Çık dışarı

Kendi özümüzdeki hakîkatin üzerinden kaldırılan perdeler nisbetinde, bir süredir buralardan “İlâhî meşrebim, vahdetperestim, şerâb-ı cilve-i hayret ile mestim” makâmından “birlik çağrısı” yapılır durur, yakînen tanıyanlar iyi bilir!

cik_disari_akdemir

Ruhumu aldı da eyledi pâk
Nikâbım açtı da gördüm Hak

Ne var ki can kulağına okunan ezanın farkında olmaksızın, kendisini “başka bir müstakil varlık” zanneden insan, aslına öyle yabancılaşmıştır ki biri hiç doğmamış, zâten bir olan, “iki ayrı şey” zannını cümlelerle birleştirmek ne mümkün!

Mâdem koca bir ömürdür misafirsin bu bedende artık bilesin ki en büyük küfrün kendine âit zannettiğin vücûdun, varlığındır! Sen yoksun; o benliklerin hep vehm ü gümânındır! Çünkü Hakk’ı örten en büyük perde bu vücûttur ki varlığın küfür olması senin onu var zannetmen, kendine ait sanman, kendi kendine zulmetmendir. Halbuki sen, hakkıyla Hakk’a âitsin; “kendi.m” zannından kurtulunca Hakk ile Hakk olduğunu bilecek, Hakk’a lâyık, insanlığa yarar iş göreceksin; “beklenen doğum müjdesi” işte budur erenlerim!

Bunu bir de misâl yollu anlatalım, Mevlâ görelim neyler: Hastalığı hayvanlık olan bir hastayı yakalayıp bir akıl hastanesine götürmüşler ki hasta kendini kuş zannediyor.

Aradan yıllar geçiyor, bir güzel tedâvi ediyorlar sonra konsültasyon yaparken sormuşlar “Hâlâ kendini kuş zannediyor musun?” diye “Yok efendim” demiş “Siz bana öğrettiniz ben kuş değilmişim, insanmışım meğerse hata olarak öyle zannedermişim kendimi”

Doktorlar taburcu etmeye karar vermişler amma hasta çıktıktan hemen sonra, telaşla dönüp kapılara vurmaya başlamış, doktorların yanına gelmiş nefes nefese: “Ben insan olduğumu, kuş olmadığımı anladım ama dışarıdaki kediler bunu biliyor mu? Onu anlamadım!” O zaman demişler ki “Gel, sen hâlâ zan altındasın, senden bu zannı kaldıralım”

Hakîkatte de bunun gibi, insanın kendi özünü bilmesi açısından, kendi kemal derecelerini bilmesi, kadrini anlaması açısından vâkıa buna benzer.

Kuş kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür.

Kafeste doğduğu için, bir ömür kendini kendini “bedenden ibâretim” uykusunda tıngır mıngır sallayan insan, O UZUN GECENİN SONUNDA KADRini anladığında, yeni bir hayata doğacak ve sonsuza dek gerçekte.n olduğu gibi yaşayacaktır!

İşte bu gerçek hayata vesîle bir gazel ile sükût edelim:

[TAHMÎS-İ GAZEL-İ KEMÂLÎ]
Ârif kişinin gör, bizâtillâh kâim olduğun
Kendözünden gayriye her ne var, sâim olduğun
Bilesin kim deryâ-yı vahdet’de dâim olduğun
Âkil olmaz bilmeyen âdemliğin dem olduğun
Zât-ı Hakk’ı her nefes sırrında hemdem olduğun
Âdemliğin dem, nefes, kan ve ân olduğunu her nefes alıp verdiğinde sırrında Hakk’ın zâtıyla hemdem, yoldaş, birlikte aynı havayı soluyan bir fert olduğunu, O’ndan ayrı olmadığını bilmeyen kişi, bütün ilimleri yutmuş görünse de akıllı değildir. Ayıran kendini ayırır, böylesi ancak kendini aldatır.

Kendözüne nazar kıl, gör şûle-yi aşk olduğun
Mâşûk’un cemâline, sırrın içre ayn olduğun
Geç illâ ya, âlem-i lâ’nın sormadan n’olduğun
Âkil olmaz bahr-i lâ’da etmeyen mahv-i vücûd
Ârif olmaz bilmeyen İllâ’ya mahrem olduğun
Lâ, yokluk denizinde vücûdunu yok etmeyenin aklı yoktur. İllâ’ya, Hakk’ın varlığı ve birliğine mahrem olduğunu yâni Hakk sırrını kendinde taşıdığını bilmeyen ârif olamaz. Lâ ve illâ yani nefy ü isbât, yokluk ve varlık; fenâ ve bekâ sırrıdır. Yunus Emre Sultânımız: “Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı” buyurur. Nefsimizi müstakil bir varlıkmış gibi vehmettikçe nefs-i küll’ü yâni Hak sırrını anlamamız mümkün değildir. Sanal varlıkları terk ede, terk ede hakîkat gönülde tecelli edecektir: “Varlığını say yoğa; Dostun içinden doğa” Öyleyse gönüldeki tozları “L” ile silip yerine “İLL” yı ikâme etmelidir ki mahremiyet tamamlanıp kemâle ulaşılsın: “Çıkılmaz benlikle arş‐ı didâre, varını yoğunu yak da gel derviş!”

Seyreyle her cihetten zâhir, vech-i Hakk olduğun
Cemâl-i Âdem’den garaz, Cemâl-i Hakk olduğun
Ârifsen idrâk eyle bî-şekk, Âdem’in nolduğun
Hakk’ı zâhir, Hakk’ı bâtın, Hakk’ı kâim görmeyen
Ol ne bilsin âdemin Hakk, Hakk’ın âdem olduğun
Cenâb-ı Hakk’ı zâhir, bâtın ve vücûdda mevcûd, dâimî görmeyen kişi Âdem-i manânın Hak, Hakk’ın âdem-i manâ olduğunu nereden bilsin?

Mâlûmdur ki Cenâb-ı Hak, meleklere âdeme secde etmelerini emretti. İblis ondaki rûh-ı azamı göremediği için buna yanaşmadı. İblis meşrebinin anlayamadığı şu idi ki Allah hassü’l-hâs olan yani kemâlini tamamlamış olan kulunu Rahmâni nefhası ile diriltmişti. İnsanın ikiz kardeşi olan kitapta: “Onu düzenlediğim insân şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zamân siz hemen onun için secdeye kapanın” [Hicr:29] buyurduğu bu rûha işârettir. Yoksa varlık âleminde her şey kâbiliyetince Hakk’ın rûhunu kabı mikdârınca sergilemektedir. Bu rûh, külli vahiyle insanın Hakk’ta oluşumunu, tamamlanmasını ifâde eder ki elân kemâl sahiplerinde olupduran budur. Bu cihetle kâmillerin sadık âşıklara nefyettikleri Muhammedî, küllî maya yani rûh da işte bu rûhtur. Efsâne ile uğraşan zâhir ehlinin anlayamadığı işte bu ince noktadır. İslâm, insana, âdeme secde yoluyla Hakk’ı isbat ettiren yegâne Hak yoldur. Hâsılı kelâm âdeme secde Hakk’a secdedir. Ademe secde ondaki külli olana, kâmil ve mükemmil olana secdedir. Makâm-ı âdeme gelen kişinin sûreti de sireti de Hakkın nûruna boyanmıştır. Bu sebeple Hz. Kemâli’nin “Nefsi ile kâim olup kim secde etmez Âdem’e, Ey Kemâlî bil onu, şeytân gelir şeytân gider” buyurduğu yerden Hz. Niyâzi’den şöyle bir aks ü sadâ duyulur:

