Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Prof. Dr. Mustafa İSEN’


Nîmetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin. Beni de Allah sizi sevsin diye sevin.
Ehl-i Beytimi de beni sevdiğiniz için sevin…

Sâkiyâ bir cür’a sun ehl-i safânın aşkına
Sâki-i Kevser Aliyyü’l-Murtazâ’nın aşkına
kerbela_umutrehberi.jpgLâle öz başını yarmışdur Hüseynîler gibi
Kana boyanmış Şehîd-i Kerbelâ’nın aşkına

🔥 Yâ Hasan el-medet Yâ Hüseyin el-ihsân

Hüseyin(r.a) toprağa düştüğünden beri bir yanımız Fırat gibi küskün, bir yanımız çöl kadar suskun… Yüreğimiz iki kanatlı şimdi bir yanımız hicret, bir yanımız şehâdet…

O gül yaprağı toprağa düştüğünden beri yüreğimiz kor, içimiz Kerbelâ bizim. Hala bu yüzden Hüseyin adını duyunca asırlardır susuyoruz, dudaklarımız bu yüzden derin derin çatlıyor akıp giden suları gördüğümüzde…

Hüseyin’in toprağa düşen mübârek başını her hatırlayışımızda taşa dönüyoruz. Toprak bu yüzden taşlıyor bizi masum kanı akarken…

Bu yüzden hala sürüyor savaşlar içimizde, bizi birbirimize esir eden. Ne istediğimizi bilmeden ardına durduğumuz saflar, kimin yanında olduğunu bilmeden yürüdüğümüz yollar bu yüzden…

Hüseyin toprağa düştüğünden beri içimiz hep Kerbelâ bizim. Kardeşin kardeşle savaşı önce bizim içimizde kıyâmet koparacak, bizim yüreğimizi kanatacak. Dur diyemezsek eğer her zâlim önce bizim içimizde akıtacak masûm kanını…

Biz göz yumarsak bir kez daha kuduracak Fırat, usul usul kanayacak Resulullah’ın gelişiyle açan güller…

Kerbelâ’da söylenen yiğitlik türküsünü duymazsak eğer “Allah yapıcı olanı, bozguncudan ayırır” [2:220] ayeti mü’minlerin helâkı olacak!

Biz Kerbelâ’yı anlayamadığımız için kanı dinmiyor toprağın… Zorbalıkta adalet, zulümde hak arayanlara “DUR!” demediğimiz için…

Kerbelâ şehitlerinin başlarını vererek kaldırdıkları, ümmetin izzetini ve şerefini kendi ellerimizle yok ediyoruz. Küçücük hırslarımızın ardında yitip giden kayıp zamanlarımız bu yüzden!

Anlayabilseydik oysa görürdük ki aydınlatmak için yanmayı seçenlerin diyârıdır Kerbelâ! “Çığırından çıkmış zamanları düzeltmek boynumuz borcudur” diyerek birbir toprağa düşen mübarek başların, hakkı ve adaleti diriltmek için yaşayan yiğitlerin ölüme koştuğu yerdir. Büyük hakikatler uğruna serden geçenlerin, yürek yükü iman olan şehitlerin vuruştuğu yerdir. Duruşuyla asil, mücadelesiyle onurlu… Ölümü bir kutlu izzet, zalimlerle yaşamayı bir rezil zillet sayanların yurdudur.

“Ya Rab eğer sırtım toprağa düşecekse, düşüşümü ümmetin silkinip kalkmasına vesile kıl” diyen Hüseyin’i anlayabilmektir. Hüseyin’in düştüğü yerden ümmeti kaldırdığımızda, içi boşalmış barış ve kardeşlik sözlerini dirilttiğimizde yeniden Kerbelâ’nın belâsından ve hüznünden önce hikmetini ve hakîkatini taşıdığımızda çağlara, birlikte yürümenin anlamını öğrendiğimizde, müminlerin yardımına koşmanın hak olduğuna yürekten inandığımızda, “hüzünlerimiz, kederlerimiz ortaktır” demeyi bildiğimizde anlayacağız Hüseyin’i.

İçimizde adım adım büyüyen çölü, birbirimiz için akıttığımız gözyaşlarıyla suladığımızda çoğalacağız. Hem uğrunda ciddiyetle yaşanacak hem de uğrunda ömürden geçilecek davalarımız ve sevdalarımız oldukça anlayacağız Kerbelâ’yı…

Kıyıma değil kıyâma kalktığında yüreğimiz işte biz o zaman anlayacağız Kerbelâ’yı ve Hüseyin’i…

