Evvel(de) Estağfirullah

Yağmurlar yağdıran, fakirliği gideren, kurtuluşa erdiren, gönülleri açan “bir mübarek kelime”ye dair mülâhazalar

Sizin hastalığınızın ve şifânızın ne olduğunu söyleyeyim mi? Hastalığınızın günahlar, ilâcınızın da istiğfar olduğunu unutmayın! [Ramûz el-Ehâdis]

Bir sabah gözümüzün nuru Resûlullah (sav) kalktı ve Bilâl’i (r.a.) çağırttı: Ey Bilâl sen hangi amel ile cennette önüme geçtin? Dün, rüyamda cennete girdim, bir de baktım ki senin ayak seslerin benim önümde. Hz. Bilâl dedi ki:

– Ey Allah’ın Resûlü hangi günahı işledimse mutlaka iki rekat namaz kıldım ve istiğfar ettim,ne zaman abdestim bozuldu ise hemen abdest aldım, cihanı abdestsiz dolaşmadım…

Hasan-ı Basri (ks) hazretlerine gelen bir kişi kuraklıktan şikâyet eder, O da;
– “Estağfirullah diyerek Rabbimizden mağfirette bulun” der.

Çok geçmeden fakirlikten, geçim derdinden şikâyet eden birisi gelir. Hazret ona da; – “Estağfirullah diyerek Rabbimizden mağfirette bulun” der.

Çocuk sahibi olamadığından yakınan üçüncü kişi için de hazret:
– “Estağfirullah diyerek Rabbimizden mağfirette bulun” der.

Hasan Basri hazretleri ektiği halde mahsul alamamaktan yakınan kişi için de;
– “Estağfirullah diyerek Rabbimizden mağfirette bulun” der.

Orada bulunanlar hazretin cevaplarının hikmetini sorunca Hasan Basri hazretleri onlara şu ayeti kerimelerle karşılık verir:

Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, üzerinize bol bol yağmur yağdırsın; Size mal ve evlât nasip etsin, bağlar yeşertsin, ırmaklar akıtsın [Nuh, 10-12]
Son iki nimet, Kur’an’da “içinden ırmakların geçtiği bahçeler” ile sembolize edilen öteki dünyadaki mutluluk haline işaret olsa gerektir.

– Gönül genişliği, güzel bir hayat mı istiyorsun? Rabbimizden mağfirette bulun:

Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin sonra O’na tevbe edin! O’na dönün ki belirlenmiş bir ömür süresinin sonuna kadar sizi nimetleriyle yaşatsın ve faziletli bir hayat sürenlere, lütuf ve fazlından mükâfatlarını versin. [Hud, 3]

– Belalardan, musibetlerden, azaptan korunmak mı istiyorsun? Rabbimizden mağfirette bulun;

Oysa sen onların içinde bulundukça Allah, onlara azab edecek değildir ve onlar istiğfar ederlerken de Allah, onlara azab edecek değildir. [Enfal, 33]
– Kusurlarının bağışlanmasını, sevaplarının artmasını, derecenin yükselmesini mi istiyorsun? Rabbimizden mağfirette bulun;

Yine hatırlayın ki: …. “Bizi bağışla” deyin ki, biz de suçlarınızı affedelim; iyilik yapanların mükâfatlarını daha da artıracağız.[Bakara, 58]

Gam ve telaştan sıyrılıp kurtuluş ve esenliğe mi ermek istiyorsun? Rabbimizden mağfirette bulun;

… Hepiniz Allah’a tevbe edin ey mü’minler ! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde edebilirsiniz. [Nûr, 31]

İşte hitâm-ı misk bâbından bir müjde: O kullarının tevbesini kabul edip, onların kusurlarını affeden ve ne yaptıklarını bilendir… O, iman edip güzel işler yapanların dualarına cevap verir; lütfuyla onlara istediklerinden fazlasını da verir. [Şûrâ, 25-26]

Müslümanın hayatında Kur’ân’ı okuyup anlama ve yaşamanın ayrı bir değeri vardır. Özellikle sekülerleşen günümüz dünyasında hayatı Kur’ân’la yaşama gayreti ayrı bir anlam kazanmaktadır. Kur’ân, doğumdan ölüme bütün hayatı kuşatan hükümler vaz‘ etmektedir. “Bu dünya işi, bunun Kur’ân ve dinle ne alâkası var?” diyebileceğimiz bir alan hemen hemen hiç yoktur. Çünkü Kur’ân her nefesimizin düzenleyicisidir.