Secde eyle Âdem’e tâ kim Hakk’a kul olasın
Eden Âdem’den ibâ’ Hakk’dan dahi oldu cüdâ

Kanda bulur Hakk’ı inkâr eyleyen bu Mısrî’yi
Zâhir olmuşken yüzünde nûr-i Zât-ı Kibriyâ

ali_inancer

Görmez misin her ne vâr, nefes-i Rahmân olduğun
Bilmez misin gönlünün, mahzen-i Sübhân olduğun
Bu sırra ermeyenin dü âlemde rüsvâ olduğun
Men aref sırrın duyan “kâim binefsillâh”dır
Nefsini fehmeylemeyen bilmez ham u kem olduğun
Men aref: nefsini bilen rabbini de bilir sırrını vicdanında yaşayan kişi “Allah’ın nef(e)siyle kâim yâni bekâ bulmuş ve kendi kendine yeten, varlığı bir ikinciye muhtâç olmayacak bekâbillâh makâmına gelir. Buna mukabil nefsini bilmeyen, kendinden haberi olmayan kişi, bu hâliyle ham ve noksan olduğunun da farkında değildir. Hâsılı “Men ‘aref” sırrını duyup Mevlâ’sına vârını veren, hâdim-i insân olan (secde hakîkati); insân gelir, insân gider.

Kemâl bilir Kemâli, aşkına hemdem olduğun
Cân-ı teslim etmenin, sırrına tek yol olduğun
Hâk-i pâyinde kurulu, bazâr-ı cân olduğun
Vâriyetten geçmeden varlıkta bir vâr olmadan
Anlamaz sırrın Kemâli, sırr-ı mübhem olduğun

Kemâlî, insan varlıktan, benlikten geçmeden, varlığın tek bir varlık (ehadiyet) Hak olduğunu bilmeden yâni vahdeti kendi vicdânında yaşamadan bu sırrın gizli bir sır olduğunu da anlayamaz.

Söz uzadı… Bu denizden, bâzı “manâ incilerini” açmak bizim haddimize değil meğer bir taraftan üstü açıldıysa nîdelim zuhûrattandır hem zâten okuyanlar bu zevk-i ilâhîden zaten kapları kadar alabilirler. Fazlası taşar, taşan da denize karışmıştır vesselâm.

Reklamlar

Zikrin ateşinde

yolda_uyu

Cana can bildiğimiz aşkımızın Leylâ’sına tutulup girmiştik yola, sonra canan dilinden bir ihtâr ile kendimize geldik: “Benim Leylâlığım bir ism-i şahsî-i mecâzîdir. Taayyünden geçince ruh-i leylâ, nur-i Mevlâ ayn-ı gevherdir” ve sonra yolun büyüklerinden bir nefes ümidiyle kapıda bekledik:

Erenler nefesidir devletimiz
Anunçün fitneden olduk selâmet

Tut ki yoldan uzaktayım, uykudayım, gafletten uyanamamışım; ama uyuyanlara da gizli bir seyir bağışlamaz mısın Sen!” böyle buyurmuştu âşıkların sultânı efendimiz; bu müjdeden cesaretle araya dünyanın girdiği koca bir ihmalle titredi, elini eline alıp biat ettiğinde verdiği sözün ateşiyle yanıyordu.

Hatırımdan çıkmaz asla ahd-ü peymânın senin
Âşıkı mahveylemek mi lûtf û ihsânın senin

Hazreti azîzin öperek yüzüne gözüne sürdüğü zeytin tesbihi kaç zamandır sakladığı derviş çeyizinden çıkardı; târif edildiği üzre, gül bahçesinden derin bir soluk devşirdi, başını sağa doğru çevirdi: “Laaaa ilâhe…” ahenkli bir edâ ile yavaşça sola doğru salındı, “illallaaah” ve hapsettiği son nefesi de kalbin üzerine sapladı. Tâ böylece 165 gürz darbesi indirip başını ezdiğini hayal ediyordu, nice bin günaha salan nefs-i emmareyi; kahr u perişân olması niyyetine…

Nîce mecrûh eylediyse rûhunu emmâre nefs,
Sen de gürz-i zikr ile döğ başına eyle kısâs

Elinde silahıyla harp meydanındaydı, sulhü olmayan bir savaşta… Düşmanın sâkin duruşuna aldanmayıp başını ezmeye devam etti;
Ejderhâdır nefs kim demiş öldüğünü
Ortam müsait değil ondan bu ölgünlüğü

Her bir darbede Hakkın hatrını yıkıp ettiği hatalar, unutuşlar, eksik ve kusurlar, isyan ve günahlar gelip geçti gözünün önünden, “o sözü nasıl söylemişti, o zehirli bakış kimeydi, elini kaldırdığı çocuğun suçu neydi!” cümlesi bir bir ezildi tevhid kılcıyla, yıkandı sonra pişmanlık yaşıyla…

Tesbih boşalıp ateşi sönen zikrin lezzeti damağında kaldığında, deprenmeden dil dudak, dilber perdeyi kaldırıp cemalini arz-ı didâr ile fısıldadı:

“Şol birliği hürmetine seni de BiR eylesin Ya Vâhidû Yâ Kahhâr!”


[UMUTREHBERİ KİTABI’ndan]

Dost sesiyle uyananlara

Sır evliyânın nimet Hûda’nın
Şükrü bu hânın Elhamdülillah
Sofraya himmet kân-ı mürüvvet
Gönderdi nimet Elhamdülillah
Muhammed(sav) erdir nûru’l-beşerdir
Sahibi zaferdir Elhamdülillah
Hak tâlibi ol nefsine bul yol
Hak’ta kerem bul Elhamdülillah
Geldi Muhammed(sav) olduk biz ümmet
Yeter bu devlet Elhamdülillah
Şeyhî nice demler, çekerdi gamlar
Ettin keremler Elhamdülillâh

sukr3

Sabahın nuruyla, indinden müsaade, fazlından müşahade buyruldukça, yakın bildiğimiz dostlara gönderdiğimiz mesajları paylaşmamız murâd olundu, cümle ihvana ziyade hasret ve muhabbetle arz ederiz.

Her biri mühlet-i ömrün kudret suyunda mücerrep hikmetlerin, sözün süzülüp de mananın inci gibi dizilip de söylendiği meclislerde yerli yerince kullanılıp muhatabı aslına mayalaması niyetiyle, Hak Dost’tan tesirini halk, tevfîkini refik eylemesi niyâzıyla…

pbreak1Teslimiyet pazarlıksızdır. İhlas endişesizdir. Samimiyet gösterişsizdir.
page_break
Bu ülkede insanlara din yerine kültürü, ahlak yerine bilgisi, öğretildi.

pbreak1İnsanoğlunun elindeki tek iktidar “duâ” dır.
page_break
Satın alınabilen her şey değersizdir.

pbreak1Günah, “senin” varlığından! meydâna gelir.
page_break
Güneşe arkasını dönen gölgesinin peşinden yürür.

pbreak1Neyin peşindeysen zamanla ona benzersin.
page_break
Huzur mu istiyorsun; az eşya, az insan!

pbreak1Yavaşla, bu dünyadan bir defâ geçeceksin…
page_break
Emanete ihanet etmeyen herkes güzeldir.

pbreak1Zayıfının, güçlüsünden hakkını alamadığı bir millet Allah’ın himâyesinde olamaz!
page_break
İyilik yapar gibi görünme, iyilik yap, görünme!

pbreak1Tevâzu göstermek de ne oluyor, mütevâzı ol, görünme!
page_break
Ölmek istemeyeceğin yerde bulunma.

pbreak1Başkalarının hayatından ders alın.
İnsan, bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
page_break
Ne mutlu insanım diyene, insan kalabilene!

pbreak1Bölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.
page_break
Biraz âşık olmak “biraz hamile kalmak” kadar saçmadır.
pbreak1Sözümüzün değil, nazımızın geçtiği insanlar dostlarımızdır.
page_break
Bu dünyaya “cemâl” görmeye, “kemâl” bulmaya geldik,
görenlere ve bulanlara selam olsun!

pbreak1Hiçbir şey yozlaşmadan popülerleşemez!
page_break
Kendini gören Allah’ı göremez!

pbreak1İnsan Hakk’ın zâhiri, Hakk insanın sırrıdır.
page_break
Kader, gayrete âşıktır.

pbreak1Uçmak istiyorsan, seni aşağı çeken herşeyi bırak.
page_break
Amelde temenninin ilâcı ümit, ilimde hüsrânın şifâsı irfândır.

pbreak1Lokma, geldiği yere hizmet eder!
page_break
Kendinden başka eksiğin yok!

pbreak1İnsan yanındakinin kıymetini bilemiyor; gözün gönle ihânetidir alışmak!
page_break
Aşk ateştir; eritir, kavuşturur, bütünleştirir; birleştirir!

pbreak1Halvet der encümen: çağın içinde ama ağın dışında; hayatta ama dünyada değil!
page_break
Kendi nefsinde göremediğin bir ayıbı başkasında görmen ne büyük ayıptır.

pbreak1Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.
page_break
Gündemi takip ediyorum ama içime çekmiyorum!

pbreak1Unutma her azizin bir geçmişi, her günahkarın bir geleceği vardır, hâle bakıp yargılama!
page_break
Hased, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir.

pbreak1Her şey olmaya çalışmak, bir şey olabilmenin önündeki en büyük engel!
page_break
Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.

pbreak1Göz açıldıça ruh perdelenir.
page_break
Allah, uçamayan kuşa alçacık dal verir.

pbreak1Herkesin bir mesleği olmalı, bir de meşgâlesi.
O meşgâle bütün kültürümüzdür.
page_break
Vicdân, Allâh’ın kalbimizdeki sesidir.

pbreak1Kurtuluşunu hangi ele bırakmışsa insan, mahvının da aynı elden geleceğini bilmelidir.
page_break
Tahterevalliye tek başına binen aşağıda durmayı hak eder. Sevgili Dost! Gel ve YÜKSEL!

pbreak1Allâh, insanı iddiâsından vurur.
page_break
Duaların yerini hayaller aldığından beri zarardayız.

pbreak1Mezara girmeden gerçeği görmeye çalış, karanlıkta gözü açmak bir işe yaramaz.
page_break
En son, acele etmeden, hayret içerisinde, gökyüzünü ne zaman seyrettiniz ?

pbreak1İnsan için önüne çıkan bütün yollar “yürünebilir” ise o insan artık kaybolmuştur.
page_break
Gelenek küllere tapmak değil ateşi korumaktır…

pbreak1Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur. Testide ne varsa dışına o sızar.
page_break
Sabır, hîlesi olmayanların hîlesidir.

pbreak1Ümit, fitili yanan sabırdır.
page_break
Dalında güneş görmeyen yemişin, dilinde hiç tadı olmaz.

pbreak1Meğer yiğidin hası tenhada beyaz baldırla ya sarı mangırla
başbaşa kalmadan belli olmaz imiş.
page_break
Dinleyen susuz ve talepkâr olursa vâzeden ölü bile olsa söyler.

pbreak1Allah’ı kendinden ayrı gören, nefisten başkası değildir.
page_break
Utanmadıktan sonra dilediğini yap!

pbreak1Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün!
Eğer o sözü söylemediğinde mesûl olacaksan söyle. Yoksa sus!
page_break
İnsan zor zamanlarda kötümser bir haklılık yerine, iyimser bir yanılgıyı tercih eder.

pbreak1Doğallığın verdiği huzuru doğal olmayan yollardan arama. Sadelik, sahtelik sevmez.
page_break
Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.

pbreak1Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz.
page_break
Burası dünya, burada işler hep yarım kalır.

pbreak1Bâri sen, kendi güneşini gölgeleyen bulut olmayasın!
page_break
Öyle güzel ol ki… Söz söylediysen, “Ne güzel söz!” desinler;
söylemediysen, “Ne güzel sükût!”

pbreak1İnsanda var olan sonsuzluk duygusu gökyüzü, çöl ve denizi seyretme ihtiyacı hâsıl eder.
page_break
Hiç olurken duyduğum yüksek acı beni iyileştiriyor!

pbreak1Günahla irtibatı kesilen iman, kemâle eremez.
page_break
İnsanın kusursuz şekilde yaptığı tek şey; kendini kandırmaktır.

pbreak1Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez.
page_break
Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?

pbreak1Güven duygusu bir kere kaybedilir, sonrası hep… şüphedir.
page_break
Her aklıma geleni yapmama izin verseydin helak olurdum.
Sakın beni bana bırakma ey sevgili!

pbreak1Gam yeme seni ölümden ecelin; kederden de kaderin korur.
page_break
Sizden birinin hâlini sorarlarsa tek bir iyi hâlini biliyorsanız onu söyleyiniz.
Kimsenin eksiğiyle uğraşmayın rahat edersiniz.

pbreak1İnsanlardan beklentiyi azaltmak demek dertleri azaltmak demektir.
Çünkü dert tuzağının lokması talep etmektir.
page_break
Madenleri tanımıyorlar. Bitkileri tanımıyorlar. Hayvanları tanımıyorlar.
İnsanı tanımıyorlar. Güyâ Allah’ı tanıyorlar. [51:20-21]

pbreak1Sen susturmayı bilmezsen hayat seni hep lafa tutar.
page_break
İnsanı düşkünlüğe uğratan dört şeydir: Çok düşman, hesapsız borç, sayısız iş, kalabalık aile.

pbreak1Ey Rabbimiz! Dinidarlarımıza din ve irfân nasip et.
page_break
…İtâati öğren. Yalnız kendinden yüksek tempoya uyan kimse hürdür.

pbreak1Bir hakikati yok etmek istiyorsan ona “iyi” saldırma, onu “kötü” savun!
page_break
İçimizdeki ses sustu, tüm bağrışımız bundan!

