Huyuna maşallah

Tecelligâh-ı lâhûtî mutâf-ı âşıkândır bu!
Derûn-u ankâ-yı Pîrâna açılmış âşiyândır bu!

ABDURRAHMÂN SÂMÎ NİYÂZÎ SARUHANÎ HAZRETLERİ
Kaddesellâhü sırrahu’l âlî (v. 1934)

abdurrahman_sami.png

DER NAAT-I NEBEVΠﷺ
Fâ’ilâtün / fâ’ilâtün/ fâ’ilâtün /fâ’ilün

Ma’nâ-yı besmele ebrûyuna mâ-şâ’allâh
Zâta mir’ât-ı kemâl rûyuna mâ-şâ’allâh

Nûn, kalem çeşm-i femindir sadef-i dürr-i hikem
Şâz-ı hilkat ile ferîd hûyuna mâ-şâ’allâh

Nüh felek cezbe-i aşkınla esîr-i devrân
Zînet-i ‘arş-ı alâ mûyuna mâ-şâ’allâh

Zerre-i nûrun ile oldu mü’esses cennât
Neşr-i reyhân-ı cihân bûyune mâ-şâ’allâh

Sâye-bân oldu nebîler ezelî nûrun ile
Nisbet-i hârik-i dil-cûyuna mâ-şâ’allâh

Zâtın âyîne-i Hak’tır sıfatın vasf-ı Hudâ
Vahy olan mantık-ı hak-gûyuna mâ-şâ’allâh

Şeh-i levlâk olduğuna şakk-ı kamer imzâdır
«Mâ rameyte» mazharı bâzûyuna mâ-şâ’allâh

İftirâkın ile siyeh-câme büründü Ka’be
Tozları huld-i berîn kûyine mâ-şâ’allâh

Sûret ü ma’nâ-yı, Hakk mazharı zâtın aynı
Künh-i hüviyyette dâl hûyuna mâ-şâ’allâh

Hıl’at-i imkân ile zıll-i kemâlin görünen
Cümleye merhamet arzûyuna mâ-şâ’allâh

Harem-i hazret-i muhtasta mukîmsin dâim
Lâmekân ‘âric-i her sûyuna mâ-şâ’allâh

Eylesin Sâmî’yi hayrân şerer-i ‘aşkın ezeli
Kevser-i nûr-i lutf cûyuna mâ-şâ’allâh

sakk

Min ğayri haddin manay-ı münifi:
Besmele’ye mana olup çekilen kaşlarına maşallah. O’nun zâtına, (tam ve noksansız dereceye erişmiş) ayna olan yüzünün güzelliğine mâşallah.

Nice hikmet incisi saklayan sedef misali ağzından dökülenlerdir kalemin Kur’an-ı Kerim’de yazdı.rdı.kları…Yaratılıştan gelen müstesna, eşsiz, biricik mizâcına mâşallah.

Dokuz gök katı, senin aşkının çekmesinden doğan coşkunluk, kendinden geçme ve istiğrak hâliyle kendi yörüngelerinde dönmeye mahkûm olmuşlar. Bu göklerin üstüne, en yüksek derecede yer alan madde aleminin sonu maddesizlik aleminin başlangıcı, her şeyden daha saf ve nurlu olan, mahlukatın şereflisi arş-ı ala’nın süsü olan saçının teline mâşallah.

Senin nurunun zerresinden cennetler vücut buldu. Cihâna cennet rayihası yayan kokuna mâşallah.

Senin ezeli nurunun hâmisidir nebiler. Gönülleri tahrik ile kendine doğru çeken tenâsüp kıvâmına mâşallah.

Senin zâtın Hakk’ın aynasıdır, sıfatın Hudâ’nın vasfı. Hakk’tan sana vahy olunan kelâma mâşallah.

“Sen olmasaydın alemlerin yaratmazdım” kelâm-ı ilahisiyle övülen Sultân olduğunun imzasıdır, şakkı kamer  (göklerin süsü olan ayın yarılması mucizesi) “Attığın zaman sen atmadın, Allah attı” (Enfâl:17) âyetinin tecelli ettiği pazuna mâşallah.

Hicret ile ayrıl.d.ığın hasretinden siyahlar giyindi Mekke’deki Ka’be. Tozu bile kadri yüksek, en yüce cennet olan, sevgilinin bulunduğu Medine şehrine mâşallah.