Ey karanlık geceyi uykuda geçiren mümin! Dua zamanı geldi; haydi, kalk! Ey kötülük etmeyi adet edinmiş nefis; ibadet etme, iyilik etme zamanı geldi! Pencereden bak; tövbe kapısını aç! Evi tertibe koy, düzelt! Haydi, durma; bizim nöbetimiz geldi! Suçtan, kötülüklerden neden temizlenemiyorsun? Günahlardan ellerini yıka, yüzüne su vur; abdest al, namaza durma zamanı geldi! Seni mezara koydukları, lahitte yüzünü kıbleye döndürdükleri zaman, hayatta su karşında duran kıbleyi hatırlarsın ama, namazını kılamadığın, kazaya bıraktığın için içinin yanmasından eline ne geçer? Sen şimdi hayatta iken bu kıbleden bir nur, bir ışık ara, bir ışık elde et de o nur, o ışık senin kabrini ışıtsın, aydınlatsın! Allah’ın nuru gelince kabir, bir gül bahçesi olur! [Hz. Pir Mevlana]

Gelin birbirimizi uyaralım, Hakk’a varalım, bey’at kılalım. İtaatkar kimse, bu haliyle kibirlenip kendinde varlık hissedecek olursa asî olur. Asî tevbe ederse mutî olur, tevbe ibadetten öncedir. Çünkü tevbesiz ibadet sıhhatli olmaz. Nitekim Hak Teala: “Tevbe edenler, ibadet edenler” [Tevbe, 112] ayetinde tevbeyi ibadetten önce zikreder.

Estağfirullah Ya Rabbî, Yâ Rabbî! Bizleri, Kur’ân saâdetinden mahrum kalarak sefâletlerini saâdet zanneden bedbahtların hüsrânına düşmekten koru. Endişelerimizi, kederlerimizi izale et. Gönüllerimizin sıkıntılarını gider. İşlerimizi kolaylaştır. Dinin üzerine yaşat bizleri. Bize zor gelen her şeyi kolaylaştır. Gizli de ve açıkta ömrümüz boyunca aşkın ile yaşatıp takva üzerine sabit kıl. Günah ve kusurlarımızı, sevap ve güzelliklere tebdîl eyle! Aşk, vecd ve samîmî gözyaşlarıyla ilâhî rahmet ve mağfiretine nâil buyur! Ya Rabbi bizleri Hak Nebi’nin şefaatine, meleklerin de dua ve istiğfarına mazhar eyleyiver.

Hâmiş niyyetine: Canlar, hanelerimizin, gün, yıl ve ömürlerimiz bereketine vesile olsun diye 1432’nin ilk gününde un yağ tuz şeker gibi bereket timsalleri ile pazar eyleyelim, gönül hanelerimize hediyyelerle dönelim erenlerim… Mevlam, şu gelen yeni vakitlerde, hallerimizi aşkına müşteri bir hale tebdil eylesin, her halimizi tevhide ve rızasına uygun eyleyip, dertlerimize misilsiz şifalar ihsan eylesin. Âmin ya Mûin…


Kainatın kalbinden bâki muhabbetle
Ümit AKDEMİR

Allah beni sever mi?

Allahkimlerisever

Başlangıç için pek garip bir sual! Lakin daha başlarken kestirme bir cevaba sahip; Habibullah yani “En sevgili” olan gâye insan, ufuk peygambere benzediğimiz kadar seviliriz. Hakka(Hakk’ın hoşnutluğuna) varan yol şeriat, tarikat, hakikat ve marifet duraklarından geçer. Şeriat, kaal-i Muhammedi, yani Efendimiz’in (s.a.v) vahiy yolu ile aldığı bilgileri, sözlü olarak insanlara ulaştırması, açıklamasıdır. Tarikat, fiil-i Muhammedi’dir. Yani şu sıralar etraflarında fırtınalar koparılan tarikatlerin Hak olanları, Efendimiz’in hayatını öğreten ve yaşatan birer okuldan ibarettir. Hakikat, hal-i Muhammedi, yani Peygamber Efendimiz’in hayatını takliden yaşamaya başlayan kişinin yavaş yavaş o fiilleri hissederek mana ve hikmetlerini anlayarak yapması, hakikatlerine ermesi, kendisine “hal” edinmesidir. Marifet ise sırr-ı Muhammedi’dir. Bütün bu hallerden, güzel ahlaktan murad; Sırr-ı Muhammedi’ye erişmektir. Efendimiz’de alemlerin ve Rabbi’nin sırrı vardır. Kainattaki bütün yaratılmışlarda da Peygamberimiz’in sırrı vardır. “Sen olmasa idin ey Habibim, alemleri yaratmazdım” hitabı bize yol göstermektedir. Allah’tan başka hiçbir şey yoktur! Sadece “O” ve “O”nun kudreti ile marifetinin yansıması vardır. Bu yansımanın açıklaması da: Habibinin lisanıyla “Ben bir gizli hazineyken, bilinmeyi, sevilmeyi murad ettim. Bütün alemi insan için, insan-ı kâmil için yarattım” hitabıdır. Bunun en büyük muhatabı ve sebebi Hazret-i Muhammed’dir. Cenab-ı Hakk’a en parlak ayna “O” olmuş ve “O”ndan yansıma yolu ile Hakk görünmüştür.  

Meseleye buradan yaklaştığımız zaman, zaten nasıl bir insan olunmasının gerekliliği ortaya çıkıyor. O zaman Cenab-ı Hak merkezli ve O’nu hoşnut edecek yaşama biçimi; kendi arzu ve heveslerine göre değil, Resûlullah’ın önderliğinde, Allah’ın sevip sevmediği hallere göre düzenlenmiş bir güzel günlük hayat husule gelecektir. Şu bir hakikattir ki, güzel olan şeyi herkes sever. Allah güzeldir, bununla kalmayıp tüm güzellikleri yaratan en güzeldir, güzeli sevendir. O’nun sevgisine mazhar olmak elbette buradaki zikrettiklerimizle sınırlı değildir. Zira “Allah’a ulaştıran yolların sayısı insan nefeslerinin sayısı kadardır.” denilmiştir.

Bu basit çalışma İnsan Kullanım El Kitabı’ndaki “…sever” ve “…sevmez” kelimesi geçen ayetlerden ibarettir. Malumunuz Kur’an-ı Kerim teferruattan uzaktır, ulaşmaya çalıştığımız diğer makbul halleri ise Kutlu nebi’nin her hali Kur’an olan hayatında buluyoruz. Hak Teala’nın sevdiği bütün haller Resulu Kibriya aleyhi ekmelittehaya Efendimizde toplanmış, sevmediği bütün haller ise O’ndan uzak… işte bizler dahi birkaç tefsirden istifade ile mezkur ayetler üzerinde tefekkür edersek dünya ve akibet hayrına vesile olacağı, O’nun sevdiği hallerle süslenip, sevmediği hallerden temizlendiğimizde yani Hak Dostun güzelliği güzelliğimiz olduğunda (en azından böyle bir yolun yolcusu olduğumuzda) vakitlerin aşk ile dolacağı muhakkaktır. Mevla’dan mucibince ameli kolaylaştırması, tesirini halkeylemesi niyazımızla…

 

Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. [Bakara, 222]

Her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakınırsa, bilsin ki Allah sakınanları sever. [Ali imran, 76]

O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.
[Ali imran, 134]

… bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. [Ali imran, 146]

Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyi davrananları sever. [Ali imran, 148]

Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever. [Ali imran, 159]

… Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever. [Maide, 13 – Bakara, 195]

… Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever. [Maide, 42 – Hucurat, 9 – Mümtehine, 8]

(Önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel işler yapanları sever. [Maide, 93]

Allah (haksızlıktan) sakınanları sever.  [Tevbe, 4]

Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah (ahdi bozmaktan)sakınanları sever. [Tevbe, 7]

… Allah da çok temizlenenleri sever. [Tevbe, 108]

Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever. [Hud, 90]

Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever. [Saff, 4]

… doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez. [Bakara, 190 – Mâide, 87]

… memlekette fesat çıkarmaya, ürünleri ve nesilleri helâk etmeye koşar. Fakat Allah bozgunculuğu sevmez. [Bakara, 205]

Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez. [Bakara, 276]

De ki: “Allah’a ve Elçisi’ne itaat edin.” Eğer (bundan) yüz çevirirlerse, bilsinler ki Allah hakikati inkar edenleri (kâfirleri) sevmez.  [Ali imran, 32 – Rûm, 45]

İman edip iyi işler yapanlara gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmez.  [Ali imran, 57-140]

… Bilin ki Allah kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez.  [Nisâ, 36]

Mallarını insanlara gösteriş için sarfedip, Allah’a ve ahiret gününe inanmayanları da Allah sevmez.  [Nisâ, 38]

Şüphe yok ki Allah, kendilerine ihanet edenleri ve günahkarlıkta inat edenleri sevmez.  [Nisâ, 107]

Allah, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Ancak [ondan] zarar gören tarafından söylenmesi başka. [Nisâ, 148]

… Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları (yozlaşmaya ve çürümeye yol açanları) sevmez. [Mâide, 64 – Kasas, 77]

… çünkü o israf edenleri sevmez. [En’âm, 141 – A’râf,31]

Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez. [A’râf, 55]

Şüphe yok ki, Allah hâin olanları sevmez. [Enfal, 58]

Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmeyenleri, kibirlenenleri sevmez. [Nahl, 23]

Hiç şüphesiz, Allah iman edenleri esirger. Çünkü Allah hainlerin ve nankörlerin hiçbirini sevmez. [Hac, 38]

Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez. [Kasas, 76]

İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez.
[Lokman, 18 – Hadid, 23]

Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez. [Şûra, 40]