu bil ki bütün masal kitaplarında kocaman ve korkunç resmedilen büyükanne yatağındaki halin bile şirin gelir bize ve hayal dünyamızda asıl büyüttüğümüz lay-lay-lom modunda iyilik taşıyan kırmızı başlıklının ta kendisidir. Yatağın önünde bir de sarılma sahnesi vardır ki muhayyilemizde sormayın gitsin, tam da pes yani dedirtecek cinsten; içindeki kocaman sevgisini dışına akıtıp kurdu kucakladığında, böylesi bir muhabbet karşısında yola gelen “katil kurt” gözyaşları içinde “tevbekâr kurda” dönüşüverecektir…

Hiç öyle dudak bükmeyin efendim: “Küçük şey yoktur” diye biliriz… Küçücük bir sevgi koca kurdun fendini neden yenmesinmiş…

Eksik kalmış bir de şarkı var, seksenlerin sonundan olmalı… O eski şarkıdan aklımızda kalan, dilimize dolanan inatçı melodi yok mu: 

Hep küçük şeyler bizi usandıran
Küçük şeyler bizi utandıran

Hep küçük şeyler seni sevdiğim
Küçük şeyler seni üzdüğüm


Küçük şeyler, hepsi de küçücük şeyler
Bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren

Ve sonra bir de kitap var, dünden kalan aynı isimli: “Küçük şey yoktur” Bir güzel aşığın, kemâl sahibi bir şairin gönlünden sızanlar şöyle başlıyordu: “İnsanoğlu, kendince gereken bazı şeyleri yerine getirdikten sonra sadece küçük bir şeyin eksik olduğunu sanmış ve önemsiz saydığı bu şeyin, sonucu etkilemeyeceğini düşünmüştür. Bu önemsiz şey ise her zaman sayısız ve sonu gelmeyen kötülüklere yol açmış; eski bir kötülüğün son küçük parçası gibi görünen şey, yeni bir kötülüğün başlangıcı olmuştur.”

İnsanlık yüzyıllar boyu hep güzel bir dünya kurmanın özlemiyle yaşadı. Bunu gerçekleştirmek için göremediği, düşünemediği tek şey “Küçük Şey” gerçeğiydi. Şimdi “Küçük şey yoktur” gerçeğini daha iyi anlıyoruz, meğer sonuçları değil başlangıçları değiştirmeliymiş, daha bir müslümanca söylersek: “âkibeti planlamaktansa niyyetleri temizlemektir” esâs olan.

Kötü bilinen bir kadını, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su verdiği için cennetle müjdeleyen Kutlu Nebi (sav) ile tanıştığımızda da gördük ki bir ucu cennete varan yol içinde de “küçük şey yoktur”

Küçük şey, bir de ünlü kıraat alimi Muhammed İbni Münkedir hazretlerini ölüm döşeğinde ağlatandır. Gözyaşlarının sebebinden sual edenlere: “Kasten büyük bir günah işlediğimi hatırlamıyorum… Küçük ve önemsiz saydığım bir günah, Hak teâlânın gazabına sebep olduysa diye korktuğum için ağlıyorum” buyurmamış mıydı?.

Öyle ya biz aciz kullar, Cenab-ı rabbül aleminin rızasının ve gazabının hangi işte, hangi sözde olduğunu nerden nasıl bilelim? Hal böyleyken hiç bir sözü, hiç bir iyiliği ve kötülüğü küçük göremeyiz. Cenab-ı Hak, rızasını iyilikler içinde, gazabını da günahlar içinde saklamış, önem verilmeyen bir günah, O’nun gazabına, küçük görülen bir iyilikse rahmetine sebep oluverir.

Bu babdan söyletilenlere bakılırsa “küçük bir şey” eksik kaldı gibi amma son sözlerimiz,o kutlu yolun yolcularından bir aşık-ı sâdık, “Sahhaflar Şeyhi” denmekle ma’rûf, merhûm ve mağfur Hacı Hâfız Muzaffer Ozak Efendiyy’ü-l Cerrâhî (ks) hazretlerinin dilinden olsun da, ulvî mana bu satırları “pek de uzunmuş” deyip yüksünmeden bir daha okuyanın gönlünden, aşka yol bulsun ya huu

Her kim Hakk’ın rızâsını ararsa,
Muktezâsı bil ki onda gizlidir,
Şer’a uygun, akla yakın ne varsa
Hak rızası belki onda gizlidir.

Kul daima Hak emrini tutmalı,
Emr-i ma’rûf nehy-i münker etmeli,
İhlâs ile doğru yola gitmeli,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Zâhir-bâtın mü’min temiz olmalı,
Gusül edip abdestini almalı,
Fevt etmeden namazını kılmalı,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Gel ey kardeş! Cemaate devam et,
Hak Resûl’e salât ile selâm et,
Doğru konuş, hep hayırlı kelâm et,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Oruç ile terbiye et nefsini,
Terk et gayrı heva vü hevesini,
Tevhid ile süsle her nefesini,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Muktedirsen haccı ihmâl eyleme,
Zekât da ver borcu imhâl eyleme,
Kul hakkını zinhâr ihlâl eyleme,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Anan baban sağ iseler ni’met bil,
Hizmet edip, ikrâmı ganimet bil,
Dua ederlerse câna minnet bil,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Akrabanı ziyaret et sevindir,
Ağlayanın gözyaşını sil, dindir,
Açı doyur, yoksulları giyindir,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Çalış, kazan; tembel tembel oturma,
Ele umut bağlayarak boş durma,
Tutumlu ol, kazancını savurma,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Haramdan kaç, helâldense hiç şaşma,
Helâl varken haram peşinde koşma,
Kendini bil, başkasıyla uğraşma,
Hak rızası belki onda gizlidir.

İşçi isen işini sev, zor görme,
İşverensen işçini sev, hor görme,
İşyerinde haksızlığa yer verme,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Esnaf isen terazini oynatma,
Vezni noksan, ezik-çürük mal satma,
Hîle ile halkı sakın aldatma,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Memur isen adaletten ayrılma,
Zulmederek îmanından sıyrılma,
Rüşvet ile Hak yolundan eğrilme,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Evli isen iyâlini hoşça tut,
Evlâdına Kur’ân ve ilim okut,
Dîni öğret; hem müjdele, hem korkut;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Büyüğünü ta’zîm eyle hürmet et,
Küçüğünü taltîf eyle himmet et,
Akranını tekrîm eyle hizmet et;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Sâlih refik edin hemen kendine,
Kötülerin kapılma hiç fendine,
İtibâr et refîkinin pendine;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Her misafir Hak’tan bir hediyyedir,
İkrâm etmek sünnet-i seniyyedir,
Kendin yeme, misafirine yedir;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Mahlûkâta ibret ile nazar et,
Hayvanlara zulmetmekten hazer et,
Yemini ver, suyunu da hazır et,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Şeytan senin düşmanındır, dost sanma,
İsti’aze etmeden onu anma,
Dost’a sığın, düşmanına aldanma;
Hak rızası belki onda gizlidir.

İşlediğin günahları unutma,
Ham hayalle kendini hiç avutma,
Günahkârla tövbekârı bir tutma;
Hak rızası belki onda gizlidir.

İstiğfâr et günâhına nâdim ol,
Şimden gerû Hak emrine hâdim ol,
Hakk’a rücû eyle gayrı âdem ol;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Zulmü reddet, zâlimlere yâr olma,
Bu dünyada hiç kimseye bâr olma,
Gül ol koklan, can inciten hâr olma;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Vatan için canını ver hiç korkma,
Al bayrağı kanını ver bırakma,
Anayurda kahbe düşmanı sokma;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Varlıkta da darlıkta da şükreyle,
Kaza, belâ nerden gelir fikreyle,
Gece-gündüz Yaradan’ı zikreyle,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Tevakkî et kibir, hased, riyâdan,
Baykuş gibi korkup kaçma ziyâdan,
Tevfîk dile Cenâb-ı Kibriyâ’dan;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Emanete sakın hıyanet etme,
Ahdi bozup terk-i diyânet etme,
Şehadette cürmü sıyânet etme;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Kötü sözden koru-kolla dilini,
Kötü işe âlet etme elini,
Kötülere uyup şaşma yolunu,
Hak rızası belki onda gizlidir.

Dedikodu mahveder bir milleti,
Fitne-fesat, münafıklık illeti,
Revâ görme nefsine bu zilleti;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Hiç kimseyle alay etme, kalp kırma,
Ayıbını bulup yüzüne vurma,
Sen düşersin, kimseye tuzak kurma;
Hak rızası belki onda gizlidir.

Kur’ân olsun her işte hüccetin,
Hak’tan dile her ise hâcetin,
Şer’a uymak olsa da gayet çetin;
Hak rızası belki onda gizlidir.

“Beyne’l-havfı ve’r-recâ”da kıl karar,
Korku ile recâdan gelmez zarar,
Aklı olan kullukta izzet arar;
Hak rızası belki onda gizlidir.

İyi bil ki ölüm sana pek yakın,
Gaflet edip isyana düşme sakın,
“Gel ey kulum!” hitâbı gelir Hakk’ın;
Hak rızası belki onda gizlidir.

AŞKÎ Hakk’a dâvet eder ihvânı,
Hem diler ki olalar duâhânı,
Yüz akıyla verirsek imtihânı;
Hak rızası belki onda gizlidir.