Mana tasviri itibariyle, Hakk, mazhar-ı zatın ile aynıdır. Hakikatın özüne yol gösteren, aslına erdiren huyuna mâşallah.

Sultân’ın giydirdiği mümkün olabilen en güzel kıyafet ile görünen, kemâlinin gölgesi
cümle mahlukata merhamet (alemlere rahmet) arzuna mâşallah.

Sana mahsus hareminde mukîmsin dâim. Mekansızlığa yükselen cihetine mâşallah.

Ezeli aşkının kıvılcımları Sâmî’yi hayran eylesin: Lütuf ve ikram nuru olan Kevser ırmağına mâşallah.

Yâ Rabbi! O Muhammedin’e ﷺ öyle bir salât eyle ki,
o salât sayesinde benim fer’im aslıma, cüz’üm küllü’me muttasıl olarak zâtım zât-ı Muhammed’le, sıfatım sıfat-ı Muhammed’le kesb-i ittisâl eyleye ve ayniyetiyle aynim mesrûr olarak beynimizde(aramızda) beynuniyet (fasıla, aralık) kalmaya.

Ey hicâbı nur ve hafâsı şiddet-i zuhûrdan başka birşey olmayan Allah’ım, her meşiyet ve irade ettiğin şeyleri işlediğin ve her teayyünden hâli kıldığın mertebe-i ıtlakda senin ile senden ve ilim nuru ile zâtına ait keşiften ve vücud-u sûrî ile suver-i esmâ ve sıfata tahavvülünden Efendimiz Hz. Muhammed’e ﷺ öyle bir salât ile salât eylemeni isterim ki o salât sayesinde ezel de reşş edilen(saçılan) nur ile basiretime(kalp gözüme, idrakime) kühl-ü hakikat (hakikat sürmesi) çekilerek tekevvüne düşmeyen şeylerin fenâsını ve senin bekây-ı ezelîni rü’yete kâdir olurum.

Ehli şuhûdu irfân ve ashâb-ı zevk ve vicdan olan aile ve ashabına da tam bir salât ve selâm eyle. Velhamdülillahi rabbil alemin ve selamün alel murselîn.

İşbu selâmın muhataplarını, Hak kendi bekâsı ile daima ihyâ eyler, kemâlini ihsan etmekle selamlar… SELÂM’ın hakikatini unutturmaz.

Aşk ile bir dahi (selâmün aleyküm)
Hakkı kabule mâni’ olan âfetlerden Allah size selâmet versin, bir vehim ve hayal olan nefsinizden, parça özelliklerinden arındırıp beden ve tabiat kayıtlarından kurtarıp bütüne, aslına, kendine vardırsın.
🍃
Bu cihanda, o cihanda DARÜSSELÂM (Selâm yurdu, hakikatimize ait kuvvelerin tahakkuk mekânı) olan cennet boyutu halinin yaşamına erdirsin.

Korumalı: Gül-i Rana

Bu içerik şifre ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağıya şifrenizi girin:

Aşk ile hizmet

Ey azîzân-ı pür-vefâ,
…Eğer onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allah’tan af dileseler, sen de resul olarak onların affedilmelerini isteseydin, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden, pek merhametli bulacaklardı. [Nisâ, 64]

Gönül bunda sebât et ravza-i fahr-i cihandır bu
İçinde Fahr-i Âlem var metâf-ı âşıkandır bu

Hidâyet râhının şâhı, saâdet tahtının mâhı
Bu yerdir işte dergâhı, mekân-ı ârifandır bu

İşte böylesi bir dergahta iki hafta boyunca misafiri olduk Risaletpenah Efendimizin “Şefaatî, li-ehlil kebairi min ümmetî / Benim şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir” hadis-i şerifine mazhar düşmüş yüzsüz âsi, itikafa giremeyen ihvan-ı ba-sâfa canların kendisinin eza ve zulmünden bir müddet rahat edeceklerini tefekkür ederek, kemal-i rahmetinden hisse almak için gönül hanesinin sahibine misafir oldu efendim…

Bu günlerin latif bir hâtırası olarak “Aşkın ile bülbül gibi artmaktadır âhım, kaydet beni de defter-i uşşaka a mâhım” buyuran nağmeleri “geçmiş bayram hediyesi” kâbilinden kabul buyrula: 255. Mestmp3


Mescid-i Nebevî’de feyizli ve bereketli günler geçirdik, Ravza-ı Mutahhara’nın gölgesinde huzura gark olduk. Rüya gibi erenlerim aynı kubbenin altında, aynı kutlu huzuru teneffüs ettik.

Huzur-u Nebî’de, Rasûlullah’ın(sav) dizlerine dizimizi, gözlerine gözümüzü, kalbine kalbimizi bağlayıp, bir kaynaktan bir nuru emer gibi… O kaynağı bulmak, o kaynağa gönül pınarımızı dayamak… Rabbim, hepimize bu kaynağa kavuşmayı, aşk ile yudumlamayı nasib eylesin.

Günlerim geçti bütün oldu yalan
Çün revâ kendimi döğsem taş ilen
Ey beni böyle bu sevdâya salan
Fahr-i Âlem ile haşreyle beni

Ve bir bayram sabahı, ezan-ı Muhammediye susayan canların saatler öncesinde doldurduğu mescidinde canlara zemzem ikramı nasib olmuşken bir Sudanlı piri fani’nin dilinden geldi müjde:

“Yarın mahşerde Kevser şerabını yed-i Mustafa’dan nûş ide gör…”

İbadet ü taat ile dem-güzâr olduğumuz günler boyunca nasib olmayan inşirah için meğer bayramı beklemek lazımmış… Oysa “Günahkarlarınıza sâkilik yaptırınız (su dağıttırınız)” mealindeki hadisinden cesaretle uzatmıştık ilk bardağı; bu ne isyan, bu ne ikram…

Seneye Ramazan’ın sonunda yine burada buluşmak üzere itikaftan ayrılan cemaatteki kardeşlerimin müşterek duasıydı: Su testisi su yolunda kırılır, derler. Mevlam Habib-i Kibriyasının huzurunda ruhumuzu teslim etmeyi nâsib eylesin.

Gel ey gönül! Hakîkî bayram, Cenâb-ı Muhammed’e vuslattır. Çünkü cihânın aydınlığı, O mübârek varlığın cemâlinin nûrundandır.” [Hz. Pir Mevlana]

Lutfuna nisbetle ey Rabb-i Celîl
Yedi deryâ bile bir katre değil
Bana rahmeyle değilsem de ehil
Fahr-i Âlem ile haşreyle beni

Cenâb-ı Hak, gönlünü o mübârek beldelere bağlayanlara, rızasına ulaştıracak nice ziyâretler lûtfetsin!, Gözlerini ve gönüllerini Nûr-i Muhammedî ile nurlandırsın! Umarız ve dileriz ki bizi bu güzel duygulardan, bu aşk ve heyecandan ayırmasın…

Ve madem “yeryüzü bize mescid kılındı” Mescid-i Nebevi’deki huzuru siz güzelim canlara da ikram etmek niyetiyle yöneldik fani dünyaya, vakit buldukça, müsaade buyruldukça itikaf boyunca vâki olan halleri bir hayra vesile olur diye siz güzelim canlarla da paylaşmak muradındayız. Bu haftaki mektubumuzdan da bir faide hasıl olsun diye (bir gün boyunca sürecek) ilk ders ile başlayalım:

8. GÜN “FENÂ DERSİ”: Hz. Allah’ın kudret ve azametini ve biz kullarına olan ihsan ve ikramı karşısında kendi günahlarımızı, kötü ahlakımızı düşünerek, hatırladığımız her günahımızla daha bir küçülüyoruz ve düşünülebilen en ufak zerre haline gelip LAFZA-i CELAL ZiKRİ’ne devam ediyoruz. GÜN BOYUNCA TEFEKKÜR EDİLECEK AYET: Hz. Allah siz ne yaparsanız hakkıyla görücüdür, bilicidir, haberdardır. [Bakara 265, 271, 283]

İtikaf sona erdi ve dünyaya döndük efendim; arınma cehdini, bir hayat neşesi halinde yaşama niyetiyle, aşk ile hizmete talib olma gayesiyle. Öyle ya aslolan Hazret-i Allah’a aşk ile kulluk ve halifesi olan Hazret-i insana aşk ile hizmet değil mi?

Âşıkların hizmetleri de, hizmetlerine karşı aldıkları da, Hak Teâlâ’dır (Ancak O’nun rızası, lutfu ve ihsânıdır) [Hz. Pir Mevlana]

Hz. İbn-i Abbâs (ra) birgün Peygamberimiz’in mescidinde îtikâfta iken bir kimse yanına gelerek selâm verdi. İbn-i Abbâs (ra): “–Kardeşim, seni yorgun ve kederli görüyorum.” dedi. Adam: “–Evet, ey Rasûlullâh’ın amca oğlu, kederliyim! Falan şahsın benim üzerimde velâ hakkı var (mal mukâbilinde beni âzâd etmişti), fakat şu kabrin sâhibi (Allah Rasûlü) hakkı için söylüyorum ki, onun hakkını ödeyemiyorum.” deyince Hz. İbn-i Abbas (ra) “Senin için o şahısla konuşayım mı?” diye sordu. Adam; “–Olur.” deyince de hemen ayakkabılarını alıp mescitten çıktı. Adam: “–Îtikâfta olduğunu unuttun mu, niçin mescitten çıktın?” diye ardından seslendi. Hz. İbn-i Abbâs (ra): “–Hayır! Ben, şu kabirde yatan ve henüz aramızdan yeni ayrılmış olan muhterem zâttan duydum ki, (bunları söylerken gözlerinden yaşlar akıyordu):

«Her kim, din kardeşinin bir işini tâkip eder ve o işi görürse, bu kendisi için on yıl îtikâfta kalmaktan daha hayırlıdır. Hâlbuki bir kimse Allah rızâsı için bir gün îtikâfa girse, Cenâb-ı Hak o kimse ile cehennem arasında üç hendek yaratır ki, her hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.» [Beyhakî, Şuab, III, 424-425]

Allah Teâlâ insanların ihtiyaçlarını temin etmek üzere birtakım insanlar yaratmıştır ki, insanlar ihtiyaçları için onlara koşarlar. İşte onlar, Allâh’ın azâbından emin olan kimselerdir.[Hadis-i Şerif]

Rabbimiz, kalplerimizi, Hâlık’tan ötürü mahlûkâta şefkat, merhamet ve muhabbetin bereketli bir menbâı eylesin! Cümlemizi, elinden, dilinden, hâlinden, kālinden mahlûkâtın istifâde ettiği sâlih kullarından kılsın!

Rabbimiz, dünya sürgünümüzde geçen vakitleri oyalanma ve avunma hali olan israftan sıyırıp gönüllerimize hizmet heyecanı ve canlanışı lutfetsin, rızâsına muvâfık bir şekilde gayret edebilmeyi hepimize nasîb eylesin!

Ruh-u Resulullah ile ruhlarımızı aşina eylesin, Efendimiz ile kalbî irtibâtımızı dâim kılsın! O’nun sünnetini, hayatımızın mihveri eylesin! Habîbi hürmetine İlâhî rahmetine, inâyetine, af ve mağfiretine mazhar eylesin!

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Nur ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Ömür Terbiyesi

Oruç ile durulana,
Hiç şüphesiz oruçlu bir kimsenin iftar açacağı anda (yaptığı takdirde) reddedilmeyen duası vardır.[Hadis-i Şerif]

Dil-i mahzûnumuzu eyledi şâd û handân
Geldi yümn ile yine şehr-i mübârek Ramazân

Kadrini bilen görse hilâl-i ramazanı
Mihrab edinir secde-i şükr etmeğe anı.

İşbu şükrün bir nişanesi olarak, sizleri âvâz-ı latîfesi ile dinlendirsin diye ikramımızı sunalım: 253. Mestmp3

Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd ü senâlar olsun ki, Ramazan-ı Şerîf’in mağfiret iklîmi, mü’minleri bir rahmet bulutu gibi gölgesi altına aldı. Sayılı günlerden ibaret olan oruç, yine sayılı günlerden ibaret olan hayatımıza incelik, derinlik ve zerâfet kazandırıyor.

Oruç, nîmetlerin kadrini bildiren, şükrân hisleri uyandıran, yoksulların, çâresizlerin hâlinden anlama şuûru veren, nefsânî arzu ve temâyülleri bertarâf eden, maddenin esâretinden kurtarıp “sabır” denilen en yüksek ahlâkî meziyete eriştiren ne hoş bir ibâdettir. Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir ki lisânımız rahmet dili olsun, kalplere saplanan bir diken olmasın.

Mâsivâ resmi ola dîde-i dilden gâib
Cân u dilden olalım ru’yet-i yâre tâlib
Geldi ‘izzetle yine şehr-i mübârek Ramazân

Rabbimiz yemek ve içmek gibi beşerî sıfatlardan münezzehtir. Oruç da bu hâlin kullara akseden kıymetli bir tecellî zerresidir. O, Peygamberlerini dahî nübüvvetin feyizlerine oruçla hazırlamıştır. Cümle enbiya, kemâlin zirvesine ulaşınca bir süre insanlık âleminden uzaklaşmış ve kendilerinde melekî vasıflar tecellî ederek kalbleri ve dimağları, ilâhî vahyin çeşmesi ile dolup taşmıştır.

Geldi bu mâhımız kutlu,
Teşrifi şekerden tatlı,
Nice canlar erişmedi,
Eren canlara ne mutlu.

Ramazan ayında gereği gibi oruç tutarsan, senin vücud toprağını altın ederler. Senin fâni varlığını taş gibi ezerler de göğe sürme yaparlar. İftar vaktinde yediğin lokmanın her biri birer mânâ incisi olur. Ramazan’da yemekte içmekte, kötü söz söylemekte, kötü iş işlemekte sabırlı olduğun için bu sabır senin manevi görüşünü artırır, gönül gözünü açar.[Hz. Pir Mevlana]

Eğer insanlar, ramazan-ı Şerîf’in ne olduğunu lâyıkıyla bilselerdi, senenin tamamının ramazan olmasını arzu ederlerdi. [Hâdis-i Şerif]

Ramazan’da nâzil olan Kur’ân, mü’minlere kıyâmete kadar uzun bir ramazan hayâtı yaşatmak için indirilmiştir. Ramazan ve Kur’ân, amelî ve hayatî bir ömür terbiyesidir. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar, ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.

Cebrâîl -aleyhisselâm- bana göründü ve; “Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!” dedi. Ben de “Âmîn!” dedim… [Hadis-i Şerif]

Mevlam, bizleri Hak Dostun güzelliği ile güzelleştirip Hazreti insan oluşumuzun şuuruna erdirsin, madde zincirinden kurtarıp melekût alemine vardıracak hakiki oruçlar nasib eyleyiversin…

Milyonlarca canın hep bir ağızdan tevhid eylediği şu demlerde, oruçla ekilen irfan sofrasına biraz erkence oturalım da niyâza duralım:

Ya Rabbi! Bu mübârek ayda duygu derinliği ile Kur’ân ve cennet hayâtı yaşayabilmeyi nasîb eyle! Îmân ve Kur’ân’ımız hüccet, oruçlarımız rahmet, sahurlarımız bereket, iftarlarımız vuslat demleri olsun!

Ya Rabbi! Şu Ramazan gecelerinin esrârından bizlere de bir nasîb ihsân eyle! İhyâ edilen gecelerin feyz yağmurlarıyla gönlümüzü âbâd eyle! Şehr-i Ramazan-ı mağfiretnişan’ın nurundan hissemend, emsali kesiresi ile cümlemizi müşerref eyle! Rızayı şerifine muhâlif her türlü mâsivadan sâim olmayı nasib eyle! İdrâk ettiğimiz ramazan ayını, ihlâslı niyetlerle ve takvâ ölçüleriyle gelecek senenin ramazan’ına bağlayabilmemizi ve hayatımızı dâimî bir ramazan rûhâniyeti içinde yaşayabilmemizi nasîb eyleyiver! Âmin yâ Mûin.

Ondadır feyz-i hidayet ondadır afv ü kerem
Kadrini bil mevsim-i inzal-ı Kur’andır gelen.

Aşk ve imân sancağıyla oruç kalkanı kuşanan cengâverin, nefsiyle gazası mübarek ola. Vücûd şehrinde esen ihtiras ve tamâ fırtınalarını oruç ikliminde dindirebilenin nefesindeki Huu demine sâfalar ziyâde ola ya huu.

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
Ümid-i gufran olan Ramazan-ı Şerif
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,

Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Uykudan önce

Düşünen kimselere,
Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Doğrusu bunda düşünen kimseler için nice ibretler vardır. [Zümer, 42]

Usandım boş yere hep gitmelerden, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.

Allah’ım uykuda dahi beni bana bırakma! Ahvalim meçhuldür, bana da nasib eyle; tadından dem olmuşlara ikramından bir bâde

Uyur idik uyardılar eyvallah hu
Diriye saydılar bizi, eyvallah hu
Canı Hakka teslim ettik eyvallah hu
Ölüye saydılar bizi eyvallah hu
[243. Mestmp3]

[NEV-NİYÂZ ve DEDESİ]

– Cahiliyye devirlerimizde beğenerek dinlediğimiz bir ezgi vardı, bilmem neden bütün bir hafta boyunca dilimizdeydi:
Yürek usulca pas tutar, gelip geçerken günler,
Sevgi uçup gider, güneş ısıtmaz, yürek usulca pas tutar
Terlemez avuçların, düşsüz uykular başlar
Şaşmayı unutursunuz, yürek usulca pas tutar
Fark etmez olmuş olacak, fark etmez akla kara
Fark etmez doğru yanlış, yürek usulca pas tutar

– Bilmemki nerelere takıldınız, uykularınızdan ne haber vardır?
– Fark etmez olmuş olacak, fark etmez akla kara, fark etmez doğru yanlış, yürek usulca pas tutunca… Uykumuzu ve dahi rüyalarımızı kaybettik erenlerim!

İki yıldız arası göğe asılı hamak…
Uyku, uyku… Zamansız ve mekânsız, uyumak.

– Uykuya başlamadan evvel niyet ediyor musun peki?
– Aman dedem, uykunun da niyeti mi olurmuş?

– Canlar, aşk yolculuğunda, seyri sülukunda dâim sefer halindedir… Zira uyku ölümün kardeşidir. Uykudan sonra uyanmak haşr(dirilme) gibidir. Uyku sırasında yarı yarıya alınan ruhun tamamen de alınabilir. Onun için uyurken tedbirli olmak gerekir, çün yolcu, yolda temkin üzere gerektir. Abdestli, tevbeli ve uyandıktan sonra günah işlememeye niyetli olmak gerekir.

– Hz Ali (kv) Efendimiz de: “İnsanlar uykudadır, rüyadadır, öldüklerinde uyanırlar” buyuruyor. Bize biraz uykunun hakikatinden bahsetseniz.
– Önce insanı tanımak gerek. Kalp, eşya âleminin asıllarını gösteren bir aynaya benzer. Hak Teâlâ’nın yaratacağı her şey, yine kendi yaratığı olan Levh-i Mahfuz’da saklıdır. Olmuş ve olacak her şey orada mevcuttur, orada yazılmıştır. Fakat bizim bu gözlerle onu görmenin imkânı yoktur. Levh’in kendisi de bir aynaya benzer. Bütün sûret ve şekiller ona işlenmiş, nakşedilmiştir. Eğer bir aynanın karşısına diğer bir ayna getirecek olursanız, o aynadaki sûretlerin diğer aynaya da aksettiğini görürsünüz. Fakat araya bir perde gerseniz, o vakit ayna görüntü alamaz. İşte kalp de, karşısındaki aynada olanları kabul eden bir ayna, levh de bütün eşyanın kendisinde bulunduğu bir aynadır.

– Perdeler?
– Kalbin şehevi duygular ile uğraşması, onun melekût âleminde bulunan Levh-i Mahfuz’daki şeyleri görmesine engel olur. Eğer bir rüzgar esip de o basiret gözünün önündeki perdeyi kaldırırsa, melekût âleminin sırlarından bazı şeyler, kalpte parlar. Bu bazen devam ederse de, bazen bir şimşek gibi gelip geçici olur. Yine uyanık olduğu müddetçe dünya ile meşgul olduğundan melekût âleminden gafil durumdadır.

– Çünkü dünya, melekût âleminin önünde bir perde teşkil ederler…
– Canlar uykuda iken, melekût âleminden bazı şeyler görebilir. Çünkü uyku, tüm duyuların durması ve kalp ile ilişkilerini kesmesi demektir. Uyku ile hayalden temizlendiği vakit, Levh ile kendi arasındaki perde kalkar. İki ayna arasındaki perde kalktığında, diğer aynada olan şeylerin bazısı öteki aynaya nasıl aksediyorsa, kalp ile Levh arasındaki perde ortadan kalktığıda Levh’ten bazı şeyler de kalbe aks eder. Uyumakla duyuların işlemediğini söylemiştik. Fakat uyku, her ne kadar duyulara engel oluyorsa da, hayal kuvvetinin hareket geçmesine engel olamaz. Hayal kuvveti, Levh-i Mahfuz’dan kalbe aks edenleri hemen alır ve onu bir misal ile hikâye eder. Bu hayalde, saklı olarak kaldığı için, uyandığı zamanda, ancak hayalinde kalan şeyleri hatırlar. İşte rüya tabiri de Levh’ten gösterilen asıllar ile bunun hayalleri arasında güzel bir bağ kurmak demektir.

Aşka susamış olan âşık uyusa bile pek az uyur. Susuz kişi derin uykuya dalabilir mi? O azıcık uyusa da rüyasında ya su görür, ya ırmak kenarında dolaşır, ya testi görür, yahut da su dağıtan bir saka! [Hz. Pir Mevlana]

– Yani düşsüz uykuların başlaması, rüya göremez olmak pek de makbul bir durum olmasa gerek… Peki ya ölüm, yani asıl uyku?
– Ölümün acayip halleri ise anlatmakla bitmeyecek kadar çoktur. Çünkü rüya, ölümün kardeşidir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “uyku ölümün kardeşidir.” buyurmuştur. Bunun mânâsı, ölümü düşünmek için başkalarının cenâzesinde bulunmaktan daha yakînî bir sûrette, insanın kendi uykusundan ölümün hakîkatini idrâk etmesidir. Uyku; gayb (bilinmeyen, gelecek) âleminin perdesini kaldırmakta (zayıf bir yönden de olsa) ölüme benzediğinden bu sayede gelecekteki olanları insan bilebilmektedir. Peki, ya tamamen perdeyi yırtıp ortadan kaldıran ölüme ne dersiniz? İnsan ölür ölmez, ya türlü azaplarla kuşatılmış olduğunu görür, ya da sonsuz nimetlere garkedildiğini… Ölürken cehennemdeki yerleri münafık ve kâfirlere gösterildiğinde, onlara seslenilir:

“Andolsun ki, sen (dünyada iken) bundan gaflette idin. (habersizdin) İşte aradaki perdeyi kaldırıp açtık. Bugün gözlerin ne kadar keskindir. [Kâf, 22]

– Uykunun niyetini şimdi daha iyi anlıyoruz…
– Peygamber Efendimiz uykunun temiz olması için abdestli olarak uykuya yatılmasını tavsiye etmişlerdir. Bu da, iç temizliğinin bir işaretidir. Zaten asıl olan, iç temizliğidir. Dış temizlik, iç temizliğin kemalindendir. İnsanın içi temizlenip parladığı zaman, ilerde olacak şeyler, kalbin gözü (basiret nuru) ile görülür. Nitekim Efendimize, Mekke’yi fethedip oraya gireceği rüyasında gösterilmemiş miydi?

– Sâhi vahiy niçin uykuda gelmiştir?
– Bu alanda hissin yerleşeceği yer olmasın diye…

– Cânım efendim, ölümün kardeşi olan uykudan önce ve sonra ne yapalım da, uyandığımızda müslümanca yaşamak bize kolaylaştırılsın?
– Günün sonunda “uykunun engin kolları”na giderken yanına yol azığın bulunsun ki perde ötesinden haberlerin sunulsun…

Gece uzundur, uykunla kısaltma onu; gündüz ışıtır; suçlarınla bulandırma, karartma onu. [Hz. Pir Mevlana]

Her kim ki zikr üzere (tesbih, tehlil, tekbir) uykuya giderse, kıyamet gününde bu sözler üzere uyanır, her kim ki gaflet ile uyumuşsa kıyamet gününde gaflet üzere kalkar. [Deylemi, Hadis-i Şerif]

– Efendimin sözlerini iyi anlayasın. Güzel zikirler üzerine uyur kalırsan kıyamet gününde o hal üzere diriltileceksin. Gaflet ile, abdestsiz, televizyon kanalları üzerine boşalmış halde, güneşten sonra uyanırsan yarın Hak divanında gaflet ve pişmanlık üzere kalkarsın!

– Uyku, küçük ölümdür. Her ölenin kefene bürünmesi misali gece de insanları siyah bir örtü altına alır. Mühim olan o örtünün altında kulun Rabbi ile berâber olmasıdır. Kalbimizi uyutmamak için uykunun evvelini ve ahirini dua ve niyazla süslemek gerek. Hz. Peygamber uykudan kalktığı zaman uykulu insan hali görülmezdi yüzünde. Çünkü onun uykusu bedenî bir uykuydu.

– Ne yapmalı?
– Sen yatarken eline bir tesbih al da yat erenlerim

– Tesbih şart mıdır? Zikrederek dalıversek uykuya…
– Olur elbet ama insan üç beş damla kan ve sayısız endişeden ibarettir. Ne yaptığını unutmayasın diye var elindeki tesbih… Andıkça yandığın tesbihler kalbe dolunca kalp, uyku hâlinde bile zikre devâm eder, tevhidin nûru bütün azalara sirâyet edince de bütün mahlûkatın tesbîhini işitirsin elbet..

Biriniz uyuyunca şeytan ensesine üç düğüm atar. Her düğümü yerine sağlamlaştırmak içinde eliyle vurarak, ‘üzerine uzun bir gece olsun, yat’ dileğinde bulunur. İnsan uyanır ve Allah’ı zikrederse, bir düğüm çözülür, abdest alırsa bir düğüm daha çözülür ve bir de namaz kılarsa bütün düğümler çözülür. Böylece kul canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile neşeli bir şekilde, ferah bir gönülle sabahlar. Yoksa mahzun bir kalple, içi kararmış, tembel ve uyuşuk bir halde sabaha çıkar. [Ebu Hureyre’den, Hadis-i Şerif]

– Şeytan işte, acizdir aslında; mertçe çıkmaz insanın karşısına, sinsi planlar kurar hep!
– Çaresi Efendimizin buyurduğu gibidir. Sen de uyanık ol cancağazım.

Allah, geceleyin müslüman kuluna ruhunu iade ederse(uyandırırsa), Allah’ı tesbih etsin. O’nu temcid etsin ve O’ndan mağfiret dilesin. Eğer böyle yaparsa, o kulun geçmiş günahları mağfiret olunur. Şayet o kimse kalkar, abdest alır, namaz kılar ve sonra Onu zikrederse, O’ndan mağfiret diler ve O’na dua ederse, kabul olunur. [Ebu Hureyre, Hadis-i Şerif]

Ey karanlık geceyi uykuda geçiren mümin! Dua zamanı geldi; haydi, kalk! Ey kötülük etmeyi adet edinmiş nefis; ibadet etme, iyilik etme zamanı geldi! Pencereden bak; tövbe kapısını aç! Evi tertibe koy, düzelt! Haydi, durma; bizim nöbetimiz geldi! Suçtan, kötülüklerden neden temizlenemiyorsun? Günahlardan ellerini yıka, yüzüne su vur; abdest al, namaza durma zamanı geldi! Seni mezara koydukları, lahitte yüzünü kıbleye döndürdükleri zaman, hayatta şu karşında duran kıbleyi hatırlarsın ama, namazını kılamadığın, kazaya bıraktığın için içinin yanmasından eline ne geçer? Sen şimdi hayatta iken bu kıbleden bir nur, bir ışık ara, bir ışık elde et de, o nur, o ışık senin kabrini ışıtsın, aydınlatsın! Allah’ın nuru gelince kabir, bir gül bahçesi olur! [Hz. Pir Mevlana]

Yâ Rabbi! Bir taraftan istirâhat iklîmiyle bedeni, diğer taraftan vuslat ve rahmet iklîmiyle rûhu engin ve müstesnâ bir lâhûtî huzûra kavuşturan geceleri kulluk vecdi içinde geçirebilmeyi nasîb eyle! Bir gece hükmünde olan şu dünyâdan bizleri de Sen’in rızâna ermiş bir âşık-ı sâdık olarak âhıret sabâhına ulaştır ve vuslatının lezzeti ile mütelezziz eyle!

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim