Sabahlar Yâ Resûlallâh

“Şâzelî, Bedevî, Rifâî, Sünbülî, Şâbânî, Celvetî, Bektâşî, Bayrâmî ve Sa‘dî, Kādirî, Nakşibendî, Mevlevî, Gülşenî, Uşşâkîyiz” hissesiyle Câmiu’t-turuk Abdullah Selâhaddin Uşşâki Hazretleri (v. 1783) gülzârından bir âteşîn gül:

Müşkilin kimseye zâhirde Salâhî sormaz
Hâce-i bâtına sordu soracak esrârı

bir_sabah_medine

Gönül fikr-i hayâlinle sabahlar yâ Resûlallâh
Olur şem’-i cemâlinle sabahlar yâ Resûlallâh

Alîl-i pister-i hicrin enîn ü zâr edip dilden
Temennî-i visâlinle sabahlar yâ Resûlallâh

Seherlerde gönül teşrifin özler dîde-i câna
Tenezzül ihtimâlinle sabahlar yâ Resûlallâh

Ziyâ-yı ruhsârın nihân olur ise dilden
Hayâl-i zülf ü hâlinle sabahlar yâ Resûlallâh

Leyâlî-i tahayyül içre dil bezm-i tasavvurda
Cemâl-i bî-misâlinle sabahlar yâ Resûlallâh

Şeb-i gamda girişse bî-nevâ dil-hân-ı vaslınla
Ümîd-i hûn-ı nevâlinle sabahlar yâ Resûlallâh

Hadîs-i zülfünü tahdîs ederse leyle-i hicran
Salâhî kıyl ü kâlinle sabahlar yâ Resûlallâh

Gönül, hayalinin fikriyle sabaha kavuşur zaten gece de ancak senin cemâlinin ışığı, güzelliğinin ilâhi nuru ile karanlıktan aydınlığa erişir, tâ böylece sabahlar yâ Resûlallâh. Ayrılığın hasta yatağında iken gönülden acı ve sızıyla inleyerek ağlayıp sevdiğine kavuşma temennisiyle sabahlar yâ Resûlallâh. Gönül seher vakitlerinde, can gözüne şeref vermeni özleyip tenezzül buyurup seni görme ihtimalinle  sabahlar yâ Resûlallâh. Senin yüzünün ışığı gizlenirse gönlümden, o güzelim hâlinin hayaliyle  sabahlar yâ Resûlallâh. Gönül, geceleri senin hayalinde canlandırarak, zihinde şekillendirme meclisinde iken misâlsiz güzelliğinle  (bazen de rüyâ aleminde seni göremeden) sabahlar yâ Resûlallâh. Gam gecesinde, gönülden, sessis sedâsız söyleyese sana kavuşma arzusunu, nasibine kana bulaşmış ümidi düşer de öyle sabahlar yâ Resûlallâh. Ayrılık acısıyla dolu gece, senin güzelliğinin taze hikâyesinden bahsetmek nimetine, memnûniyetini sözle ifâde edip teşekkür ederse, SALÂHÎ, gül cemâlinde mahrum bir halde, senin ancak lafını ederek, senden bahsederek, sözlerinden tesellî bularak  sabahlar yâ Resûlallâh.

Reklamlar

Usandım Yâ Resûlallah

Şâh-ı cihân olsa da dervîştir, câriha-i aşk ile dil-rîştir
eminer_efendi

Bu kevnin mekr ü âlinden usandım Yâ Rasûlallah
Kamu naks u kemâlinden usandım Yâ Rasûlallah

Beni bir feyz-i lutfunla eriştir semt-i ma’nâya
Ki sûret ihtimâlinden usandım Yâ Rasûlallah

İki âlemde maksûdum bilürsin kim cemâlindir
Sivânın her meâlinden usandım Yâ Rasûlallah

Değil kâle muvâfık hâl-i âlem bir temâşâdır
Cihânın kîl ü kâlinden usandım Yâ Rasûlallah

Dem-â-dem şehd-i vaslınla beni şîrîn-dimâğ eyle
Bu dehrin semm ü balından usandım Yâ Rasûlallah

Sivânın varlığın cevâb-ı hayâle eyledin temsîl
Hulâsa her hayâlinden usandım Yâ Rasûlallah

Beni lutfun ile bu ism ü resmimden halâs eyle
Salâhî’nin de hâlinden usandım Yâ Rasûlallah

Celvetî, Bektâşî, Bayramî vü Sa’dî, Kâdirî
Nakş-bendî Mevlevî vü Gülşenî Uşşâkîyiz

buyuran XVIII. yüzyılın en velûd müellif, şârihlerinden Ulu Velî Selahaddin Abdullah Uşşâkî Hazretleri (v. 1783)’ne göre Hakk Teala, insana lütfundan ve kereminden bahşediyorsa, insan da elinden geldiği kadar diğer insanlara yardım etmelidir:
Mazhar-ı lutf u kerem kıldı seni çün Mevlâ
Merhem-i lutfunu men eyleme her dil-rîşden

İşbu sebepten Derviş-i dil-rîşini, ateş-i aşka salan şem’in bir ucunu da size uzatalım istedik; cümlesi ervahına fatiha ihsan buyrula ya huu

TÂZELER İÇİN LUGATÇE:
Kevn: Varlık alemi, mevcudât Mekr û âl: Düzen, hile ve aldatma
Kamu: Bütün, herkes Naks û kemâl: Eksiklik, kusur ve olgunluk, fazilet
Sûret: Biçim, görünüş, tasvir, kılık Sivâ: Diğer, gayrı Meâl: mana
Kâl: söz Muvafık: uygun, denk Temaşa: hoşlanarak bakma, seyretme
Kîl ü kal: Dedikodu, boş söz Demadem: Her vakit, sık sık
Şehd: Bal, zevk, lezzet: Vasıl: Kavuşan
Şirin-dimâğ: aklı, şuuru hoş, tatlı olmuş
Dehr: Dünya, cihan, devir Semm ü bal: Bal ve zehir
Câriha: Yaralayıcı Dil-rîş: Gönlü yaralı, kederli