Bu toprakların baskın İslam formatı olan dergâhlarda, Bektaşi, Rifai, Nakşi ve Halveti dergahlarında o akşama mahsus belirli merasimler, belirli ritüeller uygulanırdı. Fakat günümüze gelince sanki Hz. Hüseyin’in yasını tutmak, onun için bir Fatiha, bir Yasin okumak veya mersiyeler okumak sadece Caferi kardeşlerimizin bir ritüeliymiş gibi addedildi. Oysa bu yeni bir zihniyet kırılmasıdır. Türkiye Müslümanlarının köklerinden koptuğunu gösteriyor… Hz. Hüseyin ve Kerbela deyince aklımıza sadece Caferiler ve İran geliyor. Onu sanki oraya atmışız, bizim değilmiş gibi bir yaklaşım var. Bunu son zamanlardaki Arap Selefiliğinin ülkemizdeki İslamcılık üzerindeki etkisi olarak görüyorum. Hz. Hüseyin’in başına gelenler neticede gavurlar, kafirler dediğimiz gruplar tarafından yapılmadı. Makam, mevki, aşiret, kabile, takım tutmak, mezhep tutmak gibi tamamen gelişmemiş yapıya sahip insanların, bir dine hakim olmak için içten içe savaş verdiklerini ve gözlerini kırpmadan bazı kamil insanların makamlarını fizik gücüyle ele geçirmeye çalıştıklarının bir dersidir. Hüseyin’in yanında bir çizgide yürümek ve Yezid’ten uzak durmak bizim tevella-teberra felsefemizde çok önemlidir. Tevella Hz. Hüseyin’in yanında olmak, teberra ona bu zulmü yapanlardan beri olmaktır. Müslümanlar böyle bir çizgi tutturursa, daha asil ve izzetli bir yaşam sergilerler…

Kâfir-i nefsin elinden gel oda gir ey gönül
Ger şehîd olmak dilersen çün Hüseyn-i Kerbelâ
🔥
Bunca asır geldi geçti, hiç ağarmadı Kerbelâ’ya vurulan o insanlık karası… Kanasın hiç değilse şu rahata alışmış tenimizde bir Hüseyin yarası…

Ok atmak Kurretül-ayn’e değil mi aslını imhâ
Sebepsiz mi bu gün hâlâ hakiki müslümân ağlar

Bir günün feryâd ü figânını, bir yılın sükûtunda sabır ateşiyle demleyen canlar var.
Ateş daha ne yapsın bana yanmadığım, âh etmediğim gün mü var!
Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir;

Âteş-i aşk ile âh eyle sen dem be dem,
Her Hüseynî meşrebe Kerbelâ’dır bu âlem

Ufuk açıcı bir okuma tavsiyesi:
Kerbela ve Mersiyeleri [Doktora Tezi]

Reklamlar

Read Full Post »

Der beyânı hal söyler bir nutk-u şerif

ahmed_sirri_baba
Tahammül kûşesin tutsam bu bir şaşkın gedâ derler
Kemâl-i rütbe kesbetsem aceb tarz u edâ derler
Eğer sâkit olup bir kimseye sohbet dimez isem
Tekebbür kendisini almış derûnu pür-riyâ derler
Otursam ârifâne söylesem mîr kelâm olsam
Kamu halkı usandırdı yalancı dâimâ derler
Sim ü zer derdine düşsem diyeler ehl-i dünyâdır
Bu derviş olmamış hâlâ işi bâd-ı hevâ derler
Yakında olmasa hizmet çıkıp terk-i diyâr etsem
Kamu halkı dolandırdı kaçan deyne revâ derler
Türâbî kendini halka beğendirmek ne müşküldir
Alâikten berî ol sen, buna “âlem-i fenâ” derler
Turâbi Ali Baba (v.1868)

himmeti

Fâilâtün fâilâtün fâilün

İçi dışı ucb ü kibr ile dolu
Kendi olmuş nefs ü şeytanın kulu
Bulmadı Hakka giden doğru yolu
Elde fetvâ, dilde takvâdır gider
Hey meded bir kuru kavgadır gider

Câh ile elin eteğin öpdürür
Hud’a ile elde varın kapdırır
Sim ü zerden kasr-ı âla yaptırır
Elde fetvâ, dilde takvâdır gider
Hey meded bir kuru kavgadır gider

Bir seyisin postu giymiş eğnine
Hem cevâhir saat asmış boynuna
Aklım erişmez bu halkın oynuna
Elde fetvâ, dilde takvâdır gider
Hey meded bir kuru kavgadır gider

Hükm ider kadılar aslın bilmedin
Nedir o? ben şahidim der görmedin
Der yalanı yer haramı durmadın
Elde fetvâ, dilde takvâdır gider
Hey meded bir kuru kavgadır gider

Vâiz-i şehrin sorarsan halini
Kendi tutmaz dediği akvâlini
Himmetî seyret bu halkın âlini
Elde fetvâ, dilde takvâdır gider
Hey meded bir kuru kavgadır gider
Şeyh Himmet Efendi (v. 1683)

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: