O ağacın altından

Gel gel beru dertli isen
Dermanı iste bul bugün
Gel imdi ey avare kul
Sultan’ı iste bul bugün
Henüz şimdi avdet eyledik fakirhaneye, sabahın nuruyla yollarına düştüğümüz Beni Sa’d bin Bekir yaylasından…
Mekke’nin 200 km. kadar güneydoğusundaki Tâ’if yakınlarında bir köydür Beni Sa’d yurdu… 1890 metrede temiz havasıyla meşhur bu topraklarda, Hevâzîn kabilesinin Benî Sa’d bin Bekir kolu yaşar, Araplar arasında dili en düzgün ve en pürüzsüz konuşan da onlardır, Cömerlik ve ağırbaşlılık gibi hasletlerle şereflenen de…
Bu topraklar Habibi Kibirya Efendimiz’in süt annesi Hz. Halime’nin yurdudur. Kutlu Nebi 5 yaşını doldurana kadar bu köyde yaşamış, gülüp oynamış, çobanlık yapmış, velhâsıl bastığı topraklara bereket, soluduğu havaya nur yağdırmıştır…Ve Efendimiz Sa’d oğulları yurdunda dört yaşında bulunduğu sırada, pek mübarek «Göğsünün yarılması : Şakku’s-Sadr» olayı meydana gelir.  (Ashâb-ı kirâmdan Enes bin Mâlik (r.a) “Ben Resûlullah’ın göğsünde bu yarılmanın izini gördüm” buyurmuştur)

Bizler de bugün, Cebrail aleyhisselam’ın bizzat teşrif ettiği pek mübarek topraklardaydık. Hadisenin vuku bulduğu rivayet edilen o ağacın altında durduğumuz niyâz haliyle seslenelim:
Efendimiz’in göğsünün inşirah bulup hikmet-i ilahiyye ile doldurulduğu zemzem ile yıkanıp nübüvvet nuru ile yerine bırakıldığı gibi bizim de gönüllerimizi aç, bizlerden de gam, keder ve talaşı gider ya Rabbi! Kalplerimizi Peygamber Efendimiz’in nûru ile aydınlat; O’nun muhabbetiyle donat. O nur ile kalplerimizi genişlet, ta ki hidayet nuru kalplerimizde parlasın da kalpte Hakk’a yakınlık ve şüpheden uzak bir iman hasıl olsun… Bizleri bu ağacın altında, O’nun manevi hatırası etrafında topladığın gibi bütün kardeşlerimizle birlikte mahşerde Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz’in sancağı altında haşreyle, O’nun şefaatine nâil eyle, Ahirette cümle kardeşlerimize O’nun cemalini ve komşuluğunu ikram buyur Ya Rabbi…

Hoşgeldin Receb-i Şerif, Receb-i Esabb (Sağnak halinde rahmetin yağdığı ay)
ve hoşgeldin ey Leyle-i Regaib (adını meleklerin verdiği pek çok lütuf ve ihsanla dolu gece)

Seni hoşça karşılayan, seninle bir hoş olan canlara aşk olsun

Cuma ve Regâib Kandiliniz mübarek ola, her dâim aşk ile yana dostlar,

huzur bulasınız
Ümit AKDEMİR
Mekke-i Mükerreme

Umutrehberi

umutrehberi
İnsan ünsiyet(yakınlık) ile nisyan(unutuş) arasında gidip gelen bir sarkaçtır. Alıştığımız şeyleri ben denilen kâğıt kaleye yaklaştırıp içine sokuyoruz. Alışmadığımız, kenara attığımız, unutmayı seçtiğimiz şeyleri ise “öteki” deyip kâğıt kalemizin uzağına fırlatıyoruz. Lakin bu koyu nisyan temayülümüze(eğilim) rağmen her zerreden bizi kendisine davet eden mânâ, gene de cömertliğinden bağırır: Beni unutmayın, sizi her devrenizde, âlemden âleme geçiren beni unutmayın! der.

Amma biz gene de unuturuz. Ancak dünya boğuntusu, ateş içinde tüten bir kor gibi başımıza vurup bunaldığımız zamanlar, temiz ve saf hava ihtiyacıyla bir an onların dünyasına, UMUTREHBERİ‘ne açılan pencereyi sürmek hatırımıza gelir. Fakat çaresizlikten açılan bu pencere, bizi sağımızdan solumuzdan gıdıklayan dünya cilveleri yüzünden pek çabuk elimizden düşer. Böylece de yeni hayat hayhuyunun boğucu ve bunaltıcı dört duvarı arasında sıkışıp kalırız.

Evet, belki eğri, belki doğru… amma sen ey fikir kuşu, bırak bu eski huyunu… istiğrak göklerine doğru daha fazla kanat açmadan GERİ DÖN… hem çabuk dön ve söz verdiğin gibi, yalnız İstanbul’un mâvi yaşmaklı semasında, yeşil feraceli dağlarında, çınarlarında, kubbelerinde, minarelerinde uç… İstersen evlerine, izbelerine, çarşı pazar, kahve ve meyhanelerine de gir… Şayet bu hava dar gelir de kanatların uyuşursa, uçma adaleleri körleşmesin diye kafeslerinden kovalanan ev güvercinleri gibi, seni gene bir boy âzat ederim. Lâkin ileri gitmekten her zaman kork… Zira insanoğluna mânâdan söz açmak, kışı yaza çevirmekten de zordur. Çünkü mânâ düğümü, bir yürek yanığı, bir derinden taşan iman, bir yatışmaz vecd olmadan çözülmez vesselam.

Ben bilmez idim gizli ayân hep sen imişsin
Canlarda ve tenlerde nihân hep sen imişsin
Senden bu cihan içre nişan ister idim ben
Ahir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin

Cenab-ı Hakk’ın rızasına talib, Cemâline râgıp, pek muhabbetli dostlar,
Vakt-i şerif, Regaib-i muhterem, Şehrullah olan Receb, müslüman canların bayramı olan Cuma, nazargah-ı ilahi olan gönül, aşk ile dola, ahir ve akibet hayrola efendim, huu