Ya Rabbi Bi’l Mustafa

Erenlere,
(Habibim) de ki: Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir! (çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir)[Âli-İmrân:31]  

Erenler yolundan giderek ermiş deyince:
“Bastığım yerlere basarak gel yolumdan” buyurmuştun ya hani…
Bastığın yerleri öperek geldim ardından ey Nebi…

Ey yaratılmışların en hayırlısı olan Nebi! Kıyamet günü geldiğinde benim senden başka sığınacak kimsem yoktur. Kerîm olan Allah, kıyamet gününde “El-müntekim” ismiyle tecelli edince, ey Allah’ın Resûlü bana şefaat etmekle senin makam ve rütbene asla noksanlık gelmez şüphesiz, dünya ve ahirette senin cömertliğinden. Levh’in ve Kalem’in ilmi de senin ilmindendir. Ey nefs, Büyük günahlardan dolayı Allah’ın rahmetinden ümit kesme! Çünkü Allah’ın mağfiretine nisbetle büyük günahlar küçük hatalar gibidir. Umarım ki Rabbim rahmetini taksim ederken, taksimât; günahların (çokluğuna göre) yapılır.

يارب المصطفى بلغ مقاصدنا 
واغفر لنا ما مضى يا واسع الكرم

Bir O’nun lütfundan dilerim rahmet,
Allahümme salli alâ Muhammed.

Ey kerem sahibi yüce Peygamber!
Vakit tamam diye gelince haber,
Bilinmez diyara başlar bir sefer.
Bunca ağır yükle bilmem n’ederim,
O gün senden başka kime giderim?!
Müntakim ismiyle Rabbim tecelli
Ederse, bizlere sensin teselli;
Şefaat kânısın özünden belli…
Arzet halimize ulu Allah’a
Güçlük mü var cânım sen gibi şâha.
Bu yalın gerçeği bilenler bilir,
Senin ilmin levh u Kalem’den gelir;
Kereminden dünya-ahiret feyz alır.
Müştâkız feyzine yâ Resûlallah,
Arınsın ruhumuz, sun şey’en lillah.
Kesme ümidini, gel etme ah vah,
İşlemiş olsan da bir nice günah,
Affeder hepsini, Gafûr’dur Allah.
El aç dergâhına seherde erken,
Ürpersin vicdanın dua ederken.
Huzuruna boyun büküp gidince,
Coşturur derya-i rahmeti bence;
Rabbim o rahmeti taksim edince,
Günahlara göre taksim yapılır,
En çok payı ondan âsîler alır
Ey Allah’ım! ümidimi rahmetinle boş döndürme
Güzel beklentimi Ya Rab! aman tersine çevirme
Dünyada ve ahirette yükünü azalt bu kulun
Belalara sabretme, gücü tükeniyor onun
Ey İlahi! izin ver de rahmet bulutların senin
Hep devamlı olsunlar üzerinde Peygamberin
Saba yelleri estikçe, Ban ağacı sallandıkça
Nağmelerle deveciler hayvanları coşturdukça
Yağsın rahmet ey İlahi; Resulun âl, ashabiyle
Onlara uyan takvalı, halîmlerle, kerîmlere

Cezayir’den Şeyh Sidi Yassir Chadly

Rabbim! İzin ver çözülsün ebedî salavat bulutları bir kez daha… Boşansın Resûl üstüne sel sel, sicim sicim “Selam! Selam” yağmurları… Ailesi üstüne, arkadaşları ve bağlıları üstüne bir kez daha. Yaşasın bir kez daha, o sana en yakın, eli açık, gönlü ipekten yumuşak, içleri pırıl pırıl yolunun uluları…

Urfalı Aşık Bekçi Bakır Yurtsever nefesinden Kaside-i Bürde’den bir dua, ummandan bir damla, güneşten bir ziyâ niyyetine ehline ikrâm olunur

Benim annem

Kadın dedin mi çaresiz ona bir erkek gerek. Hâkim dedin mi, çaresiz ona bir mahkûm gerek [Hz. Pir Mevlana]


benim annem yüz lisan bilir
yüzü de güzel
her bedende bir insan bilir
sözü de güzel
sözü de güzel
özü de güzel
benim annem yüz lisan bilir
yüzü de güzel
benim annem yüz mevsim açar
yüzü de bahar
kan ağlasa da gülücük saçar
sözü de bahar
sözü de bahar özü de bahar
benim annem yüz mevsim açar
yüzü de bahar
benim annem yüz can kuşanır
yüzü de melek
her biri bir ömür yaşanır
sözü de melek
sözü de melek özü de melek
benim annem yüz can kuşanır
yüzü de melek
Anne ölünce çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke
Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne

Çok sevdik

Aşk yolcusuna,
Onlara deki: “Siz Allah’ın affına mazhariyet istiyor, Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun, benim sünnetime uyun, uygulayın ki, Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın. Allah kullarını koruma kalkanına alan, çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir. [Âl-i İmrân, 31]

tayyibe

Vefatımdan sonra beni çok seven öyleleri gelecektir ki onlar, beni görebilmek için ailesini ve servetini dahi feda etmeyi göze alacaklardır. [Müslim, Cennet-12]

Farkındayız erenlerim bugün günlerden CUMA değil lakin siz güzelim canlara gönlümüzü uzatırken yanlışlıkla da çalmadık kapınızı… Cuma’nın “günlerin sultanı bir bayram” olduğunu, ve buna sadece insanın değil bütün mahlukatın şahid olduğunu bize haber verenin dünyaya, ukbaya, saadet şehrine doğuşu hiç bayram olmaz mı?

Gel ey gönül! Hakîkî bayram, Cenâb-ı Muhammed’e vuslattır. Çünkü cihânın aydınlığı, O mübârek varlığın cemâlinin nûrundandır. [Hz. Pir Mevlana]

Söz, ancak amelle müstakîm olur. Söz ve amel ise, niyetle düzgün olur. Söz, amel ve niyet de, ancak sünnete uyularak dosdoğru olur ya Hazretim adeta günümüze işaret eder gibi ne güzel buyuruyor: “İnsanlar öyle bir zamana erecekler ki, en zor ve en az bulunan samîmî dost, helal kazanç ve sünnete uygun amel olacak…”

Oysa göz seni görmeli, ağız seni söylemeli, bütün deniz kıyılarında seni beklemeliydi…

Ebediyyen sevecek cân O’nu canan olarak
Şart-ı peymân olarak, gâye-i iman olarak

Çok sevdiğimizi söyledik hep… ve lakin Seni memnun eden her şeyi nefsimizin arzu ve isteklerinden üstün tutup, hayatımıza ışığını yayamadık… Dilimizi götürdüğümüz yerlere, kalbimizi değdiremedik. Ne mümkün Hakk’ın sevdiğini, hakkıyla sevebilmek… Bilmem ki, kendi kabımız kadarınca da olsa, şu hissiz gönüllere nasıl can suyu vermeli, O’na gönül verebilmek için nereden yola çıkmalı? İşbu suallerin derdine düşmüş bir kardeşiniz olarak anladık ki, sevmek için bilmek ve tanımak lazımdır. Sevgilinin güzellerden güzel iklimi aralandıkça, halleri keşfedildikçe, hayranlık uyandıran yanları öğrenildikçe, ona duyulan muhabbet daha bir derinleşir, gönüldeki yeri daha çok büyür kanaatindeyiz…

Ben sağ olduğum müddetçe Kur’an’ın kölesiyim. Ben Muhammed muhtarın yolunun tozuyum… Alnımızdaki o parlak nûr, Hak âşığının gönlündeki o iman ışığı, secde eseri olarak mü’minlerin yüzlerinde görülen bütün bu nurlar, bilki her nurun nuru, Allah’ın sevgili peygamberi Muhammed’in nurundandır. [Hz. Pir Mevlana]

Kişi kimi veya neyi severse, kendini ona yakın bulur, yakın hisseder. Ruhî yakınlık, iki bardağın birbirine yakınlığına benzemez. Âdeta çay bardağında atılan şekerin, çayın içinde eriyip gitmesi gibidir. Seven, sevdiğiyle öylesine beraberdir ki kendi kalbine bakınca orada sevdiğini görür. Heyhat bize aşıkı sadıkların hikayelerini anlatmak düştü amma pencereden sızan güneş ışığını gören, “Güneşi gördüm” dese yalan söylemiş olur mu?

Siz güzelim canlara bir mektup yazalım diye kalemi elimize aldık, O’nun aşk güneşinden bir hüzmecik nasibimizle, aşkı ümitsiz varlığımızı sonsuzluğa doğru uçuran kanat bilerek…

Evet, sonsuzdan bahsediyoruz, sahi ebediyete göre insan ömrünün süresi ne kadardır ki! Sonsuza kıyasla herhangibir sayının değeri neyse o kadar değil midir? Öyleyse yalnızca dünya ve dünyadakiler değil madde alemi koskoca bir sıfırdan ibarettir. Ey değeri sonsuz olan insan, değeri sıfır olan bir varlığın(dünya) uğrunda ömrünü tüketmekle, kendi varlığını da sıfıra sürüklediğinin farkında mısını?!

İlahi alemden gelen ve sonsuzluğa uzanma istidadında olan ruhun, böyle geçici şeylere bağlanıp kalması kabul edilir bir şey midir? Çünkü bu ruh, bu sonlu ve sınırlı dünyaya sonsuzu arayıp bulmak için gelmiştir.

Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın ötesine hasret;
Ebediyet boyu bir an… Olmaz mı?

Ruhun asli görevi budur. Ruh, bunun sezgisine ve bilincine sahiptir. O, ölümsüz olduğunu bilmektedir. Zaten bu bilinç yüzünden, “sebepsiz stres” derler sıkıntıyı bir ömür boyu çekip durur.

İşte aşk güneşi, insan ruhuna, sonsuzluğun yolunu açan kapıdır. Bu yolda ruhun, aşka kanat açmasıyla mesafe alınır, menziller aşılır.

Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın
Âteşle yaşar, yaşla değil yâresi aşkın
Yanmaktır efendim, biricik çâresi aşkın

Ağlatma da yak, hâl-i perişanıma bakma!

İşte çıkar yol, ruhlarımızı, aşk güneşi olan Ruh-u Rasulullah ile aşina eylemekten geçiyor, bunun için  O nuru nebevinin dünyaya, ukbaya, Medine’ye doğuşu olan 12 Rebiülevvel ne güzel bir vesile…

Aman ya sahibe’l meydan daha ne söyleyelim, seven de sensin, sevilen de, sevdiren de hep sensin…

Âşık olmak, o yana bir pencere açmaktır. Çünkü gönül, dostun cemali ile aydınlanır ya Mevlam ateş-i aşkınızı ziyade eylesin, gam ve telaş sizlerden uzak olsun, aşk güneşi, gönül hanenize dolsun da huzur bulasınız efendim.

Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygambere hep salat (rahmet ve sena) ederler.Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve tam bir içtenlikle selâm verin. [Ahzab, 56]

Ey Allah’ım, tam bir salat ve selam, bütün rûhların, melâikenin ve varolanların mihrabına, bütün Nebilerin ve Rasûllerin imamı olan Rasulu Kibriya aleyhi ekmelittehaya Efendimize, onun âl ve ashabına olsun. Öyle bir salat ki bizi korktuğumuz  şeylerden muhafaza buyursun, kurtarsın, bütün ayıp ve kusurlardan, günah ve isyanlardan temizlesin. Allahumme salli ve sellim ala eşrefi nuru cemiil enbiya-i vel mürselin habibina Muhammedin ve ala ali seyyidina ve habibina Muhammedin kesiran kesiran kesira.

Ey veladetiyle aleme nur olan Fahr-i Kainat,
Bizlere de ahirette nur ol ey Eşref-i hilkat!

Cenab-ı Mevla, Velâdet kandilinin rahmet, bereket ve füyûzâtı ile Rasûlünün yüce ahlâk ve rûhâniyetinden kalblerimize hisseler nasîb eylesin! Gözlerimizi ve gönüllerimizi Nûr-i Muhammedî ile nurlandırsın! Resulu Kibriya Efendimiz ile kalbî irtibâtımızı dâim kılsın! O’nun sünnetini, hayatımızın mihveri eylesin! Habîbi hürmetine bizleri af ve merhametine nâil kılsın!