Mahşernâme

Mâlum-u ihsânınız cânım erenlerim, Nuh’un gemisinde her hayvandan bir çift varmış. Her insanda da bütün hayvanların ahlâkı mevcuttur. İnsanlar vücut gemilerinde o bed ahlâkları taşıyıp duruyorlar; temizlenmeyince nefis firavunlaşıyor işte!

bahce_umutrehberi

Her insan, kendi nefsine kendi Mûsâ’sıyla kendi firavununa şu teklifi yapmalıdır:
Git Firavun’a! Muhakkak ki o azgınlaştı! De ki: Arınıp saflaşmaya ne dersin?
[Nâzi’ât:18-19 Meâli]

Görenler saymışlar erenlerim; insan bu dünyaya yetmiş iki ahlâk-ı rezîle-i hayvâniye yâni kötü ahlakla geliyor, kandan-nutfeden taşıdığımız bir malzeme de bu!

Hiç öyle şey olur mu demeyin! Hayvan huyundan iz yoksa insanda, neden kendi cinsini köpek gibi ısırmaktadır. Sûrette insandır, sîrette maymun değilse neden bu kadar şehvete tâbi olmaktadır söyler misiniz?

Anlayalım artık; bütün bu hayvanlarla, tabîat hapishânesinde mahbûs ve esir kalmışız işte!

Gerçekten nefsi arındıran kurtulmuştur. Onu gömüp gizleyerek (bilinçsizce – dürtüleriyle tabiatına uyarak) yaşayan kaybetmiştir.
[Şems:9-10 Meâli]

Beşer kabuğundaki her can, huyu kendisine benzer bir hayvanın ifadesidir ve insan olan âhiri görür, hayvan kalan ahırı…

Mâdem söz bu noktaya geldi Halvetî Şeyhi Akkirmanlı Nakşî Hazretleri’nin (v. 1655) dîvanında kasîde şeklinde yazdığı MAHŞER-NÂME’sinde anlattığı sûreti insan, sîreti hayvan olan ve sırf kendi nefsini gören kişilerin hallerinden de bahsetmekte yarar vardır.

Akkirmânî Hazretleri insan bu hayatta kin, şehvet, buğz, cimrilik, kıskançlık ve kibir gibi sıfatlardan hangisiyle bilinir olursa mahşerde içi dışuna çıktığında o sıfatın sûretine bürüneceğini şöyle anlatır:

Açılcak kabr-i ten, kaldıra dil baş ü cân
Göre ki mahşer olmuş hayret içinde insân

Her ne sıfatla bunda mevsûf olursun âhir
Ol şekli cân bürünür eyle sözüm gel iz´ân

Nakş-ı hicâbı dilden pâk eyledinse ger sen
Dîdâr-ı Hazret-i Hak, çeşminde ola seyrân

Fi’lin eyâ Hazretin uydu ise kavline
Ola enîsin dilâ anda Habîbü’r-Rahmân

Nefsin ile geceler eyle cihâd-ı ekber
Ola o gün destgîr lütf u keremle Sübhân

Nûş eyle her ne gelse zehr ise de bal bil Hudâ’dan
Vire şerâb-ı kevser mahşerde Şâh-ı Merdân

Zikr-i Hudâ’yı dilden koma ölünce sen kim
Ola sana hem-nişîn anda o gün ‘âşıkan

Sakın harâma el sunma hınzır olur derûnun
Hased iyi değildir şeklin olur soğulcan
HARAMA EL UZATMAK:DOMUZ HASED: SOLUCAN

İki yüzlü olanlar maymun olur yüzleri
Bulunmaz rahmet anlar oda yanar o her an
İKİ YÜZLÜLÜK: MAYMUN

Dünyâyı terk etmeyen kelbe döner ey dedem
Halkı eden rencîde ola peleng ü arslan
DÜNYA SEVGİSİ: KÖPEK
MAHLUKATA ZARAR: ARSLAN KAPLAN

Yiyüp yedirmeyenler eylediği cem’-i mâl
Onlar olur karınca yâhud olur tonuzlan
MAL TOPLAYAN: B*K BÖCEĞİ KARINCA: CİMRİ

Halkı sokan diliylen yılan çıyan olur bil
Ayı olur kend’özün büyük gören müselmân
KİBİR: AYI LAF SOKMA: YILAN

Yiyüp içüp yatanlar tonbay olur şöyle bil
Katır olur ki sakın kizbi iden ferâvân
TEMBEL: MANDA YALANCI: KATIR

Zînet içün câmeler giyse eğer bir kişi
Tavûs olur şekli kim ide tamuda cevlân
TAVÛS: SÜS DÜŞKÜNÜ

Kaplumbağa olurmuş baksa bir er gayriye
Filler olup lûtîler ola cehennem vatan
HOVARDALIK: KAPLUMBAĞA LÛTİLİK: FİL

Mü’min isen mü’mine tutma sakın girü kin
Deve olup yürürsün mahşer içinde sekrân
KİN: DEVE

Ol sorudup gezenler zenbûr olur ekseri
Hırsı olan kişiler kurda döner ya sırtlan
KURUNTU: EŞEK ARISI HIRS: KURT SIRTLAN

Hakk’ı ferâmûş idüp oynayuban gülenler
Şekli döner hırreye dâim ider ol efgân
GERÇEĞİ UNUTUP OYUNA DALANLAR: KEDİ

Ol kim ider zagallık keçi olur bilmiş ol
İşin olursa hîle tilki olur bî-gümân
HUYSUZLUK: KEÇİ HÎLE: TİLKİ

Gâlib olan şehveti bir hâr olur yularsız
Ol kim ider bahîllik zinhâr olur o şeytân
ŞEHVET: EŞEK CİMRİ: ŞEYTÂN

Eyleyüben mesâvî âdem etin yiyenler
Kartal  hem mâr olur o günden ‘ıyân
KÖTÜLÜK: KARTAL GIYBET: YILAN

‘İlm okıyup ‘amelsiz gitsen eğer şöyle kim
Meyvesiz ağaç gibi durma cehennemde yan

Halka nasîhat verüp kendi sözün tutmayan
Üstü kalıplı çörek koz gibi için yalan

Hırsız olup geceler evler açıp dâm delen
Sansar olur sûreti ölse eğer ol hemân
HIRSIZLIK: SANSAR

Olsa münâfık kişi keklik olur kıl hazer
Kim tarîki inkâr iden olur gürûh-ı küfrân
MÜNÂFIK: KEKLİK

Tevbe vü telkîn alıp sonra ferâgat iden
Yüzü dönüp ardına ola bir ulu nişân

Hâli dahi olmadan ma’nâ uğurlayanlar
Gelincik ola geze eyleme gergîz gümân
HALSİZ KÂL İDEN: GELİNCİK

Ma’rifetim var deyu kuru lakırdı çalan
Alaca karga olur yâhud öter saksağân
UCÛB: KARGA UKELA:SAKSAĞAN

Sâzını sâzendeler ırlasalar çalsalar
Kanadın urur öter horûs olur ey civân
İŞRET DÜŞKÜNÜ: HOROZ

Fâidesiz endîşeden pire olur bit olur
Çakal olurmuş sakın evveli için uluyan
ENDİŞELİ: PİRE DÜNE AĞLAYAN: ÇAKAL

İki cihân fahrinin nesline kim buğz ider
Anun ile haşrolur kim almaya mahal divan

Yerin göğün ilmini dünyâ içün okursan
Bir elif öğrenmedin maksadın otluk saman

Böyle giyinip kuşanma aldar seni inanma
Beg paşa dedikleri bir kuruca ad u sân

Mağrûr olup mâlına mansıb alanlar bu gün
Devlete batdım sanır bir kuruca âd u sân

Menzil uzak sen yayan zâd u zahîren de yok
Kaddini lâm eylemiş hırs ile bâr-ı girân

Bu sözlerim derd-mend sanma sakın söz değil
Mevt irişüp göresin her ne kim itdim beyân

Çün kim irer mahşere her ne ki vâr râfizî
Har oluben bilineler Kavm-i Yehûd bî-lisân

Ger olursa şeyh mürâî baykuş olur şöyle bil
Ana uyan sôfîler kuzgun olur ol hemân
RİYÂKÂR ŞEYH: BAYKUŞ DERVİŞLERİ: KUZGUN

Ger sana bu sözler kâr itmediyse kardaş
Taş u demirden özün, durman hemân oda yan

Ger bu sıfatlar dilâ ister isen gitmesin
Tevhîd ile rûz u şeb göz yaşını et revân

Fehm idegör sözlerim mahşer içredir bular
Sanma sakın zâhirî dînini itme vîrân

Gerçi demiş niceler iş bu cihân içredir
Çek elini oradan itme anı sen îmân

Bir mürşîd-i kâmile teslîm-i cân u dil kıl
Seyyîd Nizâmoğlu olmak dilersen insân

Nakşî Nizâmoğlu’nun ta’bîrini tayy idüp
Âb-ı hayât eyledi tertîb idüp kâmurân

Âh efendim, can bu ilden göçmeden cânânı bulmazsa ne güç, sûreti insan içi hayvan olursa kişinin, taşlar ile döğünüp insanı bulmazsa ne güç…

Sûreti insan, yürüyen hayvan derekesinden azâd olarak, gemiden sağ sâlim kurtulana, halkını firavundan selâmete çıkarana selâm olsun

Enîsü’l Fukarâ

Garîbim yok-durur kimse enîsim diye bir ses bekleyenlere hakîki bir nevâ olsun diye…

Destûr yâ Hazret-i Pîr
Destûr yâ Hazret-i Şeyh
Destûr yâ Hazret-i Osman Kemâlî
Kaddesallahu esrârahum âli

ENÎSÜ’L FUKÂRA

Fakîrlerin dostu, dervişlerin yoldaşı
miny
Cân u ten, varlık bekâsız bir vedâatdir sana
Sen seni bilmek bahâsız bir saâdetdir sana
Bedebn ve beden elbisesinden  bir süreliğine görülen ruhun birlikteliği sende bir emânettir yâni bu terkip bozulacaktır. Senin için bu ten sarayı bozulmadan kendi hakikatini bilmen paha biçilemez bir mutluluktur.

El, ayak, dil, göz, kulak kalble alır kalbe verir
Bu rumûzu anlamak bî-had kerâmetdir sana
Bütün âzalar kalbe açılan pencerelerdir, dışın içe hayâlâti ardır. Bu organlar şehâdet âleminde bulunan sinyalleri kalbe taşırlar, yorum kalpte yapılır, şifre burada çözülür. Bu sembolü çözmek, bilene sonsuz bir kerâmettir ancak bundan sonra zâhirin gücünü bâtından aldığı sezilir.

Hayy u Kayyûm’dur hava içre nefes andan kelâm
Her nefes tesbîh-i Mevlâdır, inâyetdir sana
Her nefes havadan seni besleyen, o nefesi kelâm, söz hâline getiren güç Hay, diri ve Kayyûm dâimî olan Allah’tır. Öyleyse aldığın her nefes Mevlâ’nın tesbîhidir ve bu bile Allâh’ın sana lütfudur, keremidir, ihsânıdır. Hava, nefes ve söz, bunlar Hakk’ın zuhûru ise insan ve âlem her nefes Hak ile alıp vermektedir. Varlık, Hakk’ın deryâsında yüzdüğünün (O’nu tesbîh ettiğinin) farkında değildir. O’nu ârif-i billâh fark eder: “Ki varlığım seninledir ve vârım da ancak sen” zikreder.

Devlet-i dünya nasîbinse gelir, olma melûl
Gelmediyse hâle razı ol ki devlettir sana
Dünyâ devleti yâni mal-mülk, iş-güç, çoluk-çocuk, makam-rütbe ezelden takdir edilmiş de nasîbinde varsa arar seni bulur. Nahnu kasemnâ’da [Zuhrûf:32] senin için takdir olunmamışsa üzülme elden bir şey gelmez. Hâline râzı olup verdiğine şükret ki (seni çok verip azdırmadığından) asıl devlet rızâ, asıl zenginlik kanaattir.

Ehl-i irfâna yetiştinse kaçırma fırsatı
Râh-ı Hak’da bulduğun fırsat, ganîmetdir sana
Âriflere, irfan meclisine yetiştiysen fırsatı kaçırma, Hakk’ın güzelliği güzelliğin olana, rengine boyanana dek bu fırsat senin için bir hazînedir.

Fâriğ ol redd ü talebden, himmetinle hizmet et
Amr u Zeyd’in hizmeti, ma’nada hizmetdir sana
Bir şeyi istemekten ve verileni geri çevirmekten (lâ talebe ve lâ redde: istersem dilimi, almasam elimi kessinler) deyip vazgeç. Bütün gayretinle Hakk’a hizmet et, işin ne olursa olsun O’nun için çalıştığını bil, işin sâhibini gör. Şuna buna yaptığın hizmet manâda kendinedir zirâ hânede yabancı, âlemde başkası yoktur.

Verseler dünyayı göz doymaz, gönül açılmadan
İzz ü câhın kesreti belki felâketdir sana
Gönül gözün açılmadan, madde yerine manâ görmeden, hakikati bilmeden dünyânın sâhibi olsan, nefsinin gözü doymaz. Dünyâdaki makâm ve itibârın çokluğu belki de senin felâketin olabilir zîra bunca varlık ile gitmez gönül darlığı.

Bir kıla mâlik misin kendi vücudun sandığın
Cümle a’zâ-yı vücudun bir emânettir sana
Kendi vücûdun sandığın varlıkta bir kıla bile sâhip değilsin, vücûdundak bütün azâlar sana bir emânettir.

Ömr mahdûddur, nefes ma’dûd u devrân bî-sebât
Bî-bekâ bir mülke meyletmek ihânetdir sana
Ömür sonlu, sınırlı, alacağın nefes sayılı, dünya dönüp duruyor ve zaman geçip duruyorken, sâbit değilken bâki kalıcı olmayan varlıklara güvenip meyletmek kendine yaptığın en büyük ihânettir.

İzzet ü zillet senin zannınla bulmuştur vücûd
Belki izzet sandığın miftâh-ı zillettir sana
Üstünlük ve horluk olarak nitelendirilen her şey senin vehminde varolmuştur, sana nispetle vardır. Belki de şeref ve itibâr sandığın şeyler sana bir tuzaktır da çukurun zilletin, aşağılık durumların anahtarıdır.

Rûhu cisme, cismi bu dâmü’l hevâya atma kim
Cisim rûhun kabridir, kalb onda cennettir sana
Rûhu cisme, manâyı maddeye kaptırma, cismi boş heves tuzağına atma zîrâ vücûd ruhun kabri, kalb de bu kabir içinde cennet bahçelerinden bir bahçedir.

Ağniyânın izz ü ikbâlin görüp de olma melûl
Fakre düşsen sabr kıl Hak’dan sıyânetdir sana
Zenginlerin izzet ve ikbâlini, büyüklüklerini ve saâdetini görüp mahsûn olma. Fakîrliğe uğrarsa sabret ki fakîr Allah’ın seni taşkınlıktan muhafaza buyurmasından başka bir şey değildir.

Arzusuyla yanıp yakıldığın her şey senin
Âşıkındır, sed çeken ancak cehâletdir sana
Arzusuyla yanıp yakıldığın, gözü dönmüşçesine peşinden koştuğun, elde etmek istediğin her şey sana âşıktır, sana gelmeyi, visâle ermeyi bekler. Dünyalıklarla arandaki mâni ancak sendeki cehâlet perdesidir, varlığın tekâmül sırrını bilmemendir. Hâsılı bütün eşyâ insâna gelmek için kemâle doğru sefere çıkmış bir yolcudur.

Bir tüyünce olsa bin düşman yine havf etme kim
Sabr bir burc-ı metin, miftâh-ı nusrettir sana
Her bir tüyüne bin düşman karşı gelse bile korkma, sabret. Sabır sağlam bir kale burcu, zaferin anahtarıdır. Unutma ki Allah, sabredenlerle birliktedir.

İzzet ü ikbal ü devlet, saltanat hayli sipâh
Bir avuç toprakdır ancak ders-i ibretdir sana
Büyüklük, hoş baht, makâm, saltanat ve emrine verilen askerlerin, hizmetini görenlerin hepsi bir avuç topraktır, yele verilmeyi bekler, yok olup gitmeye mahkûmdur. Bunların tamamı ancak ibret alınacak bir dersten ibârettir.

Çıksa eflâke başın bu yerde mağrûr olma kim
Âkıbet hâk üzre hâk olma, tabîattir sana
Başın göklere değse yâni en yüksek mevkîlere ulaşsan bile gurulanmai aldanma zira sonunda yükseldiğin yerden düşüp toprağın altında toprak olacaksın

Bak neler gelmiş, neler olmuş, ne kalmış nîk ü bed
Gösteren fânîyi bâkî, cehl ü gaflettir sana
Bak neler gelmiş, neler olmuş iyi ve kötü ne kalmış. Sana gelip geçici olanları kalıcıymış gibi gösteren, hiç bitmeyecekmiş gibi bir zevk veren gaflet ve cehâletindir.

Hâl nâ-ma’lûm, geçen mechûl, âtî nâ-bedîd
Sâlimü’l kalbü’l-lisan olmak selâmetdir sana
(Evvel-âhir ve zâhir-bâtın tam bilinmediğinden) karanlıkta yaşadığın ân, şimdi belli değil, geçmiş bilinmiyor, gelecek henüz açığa çıkmamış. Dilini ve kalbini geçmişin kaygısından, geleceğin endişesinden korumak, bunlardan emîn olmak senin kurtuluşundur.

Emrine her şey mûtî, muhtâc-ı zâtındır senin
Bilmemek muhtacını, sonra melâlettir sana
Her şey senin emrine verilmiştir, sana itâatkâr kılınmıştır. [Yasin:72, Mülk:15] Onlar senin zâtına muhtaçtırlar. Eşyânın sana muhtaç olduğunu bilmemek, senin için bir zaaf, sıkıntı sebebidir. Eşyânın hedefi insandır. Sen insâna gelmişsin fakat bu makâmın kıymetini bilmediğin gibi yaratılış ve devir sırrından haberin yok!

Habbeler, otlar, ağaçlar her biri bir renk ile
Rızkını izhâr eder, uşşâk-ı vuslattır sana
Tohumlar, otlar, yeşillikler, ağaçlar her biri nice bin renkle, sevgilisine kavuşmuş âşıklar gibi hediye olarak rızkını temîn ederler, kendi varlıklarındaki özellikleri (esmâ terkibi) açığa çıkarırlar.

Hüsn-i sûret, sîret-i pâki kılar mahrûm-u aşk
Aşk-ı nisvân, meyl-i şehvet ayn-ı âfettir sana
Haktan olduğunu unutarak güzellere bakmak, temiz yaratılışını aşktan mahrûm kılar. Mecâzi aşk yani karşı cinse duyulan aşk ile cismâniyete saplanıp şehvete meyl etmek ise senin için sakınılması gereken bir âfet; felâkettir.

Hakkın, hüsn-ü sûrete güzel çehreye kendi cemâl sıfatını nakş ve remzetmesi, suretden, zâhirden manâya, bâtına yol bulabilmek için kendi dostlarına bir geçiş vesilesi ve hediyesidir. Yoksa her hangi bir şahsın, bir güzel gördüğü zaman mücerred, sevk-i tabii ve meyl-i şehvet ile: “İşte, ben Allah’ın cemalini gördüm!” diye o güzele sulanması, hayâlî, nefsânî bir yolda yürümesinden ve hüsrana düşmesinden başka kendisine bir zevk vermez.

Hakiki görüş için bakışın Hak nazarla olması şarttır. Esasen, tevhid nokta-i nazarından bunu incelersek anlarız ki gören de, görünen de Hakkın kendisidir. Cenabı Hak, kendi levn ve rengini güzellerin cemâline işlemiş yine kendisi dönüp onu temaşa etmiştir.

Âşık bir şair, bunu tek bir beyitle, ne güzel vecizelendirmiş:
Kendi hüsnün hûblar şeklinde peydâ eyledin
Çeşm-i âşıktan dönüp anı temâşâ eyledin

Aşktan mahrûm olan âhir kalır mahrûm-ı nûr
İhtirâs içre kalırsan nûr zulmetdir sana
Aşk ateştir. Aşktan mahrûm kalan sonundan ateşin ziyâsından nûrdan da mahrûm kalır. Şiddetli arzularla hırs içinde kalırsan hayat denen nûr aşksız kalanlar için karanlığın ta kendisi olacaktır.

Düşdüğün her bir belânın menbaı sensin tamâm
Zâr ü feryâd etdiğin, senden şikâyettir sana
Hâlin ne ise müşteri sen oldun o hâle; düştüğün her belânın kaynağı sensin. Ağladığın, feryâd ettiğin, şikâyet ettiğin her şey kendindendir, kendin ettin kendin buldun!

Her ne istersen ara gönlünde, her şey ondadır
Gayre bakma, kendini görmek musîbettir sana
Ne istersen gönlünde ara, her şey ondadır. Başka şeylere bakıp “ben” deyip de kendini görmek, kendini haklı çıkarmak, nefse yan çıkmak başına derttir.

İlm-i bî-irfân u bî-ihlâs amelden kıl hazer
Her dü âlemde rehâkâr hüsn-i niyyettir sana
İrfansız ilim ve ihlassız amelden sakın her iki âlemde de iyi niyet senin kurtarıcındır; niyet hayr ise âkıbet  hayr olacaktır.

Merd ü nâ-merd sandığın zann u gümânındır senin
Yoksa insanoğlu bir lâzım uhuvvetdir sana
İnsanları iyi ve kötü diye değerlendirmen, yargılaman kendi zan ve şüphenin mahsülüdür. Yoksa sana lâzım olan “insanlığın kardeşliği”nden başka bir şey değildir, ayırmaya değil birleştirmeye çalışmalısın, kin ve nefretle değil muhabbetle beslenmelisin.

Ehl-i dünyâya mülâzim olma ondan kıl hazer
Fikri zikrin mahveder, zikri mazarrattır sana
Dünyaya değer verenlere bağlanma, onlardan uzak dur. Dünya zevklerine düşkün olanlar senin de düşünceni ve zikrini bozarlar. Onların adını anmak, huzurunda bulunmak sana zarar verir, esmâ terkibini bozar.

Nimet ü rızkın senin gökden yağar yerden çıkar
Sihrdür altûn gümüş aldanma nikmetdir sana
Senin nimet ve rızkın gökden yağar, yerden çıkar. Altın ve gümüş gibi şeyler, insanı büyüleyen birer sihir olduğundan senin için cezâdır, ödül sanma!

Hava, su, toprak, ateşten mürekkep elbiseye bürünen bütün varlıklar insan için rızıktır. Bu varlıkların toplamı insanın ham maddesini, beslendiği kaynakları teşkîl eder. Hâsılı kâinât insanın rızkıdır. İnsan da bu rızıklarının toplamıdır ve bu rızık üzerine zuhûr etmiştir. Rızkın insanlık makamına ulaşıncaya ve insanda mirac ile kemâl bulup âdem-i manâ oluncaya kadar geçireceği süreç ise “ömür” dür. Şu halde rızkını arayıp bulan ve dâireyi tamamlayan insan ise zamandan, âna geçecek ve aslına dönecektir. Kendi hakîkatlerini bulamayanlar ise “basit insan, varlık” olarak toprağa dönmeye kaldığı yerden devâm etmeye mahkûmdur. Bu tip insanlar mezarlıkları doldurur, aslına ulaşamaz.
Devr edip geldim cihâna yine bir devrân ola
Ben gidem bu ten sarâyı yıkıla vîrân ola

Her neye görsen lüzûm, lâzımsa mutlak ol olur
Düşdüğün tûl-i emel hasret, nedâmetdir sana
Her neye ihtiyâcın avrsa o sana lâzımsa mutlaka olur. Bitip tükenmeyen isteklerle dünya arzuların, hasret ve pişmanlıkların sebebidir.

Yükseğe kalktım deme, fazla sukûtundur senin
Fazla yüksekden düşersen, fazla şiddetdir sana
Kendini yüksek makâmlara çıktım diye aldatma. Ne kadar yükseğe çıkarsan çık, (alçak gönüllü davranmazsan) düşüşün de o kadar derine olacaktır. Çok yüksek yerden düşersen acısının şiddeti de o kadar fazla olur.

Sen sana dost olmadıkça umma dostluk kimseden
Dost âlemde ararsan, hüsn-i sîretdir sana
Sen kendine dost olmadıkça kimseden dostluk umma. Âlemde dost arıyorsan en iyi dostun iyi hâldir, güzel ahlâktır.

İhtirâsı, aşkı fark etmez esir-i nefs olan
Sûya meylin ihtirâs aşk zevk u ni’metdir sana
Nefsinin esîri olan aşk ile ihtirâsı fark edemez. O zaman kötülüğe olan meylin senin için şiddetli tutku, aşk ise zevk ve nimet olur.

Aşkdır nûr-ı avâlim, ihtirâs bir nârdır
Aşkı ârifden dile, ayn-ı hidâyetdir sana
Âlemlerin nûru aşktır, ihtirâs ise bir âteşdir. Aşkı marifet sahibinden iste. Aşk, hidâyetin yani insanı Hakk’a götüren yolun hakîkati, aynısıdır.

Her ne var âlemde aynı sendedir etme gümân
Mahzen-i gönlünde sînen levh-i hikmetdir sana
Âlemde ne varsa hepsinin sende olduğundan şüphe etme. Gönül mahzenindeki sînen hikmetin levhası, yazılıp göründüğü yerdir.

Hakkı gör her şeyde görmezsen, senin Hak gördüğün
Şüphesiz bil, Hakk’ı fikretmek ibâdetdir sana
Her şeyde Hakk’ı gör. Eğer sen O’nu görmüyorsan hiç şüphe etme ki O seni görmektedir. Senin ibâdetin Hakkı her an düşünüp zikr etmektir.

Hak için sev her neyi sevdinse Hak’sız nesne yok
Hak için halka muhabbet eyle tâatdir sana
Her neyi seversen Hak için sev zira içinde Hakk’ın olmadığı bir nesne yoktur. Halka Hak muhabbet etmek, yaradılanı yaradandan ötürü sevmek bir ibâdettir.

Her ne yapsan, her ne bilsen haddini bil daimâ
Aczini, noksânını idrâk fazîletdir sana
Ne yaparsan yap, ne bilirsen bil, haddini aşma. Aczini ve eksikliklerini idrâk etmen fazilettir.

Her ne söylersen, ne yapsan kâinât görür duyar
Kendi kendinden utanmazsan cinâyetdir sana
Her ne söylersen, ne yaparsan kâinat görür ve duyar. Kendi kendinden utanmaz, kendini kınamazsan bu bir cinâyettir. Cinâyet işlemiş kadar kendine kötülük etmiş olursun.

Az uyu, az söyle, az ye ziynete etme heves
Sâdık ol her işde lâzım istikâmetdir sana
Az uyu, az söyle, az ye ve süse heves etme. Her işinde doğru ol. Sana gereken şey bu doğruluk çizgisinde yoluna devam etmektir.

Her neye azmeylesen dönme vefa kıl ahdine
Yâvegû olma sükûtun bir meziyetdir sana
Neye niyet edip başlarsan sözünü tut, yolundan dönme. Gevezelik yapma, susmak senin için bir meziyettir.

Hayr u şerrin mahzeni gönlündedir, miftâhı akl
Şerre vehmin hayra rehber âlî himmetdir sana
Hayır ve şerrin mahzeni gönlündedir. Bu mahzenin anahtarı; kötülüğe şüphe ile bakan, hayırlı işlere rehber olan aklındır. Akıl sana verilen büyük himmettir.

İzleme her gördüğün, hem söyleme her duyduğun
Her sözün mes’ûlüsün sonra mezemmetdir sana
Her işittiğini söylemesi, kişiye yalan olarak yeter. [Hadîs-i şerîf] Her gördüğünü izleme, her duyduğunu söyleme. Ağzından çıkan her sözden sorumlusun. Bu sözler sonra kınanmana sebep olabilir.

Kimsenin mâlin hesâb etme karartır kalbini
Kimsenin hâlin suâl etme kasâvetdir sana
Başkalarının malını hesap etmek kalbini karartır, hâlini sormak içine sıkıntı ve keder verir. Gönlünün rahatlığı için bunları yapma.

Pek sakın aldanma bunda her gülen ağlar gider
Gördüğün ikbâl ü idbâr şekl ü rü’yetdir sana
Pek sakın, dünyaya aldanma, burada her gülen ağlar gider. Gördüğünü sandığın talih ve talihsizlikler şekil ve görüntüden ibârettir. Asılları senin bildiğin gibi değildir.

Dediler, derler, desinler, diyecekler kaydını
Atmadıkça hep hayat kin ü kudûretdir sana
Dediler, derler, desinler, diyecekler düşüncesini kafandan silip atmadıkça hayât senin için kin ve kederden ibarettir.

Bekleme iyilik fenâlık kimsede yokdur mecâl
Nisbetin dert ü elem, düşman izâfetdir sana
Kimseden iyilik veya kötülük bekleme. Çünkü kimsenin bunları yapmaya gücü yetmez, fâil-i mutlak ancak O’dur. Hakka kıyasla kendini var sanmam sana dert ve elem olarak yeter. Kimseyi ayrı görme, kimseye de düşman olma. Zira aslında düşmamn da yoktur, kendini ayırarak düşmanı sen vehminde yaratıyorsun.

Olmasa rûh işlemez azâ, beden toprak kalır
Kendi rûhun en büyük burhân-ı vahdetdir sana
Ruhun olmasa bedenin hiçbir azâsı işlemez, beden vitrindeki manken misali toprak olarak kalır. Beden, rûh ile mana kazanır. Kendi rûhun yani hayat emâresi olan canın vahdetin, Hakk’ın birliğinin sendeki en büyük delilidir.

Kopmuyor bir gül emeksiz, zann-ı bâtıldır demek
Ol emek tevfîkdir, bâkîsi zahmetdir sana
“Bir gül emeksiz kopmuyor” demek, bâtıl, gerçek dışı bir zandır. O emek yani harcanan güç de Hakk’ın yardımıdır. Gerisi yani emek çektim, ettim, tuttum gibi boş laflar kendine verdiğin zahmetten ibârettir.

Hisset-i tab’ olma, mu’ti vü mâni’ Allah’ı bil
Râh-ı Hak’da evvel-i ihsân sehâvetdir sana
Cimri tabiatlı olma. Bil ki Mu’ti: nimet veren, ihsân eden veya ettiren de Mani’: engel olan veya olduran da Allah’tır. Hak yolundan O’nun sana ilk ihsânı cömertlik vasfıdır.

Düşme sevdâya o yol pek korkulu menzil uzak
Aşk refîk olmazsa son menzil redâatdir sana
Dünya sevdâsına düşme çünkü bu yolun pek korkulu geçitleri vardır ve menzil de uzaktır. Bu yolda aşkı yoldaş edinmezsen varacağın son menzil çok kötü, hayvânâtdan daha aşağı fenâ bir makâm olacaktır.

Nefse lâzım olmayan yokdur, gözün aç, ârif ol
Hakka lazımsa gelir lutf u himâyetdir sana
Arif ol, gözünü açık tut. Nefse lazım olmayan yokdur; nefis isteklerini yerine getirmek için seni Hak yolunda çıkarabilir. Sana hakikaten bir şeyler lazımsa Allah tarafından lütuflar elbette verilecektir.

Nefse teslim olma, et bir kâmile teslim-i nefs
İllet-i nefse devâ, iksîr-i sohbetdir sana
Nefsine teslim olma, nefsini kâmil bir mürşide teslim et. Nefsin hastalığına tek devâ Allah dostlarıyla yapılan sohbetdir.

Çok sakın sû’-i karinden, verse de alma selâm
En büyük ikrâmı bil, şerr ü şekâvetdir sana
Huyu kötü arkadaşlardan çok sakın, selâm verseler bile alma. Onların sana en büyük ikrâmı kötülük ve belâdır.

Boş yere etme tamâ cânın yakar nâr-ı hased
İftirâ kendi elinle bir adâvetdir sana
Boş yere aç gözlülük yapma, kıskançlık ateşi cânını yakar. İftirâ da kendi kendine yaptığın düşmanlıktır.

Hikmetullah’dır hükûmet deme şu iyi bu fenâ
İttifâk-ı ümmete lâzım itâatdir sana
Hükümet Allah’ın hikmetidir. Şu iktidar iyi, bu iktidâr kötü demek iyi değildir. Senin için doğru olan ittifakla seçtiği hükümete itâat etmektir./Zirâ o hükümet, Allah’ın takdîri ve hikmetidir!

Her umûrda ehlini bul, meşveret eyle müdâm
Meşveret bir emrdir lâzım riâyetdir sana
Her işte ehlini bul ve sürekli ona danış. Danışmak bir emirdir ve sana bu emre uymak düşer.

Derde düştünse devâ bil, hasta oldunsa şifâ
Sen hemen derk-i umûr eyle sekinetdir sana
Derde düştüysen devâ, hasta oldunsa şifâ bil. İşlerin aslını anlamak, yolun sonuna nazar etmek, sana gönül râhatlığı verir.

Ber-murâd olmak dilersen nâ-murâd ol dâimâ
En büyük kâm aldığın, en çok merâretdir sana
Murad almak istersen murâdlarından vazgeç. En fazla zevk aldığın şeyler, en çok acı veren şeyler olabilir.

İtimâd et Hakk’a dâim andadır feyz ü felâh
İtimâd her rütbeye bil nâiliyyetdir sana
Daima Hakk’a itimad et, bolluk ve selâmet ondadır. Hakk’a itimâd etmek, senin bir rütbeye değil, her rütbeye ulaşman demektir. Murâd almak bütün rütbelere nâil olmak demektir.

Azm u himmet, itimâd birle neye atsan elin
Dağ erir, derya kurur, her “usr” “yusret”dir sana
Allah’a itimâd edip kararlılık ve gayretle elini attığın her işte başarılı olabilirsin. Karşında dağ erir, derya kurur; senin için bütün zorluklar, kolaya döner.

Kimseyi ta’yîb ü techîl eyleme aslın gözet
Bağlıdır takdire, buhtân ü şenâatdir sana
Kimseyi ayıplama ve câhilliğini ortaya dökme. Her şey Allah’ın takdirine bağlıdır. Sana bunlar yakışmaz. Bunları yaparsan iftirâ ve kötülük etmiş olursun.

Medh ü zemm-i halk ile memnûn u mahzûn olma kim
Halk içinde iştihâr nikbet melâmetdir sana
Halkın seni methetmesi ile memnûn veya mahzûn olma. Halk içinde meşhûr olman yâni şöhret aslında senin için felâkettir ve hakkında dedi kodu yapılmasına sebeptir.

İns ü cin toplansa bir şey yapmanın imkanı yok
Artıp eksilmez ezelden ol ki kısmetdir sana
Bütün insânlar ve cinler bir araya gelseler, senin ezelden takdir edilen kısmetin artıp eksilmez. im ne yaparsa yapsın sana takdir edilmiş kısmet gelir bulur.

Derseler allâme-i dehr, eyleme da’vâ-yı ilm
En nihayet sandığın bil ki bidâyetdir sana
Sana cihânın en bilgin insanı deseler bile ‘ben bilirim!’ davası gütme. Her şeyi bildiğini, filmin sonuna yaklaştığını sandığın nokta bil ki başlangıcındır.

“Kenz-i lâ-yefna”yı bulmak herkesin kârı değil
O hazîne gevheri, sabr u kanâatdir sana
Tükenmez hazineyi bulmak herkesin becereceği bir iş değildir. O hazînenin cevheri sabır ve kanaâtdir aslında.

Hânedân-ı Mustafâ’yı yâd edip ağla müdâm
Döktüğün gözyaşları bârân-ı rahmetdir sana
Hz. Mustafa’nın (s.a.v.) Ehl-i Beyt ini anıp sürekli ağlamalısın. Döktüğün gözyaşları Allah tarafından verilen rahmet yağmuru olacaktır.

Şâir oldunsa Kemâlî, zâhirin terk eyle kim
Söyleten söyletmeyen bâtında kudretdir sana
Kemâli eğer şair oldunsa işin zâhirini terk eylemelisin. Sana söyleten de söyletmeyen de hakikatte Hakk’ın kudretidir, hayr işe senin bir katkın yoktur.

Herkese âlemde bir yüzden kalır ibkâ-yı nâm
Nutk-ı hayrın bâis-i rahm ü şefâatdir sana
Âlemde herkesin adı bir yüzden, bir sebeple anılır. Senden açığa çıkan  (O’ndan gelen) hayırlı sözler ilâhî rahmet ve şefâate vesiledir, vesselâm.

Yitik hazine

Ey ârif,
Ruh, bir yerden gelmez ve bir yere gitmez. O, nurlar ile dopdolu bir âlemdir; hem o alemlerin cânı ve muharrîkidir. Âlemin hâkimi ve melîkidir, mertebesi nebât iken sevk-i tabî ile, mertebesi hayvân iken (elinde olmayarak) içgüdü ile nihâyet mertebesi insan iken de akıl mârifetiyle kendini izhâr eyler.

hbv.jpg

Dîde-i Hak-bîn ile bak gör ki her bir zerre-i hâk
Rûy-i yâri gösterir mirât-i İskender gibi

Anıp tenhâlığı kabr içre nefret kılma ölmekten
Tarîk-i ünsi tut kim her avuç toprak bir âdemdir

Hodbîn olan Hudâbîn olamaz, kendini görmediğin her yerde Hakk’ı görebilirsin.

Her şeye mahlûk gözüyle baksan ol mahlûk olur,
Hak gözüyle bak ki bî-şek nûr-ı Yezdân andadır

Âlemde bütün varlıklar bu nuru isterler, heyhât bu nuru kendilerinin dışında arayanlar
bilmezler ki ne kadar uzakta ararlarsa bu nurdan o kadar uzağa düşerler.

Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş
Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş
Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş
Öyle sanırdım ayriyem dost gayrıdır ben gayriyem
Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş

Aşkın beni rüsvây-ı cihân eyledi gitti
Yaktı ciğerim bağrımı kan eyledi gitti

Efgân ne büyük hâil imiş râh-ı talebde
Hep ehl-i taleb geldi figan eyledi gitti

Erbâb-ı dili gör ne talep var ne emel var
Hak ile gelüp Hakkı beyân eyledi gitti

Cânân yüzünün sırrını fâş etmedi kimse
Erbâb-ı sefâ, dilde nihân eyledi gitti

İrfansız eğer şâh-ı cihân olsa da insan
İnsanlık alemine ziyan eyledi gitti

İnsan ikiden hâli değil işbu cihânda
Ya cânını ten, ya teni cân eyledi gitti

Onlar ki bu âlemde gelip daldı sivâya
Hayvan gibi her işi yamân eyledi gitti

Esma’da müsemmâyı görüp fakre erenler
Eşyada nihân sırrı ayân eyledi gitti

Cânân ile can birliğini buldu rızâda
Rûhûnu rızâsıyle revân eyledi gitti

A’mâ ise de nûr-ı basîretle KEMÂLÎ
Nâmını melâmette nişân eyledi gitti

Der idim râh-ı talepten erişem maksûda ben
Bildim ki tefrika ayn-ı taleb imiş bana
edim ki talep ederek bir yere erişeyim,  bu talebin ayrılık olduğunu bilemedim..

Ey yolcu,
Nice kereler beyhûde sefere çıkarsın bir nice dünyayı dolaşırsın
Nice düzenbâz, riyâkâr müteşeyyihlerin peşinde ömrünü ve malını heder edersin
Bunlara hiç mi hiç ihtiyacın yoktur bir bilsen
Nice derin remizleri, ince noktaları çözmeye gerek kalmaz bir bilsen
Aslında istediğin nedir?
Onu bile istemeye, aramaya ihtiyacın yoktur
Yok olan aranır, insan kendinde olmayan şeyi ister
Fırat nehrinin kenarında oturmuş su arıyorsun
Hızır’a yol arkadaşı olmuşsun, bütün ömrünü onu aramakla tüketiyorsun…

Dekâikte velî müşkil-küşâsın
Visâl içindesin ammâ cüdâsın
Deniz içindesin teşne ve hayrân
Hazîne sendedir amma gedâsın
Ey düğümler çözme yolunda can vermiş, vuslattan (birlikten) doğmuş, ayrılıkta ölmüş insanoğlu. Ey deniz kıyısında susuzluktan uykuya dalmış, hazineler üstünde açlıktan ölmüş zavallı gafil. Sen öyle bir varlıksın ki, senin varlığın da yokluğun da hep O’dur. Senin sevincinin de gamının da sermayesi hep O’dur. Sende ona bakacak göz yoktur.
Yoksa başından ayağına kadar hep O’sun sen.

Her ne taleb edersen kendi kendinden taleb et, eğer dışardan taleb edersen yol ırak menzil uzak olur. Hayret vâdisinde sefil ve perişan kalırsın

Ben burda seyran ederken
Acep sırra erdim âhi
Bir siz dahi sizde görün
Dostu bende gördüm âhi

Bende baktım bende gördüm
Benim ile ben olanı
Sûretime can verenin
Kim idüğün bildim âhi

Ben isteyip buldum anı
Ol ben isem ya ben hani
Seçemezen andan beni
Bir kez ol oldum âhi

Maşuk benimledir bile
Ayrı değildir kıldan kıla
Irak sefer bundan kala
Dostu burda buldum âhi

Bâzı ârifler, insanın varlığını bir dükkana benzetmişler. Bu dükkanın bir köşesinde paha biçilmez bir hazine gömülüdür. Fakat dükkanın sahibi fakir ve perişan kalmış, kendi dükkanında gömülü hazineden habersiz ona buna el açmış müflis bir esnaf. Eğer haber alıp dükkanında gömülü hazineyi kazıp ortaya çıkarsa, sahib olduğu hazineyle iki cihan saadetine nail olacak.

Kâse-i ömür dolar da hazineyi açamaz ise hayatın son demlerinde, can kuşu beden kafesinden uçmak, ruhu bedenden ayrılmak üzereyken, melekler gelip o gömülü hazineyi alıp götürürler. Artık keskin olan kendi gözleriyle bunları görünce hasret çeker, derin bir âh u vâh ve bin nedâmet ile “bu hazine benimdir” diye feryâd eder. Bunun üzerine melekler de ona derler ki: “Ey gafil, sen yaşadığın müddetçe niçin varlığında gömülü olan (emanet) bu hazineye sahip (halife) olamadın! Şimdiden sonra artık sana verilmez, geçti artık geçti…”

Suretsiz sevgilinin (HU) yüzünü bir görseniz, ev sahibi de sizsiniz, ev de sizsiniz, Kâbe de siz. On keredir o yoldan o eve gittiniz, bir kere de şu evden şu dama çıkın. O ev güzel, eserlerini izlerini söylediniz. O ev sahibinin izlerini de gösterin. O bahçeyi gördüyseniz, nerde bir demet gül? Tanrı denizindeyseniz, nerde bir can incisi? Bütün bunlarla beraber o zahmetleriniz define olsun size. Fakat yazıklar olsun ki kendi definenize kendiniz perdesiniz. [Hz. Pîr-i Destgîr-i Münîr]

Allahım, beni şu yaramaz nefsin elinde bırakma. Senden başka ne varsa onları hoş gösterme, boş olduklarını göster bana. Ben senin kulunum. Beni tekrar kendime kul etme.

İster isen bulasın cânânı sen,
Gayre bakma sende iste sende bul,
Kendi mir’atında gözle anı sen,
Gayre bakma sende iste sende bul.

Her sıfat kim sende var izle anı,
Gör ne sırdan feyz alır gözle anı,
Erişince zâtına özle anı,
Gayre bakma sende iste sende bul.

Kenzi mahfî âşikâr hep sendedir,
Yaz ve kış leyl ü nehâr hep sendedir,
İki âlemde ne var hep sendedir,
Gayre bakma sende iste sende bul.

“Men aref” sırrına er, ko gafleti,
Gör ne remz eyler bu insân sûreti,
Haşr ü neşr ile tamûyu cenneti,
Gayre bakma sende iste sende bul.

Haşr-ı sûri hâlin inkâr eyleme,
Gülşen iken yerini hâr eyleme,
Enfüs ü âfâkı bil âr eyleme,
Gayre bakma sende iste sende bul.

Zat-ı Hakk’ı anla zâtındır senin,
Hem sıfâtı hep sıfâtındır senin.
Sen seni bilmek necâtındır senin,
Gayre bakma sende iste sende bul.

Sûreti terk eyle manâ bulagör,
Ko sıfatı bahr-ı zâta dalagör.
Ey Niyâzi şark u garba dolagör,
Gayre bakma sende iste sende bul.