pbreak1 Hak’tan adâlet değil, rahmet, kullardan rahmet değil, adâlet istenir.page_break Kelime, Arapça “yara izi” demektir. Ağzımızdan çıkan kelimeler muhatabımızda iz bırakır, yara açar. Kelimeyi süz de söyle!
pbreak1
Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır.page_breakAz olup kâfi gelen, çok olup da oyalayan(nimetin şükrünü unutturan) şeyden daha hayırlıdır.
pbreak1Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine karşı bağımsızlık demektir.page_breakYazışmak, kavuşmanın iki türünden biridir.pbreak1İyilik yapma fırsatı olmuş da yapmamış insan, kötülük etmiştir.page_breakÖlüm, biriktirdiğimiz şeylerin altında kalmak olmalı…pbreak1Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır, mühim olan çıktığın sütü ak bırakmaktır.page_breakAllah’ın verdikleriyle değil, vermedikleriyle meşgulüz. İşte budur çektiğimiz çilenin sebebi…pbreak1Adamın çirkinliğini, yüzüne karşı ancak ayna söyleyebilir, çünkü ancak onun yüzü serttir.page_breakİhsan ve nimetleriyle Allah’a yönelmeyen kişi imtihan zinciriyle O’na doğru çekilir.pbreak1Güzel deyince aptalın aklına kadın gelir, abdâlın aklına güzel!page_break“Ne derler acaba?” diye kahrolası bir put vardır.pbreak1Dualarının kabul olduğunu görmek istiyorsan, başkaları için dua et!page_break“Aslı” olanın tekrarı olmaz, devamlılığı olur.pbreak1Ey tâlip, senin O’ndan istediklerinin en hayırlısı, O’nun senden istedikleridir.page_breakKendini görmediğin her yerde Allah’ı görebilirsin!pbreak1Baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna derken “ömrü” tükettik bir hiç uğruna!page_breakİnsan kalbini koyduğu yerde, kalıbını koyduğu yerden daha fazla vardır.pbreak1Az bilmek için çok okumak gerekir!page_breakYalnızca durgun sular yıldızları yansıtır o halde durul artık.pbreak1Dünyada her şeyin bir ölçüsü vardır, sevginin ölçüsü de fedakarlıktır. Fedakarlık yapmayanın sevgisine inanılmaz.page_breakBölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.pbreak1Her varlığın bir gıdası vardır. Muhabbetin gıdası izhârdır. Sevdiğini göstermek, ortaya koymaktır.page_breakDerdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.

pbreak1Olmuş olan, olacak olanlar arasında en hayırlı olandır.page_breakKuş kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür.pbreak1Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.page_breakNefs ile ona muhâlefet ederek, şeytan’la Allah’ı zikr ederek, dünya ile kanaat getirerek savaşabilirsin!pbreak1Doğa gibi teknoloji de asıl gücünü, nimetlerinden yararlanıldığında değil, mahrum kalındığında gösterir.page_breakBütün gelişler fânidir, gidişler zamansız, sonsuz… meğer mutlak olan hasret imiş.pbreak1İçinde bu kadar çok nefret biriktirme! Bil ki nefretin bütün uçları keskindir ve iç kanama diye bir şey var!page_breakİnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise o insan artık kaybolmuştur.pbreak1Tövbeni bozmaktan vazgeçerek bir daha tövbe et; arayanı bulurlar elbet…page_breakKalbinizi ve sesinizi yumuşatın.pbreak1İnsan ancak anladığı şeyi duyar.page_breakVücudun rahatı az yemekte, ruhun rahatı az günahtadır.pbreak1Sünnet olan, “hiçbir çamurun üzerimizde iz bırakamayacağı kadar emîn insan olabilmektir” Kendimizden emin miyiz?page_breakAşk dediğin çiftleşmek değil “tek”leşmektir…pbreak1Kaybettiğin takdirde üzüntüsünü çekeceğin şeylerin arayışı içinde olmayasın!page_breakGölgeler gözünden kaybolduğunda gölge sahibi gözüne görünür olur.pbreak1Neyi arıyorsan osun sen; insan, zamanı durdurmak istediği yere aittir.page_breakYa gel, ol ve git ya git, ol ve gel…pbreak1Öfkeyi yutmak özür dileme zilletinden daha iyidir.page_breakNe garip üstteki taşı koyarken alttaki taşı küçümsemen; o olmasaydı çökerdi kulen!pbreak1Az yemek lâzım… Ecük yersen o seni taşır, ecük fazla yersen sen onu taşırsın!page_breakAllah’la bağlantısız her şey tüketilir; tüketilen her şey ise sıkıcıdır.pbreak1İnsanın kalbine sığabilene “kâinat” denir, kâinata sığamayana ise “insan”page_break“Kendine bir çeki düzen ver” dedi meczûb, “ayna sana bakıyor!”pbreak1Gerçekte kim olduğunuzu bilmek isterseniz; dilinizden düşürmediğiniz büyük iddialara değil, gelip geçerken günler, habersizce çekilmiş bütün o fotoğraflarda neyin parçası olarak göründüğünüze bakın!page_break Bir kehribar tesbih dedi meczûb beni sürekli kendine çekiyor… Câzip insan olasın ya huupbreak1 Kur’an’ın, doğanın, yaşamın, tarihin özü hep tekrardır; doğruyu, iyiyi, güzeli tekrarlamaktan çekinme. Güneş kendini tekrardan çekiniyor mu?page_break Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden, işitilir.pbreak1Âşık olmak değil olmamak hastalıktır.page_break
Herşeyin birşeyini birşeyin herşeyini bileceksiniz!
pbreak1Bilinçsiz eylem âdettir, ibadet ile âdeti ayıran niyettir; unutma niyetin kadar varsın!page_break Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmek isteyişi bir düş uğrunaydı, düşün yoksa o bıçağın elinde işi ne?pbreak1 İşinde tedbirli davranmayanın gönlüne ağırlık çöker.page_break Hak varken haksızlık yapamaz kimse. Yaptığını zanneder o kadar!pbreak1Elma çürüyor, yaprak sararıp dökülüyor, çiçek soluyor, vadesi dolan gidiyor. Her şey, hayatın gidişatının ne tarafa doğru olduğundan bir haber…page_break Ömür; insan, kalıbının içini insanlıkla doldurabilsin diyedir…

pbreak1 İnsanlar sevilmek, eşyalar ise kullanılmak içindir. Huzursuzluğun nedeni; eşyaların sevilmeleri, insanların kullanılmalarıdır.
page_break
Yaşamın gizemi yalın oluşundadır. Bu yalınlığı din kutsar, bilim sınırlar, sanat betimler, felsefe yorumlar.

pbreak1Ne garip bir idraksizlik! İnananların çoğu Allah’a inanmıyormuş gibi umursamazlar, inanmayanların çoğu Allah’a inanıyormuş gibi rahatlar.page_break
Uyanık olasın; tecrübe zamanla birikiyor, enerji zamanla azalıyor. Tecrübe yavaş birikiyor oysa zaman gittikçe hızlı akıyor.

pbreak1Yalnızken ne kadarsak o kadarız aslında. Gerisi bize ait olmayan teferruatlar…
page_break
Mutluluğun önündeki en büyük engel: çok fazla mutluluk beklentisidir.pbreak1 Durduğunuz pozisyonun doğruluğunu veya yanlışlığını anlamak istiyorsanız, yanınızdakilere ve karşınızdakilere bakınız.
page_break
Eğer kısa cümleler kuruyorsa insan, uzun yorgunlukları vardır sadece…

pbreak1 Kırılmak istemiyorsan kimseye “ayna” olma!
page_break
Aşıkların sözlerini alıp satan aşık mıdır? İçini görmez sarayın vasfeder duvarını…

Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada asla barınamazlar.
page_break
Namaz camiden çıkınca, Hac Kabe’den dönünce, Oruç Ramazan bitince başlar.

Melekler uçabilirler çünkü kendilerini hafife alırlar.

page_break
Denizde dalga, dünyada dert bitmez. Sen rahatı iç dünyanda ara. Dışardaki çalkantıya aldanmayıp içine bak! Saklı inci, kendi derinliklerinde…

Kanıta ihtiyacı olmayan doğallığın adıdır içtenlik. Biraz samimiyet lütfen…

page_break
Allah deldiği boğazı aç komaz! Yiyebileceğin aşı, yapabileceğin işi yap. Her tencereye köz, her pencereye göz olma!

Gece uzundur, uykunla kısaltma onu; gündüz ışıktır; günahınla karartma onu.

page_break
İnsanın iç acılarının toplamı, Yaradana uzaklığı kadardır!

Müslümanlık ince insanlık, dervişlik ince müslümanlıktır.

page_break
Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur. Asıl mesele bir derdinizin olmasıdır.

İlkin gezginliğe çıkman gerek ancak sonra yurduna dönebilir o zaman da ötekileri anlayabilirsin. Öteki gören gözle en uzun yoldur insanın içi…

page_break
Hayatın ayarlarıyla oynamalı diyenlere not: “Yavaşlayarak önce hızdan, sonra hazdan vazgeçilecek…”

Allah insanı ümit diye yarattı; Ümit diye yaratılan ne Allah’ın ümidini boşa çıkarır ne Allah’tan ümidini keser.

page_break
Ey tâlib-i canan, bu yoldan nasibin: zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlub olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak kadarıncadır.

Madem insan kulağından beslenir ve kainat asla boşluk kabul etmez. Sen de vücudun ülkesini boş bırakmayıp ateş-i aşkla âh eyle dem be dem: atesiask.com

page_break

Seyahat ediniz ki tertemiz olasınız zira suyun bile bir yerde çok kaldığında tadı, rengi, kokusu bozulur, güzelliği kaybolur.

İnsanların, diğer insanları ancak kendi menfaatlerine uyacak kadarıyla anladığı zamanlarda siz öyle bir kazanın ki kimseyi yenmiş olmayasınız.

page_break

Zenginliğin çok vermekde olduğunu unutan birine rastlarsan sual basit: Ne yapmış da zengin olmuş? Zengin olmuş da ne yapmış?

Hata suya benzer, yayılmaya hazırdır. Gerçekler kaya gibidir ayağına gidilmeyi bekler. Oysa tesiri su gibi temizleyicidir.

page_break
İlaç, ilaç olarak kaldıkça tesirsizdir, içildi mi varlığından geçer, işte o zaman tesir eder, kelimeden, ahvale aşk ile şifa bulasınız ya huu

Ey can! Kimi, nerede aradığına dikkat et; zirâ kendinde olanı aramak, kendinle arana mesafe koymaktır. Kaldır perdeyi aradan ya huu

page_break
Tut ki yoldan uzaktayım, uykudayım, gafletten uyanamamışım; ama uyuyanlara da gizli bir seyir bağışlamaz mısın Sen!

Dervişlik, ölüme hazır olma sanatıdır.

page_break
Kurt kuzuyu yerken tarafsız kalmak, kurdu tutmaktır.

Her insan mutlu olamaz çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü!

page_break
Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür olabilirsin.

Hastalıktan dert yanma! Hak seni kayırıyor, günahtan uzak tutuyor, nefsi azgınlıktan, ömrü israftan koruyor. Şükret ki musibet nimet olsun!

page_break
Vakit her zaman saatle ölçülmez. An gelir tesiri başka başkadır. Vuslatı bekleyen aşığa, sabahı bekleyen hastaya, ölümü bekleyen yaşlıya sor

Derviş, kendi hazzından fâni olandır. Sofrada bulunması dâhi ailesi fertlerini iştaha getirmek içindir, işkembeyi şişirmek için değil ya huu

page_break
Hayat seni güldürmüyorsa espriyi anlamamışsındır demektir. Rıza mazharıyla hoş olam dersen; dilin tut, sözün yut seyretmeye bak

Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da; herkes biraz var o kadar…

page_break
Sürahi eğilir, bardak değil. Derin olan, dolu olan, usta olan boyun büker, çırak değil.

Derdini sıkı tut. Şikayeti bırak. Alıştığın derdi alır yenisini verir hepten berbat olursun… Verdiğine razı eyle ya huu
page_break
Aşk yolunu seçtik sanırdık meğer yolun sahibi layık bulduğunu tercih edermiş. Akansu gayriyatları kenara atarmış. Katremiz ummana erdir ya huu

 Ölümden şüphen mi var? Uyuma! Öyleyse uyku gibi ölüme de mahkumsun. Dirilmekten şüphen mi var? Uykudan uyanma! Demek uyandın; dirileceksin!
page_break
Doğan, isterse sütbeyaz ve eşsiz olsun; fare avladıktan sonra bayağıdır. Dön bak aynaya neyin peşindesin; unutma talebin ne ise o’sun sen! Tut ki beklemiyorum seni, vuslat ümidiyle yanmamış buluşma özlemiyle ölmemişim; fakat her taşın güneşten bir payı yok mu?
page_break
Aklına gelen bütün ihtiyaçlarını bir alışveriş merkezinde giderebilen bir insan, Kafdağı’nın ardında neyi arasın?Dervişlik, hoşgörü yoludur; ama neyi hoş görelim? Ne hoş ne değil? Nefse hoş gelenlerin hoş görmek değil Hakkın hatrını hoş tutmaktır yolumuz.page_break
Âlemden maksat: bir kâmil insanı meyve vermesi, insan’dan maksat ise o demin gelmesidir. Hakikat sancısı çekenlerin demleri ziyâde ola ya huuCihad, beden ülkesine ruhu hakim kılmak içindir. Cihandaki savaş ise delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye müminlere! farz olmuştur.

page_break
Ey can, gönlünden aşka bir yol aç. O bahar gibi su gibi hoştur. Duru su, aya ayna tutar.  Aşk baharının rüzgarı esince kuru olmayan her dal sallanır.

 * * * * *

Hâmiş: Madem buraya kadar zahmet edip sabır gösterip okudunuz bir de sır verelim: “Slogan, cahillerin dizginidir” biliriz ancak kelimelerden hakikate yol bulmaktır niyyetimiz. Lûtfen siz de bu yemi yutup fikir sahibi olmadan hüküm sahibi olmayınız. İşbu mânânın tamamı ve devamı için twitter üzerinden vâsıl olalım erenlerim huu

Kâinat dergâhtır

Senin ekinindik, aşk orağıyla sen biçtin bizi, samandan ayırdın, ambara çekmedesin. Bu çekiş doğruya, lûtuf ve kereme, zerreden bütüne götürmedir. [Hz. Pir Mevlâna]

derviseli

Biz taşların, ağaçların, insanların ve alemlerin Rabbi olanın kullarıyız. Dağları seven, yeni aya bakıp duaya duran, “senin Rahmanla ahdin daha taze deyip” yağmurun altında ıslanan, ağacın kendisine selâm verdiği, çakıl taşlarının vazifesine şehadet ettiği, sıcak günlerde bulutun gölge ettiği, alemlere rahmet olan’ın yolunun yolcusuyuz. “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır” diyenlerin “yetmiş iki millete bir gözle bakmayan, halkın evliyâsı da olsa Hakka âsidir” buyuranların evladıyız.

O erler ki düşeni tutar kaldırır, adam aldırmada geç diyemez aldırırlar. Yumuşak başlı iseler kim demiş uysal koyun olduklarını? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunları! Elsizdir, belsizdir, dilsizdirler amma gezerler alemde erkekçesine…

Seccade üzerinde, cami ve tekke duvarları içine hapsolunamaz bizim duruşumuz, cümle mevcudât zâkir, kâinat dergâhtır bize…

Bizim gözümüzde tabiatı her yönüyle Hak Dost’un bütün güzelliklerinin seyredildiği bir aynadır, tecellilerin mazharıdır lakin gizli olan sırlar ancak görenedir, köre ne…

Kainatın ahengiyle hem-aheng olup aynı ritmi vuran bir derviş ağacın elinden tutar, halini hatrını sorar hem ağaç ve derviş ne de çok benzer birbirlerine…Yavaş yavaş ilerler, meyve yüklü oluncaya kadar yavaş yavaş gelişirler. Yaprakları kökün mahiyetine tanıklık eder ve ne tür gıda topladıklarını söyler. Dallar kuru kaldıkça dinlendirilmiş ve mest olmuş zahidlere benzer. Bahar melteminde zuhur eden dostun dudağı onlara dokunduğu zaman, zahidlik aşka dönüşür. Ve tıpkı sürgünün rüzgar sayesinde kımıldaması ve kainatın büyük uyumu ile ahenk içinde tutulması gibi, aynı şekilde kalp de dostun yâdı ile sürekli olarak harekete geçirilse gerektir…

Ah dervişim aah, o dalı kırmayacak, o ağaca kıymayacaktın…

Tutsak bir dost

Kudüs’e doğru -2,
Doğrusu insanların İbrahim’e en yakını her halde onun izince gidenler ve şu Peygamber ve iman edenlerdir, Allah da mü’minlerin dostudur. [3:68] 

İbrâhim içimdeki putları devir, elindeki baltayla.
Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim?
Güneş buzdan evimi yıktı,
Koca buzlar düştü putların boyunları kırıldı.
İbrâhim güneşi evime sokan kim?

Düşmüş çilelerin son yaprağı da kucağına gül
Bin Nemrut yüklendi omuzlarına, bir Nemrut’un ocağını
Bin uşakla harlasalar ateşi, yine dönüşür İbrahim’e gül
Yanmaktadır, yakılmaktadır, kor olmuştur yürekler
Yeter ihya için bir selamın, Bağdat ile Şam’a gül
. . .

El-Halil şehri Kudüs’ün güneyinde, 32 km’lik mesafede, yitik sevdamız Filistin’in Batı Şeria’daki işgal bölgesinde yer alıyor. Yahudilerin dört kutsal şehrinden biri olan El-Halil, Judean dağı eteklerinde 930 metreye kurulmuş. 200.000 civarında Filistinli ve 500 yahudinin yaşadığı kentin yer aldığı bölge 1948’de varlığını ilan eden İsrail devletince Filistin Özerk Bölgesi olarak adlandırılır. Özerkliğe, işgale ve sınıra dair tanımlamaların dilsiz kaldığı yerde ise Filistin başlar. Telaviv’in refahından ve pervasızlığından geçip, duvarlar ardında tutsak edilmiş topraklara varılır: Cenin, Nablus, Tulkerim bir de içlerinde en sevgilisi “El-Halil”. El-Halil şehri, içlerinde en sevgilisidir, çünkü o “Dost’un makamı”dır.

Tıpkı Kudüs gibi üç kere takdis edilmiş, kutsanmış olsa da o’nu yeterince tanıyıp bilmeyiz. Hz. Davud’un ilk başkenti olan, üç dinin de kutsal saydığı El-Halil şehri beş bin yıllık tarihiyle; eski bereketli demlerinden iz kalmamış, Halil İbrahim sofralarına hasret, sessiz bir gerilimin ortasındadır şimdi.  

M.Ö. 1800 yıllarında Allah’ın dostu Halil İbrahim Peygamber, eşi Sare validemiz ile buraya yerleşirler, burada vefat edip, buraya defnedilirler. Ardından oğlu İshak (a.s.) ile eşi, torunu Yakup ve onun oğlu Yusuf Peygamberler de El-Halil şehrine defnedilirler. Üç semavi din de bu elçiler silsilesine tek başına varis olmak istediğinden Halil şehri tarih boyunca farklı dinlerin yönetimi altında kalmıştır. Bu yüzden İsrail oğullarının da dost evi anlamına gelen “Hebron” olarak isimlendirdiği bu topraklar her üç dinden de izler taşır. 1187’de Selahaddin Eyyübi’nin fethiyle şehir asli hüviyetine kavuşur. Bu tarihten sonra Memlûklüler de, 400 yıllık idareleri döneminde Osmanlılar da şehrin imarına, ihyasına çok önem vermiştir. Bu devirde hacca giden Müslümanlar Kudüs’ten sonra El-Halil şehrine de uğramayı benimsemişlerdir. Kentteki bu canlılık birçok vakfın kurulmasını, külliyelerin inşa edilmesini ve hareketli bir ticari yaşamın oluşmasını sağlar. Osmanlı padişahları da gelip buradaki peygamber kabirlerini ziyaret ederler. Bu refahı, bolluğu Evliya Çelebi kendine has üslubuyla mübalağa ile aktarırken; burada Hz. İbrahim zamanından beri hiç sönmeyen ateşin üzerinde, “Çorba-ı Halil” denen nefis bir taamın piştiğini, her gün dağıtılan 7000 sahan ile evlerde hiç ocak yakmaya hacet kalmadığını anlatır.

El-Halil kadim tarihi dışında üzüm, incir, mermer ve cam üflemeleriyle ünlü. Eski şehir merkezi, dar sokakları, düz damlı evleri ve eski pazarları ile simgeleşmiştir. Şehirde iki Filistin üniversitesi vardır. Günümüzde Filistin bölgesinde yaşayan Müslüman Arapların akrabalarını ya da Mescid-i Aksa’yı görmek için, İsrail tarafına geçmeleri çok güç. Yanınızda pasaportlarınızla bir turist kafilesi olsanız bile yaklaşık 30 km. ötenizde bir camiyi ziyaret edebilmek için sıkı tedbirler almanız gerekiyor. Dönüşte tekrar İsrail topraklarına giriş yapacağımız için pasaportlarımız yanımızda. El-Halil şehrinin sokaklarında sessizlik ve tedirginlik var, etraf bakımsız.

Arada sırada eski zamanlardan kalma birkaç güzel yapı göze çarpıyor. Meydan sayılabilecek dört yol ağzında trafik biraz daha canlı ve açık üç beş dükkân var. Yarısı yıkılmış duvarlarda “Bekle Kudüs geleceğiz” yazıyor. Halil Camii’ne yaklaştıkça yolun her iki yanında harabe evler, boş dükkânlar sıralanmaya başlıyor. Bir zırhlı araç geçiyor önümüzden… İleri köşede bir kontrol kulesi, sokağın başında bir barikat, fotoğraf çekmek yasak… Bir zamanlar esnaf olduğunu düşündüğümüz üç beş kişi paslı kepenkleri inmiş dükkânları önünde sanki garip bir bekleyiş içinde bize bakıyorlar. Duydukları “selam” ile ancak geliyor emniyet hissi. Tek yaptıkları burada var olmaya çalışmak olan Araplar, nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Halil Camii’nin, ya da külliyesinin hemen arka yamaçlarına ise son 50 yılda yavaş yavaş Yahudi aileleri yerleştirilmeye başlanmış. Bugün yaklaşık 500 kişi olan Yahudi nüfusu korumak için bölgede 1000 kadar İsrail askeri bulunuyor. İsrail devleti yine şehrin ve kabirlerin korunması için farklı tedbirler almış. Camiye çıkan yokuşun başında x-ray cihazından geçerek üzeriniz aranıyor, askerler tarafından çantanız karıştırılıyor. Güyâ Müslümanların güvenliği için caminin dört bir tarafına yerleştirilen kameralarla içerisi sürekli takip altında tutuluyor. 56 m. uzunluğunda, 33 m. genişliğindeki caminin bugün hayli küçük bir kısmı müslümanların ibadetine açık.

Giriş kısmında önce İbrahim Peygamberin eşi Hz. Sare’nin, içeride de Hz. İshak ile eşinin sandukaları yer alıyor. Biraz ilerleyince ayrı bir odada demir parmaklıkların ardında İbrahim (a.s.)’ın kabri var.

Hz.İbrahim'in kabr-i şerifi. Yahudiler ve Müslümanlarü kabri ziyarete geldiklerinde seslerini işitseler de aradaki duvardan birbirlerini göremiyorlar. Kabirler demir parmaklıklar arkasında kalıyor. Fotoğrafın sol üst kısmında gözüken pencere, yahudilerin ziyaret için kullandıkları bölümdür.

Sandukanın bulunduğu odanın diğer penceresi caminin sinagoga çevrilen bölümüne bakıyor. Bu kısımda ise Yakup ve Yusuf Peygamberlerin kabirleri vardır. 1994 yılına kadar tamamen ibadete açık olan caminin sinagoga çevrilen kısmını müslümanlar her yıl on günlüğüne ziyaret edebiliyorlar. Caminin bu şekilde bölünmüş olması yine güvenlik gerekçesiyledir! Bu cami 1967’den bu yana hemen hemen her yıl silahlı ya da silahsız çeşitli taciz, korkutma ve şiddet eylemlerine maruz kalmış. Ancak Yahudi yerleşimci Baruch Goldstein’in 25 Şubat 1994’te gerçekleştirdiği saldırı bir dönüm noktası oluşturmuş. Zira 1994 Ramazanında bir cuma günü sabah namazında fanatik bir yahudinin cemaate ateş açmasıyla 29 kişi şehid olur, 300 kişi de yaralanır. 

Olaydan sonra mabed dokuz ay boyunca kapalı kalır. Sonrasında ise bugünkü uygulamaya geçilir. Tüm bu tutsaklıkların ve mahrumiyetlerin ortasında tam bir ironiyle “Hebron” ya da “El-Halil” ismi durur. Peygamberlerin dedesinin eteğinde, ezelden beri gelmiş olan tek dinin kuşatıcılığında oğulları ve torunları toplanamamıştır ne yazık ki. Toprakların kutsallığı üzerine çıkarılan kavgada tutsak, mahzun bir şehir kalmıştır geride… 

HÂMİŞ: Geçen yıl bu vakitler teşrifiyle müşerref olduğumuz Filistin seferimizde sıcacık yuvalarının kapısını bizlere açarak, hasret kaldığımız misafirperverliği, izzet ü ikramlarıyla altında kalkamayacağımız mahcubiyetlere sebebiyet veren Zatari ailesine kalbi teşekkürlerimizle…

Bunlar da ilginizi çekebilir

https://umutrehberi.wordpress.com/2011/01/19/kuduse-dogru/

https://umutrehberi.wordpress.com/2011/02/23/kuduse-dogru-3/

https://umutrehberi.wordpress.com/2011/01/02/kudusun-sahiplerine/

İKRÂM: Kuds-i Şerif’te el-Aksa’nın içerisinde yer alan, “zaviyet’ül erbain” olarak bilinen hususi mevkide her cuma sabah namazını müteakip okunan mevlidi şerifi dinlemek ve kaydetmek nasib oldu. Lezzet almak isteyen canların istifâdelerine sunulur. (Kaydın bize ulaşmasına vesile olan Yasin İNAN kardeşimize baki meveddetlerle…)

Selâm olsun ya huu

Aziz dost,
Her varaktan yüz tecelli gösterir fasl-ı bahar
Her taraftan biz kahr hüsnünü seyran edelim

Meclis-i uşşaka ta’n etmek ne hacet her leîm
Bâdeyi nûş eyleyip câmını pinhân edelim

Siz güzelim canlarla iki satır da olsa yeniden buluşma imkanı veren Rabbe şükürler olsun… Gül beslediğiniz gönle düşürene aşk olsun… Sizlere karşı da mahcubuz kaç zamandır hamuş olduk lakin “yâd-ı hayal-i yâr” ile, yarı meczub dolaştığımız günlerin üstüne Aşk Sultanından bir de “sakin ol” çağrısı eriştiğinden beri şifamız sükut oldu…

Ne var ki “İnsanın kulağından beslendiği suretler sahnesi: dünya hayatında” gönül penceremize sızanların kirlenmenin boyutlarından etkilenmemesi pek güç… Kulak verdiğimiz her ses, göz kırptığımız her renk, bir iz bırakıyor kalbimizde, bir de bakmışsınız hiç farkında olmadan o melodiyi önce dille sonra gündemle tekrar eder olmuşsunuz.

İş bu meyanda O’ndan yana bir kapı açmak niyyetiyle pek latif bir çalışmadan bahsetmek isteriz. Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu, bu müziğin kadim eserlerini İrfan-ı Aşk adıyla dört CD’lik bir albümde bir araya getirdi. Şevk-efza, Çargah, İsfahan, Buselik, Segâh, Hüzzam, Irak, Nühüft, Acem, Beyati, Bestenigar, Ferahnâk, Pençgah, Mahur, Zavil, Nihavend, Neveser ve Suzinâk makamındaki eserlerden müteşekkil “TÜRK TASAVVUF MÜZİĞİ KLASİKLERİ“‘nden tertib olunan “İRFAN-I AŞK” adlı muhteşem çalışma, Hz. Pir Destgir-i Münir Efendimiz’in 738. Vuslat’ı Şeb-i Arus hürmetine Mutriban sitemiz

ziyaretçilerinin istifadesine sunulmuştur. Mezkur albümün sitemizde neşredilmesine müsaâde buyuran kıymetli üstadımız, aziz büyüğümüz Ahmet Özhan’a cân-ı gönülden şükranlarımızı sunar, Allah’tan gayretlerine tevfik, ömürlerine sıhhat ve bereket niyâz ederiz.

Böylesi nadide eserden azami istifa ederek, nağmeden ömre yayılan bir güzel yol kuran canlara aşk olsun, aşk bulsun, aşk ile dolsun, hayat yolculuğunda ilim, edep ve takva üzre, bulanmadan ve donmadan akmak nasib olunsun.

Bize bizden yakın olan, bizi bizden korusun da tek bir an dahi nefsimizle baş başa bırakmasın ya huu

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyade eylesin de

huzur bulasınız efendim

Gönlüm kalem gibi senin avucunda, parmaklarının arasında, neşelerim de senden gelmede, hüzünlerim, gamlarım da… Senin dilediğinden başka ne olabilirim ki? Bazen benden diken bitirirsin, bazen gül. Bu yüzdendir ki ben bazen gül koklarım, bazen diken toplarım. Bazen çok neşeliyim, bazen çok mahzun… Beni ne hale getirirsen o halde olurum. Sen mademki benim böyle olmamı istiyorsun, ben de öyleyim, başka türlü değilim. Önce de sen varsın, sonra da sen varsın. Sen bizim evvelimizi de, âhirimizi de hayırlı et! Gam ve kederi bizden gider!Masiva kirini çıkar al kalbimizi senden yana!

[Hz. Pir Mevlana]

Ümit AKDEMİR

Antalya, Türkiye (şimdilik)

Hâmiş:

Hâmiş: Güneşten aya vuran ışık kadar bereketlidir bir hediye; yoluna baş koyulan da, yoluna başlar veren de bir hediyeden can devşirir sonunda. Eşyadan mânâya varan inceden bir yoldur o. Melâl içinde mütevazı bir lezzettir hediye; açık bir kalpten çıkınca açık kalpler bulan. “Birbirinizi sevmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmazsınız. İmanınız bu olgunluğa erişmedikçe de cennete giremezsiniz. Aranızda muhabbetiniz oluşmasını istiyorsanız aranızda selamı yayınız, çokça selamlaşınız *** Hediyeleşiniz; zira o, sevgiyi arttırır ve iç sıkıntısını giderir.” buyuran Sevgili'(sav)nin izi üzre “sevdiğimiz canlara” bir tatlı yâdigar olsun diye, Hicaz Günleri’nde huzurdaki halimizi, “Bir hediyyedir” diye mektuba iliştiriverdik. Cür’etimizi mâzur görün ama kimbilir gönülden gönüle kurulan köprü içre bir zevk-i tahattur, ve bir nice hayırlara vesile olur…

Canım yanıyor

Çağırırım ey dost seni,
Sizi çağıracağı ve sizin de onu överek (bu çağrıya) cevap vereceğiniz ve kendinizi [yeryüzünde] çok kısa bir süre oyalanmış gibi hissedeceğiniz bir Gün[İsrâ, 52]

Hep yaptığımız gibi feryadımızı bir nağmeye yükleyip başlamak isterdik mektuba ama nafile… Hissettiklerimize biz dahi tercümân olamazken mecmua-i saz û söz neylesin efendim!

… ve neylersin mevsim sonbahar işte; yaprak nasıl düşerse, gözyaşıda öyle düşer bu mevsimde; öylesine yavaş yavaş, öylesine hiç durmayacakmış gibi, öylesine damladıkça çoğaltır dumansız ateşimiz…

İlk önce kımıldar hafif bir sancı; ayrılık sonradan kor yavaş, yavaş…



Halimizi görenler “zavallı nereleri bırakıp gelmiş” deyip sual eyler:
– Kesin dönüş yapmışsınız diyorlar doğru mu?
Suretler sahnesi âlemde ne kesinlikle kesin olabilirdi ki!
Allah döndürmesin yolumuzdan ve ayırmasın bizi aşk kapılarını açtığı yolundan…

Âşık seni dünyaya, gamın âleme vermez,
Bin ömre, firâkınla geçen bir demi vermez!..

Çocukken gün battı mı bir köşede ağlardım; nihayet dönüp dolaşıp aynı noktaya vardım…

Gün battı, Hicaz seferimiz Cuma mektuplarının sırlandığı yerde nihayet buldu, üç mescidin süslediği zevk-i tahattur artık bir tatlı düştür bu ülkede…

Geciktiyse de mektubum… affola; garipliğim mahzunluğum duyurmamak içindir…
“Şu halime bir nefes olmaz mı” feryadıyla susuzluk talep eden canların açtığı yol olmasaydı daha bir nice de beklerdik hani…

Bir tatlı dilliye düşen canın gönlünde gizli şeyler kalır mı hiç! Haydi kalk! Ey sevgilisinin hayaliyle uyuyan kalk, kalk ve kulunun da senin de bildiğin o şeyden kadehi doldur getir! Ey kırık gönülleri sevindiren sevgili, gönlüm kırılmadan önce kalk! [Hz. Pir Mevlana]

Hicaz’da geçen yıllardan sonra gurbet nedir, sıla neresidir bilmez olduk ama “sudan çıkmış balığa döndüğümüz” muhakkak… Şimdi gâh olur gurbet vatan, gâhi vatan gurbetlenir…

Ben gurbet rüzgârının üflediği kamışım
Bir su başında mahzûn, yapayalnız kalmışım…

Aah ki şimdi bir Cuma’nın daha nuru düşüyor üzerimize, haftalar geçmiyor ki tam da bu saatlerde CUMA’dır, bayramdır diye gönderilmemiş mektuplar yakmayalım, lakin göndermeye elimiz varmaz, mecalimiz kalmaz … Öyle ya vaktiyle bu satırların yazarı, Mescid-i Haram’da cem olmadığı günü Cuma saymamıştı, cana erişen her “gel muştusu”nda bir kararda duramayıp Huzur-u Nebi’de almıştı nefesi…

Döner döner bakarım kûy-i yâre aahederim, ve ne gün aah etsem, kanar dîldeki firkât yarası

Neyse efendim perde kapandı, şimdilik buralardayız, doğup büyüdüğümüz topraklarda, buruk bir gönül, yaşlı gözlerle, sevgiliden kalan hatıralarla teselli olmaya çalışıyoruz, Gök kubbe altında her mekâna harem gözüyle bakıp, her suyu zemzemdir niyetine içiyoruz. Hayata alışmaya, hatırası acıtıyor olsa da, her unutuşta bir parçamız eksilse de yeni dönemde, yeni görevlerle tutunmaya çalışıyoruz.

Heyhat bırakın alışarak ve unutarak hayata tutunmayı, andıkça yandığımız hatıralardan ayakta durmak, kendimize gelmek ne mümkün… Dua bekleriz efendim, muhtacız, ya huu

Gönlünden öptüğümüz şairin

Ya topla yaralı kırlangıçları
Ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
Özgürlüğe giden tutsaklar gibi
Siyah gözlerine beni de götür

makamında yandığı yerde dua bekleriz canlar…

Artık susayım da, bundan sonra gizli dua edeyim, fakat padişah “Amin” derse, dua nasıl olur da gizli kalır?…yine de eksik olmayasınız, siz şimdi gönlünüzü bize uzattınız ya melekler size dua buyursun, Sultanım lütf û inayetiyle, cemaliyle şâd eyleyip kulum diye yâd eylesin de huzur bulasınız ya huu

Göğsü göz göz ayrılık delsin de bir, sen o gün benden işit özlem nedir?… Sen, ayrılık nedir, görmedin. Allah sana ayrılığı göstermesin. Bu bir duaydı ama, bundan daha iyi dua da olamaz. [Hz. Pir Mevlana]

Ümit AKDEMİR

Antalya, Türkiye (şimdilik)  

Hâmiş: Gerek google grup gerekse facebook umutrehberi üzerinde mülahazalarımız sürerken bir ucunu bu tarafa uzattığınız elinizin delili sayılacak e-posta adreslerinizle buradan https://groups.google.com/group/umutrehberi/boxsubscribe abone olup buradan http://twitter.com/#!/umutrehberi hemhal olabiliriz vesselam