Ummandan inciler

Vaktiyle sosyal paylaşım mekanlarında sızan nükteleri, yeri belli olsun, özünüze tesir eylesin, bir hayra vesile olsun diye derleyip topladık. Şifâ olsun efendim…

ramazan16

Haydi! İşte oruç ayı, sabır nöbeti geldi. Bir iki gün olsun testiden ve kâseden söz etme. Can pamuğunun beden kozasından çıkması için gökyüzü sofrasının etrafında gezin dur… Müjde dostlar Ramazan ayı geldi, ağzı mühürleme zamanı gelip çattı; dudaktaki lezzeti göstermek için oruçla dudakları mühürledi. Mâna kasesini sun bomboş mideye, gizli sevgiliyi can gözü görür elbet… Oruçla bir an kötü huylarından arınırsın, erenlerin peşine düşer, göklere yükselirsin; orucun mana ateşiyle mum gibi yanar nur olursun. Lokmanın karanlığına esir olursan toprağa lokma olursun! Ne mavi gökkubeye aldanıp maskara olmuşuz ne de üç günlük güzele gönül vermişiz. Sen, oruçluyken vasıtasız rızık veren olduğun için biz de orucun kulağı küpeli kulu-kölesi olmuşuz.

temizlikvar

Kin, nefret, öfke, şehvet, kıskançlık, yalan gibi nice binbir yarayla, ete kemiğe bürünüp insanız diye dolaşıyoruz; oysa en büyük yaradır insanın içi… Güneş temize de vurur, kirliye de; bu öyle amma gene de şu can pisliklere bulanmış tenden, günah yükünden tertemiz bir hale gelecek, arılık alemine gidecek…

A hiçbir şeyden haberi olmayan yürü, apaydın suya ulaş da o arılık, o aydınlık, seni bulanıklıktan, tozdan topraktan kurtarsın, arıtsın. Beden hırkanı aşk için rehine ver; tertemiz ol a temiz er, temizlik vakti geldi çattı…

“Yiyiniz, içiniz” emri şehvet için bir tuzaktır, ondan sonra gelen “israf etmeyiniz” emriyse temizliktir. [7:31]

Müjde mü’minler “Temizlik Denizi” olan Ramazan-ı mağfiretnişân geliyor, temizlik zamanıdır… O’nun şifa eliyle her şey çok güzel olacak…

a

Sultanım, herkesin kulağına gizlice bir nüktedir söylemiş; herkesin canına bir başka haberdir duyurmuş.

Kullar arasında savaş var, diriler arasında kin gütmek… Cümlesinden yapıp eden ancak O. İşte sana güzel mi güzel, nazenin bir dost…

Güle tatlı, güzel bir söz söylemiş, güldürmüş onu… Buluta bir nükte söylemiş, iki gözünü de yaşlara boğmuş. Gül der ki: muhabbet meclisinde olmak ne hoş; bulut der ki: ağlayış daha iyi… Hiçbiri diğerinin öğüdünü tutmaz, sözüne kanmaz.

Dala oyna demiş; yaprağa el çırp… Göğe çark ur demiş, yeryüzünün çevresinde döndedur.

Akla uç git demiş; aşka şaşır da kal… Sabra da bir güzelin gamıyla kan ağla demiş.

Yüze, bir güzelce gül demiş; saça, yüze perde çek… Rüzgara da o nergizin yüzünden kap perdeyi demiş.

Dalgaya coş demiş, arı duru sudan uzaklaştır köpüğü… Gönüle de hadi demiş, her güzelin yüzüne bak gitsin. Arife her gördüğünü güzel, güzelliği O’ndan bil demiş.

Her yanda bir alâmet, her solukta bir kıyamet…

İşte böylece bu nükteyi anladıysan, daha dünyada cennet, cehennem…
Ey dil bu yeter iki cihanda sana iz‘ân
Birdir bir iki olmaya yok bilmiş ol imkân
Hak söyleyicek sende senin ortada nen var?
Âlemde heman ben dediğindir sana noksan

bizdekurtulalim

Ey yaprak, elbette bir kuvvet buldun da dalı yarıp çıktın. Ne yaptın da zindandan kurtuldun? Ne olur söyle de biz de şu mahpushanede senin yaptığını yapalım, şu hapisten kurtulalım.

Peygamber demiştir ki: “Her kim sırrını saklarsa çabucak muradına erişir.” Tohum toprak içinde gizlenince bu gizlenme bahçenin yeşillenmesiyle neticelenir. Bu derd ü gam, bela vü cefa çekmeler ocağın posayı gümüşten çıkarması içindir. Serkeş sûreti, eziyetle eritip mahveyle ki onun atında define gibi bekleyen vahdeti göresin!

Ölmüş tohum, can buldu; toprağın gizlediği sır meydana çıktı şimdi. Meyveli dallar neşeyle nazlanmada, meyvesi olmayan kök utanıp gizlenmede. İşin sonunda can tohumları da böyle olur; iyi ağaç, devletli dal belli olur, meydana çıkar.

Bak şu bekleyen sürü senin süründür. Sürü uykuya dalmış; sağda solda kurtlar dolaşıyorlar; fakat köpeğimiz de çoban kalkıyor diye havlamada.. Sen yönünü bu yana dön bu yana… Gül bahçesinden sırlar duy, harfsiz, sessiz hakikatler işit ey bülbül, o masalı anlayabilirsen sen de sazına düzen var, o nağmeyi çal dur…

tavsiye

Ey dost,
Ömür yarının ümidiyle geçip gitmede, gafilcesine kavgalarla, gürültülerle erimede. Ömrünü içinde bulunduğun bugün say; bir bak bakalım ne sevdayla geçiyor? Gah kese kavgasıyla, gah kâse ümidiyle gidiyor ömrümüz; her nefes ömür sermayen erimede. Ölüm bir bir çekip alıyor bizi; akıllıların beti benzi onun heybetinden sararıp soluyor. Ölüm yolda durmuş bekliyor; ticarete dalansa seyre seyrana gitmede. Ölüm anıştan da yakın bize; fakat gaflete dalanın aklı ondan uzaklaşıp nerelere gitmede bilmem ki…

Ey can,
Bedeni besleyip geliştirmeye bakma, sonunda kurban olacak zaten; gönlü beslemeye bak, çünkü odur yücelere giden. Şu leşe yağlı ballı şeyleri az ver; çünkü kalıbını besleyen rezil rüsvây olup gidiyor. Cana yağlı ballı tefekkür, idrak, aşk gıdasın ver de gideceği yere kuvvetli gitsin. Nicededir saksıyı süsleyip durduğun yeter, gönül çiçeğin su bekler.

Ey ümidi gözleyen!
Ama sen yine de sevgilinin azarını görüp de ümitsizliğe düşme; oruç zahmetinden sonra bayram günü gelir çatar. Bil ki azarlama oldukça sevgi de vardır; her eksik tamam olmada, kemale doğru çekilip gitmede…

Ey Rabbimiz!
Kuruyan gönül çiçeğimize can veren senin vuslat yelindir, ümit dalına bir esinti gönder. Yüce bir yardan aşk seli geldi, Habibin aşkına olsun vuslatınla bir bend kur o sele…

su_kenarinda

Madem halis bir niyetle bu sözü tutmaya and içtin, hal ve meal bakımından tuzakların afetinden emin olasın. Bu tehlikelerle dolu pusu yerinde ebedî olarak uyanık bulunasın; öyle olsun ey âlemlerin Rabbi!

Unutma beyaz bir kağıda yazı yazarsan o yazı, kağıda bakar bakmaz okunur… “Onlar severler onu; O da onları sever” [5:54] makamı, kimi severse en küçük kusurunun bile yüz binlerce karşılığını verir; en önemsiz kusuruna dahi yüzbinlerce günah yazar; ama başkaları, dağlar kadar günah işlese kusurlarına bakmaz onların. Kimin başını ovaya saldılarsa bil ki bu, yabancılık alametidir!

Bu söz, yoksullar padişahının armağanıdır. Allah sözün ve tabi olanın kadrini yüceltsin…

yoldsim_gel

Boya, boyacının o şeyi bizzat kendisinin görmek istediği, başkalarına görünmesini istediği haldir. Sıbgatullah [2:138] “Allah’ın boyası” O’nun bizi kendi nazarında görmeyi, başkasının nazarında görünmeyi murad ettiği haldir. 

Alırsın, küpüne daldırırsın; hepsini de bir renge boyarsın… Hepsi de can kesildi mi senin ışığını verir, senin izini gösterir.

Allah’dan daha güzel boyası olan kim? Çağın gürültüsünden, zamane kirlerinden el aman… Ya ilahî, bizleri ten mezbelesinden kurtar da en güzeline boyadığın Hazreti insan makamına eriştir. İşte bu makamı, yaratılmışların efendisi hürmetine bize kolaylaştır ya huu

kucuk_kus

Güneşi, bende bir zerrecik dahi ihtiyâr bırakmadı. Benim ihtiyârım olursa O’nun ihtiyârı nerde kalırdı zaten! Yaprak gibi yukarıdan aşağı sallanır, kucağından başka bir yere düşerim diye tir tir titrerim…

Her ne günah ettiyse peşiman yaprağını ayırma dâmeni pâkinden; ellere, yellere verme; ala yellere, bora yellere, kara yellere, kara yellere …

Ben garibim, Sen inâyet eyle Allah aşkına…

tevhid

Hak Dostu: – Sen gitmeden O gelmez 
Halk: – Ben Hakkım (ene’l Hak) deme; O Haktır (Huve’l Hak) de kurtul
Hallac: -Ben zaten öyle diyorum ama siz O’nun gâib olduğunu söylüyorsunuz. Gâib:Gözönünde bulunmayan, hazır bulunmayan
Huve: O. 3. tekil şahıs zamiri esk. muhatap gâib
Ene: Ben. 1. tekil şahıs zamiri

Reklamlar

Ömür Terbiyesi

Oruç ile durulana,
Hiç şüphesiz oruçlu bir kimsenin iftar açacağı anda (yaptığı takdirde) reddedilmeyen duası vardır.[Hadis-i Şerif]

Dil-i mahzûnumuzu eyledi şâd û handân
Geldi yümn ile yine şehr-i mübârek Ramazân

Kadrini bilen görse hilâl-i ramazanı
Mihrab edinir secde-i şükr etmeğe anı.

İşbu şükrün bir nişanesi olarak, sizleri âvâz-ı latîfesi ile dinlendirsin diye ikramımızı sunalım: 253. Mestmp3

Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd ü senâlar olsun ki, Ramazan-ı Şerîf’in mağfiret iklîmi, mü’minleri bir rahmet bulutu gibi gölgesi altına aldı. Sayılı günlerden ibaret olan oruç, yine sayılı günlerden ibaret olan hayatımıza incelik, derinlik ve zerâfet kazandırıyor.

Oruç, nîmetlerin kadrini bildiren, şükrân hisleri uyandıran, yoksulların, çâresizlerin hâlinden anlama şuûru veren, nefsânî arzu ve temâyülleri bertarâf eden, maddenin esâretinden kurtarıp “sabır” denilen en yüksek ahlâkî meziyete eriştiren ne hoş bir ibâdettir. Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir ki lisânımız rahmet dili olsun, kalplere saplanan bir diken olmasın.

Mâsivâ resmi ola dîde-i dilden gâib
Cân u dilden olalım ru’yet-i yâre tâlib
Geldi ‘izzetle yine şehr-i mübârek Ramazân

Rabbimiz yemek ve içmek gibi beşerî sıfatlardan münezzehtir. Oruç da bu hâlin kullara akseden kıymetli bir tecellî zerresidir. O, Peygamberlerini dahî nübüvvetin feyizlerine oruçla hazırlamıştır. Cümle enbiya, kemâlin zirvesine ulaşınca bir süre insanlık âleminden uzaklaşmış ve kendilerinde melekî vasıflar tecellî ederek kalbleri ve dimağları, ilâhî vahyin çeşmesi ile dolup taşmıştır.

Geldi bu mâhımız kutlu,
Teşrifi şekerden tatlı,
Nice canlar erişmedi,
Eren canlara ne mutlu.

Ramazan ayında gereği gibi oruç tutarsan, senin vücud toprağını altın ederler. Senin fâni varlığını taş gibi ezerler de göğe sürme yaparlar. İftar vaktinde yediğin lokmanın her biri birer mânâ incisi olur. Ramazan’da yemekte içmekte, kötü söz söylemekte, kötü iş işlemekte sabırlı olduğun için bu sabır senin manevi görüşünü artırır, gönül gözünü açar.[Hz. Pir Mevlana]

Eğer insanlar, ramazan-ı Şerîf’in ne olduğunu lâyıkıyla bilselerdi, senenin tamamının ramazan olmasını arzu ederlerdi. [Hâdis-i Şerif]

Ramazan’da nâzil olan Kur’ân, mü’minlere kıyâmete kadar uzun bir ramazan hayâtı yaşatmak için indirilmiştir. Ramazan ve Kur’ân, amelî ve hayatî bir ömür terbiyesidir. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar, ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.

Cebrâîl -aleyhisselâm- bana göründü ve; “Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!” dedi. Ben de “Âmîn!” dedim… [Hadis-i Şerif]

Mevlam, bizleri Hak Dostun güzelliği ile güzelleştirip Hazreti insan oluşumuzun şuuruna erdirsin, madde zincirinden kurtarıp melekût alemine vardıracak hakiki oruçlar nasib eyleyiversin…

Milyonlarca canın hep bir ağızdan tevhid eylediği şu demlerde, oruçla ekilen irfan sofrasına biraz erkence oturalım da niyâza duralım:

Ya Rabbi! Bu mübârek ayda duygu derinliği ile Kur’ân ve cennet hayâtı yaşayabilmeyi nasîb eyle! Îmân ve Kur’ân’ımız hüccet, oruçlarımız rahmet, sahurlarımız bereket, iftarlarımız vuslat demleri olsun!

Ya Rabbi! Şu Ramazan gecelerinin esrârından bizlere de bir nasîb ihsân eyle! İhyâ edilen gecelerin feyz yağmurlarıyla gönlümüzü âbâd eyle! Şehr-i Ramazan-ı mağfiretnişan’ın nurundan hissemend, emsali kesiresi ile cümlemizi müşerref eyle! Rızayı şerifine muhâlif her türlü mâsivadan sâim olmayı nasib eyle! İdrâk ettiğimiz ramazan ayını, ihlâslı niyetlerle ve takvâ ölçüleriyle gelecek senenin ramazan’ına bağlayabilmemizi ve hayatımızı dâimî bir ramazan rûhâniyeti içinde yaşayabilmemizi nasîb eyleyiver! Âmin yâ Mûin.

Ondadır feyz-i hidayet ondadır afv ü kerem
Kadrini bil mevsim-i inzal-ı Kur’andır gelen.

Aşk ve imân sancağıyla oruç kalkanı kuşanan cengâverin, nefsiyle gazası mübarek ola. Vücûd şehrinde esen ihtiras ve tamâ fırtınalarını oruç ikliminde dindirebilenin nefesindeki Huu demine sâfalar ziyâde ola ya huu.

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
Ümid-i gufran olan Ramazan-ı Şerif
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,

Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Yaklaştıkça yaksın

Yaklaştıkça yanana,
Her kim Ramazan ayının gelişiyle sevinirse Allah da onun cesedini ateşlere haram kılar. [Hadis-i Şerif]

Derd-i aşkı vermeden uşşaka cananım benim
Bir gün elbette devâ-yı vaslın ihsandır garaz

Medinetü’n Nebî den avdet eylediysek de halen ateş-i aşkı taze, aziz hatırası gönüldedir erenler, Aah ne günlerdi ki yarenler; “Kadeh o kadar ince, şerab o kadar saf ki birbirinden farkedilmiyor…” halinde, vahdet şerabının cemâl tecellileriyle kendimizden geçtik… Gönül, ezel şerabıyla mest olmuş, kendinden geçmiş de güzel güzel bu gazeli söylemededir. Fakat şu anda nefesini tutar, susarsa; dilsiz dudaksız olarak bundan da daha güzel bir gazel söylemis olur. Daha biz kendimize gelmeden, siz bize bir buyrun hele… [251. Mestmp3]

Cân û gönülden dilersen yalvar kul Allah’a yalvar
Maksuda ermek istersen yalvar kul Allah’a yalvar
Ümmet isen peygambere yalvar kul Allah’a yalvar
Mahrum olmaz Allah deyen yalvar kul Allah’a yalvar


Mezkur hadisin manasından nasiplenelim evvela, gönlümüzü bir sürur kaplayıversin, pek uzaklardan gelen, yollarını gözlediğimiz can dostun kokusu düştü diye…

Malumâliniz “ramazan” denilince hatıra genellikle bir perhîz mevsimi ve irade eğitimi gelir. Lisan-i Arabî’de “ramazan” kelimesinin kökü olan “rameda” yanmak, kavrulmak anlamınadır. Ateşe vurulan toprak nasıl sudan arınır, pişer, tuğla, kiremit, çanak, çömlek gibi kullanılabilir hâle gelirse insan da ramazanın perhîz fırınına vurulmak sûretiyle âdetâ pişer, ham tarafları kemâl bulur, irâde eğitimiyle kendisi olmanın farkına varır.

Eğer Allah Teâlâ olmazsa insana yâr, insanoğlu günahtan nasıl olur perhîzkâr?

Bu güzelim ayda nefse ağır gelen açlık ve cinsellik perhîzi, nefsin direncini kırarak irâdeyi güçlendirir, şahsiyet ve kimliğin daha diri bir biçimde kulluğa yönelmesini sağlar, insanı nefs rüzgârı önünde savrulan çer-çöp gibi olmaktan kurtarır. Perhîz ve ibâdetlere devam gönül dünyasında aşk ateşinin uyanmasını sağlar. Aşk elsiz, ayaksız olan canın elini tutar ve önüne düşerek ona yol gösterir. Korku ve ümid duyguları ancak perhîz sâyesinde aşkın emrine râm olur. Çünkü aşkın gözü canlara can katar.

Bugün gaflet kulağımıza pamuk dolmuş, onu tıkamış; göze de hakîkati göstermeyen perdeler inmiştir. Bu yüzden biz, sevda vesvesesine kapılmış ve yârının gam ve endişesi ile çırpınıp duruyoruz. Safa ehli gibi, sen de, hakîkati duyurmayan gaflet mumuna aşk ateşi düşür, onu yak da sağırlıktan kurtul. Aşk ile buluşma zamanı yakınlaştı, bu sebeple kendine çekidüzen ver, buluşma günü için güzelleş! [Hz. Pir Mevlana]

Medet ey ateş-i aşkınla yak ya Rabbi,
El-firak bir göz açıp kapayıncaya dek de senden ayırma ya Rabbi!

Meded ey server-i âlem tut elim
Başka yok aşkından özge emelim
Meded ey rûh-i revânım yetişir
Aşktan özge gam ü sevdâ nemedir?
Var mı başka ilticâmız, kimedir?
Meded ey mahzen-i esrâr meded ey
Meded ey bâbına bendeyle beni
Çok harâb etti beni nefs-i denî
Meded ey şânına işle düşeni
Meded ey tut beni her bâr meded ey
Meded ey aybımı vurma yüzüme
Aşkını bahşediver can gözüme
Hasretin kâr eyledi tâ özüme
Meded ey âşık-ı dîdâr meded ey

Ey adını açıkça söyleyeni parçalayan, gizlice söyleyeni yakıp yandıran güzel! Ey gönlüme ateş düşüren! Bizlere kasvetli, kararmış, katılaşmış adeta taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşatacak oruçlar nasib eyle, feryadımızı, ah u vahımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin. Ya Rabbi! bizleri Ramazan-ı şerifin şefaatine nâil kıl, şikayetinden emin eyle, Gönlümüzü hakiki oruç ile saflaştırıp aşkın ile terbiye eyle…

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
Mah-ı nebi olan Şaban-ı Şerif,
Yaklaştıkça yakan Ramazan-ı Şerif
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş; yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da

huzur bulasınız efendim

Oruç ile benliği at, can oluver


Ey can bülbülü,
Bulagör gülü, Lâ mekân ili olsun durağın …

“Ne mutlu sözün fazlasını dilinde tutana ve malın fazlasını infak edene” manasındaki hadis-i şerife inat şimdilerde malın fazlasını saklıyor sözümüzü de pek kimseden esirgemiyoruz doğrusu, makam sahiplerinden affımızı istirham ederek, cürêtimizin mazur görülmesini dileyerek başlarız söze… Ne yapalım bir neşe, bir muhabbet var üzerimizde; zâhirde oruç ile, hakikatte ise Kur’an sayesinde, öze dönüp kâinatın ahengiyle hemhâl olmanın, müslümanca yaşama üzerine denemelerin mevsimi geliyor erenler, Hak Nebi (sav)’nin dilinden: “Eğer kullar Ramazan ayında bulunan her şeyin bilincinde olsaydı tüm varlığı ile bütün ayların Ramazan olmasını isterdi.”

Ne hoş geldin sen ey şehr-i Ramazan

Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti! Artık maddî yiyeceklerden elini çek! Çünkü, göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu! [Hz. Pir Mevlana]

Rızasın gözle Mevla’nın, desinler sana hoşgeldin
Cihân bağını mülk ettin, niçin divâna boş geldin

Biliriz her dem hatadır kârımız lakin boş ta gelmedik hani, Kenan-ı Rıfai (ks) hazretlerinin bir nutku şerifine, Udi İzzeddin Hümayi Elçioğlu’nun (1875-1950) (kendisi İsmail Hakkı Bey talebelerinden olup bir de Mevlevî âyin-i şerifi bestekarıdır) Acemaşiran makamında bestelediği ilahi, 205. Mestmp3 olarak ikramımızdır. Can kulağıyla dinlenmesi ve dahi icrası ile aşk-ı Mevla’nın celbine, fuyuzat-ı Rabbani’nin ilhamına vesile olmasını niyaz ederiz.

Ben ben isem canda değil / Ben sen isem tende değil
Sen ben isem ten can olur / Ben ben isem tende değil
Hasılı ben’den çıkıver / Benliği virân ediver
Canda beni ister isen / Benliği at can alıver

Hak Teala’nın “Oruç benim içindir” buyurduğu bir mevsimin gölgesi düştü üzerimize… Lakin bâtını, kendi iç dünyası, nefis ve heva ile dopdolu birer ten-pereste dönüşen, günümüz insanına “Oruç benim içindir” in lezzeti nasıl ulaşsın!

Madem “Ameller niyetlere göredir” ve “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır” buyurdu Hak Nebi (sav). Her şey zihniyete göre, niyete göre… Çünkü insan aklıyla kalbiyle, niyetiyledir. Niyet kalbin amelidir. Amelsiz niyet (yapmak isteyip de yapamama), samimiyetsiz amelden (gösteriş için yapılandan) daha hayırlı olsa gerektir. İnsan bu, niyet ettiği güzel şeyleri her zaman yapamayabilir, şeytan ve nefsin işi ne! O niyete de mükâfat veriyor Allah… Yaparsa kat kat mükâfat veriyor. Ama yapamasa da, sen buna niyet ettin diye mükâfatı veriyor ya gelin biz dahi niyetlerimizi bir güzel tazeleyelim de Hakiki oruç ile talib-i Hak olan siz güzelim canlar, onun izam-ı şânına vâkıf olasınız.

Gönül kandili tokluktan kararır, can dimâğı yemekten şaşkınlaşır, ayna cila ile aydınlanır ya biz de Oruç nuruyla süsleyelim gönlümüzü ve bu Ramazan farklı bir oruca niyetlenelim.

Artık, ekmeğe karşı ağzını kapa, tatlı oruç geldi. Şimdiye kadar yemenin içmenin hünerini gördün. Şimdi de orucun hünerini seyret. Orucun bazı zorlukları varsa da, yüzlerce çeşit hüneri de vardır. Oruç sevdası bambaşka bir sevdadır. Şeytanın bütün hileleri, tedbirleri, bütün okları, oruç kalkanına çarpar kırılır. [Divân-ı Kebîr:II-2307]

İmsaktan iftara, yemeden içmeden, cimâdan kesilmek derse de şeriat, sen orucu “Boğaz kavgasından, yemek içmek davasının kesretinden, kasvet-i kalbe müptela olduğumuz, esir-i şehvet bir halden, cemî’-i mâsivâdan perhiz kılıp cümle heva ve hevesten fâriğ olarak lezzet-i muhabbetullaha varan bir hicrettir” diye anla ey can!

Hakiki oruç bütün heveslerden imsâk etmektir. Aramaya lâyık olmayanı arama! Söylenmesi lâzım olmayanı söyleme! Görülmeye lâyık olmayana bakma! Duyulmaması gerekeni dinleme! Hile ve düzene el atma! Emel yolunda adım atma! İlim ve ameli, riyadan arındır! Hatta kalbini Allah’dan gayrı her şeyden temizle! [Hz. Şârih Rusûhi Dede]

Ey safa ehli sûfi! Karınlar acıktığı zaman cisimler ruhanileşir. Miden boş olsun ki, ney gibi niyazla inleyesin. Miden boş olsun ki, kalem gibi sırları söyleyesin tâ ki meydân-ı aşkda tazarru ve niyâz ile bir hoşça nâle kılasın…

Ey vefa ehli âşıklar! Bu hafta da, Hazreti Şarih’in, “…Dervişe vâcibtir ki…” diye başladığı lokmanın şartlarına dair târifi ile veda ederiz sizlere: “…Ol lokma helal ola, ol lokmanın Hâlıkı Hak idiğin bilesin, ol lokmayı kendi kesb (kazanç) ve tahsîlinden bilmeyip belki mahzâ (ancak) Hakk’ın sana in’amı (nimeti) bilesin. Ol lokmanın mukabelesinde (karşılığında) şükür kılasın. Lokmanın evvelinde “Bismillah” demek ve yemekten sonra elleri yıkamak ve sofra ve kâse kenarına oturmak ve yemekten sonra “Elhamdulillah” demek, sol ayağın üzerine oturmak ve bir gayrının yediğine, lokmasına nazar kılmamak ve dahi kendi önünden yiyip ağzını şapırdatmamak ve yemekten sonra elleri yıkamak. Vallahu a’lem bi’s-sevâb.

Ey alemlerin Rabbi olan Mevlam! Bizlere kasvetli, kararmış, katılaşmış adeta taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşatacak oruçlar nasib eyle, feryadımızı, ah u vahımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin. Ya Rabbi! bizleri Ramazan-ı şerifin şefaatine nâil kıl, şikayetinden emin eyle, Gönlümüzü hakiki oruç ile saflaştırıp aşkın ile terbiye eyle…

Vakt-i şerif, Cuma, Şaban-ı Şerif, ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola, Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah, Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola, Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim, Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin, Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da huzur bulasınız…