Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Ömer Tuğrul İnançer’

Tarîk-i Gülşenî içre, melâmet neş’esinde bir gül-i rânâ
Vardar Yeniceli Abdullah USÛLÎ أصولى (v. 1538)

Sönmez seher-i haşre kadar şi’r-i kadîm
Bir meş’aledir devr edilir elden ele

usuli_1

Taşrada, o dönemin Selânik vilâyetine bağlı bu küçük kaza merkezinde, bir kültür havzası inşa edecek Anadolu irfanının nerelerden mayalandığına dair mühim ipuçları olsa gerek Aşık Çelebi’nin işâretinde: “Rivâyet ederler ki Prizren’de oğlan doğsa, adından akdem mahlas koyarlar. Yenice’de doğan oğlan, baba diyecek vakit Farisî söyler. Priştine’de oğlan doğsa, dividi belinde doğar.”

İşte bu tasavvufî cereyân ile yetişen Usûlî’nin üslûbu âlem-i tekliften bile âzâde, rindmeşreb bir tavır sergiler, samîmî ve derinliği olan ruhunu, Mısır’da Dede Ömer Rûşenî halifesi İbrahim Gülşenî (v. 1533)  hazretlerinin hizmetinde geçen yıllarından alır. Biz dahi “Vâh kim gitdi Usûlî dermend” dimezden önce Fatihalar ihsân eyleyelim bende-i âl-i âbâ hazretimin aziz ruhaniyetlerine.

Buradan ikram edeceğimiz Mi’râciyesinden beyitlerle feth-i kelâm eyleyelim:

Bir avuç topraktan insân eyledi
Hem hilâfet verdi sultân eyledi

Kendi esrârından âgâh eyledi
Vâsıl-ı makbûl-i dergâh eyledi

Hâk-i nâçîzi tüvânâ eyledi
İlm verdi anı dânâ eyledi

Âfitâb-ı ruhu tâbân eyledi
Âdemin hâkinde pinhân eyledi

Gelelim münâcâtlara… lugatte “fısıldamak” anlamındaki necv kökünden türeyen münâcât “fısıldamak, sözü gizlice söylemek ve bir sırrı paylaşmak” demekse de biz burada.n tarif için aleni fısıldayacağız. Kulun her türlü sanat endişesini bir tarafa bırakarak doğrudan ve samimiyetle Allah’a yönelmesinin bir gereği olarak münâcâtlarda duygulu ve rikkatli bir üslûp ortaya çıkmıştır.

Görelim bu üslûb Usûli’den nice devr ider gönülden gönüle…

usuli_2

MÜNÂCÂT

Yâ ilâh’el-âlemin dil-hasteyem
Bu kuyûd-ı nefs ile pâ-besteyem

Bende-i gam-gînini şâd eylegil
Kayd-ı nefsâniden âzâd eylegil

Nûr-ı Ahmed hürmetiyçün ey Ehad
Habs-i zulmânîde koyma tâ ebed

Ayırıcak bu tenimi cândan
Cânımı ayırmagıl imândan

Çünki bu hâkî tenim hâk edesin
Umaram kim şirkden pâk edesin

Çün bizi hâk iken insan eyledin
Bî-nihâyet bize ihsân eyledin

Çünki ihsânını gördük bu kadar
Eyleme âhir behâyimden beter

Yolumu urdu benim nefs-i leîm
Bu belâdan beni kurtar ey Kerîm

Bir garîbem rehgüzerde kalmışam
Asîyem havf ü hatarda kalmışam

Hâb-ı gafletden beni bîdâr kıl
Rahmetin bâğında berhûr-dâr kıl

Ver bekânı et beni benden fenâ
Rabbenâ fağfirlenâ verhamlenâ

Aç dilimiz rahmetinle ey Gafûr
Tâ olalım biz dahi abden şekûr

Zâhirimi meskenetle hâk kıl
Bâtınımı lîk nûr-ı pâk kıl

Yâ ilâhî eylegil bir feth-i bâb
Gitsin ortadan bu yetmişbin hicâb

Gündüzün zerrin kabasın çâk kıl
Gecenin zülf-i siyâhın hâk kıl

Bu anâsırdan vücûdum eyle pâk
Yele versin kalmasın bir zerre hâk

Hâke sür yüzün hevâ-yı serkeşin
Koy ocağına sevâb u ateşin

Yolum üzre koma yâ Rab hiç pîç
Tâ ki senden gayri görünmeye hîç

Âline evlâdına eshâbına
Cümle-i ezvâcına ahbâbına
 ﷺ
Bin du’a vü bin selâm ü bin senâ
Bin gedâdan olsun anlardan yana

Buraya kadar olan manayı incitmeden, bir mertebeden sözü dizmek icâb iderse: Ey âlemlerin Rabbi olan Allah’ım peşinen itiraf ederim ki gönlü yaralı bir aşığınım, böyle iken dahi arzu ve heves bağıyla, nefsimin türlü kötü huyları ile kımıldayamaz olmuş, esir düşmüşüm. Bağlandığı bu dertlerden kederli esirini nefsani bağlarından, ağırlıklarından âzâd eyleyip sevindiriver.

Beden, ruhun bağıdır. Ruh, bedenden kurtulmak, o bağı çözmek ister. Fakat biz, kafeste yaşamaya alıştığımız için ölümden korkuyoruz. İnsanın alıştığı ortamdan kopması zordur. İnsan bedeni, ten sureti bir cam şişe gibidir. Kimse onu kırmadan içinde ne olduğunu bilip göremez. O camın içindeki kendi özü renksizdir. Biz o nurun gölgesinin gölgesiyiz. İçimizdeki de aynı gölgedir. O gölgenin beden camına vurması, cama bir renk vermektedir. Can, Allah’ın nuru, beden ise o nurun gölgesidir.

Uğruna alemlerin yaratıldığı Ahmed’in nuru, Ehad olan zâtının mim nuru hürmetine bu karanlık hapiste tutma, ten kafesinde bırakma, nefs alışkanlıklarında koyma sonsuza dek bırakma cehennemde.

Ehad Ahmed.. celle celaluhu sallallahu aleyhi ve sellem. Birbirini sımsıkı kucaklamış iki kelime. Ehad, birlerin içine girmeyen bir tek! Ahmed, beşer şahsiyetinin övülmesinde kullanılabilecek en zirve kelime! İki kelime arasında mim farkı… Ehad tecellisine; mim harfini ekleyince Ahmed’i görürüz. Mim henüz daha yazılışında bile boynu bükük bir harftir; secdeyi, kulun rabbine en yakın olduğu makamı sembolize eder… Ehad’e ulaşmanın yegane yolu; Rabb ile abd arasına Ahmed’e kurdurulan mim köprüsüdür. “Bir nefestir mim-i Ahmed, vâlid-i mevlüd o mim” Eski Türkçe’de Ehad ile Ahmed kelimelerinin yazılışları arasında bir “mim” farkı vardır. Mim de م‎ yuvarlak bir harftir. Hz. Mevlâna o mimi gözbebeğine benzeterek “Ahmed, Ehad’in gözbebeğidir” demiştir. “mim-i Ahmed” Ehad’den Ahmed’i ayıran mim’dir, o bütün doğumların -burada insan doğumundan bahsedilmiyor, arş, sema, kürsi, kalem ne varsa- hakiki sebebi işte o mim’dir, Ahmed’in mim’idir, yani Ahmed’dir. Ehad ile Ahmed arasında bir mim- i imkan farkı var. “Ayn-ı Ehad idi Ahmed ey cân olmaya idi arada mim-i imkân” Mîm-i Ahmed’den zuhûr-ı kâ’inât, Mîm-i Ahmed mazhar-ı sırr-ı sıfât!

Ey iman edenler… Allâh’tan (size yaptıklarınızın sonuçlarını kesinlikle yaşatacağı için) hakkıyla sakının ve ancak teslim olmuşluğunu yaşayanlar olarak, ancak müslüman olarak can verin [3:102]

Bir “Gel” nidâsı ile Emr-i Hak vâki olup bu tenim candan ayrıldığında, cânımı imandan ayırma ne olur, vereyim tâ bu iman ile cânım. İnsanı kendi ruhundan üflediğin ruh ve bir avuç toptaktan yarattığın bedenden terkip ettin, ten yeniden toprağa verildiğinde, ruhumu da şirk, iki görme hastalığından temizlendiği halde aslına döndüresin. Bir avuç toprak iken kendi ruhundan üfleyip insan etmekle sonsuz bir armağan vermiş oldun. Madem başlangıçtan beri, bu kadar lütuf ve bağışta bulundun, işin sonunu da güzel eyle, hayvandan aşağı saydıklarından beter eyleme.

Andolsun ki cin ve insten çoğunu cehennem yaşamı için yaratıp, çoğalttık! Ki onların kalpleri (şuurları) var, (hakikati) kavrayamazlar; gözleri var bunların, onlarla baktıklarını değerlendiremezler; kulakları var, onlarla duyduklarını kavrayamazlar!.. İşte bunlar hayvanlar gibidirler; belki daha aşağıda daha da şaşkın! Onlar gâfillerin (gılaf içinde – kozalarında yaşayanların) ta kendileridir! [7:179]

Kötü huyları nedeniyle kınanan, aşağılık nefsim sana varan yolumu kesti. Nefsin belâsından kurtar beni ey Kerim Allahım. Sen öylesine cömertsin ki, seni inkar ile açığa çıkanlara dahi sayısız nimetler bağışlar durursun, vuslat yolunu kesen nefsimin bağlarını da çözüver. Sana varan yol üstünde kalmış garibanın biriyim. Senin emirlerine uymayan nefsimden sebep korku ve güvensizlik içindeyim. Bu gaflet uykusundan, açık gerçeği görememe halinden uyandır. Rahmetin bağında, merhametinle muamele eyle, acıyıver de tuttuğum işten semere göreyim, netice bulayım, güzel sona ereyim.

Gerçek şu ki kullarımdan bir kısmı: ‘Rabbimiz, iman ettik… Bizi mağfiret et ve bize rahmet et… Sen Rahîm olanların en hayırlısısın’ derlerdi… [23:109]

Al beni benden, kayd-ı bedenden, ayırma senden… Beni bende öldürüp sende yaşat, bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı Rabbimiz. Fenâ, yok olmak, geçici olmak anlamına gelen bekâ ise kalıcı olmak, ölümsüz olmak anlamına gelen Arapça kelimelerdir. Kulun benliğinin Allah’ın varlığında yok olması, eşyânın nazarından silinmesi, kendi fiilini göremez olması, kesret âleminin kayıtlarından sıyrılıp Hakk’ın tasarrufu altına girmesi hâli, fenâfillâh. Sonrasında hemen bekâbillah, ebedî ve ezelî olan Allah’ın bekâsı ile bâkî olma hâli. Olanların “Benden benliğim gitti, hep mülkünü dost tuttu” buyurduğu makam.

(Ey) Nuh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızın torunları… Muhakkak ki O, çok şükreden bir kul, abden şekûr idi. [17:3]

Dünyada da günahlarımızı örtüver Ey Gafûr olan Rabbimiz, bu tecelli denizinden bir rahmet ile gönlümüzü aç, dilimizin bağlarını çözüver ki biz de şükreden bir kul olalım.

Dünyaya bakan dış yüzümü, aczimi, fakirliğimi, yokluğu bilmekle mütevazı eyle, her türlü külfete dayanıklı toprak gibi eyle. Lâkin iç yüzümü, sırrımı nurunla tertemiz eyle, hâlis bir kulun olayım.

Ref olup ol Şah’a yetmişbin hicâb,
Nûr-i tevhid açtı vechinden nikâb

Habibi Kibriya efendimize açtığın gibi bize de kapıları öyle bir aç ki Allahım,  aramızdaki kavuşmaya engel yetmiş bin kilit açılıversin.

Muhakkak Allah için (mahlukat ile kendi arasında) nurdan ve zulmetten yetmişbin hicap (perde) vardır. Eğer açılacak olsa, O (Mevlâ Tealâ) nın Cemalinin nuru, görmesinin ulaştığı yere kadar olan şeyleri elbette yakar (yok eder) di. Ancak fenâ ve bekâ mertebelerine erişmiş olan Arif-i billah’a manevi kuvvet verilir, keyfiyetsiz bir hâle gelir, işte bu durumda olan Zat-ı Pak-i Sübhaniyeye yaklaşabilir.

Gündüzün alem-i kesret içindeki altın renkli örtüsünü yırt aç. Gecenin, alem-i vahdetteki siyah zülfünü toz toprak eyle. Yani beni iyi, kötü kaydından, ikilikten kurtar, vahdette kesreti, kesrette vahdeti bulan tevhid ehlinden eyle. Tam da olanların “Geç ak ile karadan, halkı çıkar aradan” buyurduğu yerdir burası.

Toprak, su, hava, ateş unsurlarına bağlı kalmaktan, ten mezbelesinde yaşamaktan kurtar, kirlerimden arındır beni. Bu ağırlıklarımdan zerre kalmayacak şekilde savurup havaya atıver. Söz dinlemeyen, gem vuramadığım isyankar arzularımı yerle bir et. Sevap ve günah kaydının ocağına koy yakıver gitsin.

Sana varan bu yolum üzre hiç piç kalmasın. Piç, farsçada labirent, açmaz, içinden çıkılmadık dolaşık mesele manasına gelir. Yozlaşıp, eksik kalıp aslına ve nesline benzemeyene de piç derler. Hem iç yüzümde vuslata mani hal kalmasın, hem yolumdan nesli bozuklar gelmesin. Bu hale erdiğimde gözüme senden gayrısı görünmez olur.

Hep görünen Dost yüzü
Andan ayırmam gözü
Gitmez dilimden sözü
Çağırıram; Dost, Dost…

Görem Hu, İşidirem, Hu, Diyem Hu

Read Full Post »

Mâşukun gölgesi, aşığın üstüne düştü de ne oldu ki
Elbette öyle olacaktı; biz O’na muhtaç idik, O bize müştâk

bostandan_sadi.jpg

MUHABBET EHLÎNİN KENDİNDEN GEÇMESİ HAKKINDA BOSTAN’DAN BİR HİKÂYE

İşittim ki, bir hânende, meclisin birinde bir şarkı okumuş. Bu nağmeler, orada bulunan, bir içim su bir güzelin pek hoşuna gitmiş, hemen raksetmeğe başlamış. Raksederken eteği muma dokunmuş biraz yanmış. Bu yanış zâhirde mumdan oldu amma hakîkatte periye benzeyen o güzelin, etrafındaki âşıkların gönüllerinin ateşidir eteğinin yanmasına sebep.

Güzelin bu işe canı sıkılmış, fena halde öfkelenmiş. Oradaki âşıklardan birisi şöyle demiş: “Hemen kızma ey sevgili, ateş senin eteğini yaktıysa beni bir anda kül etti, bütün varlığımı yaktı”

Âşığın bu sözü “aşkın hakîkati” noktasından kusurludur. Çünkü kendisine varlık vermiştir. Ey âşık! Eğer sen âşık isen, bir daha asla kendinden bahsetme. Çünkü Sevgili’nin yanında benlik satmak Allah’a ortak koşmak demektir.

Eğer âşık isen yâre, sakın aldanma ağyâre (ki zâten gayrı yok…)

– Peki ne idelim?
Bu toprakları mayalanan Bizim Yunus’un izinden yürü:
Benden benliğim gitti
Hep mülkümü dost tuttu
Alan veren Dost oldu
Lisânım yağma olsun

– Bu sözü ayıplayanlar var amma onlara ne diyelim?
Git derdime sen devâ değilsin
Bigânesin aşina değilsin
Ben böyle kemâle tutmazsam gûş
Leyli sözü söyle yoksa hamûş
orada_o_var

– Sahibinden ne isteyelim?
Var edip kendine yâr eden sensin mâdem…

Dileriz senden seni
Aşkınla boya cânı
Sana lâyıktır ânı
Müyesser kıl ilâhî
Hak cümlemizi ayıltsın, kalplerimizi dirilitsin, en sevdiğiyle BİR eylesin.

Al beni benden
Kayd-ı bedenden
Ayırma senden
Sultânım Allah
Sultânım Allah, Allah,
Hû, Hû, Hû…
Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
Tek ses duysalar; Allah… Yoklayanlar nabzımı.
🔥
Varlık perdesini (Lâ İlâhe) ateşiyle yakacak olursan o zaman (illâ’llâh)ın nurunu
perdesiz olarak görürsün.
🍃
Aşkın ile ben beni mahveyleyip
Senin ile sen oluben söylerim
Tâ elestten aşkının mesti idim
Şimdi nevbet değdi destân eylerim

Read Full Post »

Sır evliyânın nimet Hûda’nın
Şükrü bu hânın Elhamdülillah
Sofraya himmet kân-ı mürüvvet
Gönderdi nimet Elhamdülillah
Muhammed(sav) erdir nûru’l-beşerdir
Sahibi zaferdir Elhamdülillah
Hak tâlibi ol nefsine bul yol
Hak’ta kerem bul Elhamdülillah
Geldi Muhammed(sav) olduk biz ümmet
Yeter bu devlet Elhamdülillah
Şeyhî nice demler, çekerdi gamlar
Ettin keremler Elhamdülillâh

sukr3

Sabahın nuruyla, indinden müsaade, fazlından müşahade buyruldukça, yakın bildiğimiz dostlara gönderdiğimiz mesajları paylaşmamız murâd olundu, cümle ihvana ziyade hasret ve muhabbetle arz ederiz.

Her biri mühlet-i ömrün kudret suyunda mücerrep hikmetlerin, sözün süzülüp de mananın inci gibi dizilip de söylendiği meclislerde yerli yerince kullanılıp muhatabı aslına mayalaması niyetiyle, Hak Dost’tan tesirini halk, tevfîkini refik eylemesi niyâzıyla…

pbreak1Teslimiyet pazarlıksızdır. İhlas endişesizdir. Samimiyet gösterişsizdir.
page_break
Bu ülkede insanlara din yerine kültürü, ahlak yerine bilgisi, öğretildi.

pbreak1İnsanoğlunun elindeki tek iktidar “duâ” dır.
page_break
Satın alınabilen her şey değersizdir.

pbreak1Günah, “senin” varlığından! meydâna gelir.
page_break
Güneşe arkasını dönen gölgesinin peşinden yürür.

pbreak1Neyin peşindeysen zamanla ona benzersin.
page_break
Huzur mu istiyorsun; az eşya, az insan!

pbreak1Yavaşla, bu dünyadan bir defâ geçeceksin…
page_break
Emanete ihanet etmeyen herkes güzeldir.

pbreak1Zayıfının, güçlüsünden hakkını alamadığı bir millet Allah’ın himâyesinde olamaz!
page_break
İyilik yapar gibi görünme, iyilik yap, görünme!

pbreak1Tevâzu göstermek de ne oluyor, mütevâzı ol, görünme!
page_break
Ölmek istemeyeceğin yerde bulunma.

pbreak1Başkalarının hayatından ders alın.
İnsan, bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
page_break
Ne mutlu insanım diyene, insan kalabilene!

pbreak1Bölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.
page_break
Biraz âşık olmak “biraz hamile kalmak” kadar saçmadır.
pbreak1Sözümüzün değil, nazımızın geçtiği insanlar dostlarımızdır.
page_break
Bu dünyaya “cemâl” görmeye, “kemâl” bulmaya geldik,
görenlere ve bulanlara selam olsun!

pbreak1Hiçbir şey yozlaşmadan popülerleşemez!
page_break
Kendini gören Allah’ı göremez!

pbreak1İnsan Hakk’ın zâhiri, Hakk insanın sırrıdır.
page_break
Kader, gayrete âşıktır.

pbreak1Uçmak istiyorsan, seni aşağı çeken herşeyi bırak.
page_break
Amelde temenninin ilâcı ümit, ilimde hüsrânın şifâsı irfândır.

pbreak1Lokma, geldiği yere hizmet eder!
page_break
Kendinden başka eksiğin yok!

pbreak1İnsan yanındakinin kıymetini bilemiyor; gözün gönle ihânetidir alışmak!
page_break
Aşk ateştir; eritir, kavuşturur, bütünleştirir; birleştirir!

pbreak1Halvet der encümen: çağın içinde ama ağın dışında; hayatta ama dünyada değil!
page_break
Kendi nefsinde göremediğin bir ayıbı başkasında görmen ne büyük ayıptır.

pbreak1Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.
page_break
Gündemi takip ediyorum ama içime çekmiyorum!

pbreak1Unutma her azizin bir geçmişi, her günahkarın bir geleceği vardır, hâle bakıp yargılama!
page_break
Hased, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir.

pbreak1Her şey olmaya çalışmak, bir şey olabilmenin önündeki en büyük engel!
page_break
Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.

pbreak1Göz açıldıça ruh perdelenir.
page_break
Allah, uçamayan kuşa alçacık dal verir.

pbreak1Herkesin bir mesleği olmalı, bir de meşgâlesi.
O meşgâle bütün kültürümüzdür.
page_break
Vicdân, Allâh’ın kalbimizdeki sesidir.

pbreak1Kurtuluşunu hangi ele bırakmışsa insan, mahvının da aynı elden geleceğini bilmelidir.
page_break
Tahterevalliye tek başına binen aşağıda durmayı hak eder. Sevgili Dost! Gel ve YÜKSEL!

pbreak1Allâh, insanı iddiâsından vurur.
page_break
Duaların yerini hayaller aldığından beri zarardayız.

pbreak1Mezara girmeden gerçeği görmeye çalış, karanlıkta gözü açmak bir işe yaramaz.
page_break
En son, acele etmeden, hayret içerisinde, gökyüzünü ne zaman seyrettiniz ?

pbreak1İnsan için önüne çıkan bütün yollar “yürünebilir” ise o insan artık kaybolmuştur.
page_break
Gelenek küllere tapmak değil ateşi korumaktır…

pbreak1Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur. Testide ne varsa dışına o sızar.
page_break
Sabır, hîlesi olmayanların hîlesidir.

pbreak1Ümit, fitili yanan sabırdır.
page_break
Dalında güneş görmeyen yemişin, dilinde hiç tadı olmaz.

pbreak1Meğer yiğidin hası tenhada beyaz baldırla ya sarı mangırla
başbaşa kalmadan belli olmaz imiş.
page_break
Dinleyen susuz ve talepkâr olursa vâzeden ölü bile olsa söyler.

pbreak1Allah’ı kendinden ayrı gören, nefisten başkası değildir.
page_break
Utanmadıktan sonra dilediğini yap!

pbreak1Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün!
Eğer o sözü söylemediğinde mesûl olacaksan söyle. Yoksa sus!
page_break
İnsan zor zamanlarda kötümser bir haklılık yerine, iyimser bir yanılgıyı tercih eder.

pbreak1Doğallığın verdiği huzuru doğal olmayan yollardan arama. Sadelik, sahtelik sevmez.
page_break
Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.

pbreak1Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz.
page_break
Burası dünya, burada işler hep yarım kalır.

pbreak1Bâri sen, kendi güneşini gölgeleyen bulut olmayasın!
page_break
Öyle güzel ol ki… Söz söylediysen, “Ne güzel söz!” desinler;
söylemediysen, “Ne güzel sükût!”

pbreak1İnsanda var olan sonsuzluk duygusu gökyüzü, çöl ve denizi seyretme ihtiyacı hâsıl eder.
page_break
Hiç olurken duyduğum yüksek acı beni iyileştiriyor!

pbreak1Günahla irtibatı kesilen iman, kemâle eremez.
page_break
İnsanın kusursuz şekilde yaptığı tek şey; kendini kandırmaktır.

pbreak1Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez.
page_break
Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?

pbreak1Güven duygusu bir kere kaybedilir, sonrası hep… şüphedir.
page_break
Her aklıma geleni yapmama izin verseydin helak olurdum.
Sakın beni bana bırakma ey sevgili!

pbreak1Gam yeme seni ölümden ecelin; kederden de kaderin korur.
page_break
Sizden birinin hâlini sorarlarsa tek bir iyi hâlini biliyorsanız onu söyleyiniz.
Kimsenin eksiğiyle uğraşmayın rahat edersiniz.

pbreak1İnsanlardan beklentiyi azaltmak demek dertleri azaltmak demektir.
Çünkü dert tuzağının lokması talep etmektir.
page_break
Madenleri tanımıyorlar. Bitkileri tanımıyorlar. Hayvanları tanımıyorlar.
İnsanı tanımıyorlar. Güyâ Allah’ı tanıyorlar. [51:20-21]

pbreak1Sen susturmayı bilmezsen hayat seni hep lafa tutar.
page_break
İnsanı düşkünlüğe uğratan dört şeydir: Çok düşman, hesapsız borç, sayısız iş, kalabalık aile.

pbreak1Ey Rabbimiz! Dinidarlarımıza din ve irfân nasip et.
page_break
…İtâati öğren. Yalnız kendinden yüksek tempoya uyan kimse hürdür.

pbreak1Bir hakikati yok etmek istiyorsan ona “iyi” saldırma, onu “kötü” savun!
page_break
İçimizdeki ses sustu, tüm bağrışımız bundan!

pbreak1 Hak’tan adâlet değil, rahmet, kullardan rahmet değil, adâlet istenir.page_break Kelime, Arapça “yara izi” demektir. Ağzımızdan çıkan kelimeler muhatabımızda iz bırakır, yara açar. Kelimeyi süz de söyle!
pbreak1
Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır.page_breakAz olup kâfi gelen, çok olup da oyalayan(nimetin şükrünü unutturan) şeyden daha hayırlıdır.
pbreak1Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine karşı bağımsızlık demektir.page_breakYazışmak, kavuşmanın iki türünden biridir.pbreak1İyilik yapma fırsatı olmuş da yapmamış insan, kötülük etmiştir.page_breakÖlüm, biriktirdiğimiz şeylerin altında kalmak olmalı…pbreak1Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır, mühim olan çıktığın sütü ak bırakmaktır.page_breakAllah’ın verdikleriyle değil, vermedikleriyle meşgulüz. İşte budur çektiğimiz çilenin sebebi…pbreak1Adamın çirkinliğini, yüzüne karşı ancak ayna söyleyebilir, çünkü ancak onun yüzü serttir.page_breakİhsan ve nimetleriyle Allah’a yönelmeyen kişi imtihan zinciriyle O’na doğru çekilir.pbreak1Güzel deyince aptalın aklına kadın gelir, abdâlın aklına güzel!page_break“Ne derler acaba?” diye kahrolası bir put vardır.pbreak1Dualarının kabul olduğunu görmek istiyorsan, başkaları için dua et!page_break“Aslı” olanın tekrarı olmaz, devamlılığı olur.pbreak1Ey tâlip, senin O’ndan istediklerinin en hayırlısı, O’nun senden istedikleridir.page_breakKendini görmediğin her yerde Allah’ı görebilirsin!pbreak1Baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna derken “ömrü” tükettik bir hiç uğruna!page_breakİnsan kalbini koyduğu yerde, kalıbını koyduğu yerden daha fazla vardır.pbreak1Az bilmek için çok okumak gerekir!page_breakYalnızca durgun sular yıldızları yansıtır o halde durul artık.pbreak1Dünyada her şeyin bir ölçüsü vardır, sevginin ölçüsü de fedakarlıktır. Fedakarlık yapmayanın sevgisine inanılmaz.page_breakBölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.pbreak1Her varlığın bir gıdası vardır. Muhabbetin gıdası izhârdır. Sevdiğini göstermek, ortaya koymaktır.page_breakDerdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.

pbreak1Olmuş olan, olacak olanlar arasında en hayırlı olandır.page_breakKuş kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür.pbreak1Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.page_breakNefs ile ona muhâlefet ederek, şeytan’la Allah’ı zikr ederek, dünya ile kanaat getirerek savaşabilirsin!pbreak1Doğa gibi teknoloji de asıl gücünü, nimetlerinden yararlanıldığında değil, mahrum kalındığında gösterir.page_breakBütün gelişler fânidir, gidişler zamansız, sonsuz… meğer mutlak olan hasret imiş.pbreak1İçinde bu kadar çok nefret biriktirme! Bil ki nefretin bütün uçları keskindir ve iç kanama diye bir şey var!page_breakİnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise o insan artık kaybolmuştur.pbreak1Tövbeni bozmaktan vazgeçerek bir daha tövbe et; arayanı bulurlar elbet…page_breakKalbinizi ve sesinizi yumuşatın.pbreak1İnsan ancak anladığı şeyi duyar.page_breakVücudun rahatı az yemekte, ruhun rahatı az günahtadır.pbreak1Sünnet olan, “hiçbir çamurun üzerimizde iz bırakamayacağı kadar emîn insan olabilmektir” Kendimizden emin miyiz?page_breakAşk dediğin çiftleşmek değil “tek”leşmektir…pbreak1Kaybettiğin takdirde üzüntüsünü çekeceğin şeylerin arayışı içinde olmayasın!page_breakGölgeler gözünden kaybolduğunda gölge sahibi gözüne görünür olur.pbreak1Neyi arıyorsan osun sen; insan, zamanı durdurmak istediği yere aittir.page_breakYa gel, ol ve git ya git, ol ve gel…pbreak1Öfkeyi yutmak özür dileme zilletinden daha iyidir.page_breakNe garip üstteki taşı koyarken alttaki taşı küçümsemen; o olmasaydı çökerdi kulen!pbreak1Az yemek lâzım… Ecük yersen o seni taşır, ecük fazla yersen sen onu taşırsın!page_breakAllah’la bağlantısız her şey tüketilir; tüketilen her şey ise sıkıcıdır.pbreak1İnsanın kalbine sığabilene “kâinat” denir, kâinata sığamayana ise “insan”page_break“Kendine bir çeki düzen ver” dedi meczûb, “ayna sana bakıyor!”pbreak1Gerçekte kim olduğunuzu bilmek isterseniz; dilinizden düşürmediğiniz büyük iddialara değil, gelip geçerken günler, habersizce çekilmiş bütün o fotoğraflarda neyin parçası olarak göründüğünüze bakın!page_break Bir kehribar tesbih dedi meczûb beni sürekli kendine çekiyor… Câzip insan olasın ya huupbreak1 Kur’an’ın, doğanın, yaşamın, tarihin özü hep tekrardır; doğruyu, iyiyi, güzeli tekrarlamaktan çekinme. Güneş kendini tekrardan çekiniyor mu?page_break Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden, işitilir.pbreak1Âşık olmak değil olmamak hastalıktır.page_break
Herşeyin birşeyini birşeyin herşeyini bileceksiniz!
pbreak1Bilinçsiz eylem âdettir, ibadet ile âdeti ayıran niyettir; unutma niyetin kadar varsın!page_break Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmek isteyişi bir düş uğrunaydı, düşün yoksa o bıçağın elinde işi ne?pbreak1 İşinde tedbirli davranmayanın gönlüne ağırlık çöker.page_break Hak varken haksızlık yapamaz kimse. Yaptığını zanneder o kadar!pbreak1Elma çürüyor, yaprak sararıp dökülüyor, çiçek soluyor, vadesi dolan gidiyor. Her şey, hayatın gidişatının ne tarafa doğru olduğundan bir haber…page_break Ömür; insan, kalıbının içini insanlıkla doldurabilsin diyedir…

pbreak1 İnsanlar sevilmek, eşyalar ise kullanılmak içindir. Huzursuzluğun nedeni; eşyaların sevilmeleri, insanların kullanılmalarıdır.
page_break
Yaşamın gizemi yalın oluşundadır. Bu yalınlığı din kutsar, bilim sınırlar, sanat betimler, felsefe yorumlar.

pbreak1Ne garip bir idraksizlik! İnananların çoğu Allah’a inanmıyormuş gibi umursamazlar, inanmayanların çoğu Allah’a inanıyormuş gibi rahatlar.page_break
Uyanık olasın; tecrübe zamanla birikiyor, enerji zamanla azalıyor. Tecrübe yavaş birikiyor oysa zaman gittikçe hızlı akıyor.

pbreak1Yalnızken ne kadarsak o kadarız aslında. Gerisi bize ait olmayan teferruatlar…
page_break
Mutluluğun önündeki en büyük engel: çok fazla mutluluk beklentisidir.pbreak1 Durduğunuz pozisyonun doğruluğunu veya yanlışlığını anlamak istiyorsanız, yanınızdakilere ve karşınızdakilere bakınız.
page_break
Eğer kısa cümleler kuruyorsa insan, uzun yorgunlukları vardır sadece…

pbreak1 Kırılmak istemiyorsan kimseye “ayna” olma!
page_break
Aşıkların sözlerini alıp satan aşık mıdır? İçini görmez sarayın vasfeder duvarını…

Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada asla barınamazlar.
page_break
Namaz camiden çıkınca, Hac Kabe’den dönünce, Oruç Ramazan bitince başlar.

Melekler uçabilirler çünkü kendilerini hafife alırlar.

page_break
Denizde dalga, dünyada dert bitmez. Sen rahatı iç dünyanda ara. Dışardaki çalkantıya aldanmayıp içine bak! Saklı inci, kendi derinliklerinde…

Kanıta ihtiyacı olmayan doğallığın adıdır içtenlik. Biraz samimiyet lütfen…

page_break
Allah deldiği boğazı aç komaz! Yiyebileceğin aşı, yapabileceğin işi yap. Her tencereye köz, her pencereye göz olma!

Gece uzundur, uykunla kısaltma onu; gündüz ışıktır; günahınla karartma onu.

page_break
İnsanın iç acılarının toplamı, Yaradana uzaklığı kadardır!

Müslümanlık ince insanlık, dervişlik ince müslümanlıktır.

page_break
Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur. Asıl mesele bir derdinizin olmasıdır.

İlkin gezginliğe çıkman gerek ancak sonra yurduna dönebilir o zaman da ötekileri anlayabilirsin. Öteki gören gözle en uzun yoldur insanın içi…

page_break
Hayatın ayarlarıyla oynamalı diyenlere not: “Yavaşlayarak önce hızdan, sonra hazdan vazgeçilecek…”

Allah insanı ümit diye yarattı; Ümit diye yaratılan ne Allah’ın ümidini boşa çıkarır ne Allah’tan ümidini keser.

page_break
Ey tâlib-i canan, bu yoldan nasibin: zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlub olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak kadarıncadır.

Madem insan kulağından beslenir ve kainat asla boşluk kabul etmez. Sen de vücudun ülkesini boş bırakmayıp ateş-i aşkla âh eyle dem be dem: atesiask.com

page_break

Seyahat ediniz ki tertemiz olasınız zira suyun bile bir yerde çok kaldığında tadı, rengi, kokusu bozulur, güzelliği kaybolur.

İnsanların, diğer insanları ancak kendi menfaatlerine uyacak kadarıyla anladığı zamanlarda siz öyle bir kazanın ki kimseyi yenmiş olmayasınız.

page_break

Zenginliğin çok vermekde olduğunu unutan birine rastlarsan sual basit: Ne yapmış da zengin olmuş? Zengin olmuş da ne yapmış?

Hata suya benzer, yayılmaya hazırdır. Gerçekler kaya gibidir ayağına gidilmeyi bekler. Oysa tesiri su gibi temizleyicidir.

page_break
İlaç, ilaç olarak kaldıkça tesirsizdir, içildi mi varlığından geçer, işte o zaman tesir eder, kelimeden, ahvale aşk ile şifa bulasınız ya huu

Ey can! Kimi, nerede aradığına dikkat et; zirâ kendinde olanı aramak, kendinle arana mesafe koymaktır. Kaldır perdeyi aradan ya huu

page_break
Tut ki yoldan uzaktayım, uykudayım, gafletten uyanamamışım; ama uyuyanlara da gizli bir seyir bağışlamaz mısın Sen!

Dervişlik, ölüme hazır olma sanatıdır.

page_break
Kurt kuzuyu yerken tarafsız kalmak, kurdu tutmaktır.

Her insan mutlu olamaz çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü!

page_break
Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür olabilirsin.

Hastalıktan dert yanma! Hak seni kayırıyor, günahtan uzak tutuyor, nefsi azgınlıktan, ömrü israftan koruyor. Şükret ki musibet nimet olsun!

page_break
Vakit her zaman saatle ölçülmez. An gelir tesiri başka başkadır. Vuslatı bekleyen aşığa, sabahı bekleyen hastaya, ölümü bekleyen yaşlıya sor

Derviş, kendi hazzından fâni olandır. Sofrada bulunması dâhi ailesi fertlerini iştaha getirmek içindir, işkembeyi şişirmek için değil ya huu

page_break
Hayat seni güldürmüyorsa espriyi anlamamışsındır demektir. Rıza mazharıyla hoş olam dersen; dilin tut, sözün yut seyretmeye bak

Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da; herkes biraz var o kadar…

page_break
Sürahi eğilir, bardak değil. Derin olan, dolu olan, usta olan boyun büker, çırak değil.

Derdini sıkı tut. Şikayeti bırak. Alıştığın derdi alır yenisini verir hepten berbat olursun… Verdiğine razı eyle ya huu
page_break
Aşk yolunu seçtik sanırdık meğer yolun sahibi layık bulduğunu tercih edermiş. Akansu gayriyatları kenara atarmış. Katremiz ummana erdir ya huu

 Ölümden şüphen mi var? Uyuma! Öyleyse uyku gibi ölüme de mahkumsun. Dirilmekten şüphen mi var? Uykudan uyanma! Demek uyandın; dirileceksin!
page_break
Doğan, isterse sütbeyaz ve eşsiz olsun; fare avladıktan sonra bayağıdır. Dön bak aynaya neyin peşindesin; unutma talebin ne ise o’sun sen! Tut ki beklemiyorum seni, vuslat ümidiyle yanmamış buluşma özlemiyle ölmemişim; fakat her taşın güneşten bir payı yok mu?
page_break
Aklına gelen bütün ihtiyaçlarını bir alışveriş merkezinde giderebilen bir insan, Kafdağı’nın ardında neyi arasın?Dervişlik, hoşgörü yoludur; ama neyi hoş görelim? Ne hoş ne değil? Nefse hoş gelenlerin hoş görmek değil Hakkın hatrını hoş tutmaktır yolumuz.page_break
Âlemden maksat: bir kâmil insanı meyve vermesi, insan’dan maksat ise o demin gelmesidir. Hakikat sancısı çekenlerin demleri ziyâde ola ya huuCihad, beden ülkesine ruhu hakim kılmak içindir. Cihandaki savaş ise delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye müminlere! farz olmuştur.

page_break
Ey can, gönlünden aşka bir yol aç. O bahar gibi su gibi hoştur. Duru su, aya ayna tutar.  Aşk baharının rüzgarı esince kuru olmayan her dal sallanır.

 * * * * *

Hâmiş: Madem buraya kadar zahmet edip sabır gösterip okudunuz bir de sır verelim: “Slogan, cahillerin dizginidir” biliriz ancak kelimelerden hakikate yol bulmaktır niyyetimiz. Lûtfen siz de bu yemi yutup fikir sahibi olmadan hüküm sahibi olmayınız. İşbu mânânın tamamı ve devamı için twitter üzerinden vâsıl olalım erenlerim huu

Read Full Post »

Tende can oldukça sadık bendeyim Kuran’a ben
Zerre-i râh-ı rasûl oldum da erdim şâna ben
Çıksa eger hakkımda bundan başka söz nakleden
Bil ki bizarem o sözden ve o söyleyenden ben
vuslat
– Ay siz ne güzel dönüyorsunuz öyle düşmeden
– Eh vücud ülkesinde de eczayı tevhid eylemek lazım; bizim başımızla kalıbımız bir dönüyor.
– Sadece başı döndürürsek düşeriz yani…
– Hem asıl soru nasıl değil niçin olmalı!

– Bil ki Mevlevîler dönek değildir, ikrarlarında sabit kademdirler,olsa olsa semâ’ ederler

Görenler sanır ki safadan sema-i rah ederim
Döner döner bakarım kûy-ı yare ah ederim

– Ama biz her 17 Aralık’da gelip Konya’ya pek bir zevkleniriz.

– Aaah efendim, vaktiyle takvimler 5 Cemaziyelahir’i gösterdiğinde 3 kıtada 174 mevlevihane’de Hz. Piri Destgiri münir efendimiz’in (ruhaniyetine selam olsun) aziz hatırası şeb-i arûs ile yâd edilir, mukabele-i şerif tertip edilirdi, şimdilerde Konya’ya hapsolundu… Düşünce ufkumuzu, idrak sınırlarımızı alemlere yaymışız, Konya’ya nasıl sığdıralım efendim, Hazretimin, Rabbülalemin’in kulu, Rahmeten lil alemin’in ümmetinden olduğunu unuttuk…

– Ah cânım Mevlana’yı pek severiz, pek hoşgörülü ne güzel…

– Olmaz öyle ben sana hayran, sen cama tırman; O da seni sevsin de delilin olsun istersen: bir sözünü bil, mucibince amel eyle yoksa bu nasıl sevmek, lâfla mı? Hangi adımını onlara uydurdun, hangi hâlini onlara benzettin de “seviyorum” diyorsun?

Ne senden ruku’ ne benden kıyam.
Selamün aleyküm aleyküm selam.

Âgâh olun erenler, Hz. Mevlânâ (ruhaniyetine selâm olsun) deryâsı ne “hümanizm” fincanına ne Konya toprağına sığar!

Allah’ım! Cennet karşılığında, müminlerin canlarını, mallarını satın aldığın gibi, kereminle, bizim su küpümüzü, testimizi de kabul buyur. Şu beş duygudan meydana gelen, şu beş musluklu beden testisini; içindeki suyu, her çeşit kirlilikten, pislikten sen koru, sen temiz tut…Perîşan kalbime hayat, karışmış aklıma istikâmet ver… [Hz Pir-i Destgir-i Münir (ks) ]

Read Full Post »

Ebedî olan ruh güzelliğidir. Bu dünyada hiçbir güzele aşık olmadan bütün güzellere aşık oldum ve her güzellikte sevdiğimden bir parça buldum. Ord. Prof. Dr. A. Süheyl ÜNVER (1898-1986)

okyay_unver

NUTK-U ŞERİF
Ben bu kalbimde ilahî, başka sultân istemem
Dilrûbâsın tende cânım, başka bir cân istemem
Yok muhakkak kalmadı bende vücud-u ârizî 

Eğer kendindeki geçici varlığı, varlık olarak görmekten vazgeçersen, yani ben yağmur tanesi olacağım ama müstakil olacağım demek gafletinde bulunmazsan derya olursun demektir. Bir bardak suyu, denize dökersen bardaktaki su kaybolur amma o su artık deniz olur. Hz Mısri’nin (ks) Ey Niyâzî katremiz deryâya saldık biz bugün, Katre nice anlasın ummân olan anlar bizi! buyurduğu makamdır burası…

Her umurum sende câri, başka ünvân istemem

Başka ünvan istemiyor ama ordinaryüs profesör, yani ünvanda gözü yok. Heyhat ünvan kazanmak için nicelerinin ayağının altına karpuz kabuğu koyanların kulakları çınlasın!

Yok bu alemde görünmüş ayrı bir dîdâr-ı yâr

Yani her sevgili hakikatte yâr-i mutlak olan Allah-ı zü’l-cemâl’in tecellisidir. Ayrı gördüğün zaman şirk olur…

Nispetimsin ta ezelden gayr-ı burhân istemem

Burhan; özel delil demektir. Her iddia bir delil ile ispatlanır. Ta ezelden, yaradılış nöbetinden beri başka bir iddia, ispatı yoktu; ben seninle beraberim zaten…

Dîde-i hakkınla baktıkça göründü birliğin

Kendi gözümle, kendi nefsimle bakarsam birliği, vahdeti göremem. Ne zamanki senin bakışınla bakarsam senin vahdet çerağını görürüm. Bu aslında bir hadis-i kutsi mealidir. “Benim öyle kullarım vardır ki nevafille bana yaklaşan, onların attıkları adım, onların tuttuktan el, onların söyledikleri söz, onların baktıkları göz; Benim gözüm, Benim elim, Benim ayağım gibidir.” Bu söylenilen, tevhidin çok önemli bir mertebesidir ki buna Tevhid-i efâl denir. Hazret-i Süheyl onu söylüyor.

Lâkin amma sûretimde şekl-i tâbân istemem
Ben lisânımla “Ene’l Hak” lafzını etmem bir ân
Halimi canım bilirsin lafz-ı üryân istemem

Çıplak söz söylemem ben. “Ene’l Hak” çıplak bir sözdür, şöhretli sözdür. Halimi biliyorsun, lafa hacet yok…

Yok Süheyl’in hiçbir vücudu, var olan sensin Hüdâ
Ben bunu bildikçe yârim, başka cânân istemem 

LUGÂTÇE
Dilrûba: Gönül kapan, herkesi kendine bağlayan, aşık olunan güzel Vücud-u arızî: Aslında olmayıp sonradan olan, gelip geçici varlık Umur: işler (Ar. emr “iş”in çoğul şekli) Câri: Yürürlükte olan, akan Didar-ı yâr: Sevgilinin güzel yüzü Burhan: Kanıt, inkarı mümkün olmayan delil Dide-i Hak: Hakikat gözü Şekl-i taban: Parlak, ışıklı görünüm Lafz-ı üryân: Çıplak, sade söz

Cân ile gûş eyle “Ene’l Hak” nârasın
Dîde-i ibretle bak, her zerre bir Mansur’dur

HÂTIRÂTINDAN
Süheyl Hoca kanâatkârlığı bizzat yaşardı. Öğle vakitleri, hepsi hepsi bir çay fincanı tabağına sığacak kadar ufak bir simidin yarısını, tavla zarı kadar kesilmiş kaşar peynirlerini, çayla birlikte yer ve şükrederdi. Bu arada, “Hakka rızâ göstermek”le “hakkını aramayı” da birbirinden ayırırdı. Buyururlardı ki:

– Bilir misiniz?.. En sabırlı mahlûk örümcektir.. Ağını kurar ve kısmetini bekler. En sabırsız ve açgözlü mahlûk da sinektir. Herşeye saldırır, her yere konar. Ne iştir ki; bu en açgözlü ve sabırsız mahlûk, an gelir en sabırlı mahlûka yem olur! Siz tâlip olmayınız, matlup olmaya bakınız…” (İsteyen değil, istenen kişi olunuz.)

Noksanımız ganî elbet, yoktur sözün hadd ü keyli.
Yârab lûtfunla karîb et Resûlüne ol Süheyl’i…

Bu sofradan tadanlara, zevk alanlara afiyetler, bu şerbetten nûş edenlere sıhhatler olsun.

Read Full Post »

Ol mecliste oturan ashâb-ı tarik ve erbâb-ı fütüvvet olanlar için, ayak üzre hizmette duran ihtiyar için, üstadı için gücü yettikçe, birer tuhfe hazır ede, cümlesin bir zarfa koyalar…
tedbiriniterkeyle

Hakkında “Güyâ ki o şâir-i yegâne, Gelmiş bu kitâb için cihâne” buyrulan Galata Mevlevihanesi postnişini Muhammed Esad Galip Dede Efendiyyu’l Mevlevi tarafından “Sanatına tam sahip olduğu devirlerde yazdırıldığı tahmin edilen meşhur müseddes”

MÜSEDDES
Mef’ulü Mefa’ilün Mef’ulü Mefa’ilün Tedbîrini terk eyle, takdir Hudâ’nındır
Sen yoksun o benlikler hep vehm‐ü gümânındır
Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
Devrân olalı devrân erbâb‐ı safânındır
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

Meyhâneyi seyrettim uşşâka matâf olmuş
Teklîf ü tekellüften sükkânı muâf olmuş
Bir neş’e gelip meclis bîhavf u hilâf olmuş
Gam sohbeti yâd olmaz, meşrepleri sâf olmuş
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

Ey dil sen o dildâre lâyık mı değilsin ya
Dâvâyı muhabbette sâdık mı değilsin ya
Özrü nedir Azrâ’nın Vâmık mı değilsin ya
Bu gâm ne gezer sende âşık mı değilsin ya
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

Mahzun idi bir gün dil meyhâne‐i mânâ’da
İnkâra döşenmiştim efkâr düşüp yâda
Bir pir gelip nâgâh pend etti alel‐âda
Al destine bir bâde derd u gamı ver bâda
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

Bir bâde çek, efzûn kap mecliste zeber‐dest ol
Atma ayağın taşra meyhânede pâ‐best ol
Alçağa akar sular, pay‐i hümâ düş mest ol
Pür çûş olayım dersen Gâlib gibi ser‐mest ol
Aşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

TAZELER İÇİN LUGATÇE:
Pir-i muğan: Meyhanecilerin piri, üstadı, Hakk şarabını dağıtan manasına sâki. Zahirde tekke amma batında cümle alem feyiz ve neşe meyhanesi, şarap da feyiz, sevgi ve neşe, pir i mugan da o feyzi o neşeyi kadeh kadeh sunan mürşittir. Tedbirini terk et; takdir Allah Teâlâ’nındır. Sen yoksun; o benlikler, hep vehmindir; zannındır. Birden bire aşkı bul, bu armağan, bulanındır. Devran, devran olalı, temiz kişilerin, ilâhî zevk sahiplerinindir. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; feyiz ve neşe kadehini elinden bırakma, söz pîr‐i mugânındır. Meyhaneyi seyrettim; âşıkların, çevresinde dönüp durdukları yer olmuş; orada oturanlar tekliften de affedilmişler, tekellüften de. Bir neşe gelmiş; mecliste ne korku kalmış, ne aykırılık; gama dâir sohbet yapılmıyor, gamın bulanıklığı anılmıyor; hepsinin de meşrebi tertemiz bir hâle gelmiş. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz pîr‐i mugânındır. Ey gönül, sen o sevgiliye lâyık mı değilsin; yoksa sevgi dâvasında gerçek mi değilsin? Azrâ’nın özrü nedir; sen Vâmık mı değilsin. Sende bu gam ne gezer; yoksa âşık mı değilsin. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz pîr‐i mugânındır. Bir gün gönül, mânâ meyhanesinde mahzundu; hatıra fikirler düşmüştü de inkâra döşenmiştim. Bir pîr, ansızın geldi de alelade Öğüt verdi; eline bir şarap kadehi al, derdi de yele ver gitsin, gamı da dedi. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz pîr‐i mugânındır. Bir kadeh şarap çek, içtikçe iç; mecliste yücel; sözün üstün olsun, yürüsün. Ayağını dışarıya atma; meyhanede ayak dire. Sular alçağa akar; sen de küpün ayakucuna düş; alçal. Coşup köpüreyim dersen Galib gibi sarhoş ol. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz pîr‐i muganındır.

Read Full Post »

Taraf-ı fakîrânemden derviş efendi ihvânımıza yazılmış ve yâdigâr olunmuştur
bekirsidkiefendi
Unutulmaya mahkum, eskice bir kitabın sayfaları arasında, kimbilir kaç yıldır saklıyordu şefkat nazarlarını…

[Nev-niyâz ve Dedesi]

Kim bu hazret dedem?
Şeyh, Hâfız, Gülyağcı, Saatçi Bekir Necmeddîn Sıdkî Ateşli deseler tanıyabilir misin evladım… Bilmem ki nereden nasıl başlamalı; tekke ve zâviyelerin sırlanmasına kadar irşâd faaliyetini sürdüren dergâhlardan biri de İstanbul’da Alayköşkü yakınındaki Aydınoğlu Tekkesi’dir. Şimdi gidip baksan sadece bir zamanlar tekke avlusunda bulunan Hasan Ünsî Türbesi ve tekke hazîresindeki mezarları görürsün. İşte bu Aydınoğlu Tekkesi’nin son postnişîni de, tekke ve zâviyelerin kapatıldığı güne kadar adı geçen tekkede ve daha sonra Haseki Kişihatun Camii’nde imam-hatipliğe tayin edildiği andan vefatına kadar irşad faaliyetlerine devam ederek halifeler yetiştiren Ispartalı Şeyh Bekir Necmeddîn Sıdkî Kâdirî Üveysî Enverî’dir.

Peki bu tekke meşhur bir tekke midir ki mevzu-u bahis oldu?
30 Kasım 1925 tarihine kadar âyin icrasına devam edilmiş olan Aydınoğlu Tekkesinin en son postnişîni olan fotoğrafını astığımız Şeyh Efendi de Kâdirî Tarîkatının, Şeyhi Osman Nûreddîn Efendi’nin tesis ettiği Enveriyye kolunun ilk halka şeyhlerindendir. İlla şöhret arayacaksan Şeyh Bekir Efendi, Türkiye tarihinin yetiştirdiği önemli ilim ve fikir adamlarından Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil ve büyük bestekar Hafız Bekir Sıdkı Sezgin’in babası Hafız Hüseyin Sezgin Efendilere hilafet vermiştir.

Sanki orada, hemen eskimiş fotoğrafın altında bir de mektup var?
Var ya… “Taraf-ı fakîrânemden derviş efendi ihvânımıza yazılmış ve yâdigâr olunmuştur” diye başlıyor. Bu kafesin canlarından kadim bir hatırat:

… Birbirimizi unutmak mümkün değildir. Bilirsiniz ki, kırk seneden mütecaviz bir zamandır sizinle bu dergâhda bende olduk. Bu dergâh, ne dergâhdır ki, beyanı akli külden haricdir. Kendimizi burada bildik, burada bulduk. Kendi yüzümüzü ande gördük, varlığı ande bitirdik, yokluğu ande şikâr ettik. Husûsâ sizinle hemderd idik. Ande pâk olduk, ande tâze can bulduk. Ande her müşkil fetholdu; ol ki ayni mürşidden câri feyzi hakikatdir. Nasıl unutalım. Cümleden kat’ı nazar bir pınar sızıntısıyız, ol pınardan sızıb zuhûr etmişiz, ondan bir katreyiz, mahv ü fenâmız yine ol pınarda fenâ bulur. Alelhusus hubbi sivâ, sahibi Hudaya bu kurbiyyetde mübeddel oldu. Bu muhabbet ne muhabbettir ki, beyanü imâsı kabil değildir… Yüzlerce müslüman, meclisi bezmi muhabbetde elbirliği, gönül niyazlığı derde çâresazlığı ile râhi aşkü müveddette soyunmuş, üstünde beyaz gömlek veya tennûre, sırtda haydariye, başda beyaz takke olarak kâffesi bir vücuddan bir ağız ve bir dil ile namı Hüdayı yad eylemişlerdir. Dergâhda pazar günü öğle namazından, pazartesi gecesi yatsıdan sonra, cuma ve geceleri namazı müteakip, haftada dört defa Şâbani, Kâdiri âyini yapılır, hem kuuden zikredilir hem kıyama kalkılır, hem de Halvetîlere mahsus olan şekilde devrânlar olurdu. Semâhanede iç içe halkalar teşkil edilerek genç ve ihtiyar, dînç ve nâtüvan yüzlerce âşıkan ortasında, İzzi Efendi, pervâne misali dönerlerdi. Ala yemini zâkir Mustafa Bey, Büyükefendi Osman Şems’den:

Gözü dünya mı görür âşıkı dîdâr olanın
Dilberi sen gibi bir mâhi dilâzâr olanın

neşidesini okudukça her dilden envarı muhabbet berk urmağa başlardı. Efendinin terbiye ve irşâd devresi, Dergâhın kapusundan tam yirmi sekiz sene dışarı çıkmamak sûretiyle seleflerinin çoğundan fazla devam etmiştir. Şahsındaki ulviyetin tesiri ile burayı ‚”mecmai uşşak” denilecek hale getirmiştir…

Büyükefendi diye bahsi geçen Osman Şems kimdir?
Edeb Ya Hu! Ecille-i rical-i Kadiriyye ve Üveysiyye’den es-Seyyid eş-Şeyh Osman Nureddin-i Şems (k. s) Efendi hazretleri, hazretim kamil bir mürşid…

Sizin lugatinizde “Mürşid” kime derler, Allah ile kul arasına girilmez diyorlar ya?
Fesubhanallah, Allah’ı buldun da aranıza girdik sanki. O Allah’ı kullarına, kullarını da Allah’a sevdiren ve yaklaştıran, kul ile Allah’ın arasını yapan
hazret-i insandır…

Bize O’ndan bahsetseniz…
Şeyh Osman Nûreddîn Efendi, 23 Mart 1814 Çarşamba günü İstanbul’da Bâb-ı Âlî civârında Hocapaşa Mahallesi’nde doğmuştur. Babası Maliye Bakanlığı Eshâm Kalemi Şeflerinden Nakşibendî tarîkatinden‚ Hoca Emin Efendi diye tanınan Münzevî Seyyid Muhammed Emin Efendi’dir. Hoca Emin Efendi, daha sonra Halvetiyye Tarîkatının Şa’bâniyye kolu şeyhlerinden Kuşadalı İbrâhim Efendi’ye intisab ederek yirmiüç yıl münzevî bir hayat yaşamış, 28 Haziran 1861 tarihinde 80 yaşında vefat etmiştir. Osman Şems Efendi, seviyeli bir ilim tahsili almış olmasının yanı sıra irfan dünyasına da girmiştir. Henüz genç yaştayken evlerinin yakınında oturan Nakşibendî şeyhlerinden İsmail Efendi’ye intisab etmiş, şeyhinin 1839 yılında vefat etmesi üzerine babasının da şeyhi olan Halvetiyye Tarîkatının Şa’bâniyye kolu şeyhlerinden Kuşadalı İbrahim Halvetî’ye bey’at etmiştir. İntisabından yedi sene sonra Kuşadalı’nın da vefat etmesi üzerine Osman Şems Efendi sülûkunu tamamlamak için mürşid aramağa başlamış ve sonunda Aksaray’da Kara Mehmed Paşa Mescidinde veya Sinekli Bakkal’daki evinde inzivâyı tercih eden Kâdirî-Üveysî şeyhlerinden Şeyh Abdurrahim Ünyevî’ye intisab ederek 1849 yılında irşad izni almıştır. Abdurrahim Efendi, Osman Şems Efendi’de biraz nefsânî gurur görmüş ve bunu kırmak için, eğer odun yarıcılığı yaparsa kabul edeceğini söylemiş; o da verilen emre uyarak şeyhi tarafından kabul edilmiştir. Şeyhinin 1856 yılında vefat etmesinden sonra Osman Nûreddîn Şems Efendi, Kâdirî Tarîkatı Pîri Seyyid Abdulkâdir Geylânî’nin rûhânî feyzine, dolayısıyla da manen Üveysîlik pâyesine nail olmuştur. Aynı zamanda büyük bir şair olan Osman Şems Efendi, artık hem şair, hem de şeyh olarak meşhur olmuştur. Daima diz üstü otururduğu nakledilen Osman Şems Efendi, seyrekçe beyaz sakallı, uzunca yüzlüydü. Çoğu zaman başlarına fes giyip üstüne yemeni sarardı, bazen de Kâdirî şeyh serpuşu olan tâc giyerdi. Kendisi tekkede oturan bir şeyh olmayan Osman Şems Efendi, önceleri Sirkeci Hocapaşa Mahallesindeki, sonraları Üsküdar’daki, daha sonraları da Üsküdar-Selîmiye’deki kirâ olarak oturdukları evlerinde ikâmet etmiş ve dervişlerini irşâd etmişlerdir. 27 Aralık 1893 Çarşamba gecesi Üsküdar-Selîmiye’deki evlerinde âhirete irtihâl etmişlerdir. Devrinin en şöhretli şairlerinden ve mutasavvıflarından olan Osman Şems Efendi ilim ehli ve Dîvân sahibi bir şeyhti. Osman Nûreddîn Şems Efendi Kâdiriyye-i Üveysiyye’nin Enveriyye kolu kurucu ve Pîr-i Sânî olarak sayılmakta ve tarîkatın Pîr’i olan Abdulkâdir Geylânî’ye Bâzu’l-Eşheb (Alaca Şahin) ünvânından mülhem olarak kendisine Bâzu’l-Enver (En nurlu Şahin) denmektedir.

Nezd-i âlîlerine varanlar, sohbetinin lezzetinden bıkmaz, usanmazlardı. Dâima dizüstü otururlar ve lisân-1 hikmet-i feşânından sâdır olan sözler; esrâr-ı Kur’aniyye ve ehâdis-i nebeviyyeye müteallik varidat-1 ilâhiyye idi. Hz. Şeyh’in huzuruna girildiği zaman kalbimizden mâsivâ kaydı ref olur; yerine zikr-i Hak kâim olurdu. Yanında bulunduğumuz müddetçe, cemâline baktıkça bakacağımız gelir; yanından ayrılmayı canımız istemezdi. Meclis-i şeriflerinde bulunduğumuz zamanın hâtırası ve bahusus, latif hayalleri, bir dakika gözümüzün önünden kaybolmaz: huzurlarında iken herkesin kalbinde bulunanları keşfeder, söyler idi. Ale’l-ekser, huşûan ağlarlardı. Vâridât-ı rabbâniyyeye mâlik olduklarından, sözleri pek müessir idi. Fesâhatından udebâ, maârifinden ulemâ, tahkikatından ehl-i felsefe, dakâyıkından bülegâ, eş’arından şuarâ, hikmetinden ukalâ, âdabından fukara, elhâsıl, her sınıf kendine göre, fezâil ve irfânından iktibas- ı feyz ederlerdi. Kendilerinin, zâhiri hâlde hankâhı yoktu. Fakat her müridin kalbini hankâh-ı aşk ittihâz etmiş idi. Hülâsa-ı kelâm Cenâb-ı Şeyh, ser halka-ı erbâb-ı tecrîd ve sâkî-i hum-hâne-i tevhîd olmuş idi. Şiddet i riyazet ve mücâhededen kemâl derecede zaîf halde idiler. Bellerine bağladıkları kemeri gördüm; hemen hemen bir çocuk kemeri kadar ufak idi…

Peki bu Şems adı nerden geliyor?
Asıl adı Osman Nûreddin olan Şems Efendi, Ulu Velî Kuşadalı İbrahim Efendi’den el aldıktan sonra gönlündeki ilâhî aşkın uyanarak coşup taşmasıyla yanık şiirler söylemeye, Önceki “Nurî” mahlasını bırakarak artık “Şems” mahlasını kullanmaya başlamıştır. Bu mahlası almalarının hikmetini Şeyh Vasfı Efendi (ö. 1910) ye nazîre olan bir gazelinin sonunda:

Pertev-i zâtından ey Şems ettiğim çün iktibas
Yadigâr aldım bu ismi Şemsi-i Tebriz’den

beytiyle açıklar. Şeyhi Abdurrahim Ünyevî (v. 1856)’nin vefatından sonra Şems, Kâdirî tarîkatının pîri Seyyid Abdulkadir Geylânî’nin ruhanî feyzine, dolayısıyla manen Üveysîlik payesine nail olmuşlardır. Artık her iki yönden, hem şairlikten, hem de şeyhlikten ünü çevreye yayılmıştır. Şeyhliği şairliğine mâye, şâirliği de şeyliğine saye olmaya başlamıştır. Hem ariflerin hem de şairlerin takdir edecekleri beyitlerin yüzlercesini, binlercesini yazıp sevdiklerine okumuştur.

Aziz okuyucularımızın da bu manadan ve dahi hazretimin füyuzatından behredâr olmaları için teberüken Şems remizlerinden nükteler saçalım;

MÜSEDDES Gözü, dünyâ mı görür âşık-ı dîdâr olanın
Dilberi, sen gibi bir mâh-ı dil-âzâr olanın
Gayre meyli olamaz, aşkın ile yâr olanın
Yücedir rütbesi mihrinle hevâ-dâr olanın
Ayağı yer mi basar zülfüne berdar olanın
Aşk u şevk ile verir cân ü serî döne döne

Nâr-ı aşkınla yanan, şem’a-i kâfûr gibi
Sâf eder sînesin âyîne-i billûr gibi
Cûş eder mevc-i dili, mevc-i yem-i nûr gibi
Görünür bâng-i “Ene’llâh!” ile Mansûr gibi
Tutuşur meş’al-i âhı şecer-i Tûr gibi
Savrulur göklere her bir şereri döne döne

Sana dil-beste olan, zülf-i perîşânın ile
Mest olur gerçi mey-i la’l-i gül-efşânın ile
Hûna âğâşte olur hancer-i müjgânın ile
Âkıbet yârelenür pençe-i hicrânın ile
Saplanıp sîh-i gama âteş-i sûzânın ile
Laht-ı biryâna döner tâ ciğeri döne döne

Her tecelli kim eder aşk-ı dil-efrûz-i niğâr
İnleyip bâd açar, la’lini gül-bâğ-ı bahar
Cûylar girye edip, na’re urur murg-ı hezâr
Raks eder pîr-i felek vecd ile bî-sabr ü karâr
Kimi bî-savt ü hurûf ü kimi pür-nâle vü zâr
Zikr eder Hakk’ı cihân zir ü beri döne döne

Cezbe-i aşk ile bir âleme kıldın ki hirâm
Düşdü sermest gönül, bezmine bî-bâde vü câm
Çeşmime oldu hüveydâ nice merdân-ı kirâm
Kimi Veys ü kimi Bedr ü kimisi Şems-i be-nâm
Mevlevî gibi şebistân-ı mahabbetde müdâm
Şem’inin yanmada pervâneleri döne döne

Âh kim gerdiş-i dûlâb-ı cihân gibi, nisâb
Aksine devr ile îdüp yine cüllâbı serab
Etdi bu bâğda bir serv-i revânım kem-yâb
Kıldı üftâde-i çâh-ı çemenistân-ı türâb
Nevh-i nâlemden olup devrine zencir-i tınâb
Dil ü çeşmin dökülür eşk-i teri döne döne

Kıldı hasret beni sergeşte vü mestâne-revân
Nâr-ı firkat dilime açdı nice dâğ-ı nihân
Başdan başa olup zâr tenim dîde-i cân
Görmeğe zülfü içinde ruh-i cânânı ayân
Şems olup, hem-reviş-i mihr ü meh-i nûr-efşan
Seyr eder çarh ile şâm ü seherî döne döne 

selincan

Oldu olacak bir de irfan mektebinden nutk-u şeriflerini ikram edelim:

Gel gülşen-i tevhide şu bülbül gibi yâ Hû
Nâlân olub Allah diyelim hû diyelim Hû
Gözyaş ile gül-bûn-i aşka verelim su
Giryân olub Allah diyelim hû diyelim Hû

Mânend-i sabâ nefha edüb nefha-i Rahman
Olsan çemen-i dilde maârif ğüli hândan
Bâğ-ı melekûta per açub etmeğe seyran
Perrân olub Allah diyelim hû diyelim hû

Bildik ki beka yol bize bu dâr-ı fenada
Ahvâl-i bekayı görelim râh-i Hudâ’da
Bildirmeyelim kimseye esrarı kabâda
Pinhan olub Allah, diyelim hû diyelim hû

Dergâh-ı Îlâhî’de olub bende-i ferman
Meydân-ı mahabbetde idüb zikr ile cevlân
Cezbeyle semâ eyleyelim vecd ile devran
Gerdân olub Allah diyelim hû diyelim hû

Emri tutalım eyleyelim terk-i menâhî
Çıksun feleğe nefsimizin dûde-i âhı
Tennûr-i gönülde tutuşub aşk-i ilâhî
Sûzân olub Allah diyelim hû diyelim hû

Aşk ile yanub yanmayalım nâr-ı cahîme
Mevt irmeden ivvel girelim dâr-ı naime
Beyt-i Hak olan zâviye-i kalb-i selime
Mihmân olub Allah diyelim hû diyelim hû

Dilden çıkarub meşgale-i hubb-i sivâyi
Can gözlerin açub görelim fevk-ı ulâyı
Her yüzde temâşâ edelim vech-i Hudâ’yı
Hayrân olub Allah diyelim hû diyelim hû

Envâr-ı tecellîde olub mahv ü perişan
Fânî olalım tûr-i tecellî gibi yeksan
Humhâne-i Veysî’den içüb bâde-i irfan
Sekrân olub Allah diyelim hû diyelim hû

Bul Şemsi gibi aşk-ı Muhammed’le delili
Bil âteş ile sırr-ı gülistan-ı Halil’i
Mûsâ gibi seyr etmeğe envâr-ı celîli
Pûyan olub Allah diyelim hû diyelim hû

Neyzen Osman Bey’in bestenigâr makamında bestesi 

Salahi Dede’nin(v. 1997) mâhur makamında bestesi 

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: